₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Rozet sol, siyaset sağ: CHP’nin bitmeyen kimlik krizi

CHP’nin söylemiyle pratiği arasındaki uçurum, sadece genel siyasette değil; yerel yönetimlerden sivil topluma kadar uzanan bir kimlik krizine işaret ediyor.

Türkiye’de siyaset, özellikle de Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) söz konusu olduğunda, uzun zamandır çözülemeyen bir çelişkiyle karşı karşıyayız: Söylem ile pratik arasındaki derin uçurum.

Son dönemdeki rozet tartışması aslında buzdağının sadece görünen kısmı. Mesele bir transfer, bir açıklama ya da bir figür değil. Mesele, CHP’nin ideolojik pusulasını sürekli sağa kıran, ama tabanına hâlâ “sol” hikâyesi anlatmaya çalışan siyaset tarzıdır.

Bugün CHP yönetimi, özellikle Özgür Özel ile birlikte yeni bir yön arayışı içinde gibi görünse de, geçmişten devralınan temel sorun hâlâ yerinde duruyor: “Sosyal demokratlık” iddiası ile “merkez sağa yaslanma” pratiği arasındaki gerilim.

Devşirme siyaset ve güven krizi

Türkiye siyasetinde defalarca gördük:

Kendini sosyal demokrat olarak tanımlayan birçok siyasetçi, kritik eşiklerde rotayı Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) gibi sağ partilere kırdı. Belediye başkanları, milletvekilleri, hatta parti içinde yükselmiş isimler…

Bu durum sadece bireysel “ihanet” meselesi değil. Bu, CHP’nin ideolojik sınırlarını muğlak bırakmasının doğrudan sonucudur. Çünkü bir parti, kim olduğunu net tanımlamazsa, kimlerin içine doluşacağı da belirsiz olur.

Bugün dönüp baktığımızda şu soruyu sormak kaçınılmaz:

CHP gerçekten sosyal demokrat bir parti mi, yoksa seçim kazanmak uğruna her kesime göz kırpan, kimliksiz bir merkez partisi mi?

Devşirme anlayışın engelli alanındaki yansıması

Engelli alanında faaliyet gösteren bazı sivil toplum kuruluşlarının başkanları da benzer bir tablo çiziyor. “CHP’cilik” oynanıyor; rozet CHP ama iş Adalet ve Kalkınma Partisi bakanı ya da milletvekiliyle görüşmeye gelince tablo değişiyor. Daha önce sert eleştiriler yapan isimler, o masalarda bir anda el pençe divan duruyor; dudaklar bal, diller lal oluyor.

Aynı isimler, CHP’nin engelli danışma gruplarında hızla yer bulabiliyor. Oysa geçmişine baktığınızda sağ cenahdan aday olmuş, farklı siyasi hatlarda yürümüş kişilerden söz ediyoruz. Bu da CHP içindeki ideolojik bulanıklığın sadece genel siyasette değil, toplumsal mücadele alanlarında da nasıl karşılık bulduğunu açıkça gösteriyor.

Ankara’da devrimci, İzmir’de piyasacı

En büyük çelişki de burada ortaya çıkıyor.

CHP, bazı şehirlerde emek, hak, özgürlük söylemini yükseltirken; başka şehirlerde büyük sermaye ile uyumlu, çatışmasız, hatta yer yer neoliberal politikaları benimseyebiliyor.
Bu durum, seçmen açısından ciddi bir güven erozyonu yaratıyor. Çünkü insanlar şunu görüyor:

Aynı parti, farklı coğrafyalarda farklı kimliklere bürünebiliyor.

Bu sadece taktik değil, yapısal bir sorun.

Sokağı hatırlamak

Türkiye’de sol siyaset, tarihsel olarak sadece mecliste değil, sokakta var olmuştur.
Eğer bir parti gerçekten “işçinin yanında” olduğunu iddia ediyorsa, bu sadece söylemle olmaz.

Bugün CHP’ye yöneltilen en güçlü eleştirilerden biri de bu:

Neden kitlesel bir toplumsal mobilizasyon çağrısı yapılmıyor?

Neden sendikalarla, gerçek emek örgütleriyle açık ve kararlı bir hat kurulmaz?

Örneğin, Taksim gibi sembolik bir alanda, geniş katılımlı bir emek ve demokrasi buluşması çağrısı yapmak; CHP’nin iddia ettiği çizgiyi test etmenin en net yollarından biri olurdu. Ama bu risk alınmıyor.

Çünkü sokak, kontrol edilemeyen bir alandır.

Ve CHP, uzun süredir kontrollü siyaset yapmayı tercih ediyor.

Gerçek mesele: Cesaret mi, konfor mu?

Eğer Özgür Özel gerçekten yeni bir sayfa açmak istiyorsa, şu temel soruyla yüzleşmek zorunda:

Sermaye ile uyumlu, güvenli ama sınırlı bir siyaset mi?

Yoksa riskli, çatışmalı ama gerçekten dönüştürücü bir siyaset mi?

Bugün CHP’nin sorunu “sağa kaymak” değil sadece.

Asıl sorun, net bir taraf seçememek.

Sonuç

CHP tabanı artık şunu daha açık görüyor:

Sosyal demokratlık, seçim dönemlerinde hatırlanan bir etiket olamaz.

Eğer bir parti gerçekten emekten yana ise:

Bunu aday tercihlerinde,
Belediyecilik anlayışında,
Sokakla kurduğu ilişkide,
Ve kriz anlarındaki duruşunda gösterir.

Aksi halde, “ilk satan kimdi?” tartışması bitmez.

Çünkü sorun kişiler değil, sistematik bir yönsüzlüktür.

Ve yönsüzlük, siyasette en hızlı çürüyen şeydir.

Yeni bir kuruluşun eşiğinde: Sermaye transferinden toplumsal sözleşmeye

Bu yazı ne söylüyor?

Bu yazı, CHP’nin güncel tartışmalarla yeniden görünür hale gelen kimlik krizini yalnızca kişi ya da transfer tartışması olarak değil, daha geniş bir siyasal yönsüzlük sorunu olarak ele alıyor. Sosyal demokratlık iddiasının aday tercihlerinden yerel yönetimlere, engelli hakları alanından sokakla kurulan ilişkiye kadar somut pratiklerle sınanması gerektiğini savunuyor.

Neden önemli?

CHP’nin kendisini nasıl tanımladığı ile farklı alanlarda nasıl siyaset yaptığı arasındaki fark, yalnızca parti içi bir tartışma değil; Türkiye’de muhalefetin toplumsal güven üretme kapasitesini de ilgilendiriyor. Yazı, sosyal demokratlığın rozet, söylem ya da seçim stratejisiyle değil; emek, kamuculuk, hak mücadelesi ve yerel yönetim pratikleriyle ölçülebileceğini hatırlatıyor.

Okuma notu

Yazının merkezindeki soru şu: CHP, sosyal demokratlık iddiasını gerçek bir siyasal hatta dönüştürebilecek mi, yoksa merkez siyaset konforu içinde kimlik bulanıklığını sürdürmeye devam mı edecek?

Barutla konuşan sınıf yarası

23 yılın üç günlük özeti

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →