Düzen çeşitli yaralar aldığında ve artık rıza üretemediğinde bundan görece az etkilenen ama sesleri daha çok çıkan orta sınıflar olur. Kadıköy’de yol kenarında asayiş kontrolü yapmak, Çankaya’da su kesmek, Karşıyaka’da asfaltı söküp öylece bırakmak isyan riskini artırır. Bir tercihte bulunmak gerekirse asayiş kontrolü Esenyurt’ta, su kesintisi Mamak’ta, asfalt sermemek Çiğli’de söz konusu olur. Rıza en çok orta sınıflarda üretilmelidir. Düzenin sürmesi için bir ön kabuldür bu.
Ancak devletin sermayesiyle birlikte ortaya koyduğu bu pratik yabancı sermaye söz konusu olduğunda sekteye uğrayabilir. Orta sınıfların hassasiyetleri göz ardı edilebilir. Türkiye bugünlerde iki nadide örnekte bunu yaşıyor. Orta sınıfların steril dünyasını kirletecek kadar küçük bir leke mideleri bulandırıyor.
Elçilikler ile vize başvuruları arasında bir yastık
Avrupa merkezli hizmet sektörü inovatif fikirleriyle Türkiye’nin kuralsız piyasa mekanizmalarının orta yerine düştü. Yaptığı iş itibariyle bu kuralsızlığı simgeleyen en önemli şirket VFS Global’dir zannederim. Şirketin görevi, elçiliklerin tek taraflı kurallar bütünü içinde, vize başvurularını düzenleyerek elçiliklere uzatmaktır. Bu sayede başvuru sahiplerini başvuru yapacakları ülkelerin konsolosluk binalarından uzakta tutar, üstelik verdikleri hizmet karşılığında bir ödeme alır; dahası vize başvuruları reddedilse dahi bu ödemenin başvuru yapan tarafından konsoloslukla, dolayısıyla ilgili ülkeyle ilişkilenmesini engellemiş olurlar. Kurallar konsolosluk ile vize başvuru sahipleri arasındaki ilişkiyi düzenler. Aracı kurum olarak konumlanan VFS Global bir yastık görevi alır. Kuralsızlığı bir kural haline getiren Türkiye kurumları ise sürecin hiçbir tarafında yer almaz. O kadar ki başvuru sahiplerinin tüketici hakem heyetleri dahil olmak üzere hiçbir zeminde çiğnenen hakları aranmaz.
Schengen Bölgesi gezegenin en prestijli vize başvurularına tanıklık ediyor. Avrupa Birliği dolaşımı bir yönetimi simgeliyorsa, Schengen onun içindeki bir yürütmeyi simgeliyor. O yüzden dolaşıma açılan bir özgürlük demek bu. Ancak Schengen Bölgesi sıklıkla değerlendirme kriteri değiştiriyor. O kadar ki artık bu “orta sınıflara sopa atma” arzusuna kadar uzandı. Sadece başvuru belgesindeki yeni fotoğraf oranları dahi elçiliklerin Türkiye’yi, VFS Global’in ise başvuru sahiplerini “yolmasının” bir yolu olarak görülebilir. Çünkü ödemesi yanan her başvuru sahibi kendini yeniden fotoğraf çektirirken buluyor. Buna benzer iki elin parmakları kadar yenilik Türkiye’nin kuralsız piyasa mekanizmaları arasında kendi yurttaşına çektirilen eziyeti seyretmesi anlamına geliyor. Orta sınıfların hayalleri leke tutuyor artık.
Avrupa suçu Türkiye’ye atıyor
Son dönemde yükselen şikayetleri ve sorunun boyutunu idrak eden Avrupalı yöneticiler ise orta sınıflara çektikleri balans ayarında Türkiye’nin kurumlarını işaret ediyor. Son olarak Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Sanchez Amor, Schengen Bölgesi vize serbestisinin karşılanması için 72 kriterden 6 tanesinin kaldığını ama üst düzey yetkililerin bu soruna ilgi göstermediğini belirtti. İktidar partisinin suçlu olduğunu hali hazırda biliyoruz. Ancak Avrupalıların ikiyüzlülüğünü başımıza gelen pek çok olaydan hatırlıyoruz. Dolayısıyla Amor’un açıklamaları Türkiye sosyolojisinin soğuk duvarlarına çarpıyor.
Yeni muayene istasyonu rıza üretecek
Kuralsızlık sadece vize başvurularında kendini göstermiyor. Başka alanlarda da sorunlar var. Bir diğeri ise orta sınıfların birikimleriyle satın aldığı araçlarını belirli bir periyotta götürmek zorunda kaldıkları araç muayene istasyonları. Bu işi eskiden kurumlarıyla yapan devlet hem bu yükten kurtulmak hem de araç sahibi yurttaşlarını soydurmak için geçtiğimiz yıllarda bir şirketle anlaştı. İhale yoluyla verdiği iş karşılığında anlaştığı şirket adını bir Alman firmasından alıyor. Alman TÜV Süd’ün yanına Türk sermayesi Doğuş Akfen grupları katılıyor. 2007’de yapılan ihalenin ardından 20 yıl boyunca orta sınıfların canına okuyorlar. Sınırlı altyapısıyla birlikte uzayan kuyruklar, gerilen sinirler ve araç sahiplerinin kulağını her fırsatta çekmeyi ihmal etmeyen çalışanlar belirli bir süre sonra rıza oluşturamaz noktaya geliyor. TüvTürk kamuoyunda yükselen eleştirilerle birlikte 2027’de Türkiye pazarından çekiliyor. Onun yerine gelen firmanın adı TURKA. TURKA da yabancı-yerli işbirliğiyle bir yol yürüyecek. Bu kez kazı Amerikalı ortaklarla yolacaklar. Ama bu kez rıza üretmenin bir yolu da açıldı. Buna göre TURKA bayilik başvuruları da alacak. Düzenin kendini regüle ettiği bir dönem yaşanacak.
Orta sınıflar çok gergin. Öfkeler kabarıyor. Ancak ben evrakları kent meydanında yakılan vize başvuru merkezleri, ateşe verilen araç muayene istasyonları düşünemiyorum. Orta sınıfların hayallerinin leke tutması dışında elle tutulur bir sonuç yok henüz.
“Sanayisizleşme, Konut Siyaseti, Orta Sınıf” Yazarı Funda Sönmez Öğütle’yle Söyleşi
#OrtaSınıf #VizeKrizi #Schengen #VFSGlobal #AraçMuayene #TÜVTÜRK #TURKA #GündelikHayat #TürkiyeGündemi #SınıfSiyaseti #KentHayatı #Adalet #KamusalHizmet #Bürokrasi #Ekonomi #ToplumsalEşitsizlik #Türkiye #Fikir #Siyaset #Güncel

