₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Veri sömürgeciliği ve dijital kontrol mekanizmaları: Filistin örneği

Günümüzde akıllı telefonlar, yüz tanıma sistemleri, coğrafi bilgi teknolojileri ve bulut bilişim, gündelik yaşamın vazgeçilmez unsurları haline gelmiştir. Bu teknolojiler yalnızca hayatı kolaylaştırmakla kalmamakta, aynı zamanda sürekli veri üretimini de mümkün kılmaktadır. Veri sömürgeciliği, tam da bu noktada, devletlerin ve şirketlerin kullanıcılar tarafından üretilen veriler üzerinde mülkiyet iddia etmesi ve bu verileri özelleştirmesi sürecini ifade eder. Böyle bir süreçte, verinin asıl üreticileri çoğu zaman kendi ürettikleri veri üzerindeki kontrol ve mülkiyet haklarından kısmen ya da tamamen mahrum bırakılmaktadır. Bu nedenle, veri sömürgeciliğini mülksüzleştirme yoluyla birikim tartışmalarıyla birlikte ele almak kritik bir önem taşır.

Veriye ilişkin hukuk ve ekonomi literatürü çoğunlukla liberal veri ekonomisi çerçevesinde şekillense de veri sömürgeciliği kavramı özellikle asimetrik güç ilişkilerinin en görünür olduğu işgal ve çatışma bölgelerinde daha açıklayıcı bir perspektif sunar. Bu bağlamda, İsrail’in kuruluşundan itibaren yalnızca fiziksel toprakları işgal etmekle kalmadığı aynı zamanda Filistinlilere ait demografik, kadastral, sağlık, hareketlilik ve iletişim verilerini de sistematik biçimde kontrol altına aldığı görülmektedir.

Günlük verinin işgal altında üretimi

Thatcher, O’Sullivan ve Mahmoudi’nin (2016: 993–994) işaret ettiği üzere, veri sömürgeciliğinin en dikkat çekici yönlerinden biri “günlük verinin” sürekli ve çoğu zaman fark edilmeden toplanmasıdır. Yürümek, araç kullanmak, alışveriş yapmak ya da telefon görüşmesi gerçekleştirmek gibi sıradan eylemler, aslında sürekli bir veri akışı üretir. Bu veriler şirketler açısından ekonomik değere dönüşürken, işgal altındaki Filistin bağlamında doğrudan bir kontrol mekanizmasına evrilmektedir.

Örneğin Filistin’de bir kontrol noktasından geçiş, tipik bir günlük veri üretimi pratiği olarak düşünülebilir. Her geçiş; konum bilgisi, zaman damgası, biyometrik veriler (parmak izi, yüz tanıma) ve güvenlik personelinin notlarını içeren kapsamlı bir veri seti oluşturur. Üstelik bu veriler yalnızca anlık güvenlik değerlendirmeleri için değil, uzun vadeli izleme ve profil oluşturma süreçlerinin bir parçası olarak da saklanır. Bu noktada Filistinliler, kendi hareketlerine ilişkin veriler üzerinde herhangi bir denetime sahip değildir. Söz konusu veriler, seyahat kısıtlamaları getirmekten çalışma izinlerini iptal etmeye kadar uzanan çeşitli kontrol pratiklerinde kullanılabilmektedir.

Benzer şekilde, Gazze Şeridi’nden ayrılmak isteyen bir Filistinlinin yaptığı izin başvuruları da kapsamlı bir veri çıkarım sürecine işaret eder. Bu başvurular, bireyin tıbbi geçmişinden aile ilişkilerine, istihdam durumundan sosyal medya kullanımına kadar geniş bir veri yelpazesini açığa çıkarmasını gerektirir. Üstelik başvuru reddedilse dahi bu veriler veri tabanlarında tutulmaya devam eder. Böylece veri, bireyin kontrolünden çıkarak birikmiş bir sermaye biçimine dönüşür ve istihbarat kapasitesini besleyen bir kaynak haline gelir.

İsrail ordusunun kullandığı yüz tanıma sistemleri de benzer bir mantıkla çalışmaktadır. Bu sistemler yalnızca kontrol noktalarında elde edilen verilerle değil sosyal medya paylaşımları, hastane kayıtları ve hatta kişisel fotoğraf arşivlerinden ve sosyal medyadan elde edilen bilgilerle beslenmektedir. Bu süreçte “açık rıza” kavramı büyük ölçüde anlamını yitirir çünkü işgal koşullarında rızadan ya da gönüllülükten bahsedilemez. 

Couldry ve Mejias’ın (2019) vurguladığı gibi, veri sömürgeciliğinde, çıkarılan “ham madde” artık doğal kaynaklar değil insanların davranışları, konum bilgileri ve gündelik yaşam pratikleridir. Filistin bağlamında bu çıkarım, açık bir güç asimetrisi içinde ve çoğu zaman şiddet tehdidi altında gerçekleşmektedir.

Veri mülksüzleştirmesinin önemli araçlarından biri olan Son Kullanıcı Lisans Sözleşmeleri (EULA) teorik olarak kullanıcıya bir tercih hakkı tanıyor gibi görünse de pratikte bu “rıza” çoğu zaman zorunlu bir kabul biçimidir. Ancak Filistin bağlamında bu durum daha da ileri bir noktaya taşınır. Burada sözleşmelerin yerini askeri emirler alır. Örneğin biyometrik veri verilmesini zorunlu kılan düzenlemeler, herhangi bir müzakere alanı bırakmaz. Bu verileri paylaşmayı reddeden bireyler, temel hak ve hizmetlere erişimden mahrum kalır. Bu durum, mülksüzleştirmenin en radikal biçimlerinden birine işaret eder.

İsrail ordusunun Gazze’de ele geçirdiği ve analiz amacıyla bulut sistemlerine aktardığı büyük veri yığınları (telefon rehberleri, mesajlaşmalar, GPS kayıtları ve sağlık verileri) uzun vadeli nüfus kontrolü ve gözetim mekanizmaları için kullanılmaktadır. Filistinliler bu verilerin nasıl işlendiğini bilmedikleri gibi, bu verilere müdahale etme, düzeltme ya da silme hakkına da sahip değildir.

Coğrafi bilgi sistemleri ve dijital bölgeselleşme

7 Ekim 2023 sonrasında Gazze’ye yönelik saldırılar, dijital altyapının da fiziksel yıkım süreçlerinin bir parçası haline geldiğini açıkça göstermiştir. Bu saldırılarda hastaneler ve okulların yanısıra telekomünikasyon altyapıları, internet ağları ve veri merkezleri de hedef alınmıştır. Bu durum, bir tür “dijital temizlik” olarak değerlendirilebilir.

Veri sömürgeciliği yalnızca veri akışlarıyla sınırlı değildir aynı zamanda mekânın yeniden tanımlanmasını da içerir. Bu durum, coğrafi bilgi sistemleri ve dijital haritalama teknolojileri üzerinden somutlaşmaktadır. İsrail’in Batı Şeria’da uyguladığı bölgesel sınıflandırmalar, dijital harita platformları aracılığıyla da yeniden üretilmektedir. Bu platformlarda Filistin yerleşimleri çoğu zaman kısıtlayıcı ve dışlayıcı etiketlerle temsil edilir. Böylece dijital ortamda da bir “çitleme” süreci ortaya çıkar. Bu süreç, mekânsal bir yeniden temsille birlikte yerel bilgi ve pratiklerin görünmez kılınması anlamına gelir. Geleneksel arazi kullanımı, su kaynaklarına erişim ve toplumsal mekânlar, bu standartlaştırılmış veri modellerinde ya yok sayılır ya da güvenlik riski olarak kodlanır. Sonuç olarak algoritmalar, işgalin mekânsal mantığını yeniden üretir.

Sonuç

Filistinlilerin dijital varlığı, İsrail tarafından sürekli olarak tehdit edilmekte, çalınmakta ve kriminalize edilmektedir. Bu nedenle, öncelikle yapılması gereken şey, tartışmayı verilerin saklanmasına ve veri etiğine indirgemek yerine işgal altındaki halkların veri egemenliğini ve dijital özerkliğini tanıyan yeni bir hukuki ve politik çerçeve oluşturmaktır. 

Bu nedenle veri sömürgeciliğine karşı koymak sadece mahremiyeti korumanın ilk adımı birikim rejiminin kendisini dönüştürme çabasıdır. Filistin özelinde veri sömürgeciliği tartışması, aynı zamanda bir adalet ve insan hakları meselesidir. Bir halkın kendi dijital temsilini, kendi verilerinin akışını ve kendi coğrafyasının algoritmik kaderini belirleme hakkı dijital sömürgeciliğe karşı mücadelenin ve fiziksel işgale karşı mücadelenin önemli bir parçasıdır. 

‘Boklaşma çağı’: Platformlar neden her gün daha da kötüleşiyor?

Bu yazı ne söylüyor?

Bu yazı, Filistin’de veri toplama, biyometrik denetim, dijital haritalama ve gözetim teknolojilerinin yalnızca teknik araçlar olmadığını; işgalin mekânsal, siyasal ve toplumsal kontrol mekanizmalarıyla iç içe geçtiğini anlatıyor. Veri sömürgeciliği kavramı, bu nedenle mahremiyet tartışmasının ötesine geçerek egemenlik, adalet ve insan hakları meselesi olarak ele alınıyor.

Neden önemli?

Dijital teknolojiler çoğu zaman tarafsız, kolaylaştırıcı ve yenilikçi araçlar olarak sunuluyor. Oysa bu yazı, veri rejimlerinin eşitsiz güç ilişkileri içinde nasıl baskı, sınıflandırma ve mülksüzleştirme aracına dönüşebileceğini gösteriyor. Filistin örneği, dijital çağda özgürlük mücadelesinin artık yalnızca toprak, sınır ve beden üzerinden değil; veri, hafıza ve algoritmik temsil üzerinden de yürüdüğünü ortaya koyuyor.

Okuma notu

Yazı, veri sömürgeciliğini yalnızca teknoloji eleştirisi olarak değil, politik ekonomi ve insan hakları çerçevesinde düşünmeye çağırıyor. Filistin bağlamı, dijital adalet tartışmasının en sert örneklerinden birini sunarken, aynı zamanda tüm toplumlar için daha demokratik, denetlenebilir ve hak temelli bir veri düzeni ihtiyacını görünür kılıyor.

Oyun platformları dijital gümrüklerin gölgesinde risk altında mı?

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →