Türkiye’de kent konseyleri genellikle yerel yönetimlerin “onay makamı” olarak algılanırken, Bornova Kent Konseyi mevzuatın dar sınırlarını sivil bir özgünlükle aşıyor. Mahalle meclislerinden habitat savunmasına uzanan bu pratik; yerel demokrasiyi bir icazet mekanizması olmaktan çıkarıp, kentin ortak iradesine dönüştürüyor.
Türkiye’deki kent konseyleri, yerel yönetimlerin sivil toplum nezdindeki “vitrini” veya siyasi kadrolaşmanın bir uzantısı olma riskiyle her zaman karşı karşıya. Ancak Bornova Kent Konseyi, sadece yılda iki kez görüş sunan pasif bir “danışma meclisi” olarak kurgulayan mevzuat çerçevesini fiilen toplumsal olarak aşıyor. Konsey Başkanı Av. Doğan Baran Mengüş, bu durumu temsili demokrasinin yapısal krizine bir yanıt olarak tanımlıyor: “Birkaç yüzyıldır hayatı domine eden o temsili demokrasinin aslında karşılayamadığı boşlukları doldurmak üzerine ortaya çıkıyoruz”.
Sivil irade sınavı: “Her kim olursa olsun karşısında dururdum”
Kent konseylerine yönelik yaygın “arka bahçe” algısını Bornova’da yıkan en somut sınav, Erzene Mahallesi’ndeki 190 hektarlık doğal alanın imara açılması sürecinde yaşanmış. Konsey, belediye yönetiminden izin alma gereği duymadan, alandaki ekosistemi korumak için geniş katılımlı bir eylem örgütlemiş. Genel Sekreter Turhan Atay, bu tavizsiz duruşun altındaki motivasyonu şu sözlerle açıklıyor: “O alana gittim; orada yaşayan domuzları, yılanları, ağaçları gördüm. O habitat benim çocuklarımın da görmesini isteyeceğim bir yer. Bunun için karşımda kim olursa olsun dururdum; o makamda oturan ya da oturmayan herkes için yapılabilecek bir eylemdi”.
Uzlaşı mimarlığı: Sokak hayvanları ve hak mücadelesi
Türkiye’nin en kutuplaşmış meselelerinden biri olan sokak hayvanları düzenlemesi sırasında Bornova Kent Konseyi, belediyenin bir alt birimi gibi davranmak yerine “uzlaşı mimarlığı” rolünü üstlenmiş. Hayvan hakları savunucuları ile güvenlik kaygısı güden kesimleri bir yıl boyunca müzakere masasında tutan konsey, bu süreçte de iyi bir demokratik sıvan vermiş. Atay, bu sivil alanı şöyle tarif ediyor: “Hayvanseverler belediyenin önünde eylem yaparken onlara ‘yapın’ ya da ‘yapmayın’ demedik. Bir hak mücadelesinin belediyeden izin alarak verilmemesi gerektiğini aktardık. Bu duruş, bizi arka bahçe olma noktasından çıkarmaya başlayan süreçti”.
Mahalle meclisleri: “Dünyayı değil, kapımızın önünü süpürmek”
Katılımı mahalle ölçeğine indiren Kazım Dirik Mahallesi meclisi, 15 Mayıs 2025’te “Afette yanımda kim olacak?” sorusuyla yola çıkmış. Deprem riskinin yüksek olduğu bölgede, kurumların yetersiz kalabildiği anlarda “komşuluk hukukunu” canlandırmayı hedefleyen bu yapı; pazar yeri düzensizliği ve PTT binalarındaki engelli erişimi gibi doğrudan yaşam kalitesine dokunan kazanımlar elde etti. Mengüş, hedeflerini yalın bir başarı ölçütüne bağlıyor: “Herkes çok büyük şeyler düşünüyor ama bir görme engellinin PTT’den rahatça maaşını çekebilmesi bence çok kıymetli. Biz başarılı sayacağız kendimizi”.
Yapısal sınırlar ve kentin avlusu
Bornova örneği, bir belediye başkanının tanıdığı demokratik alana ve sivil bir iradeye dayanarak nelerin başarılabileceğini gösteriyor. Ancak konseyin mevzuat sebebiyle bağımsız bir bütçesinin olmaması ve personelinin belediyeden görevlendirilmesi gibi yapısal sorunlar, bu modelin sürdürülebilirliği önünde birer risk olarak duruyor. Gerçek bir doğrudan demokrasi için konseyin, mali ve hukuki statüsünü “icazet” mekanizmasından kurtarması gerekiyor. Turhan Atay’ın deyimiyle, hedef kenti kahve köşelerindeki kutuplaşmış siyasetten çıkarıp, çözüm odaklı bir “kent avlusu”na taşımak.
İzmir’in sessiz yorgunluğu: Verilerle klişelerin altındaki gerçek kent
Kent konseyleri ve yerel demokrasi: Birlikte yönetmek mi, katılım süsü mü?
Bornova Kent Konseyi, doğrudan demokrasi, mahalle meclisleri, yerel yönetim, katılım endeksi, İzmir Bornova, kentsel haklar.

