İsveçli siyaset analisti Halil Karaveli, Engelsberg Ideas’ta yayımlanan değerlendirmesinde CHP’nin karşı karşıya olduğu sorunun yalnızca yargı baskısı ya da seçim stratejisi olmadığını; Türkiye sağının onlarca yılda kurduğu kültürel ve toplumsal hegemonyayla da ilgili olduğunu savunuyor. Karaveli’ye göre CHP’nin son yıllardaki yükselişi önemli olsa da, Türkiye siyasetinin derin fay hatları muhalefetin önünde hâlâ ciddi engeller oluşturuyor.
Türkiye’de ana muhalefet partisi CHP’ye yönelik yargı süreçleri ve siyasal tartışmalar sürerken, İsveçli siyaset analisti Halil Karaveli’nin 1 Haziran’da Engelsberg Ideas’ta yayımlanan “Why Turkey’s Opposition Is Losing the Culture War” başlıklı değerlendirmesi, güncel gelişmeleri daha uzun tarihsel bir çerçeve içinde ele alıyor. Karaveli, CHP’nin son dönemde maruz kaldığı baskıların yalnızca hukuki veya kurumsal bir mesele olarak okunamayacağını; Türkiye’de sağ siyasetin uzun yıllardır inşa ettiği kültürel üstünlükle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürüyor.
Yazıda, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in liderliğine yönelik yargı süreçleri ve parti içi tartışmalar güncel bağlam olarak ele alınırken, asıl odak Türkiye’de merkez solun tarihsel olarak neden kalıcı bir toplumsal çoğunluk oluşturmakta zorlandığı sorusuna yöneliyor.
2024 seçimleri neyi değiştirdi?
Karaveli’ye göre CHP’nin 2024 yerel seçimlerinde elde ettiği sonuçlar sıradan bir seçim başarısından daha fazlasını ifade ediyordu. Parti yalnızca büyükşehirlerde değil, geçmişte sağ partilerin güçlü olduğu birçok kentte de önemli başarılar elde etti.
Yazar, bu yükselişi büyük ölçüde ekonomik krizin yarattığı toplumsal hoşnutsuzluğa bağlıyor. Yüksek enflasyon, gelir dağılımındaki bozulma ve yaşam maliyetlerindeki artışın geniş toplumsal kesimlerde iktidara yönelik tepkiyi büyüttüğünü belirtiyor. Bu nedenle CHP’nin son yıllarda yalnızca geleneksel seçmen tabanına değil, ekonomik sorunlardan etkilenen farklı toplumsal gruplara da ulaşabildiğini savunuyor.
Karaveli’ye göre Özgür Özel döneminin dikkat çekici yanı, sınıfsal eşitsizlikler, yoksulluk ve sosyal adalet meselelerinin CHP söyleminde daha görünür hale gelmesi oldu.
CHP’nin tarihsel yükü
Yazının önemli bölümlerinden biri CHP’nin tarihsel mirasına ayrılıyor. Karaveli, partinin Cumhuriyet’in kurucu partisi olmasının hem bir güç hem de bir yük oluşturduğunu ileri sürüyor.
Yazara göre Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında uygulanan modernleşme politikaları ve devlet merkezli dönüşüm programları, toplumun önemli bir kesiminde CHP’ye yönelik mesafeli bir algının oluşmasına neden oldu. Sağ siyaset ise bu tarihsel mirası uzun yıllar boyunca “halk ile elitler arasındaki mücadele” anlatısı üzerinden yeniden üreterek kendi siyasal tabanını genişletmeyi başardı.
Karaveli, Türkiye’de sağ siyasetin sınıfsal sorunları çoğu zaman kültürel bir çerçevede ifade ettiğini; din, kimlik, yaşam tarzı ve aidiyet meselelerinin ekonomik çelişkilerin önüne geçebildiğini savunuyor.
Ecevit dönemi neden istisna olarak görülüyor?
Karaveli, CHP tarihindeki en önemli kırılma noktalarından birinin Bülent Ecevit dönemi olduğunu belirtiyor. Yazara göre Ecevit, partiyi yalnızca devletin veya kentli orta sınıfların temsilcisi olmaktan çıkarıp emekçiler, köylüler ve toplumun alt kesimleriyle ilişki kurabilen bir hatta taşımaya çalıştı.
Yazıda özellikle Ecevit’in dindar seçmenlerle kurduğu ilişkiye dikkat çekiliyor. Karaveli, Ecevit’in laiklik ile halkın dini duyarlılıklarını karşı karşıya koyan yaklaşımı reddettiğini ve bunun CHP’nin tarihindeki en başarılı dönemlerden birinin ortaya çıkmasına katkı sunduğunu savunuyor.
Bu nedenle 1970’lerdeki yükseliş, Karaveli tarafından yalnızca bir seçim başarısı değil, aynı zamanda kültürel ve toplumsal bir yeniden konumlanma örneği olarak değerlendiriliyor.
Kılıçdaroğlu ve Özel arasındaki fark ne?
Yazar, Kemal Kılıçdaroğlu döneminde CHP’nin muhafazakâr seçmenlerle ilişkisini geliştirmek için önemli adımlar attığını kabul ediyor. Ancak buna rağmen partinin ekonomik yeniden bölüşüm, emek hakları ve sosyal adalet alanlarında yeterince güçlü bir siyasal hat kuramadığını ileri sürüyor.
Karaveli’ye göre Özgür Özel’in temsil ettiği çizgi ise bu eksikliği gidermeye daha yakın bir görünüm sergiliyordu. Yazıda Özel’in yoksulluk, gelir adaletsizliği ve işsizlik gibi başlıkları öne çıkaran yaklaşımının CHP’nin son seçim başarısında etkili olduğu görüşü dile getiriliyor.
Bu değerlendirme, CHP’nin geleceğinin yalnızca laiklik ya da demokrasi tartışmalarıyla değil, aynı zamanda sınıfsal ve ekonomik meselelerle kuracağı ilişki tarafından da belirleneceği iddiasına dayanıyor.
Kültür savaşı mı, demokrasi mücadelesi mi?
Karaveli’nin yazısının merkezindeki soru, CHP’nin neden seçimlerde güç kazanmasına rağmen Türkiye’de kalıcı bir siyasal ve kültürel hegemonya oluşturamadığı.
Yazar, Türkiye siyasetinde devletle çatışan hareketlerin tarihsel olarak çoğu zaman sağ siyasal geleneklerden çıktığını; buna karşılık merkez solun geniş ve ideolojik olarak bağlı bir toplumsal taban oluşturmakta daha fazla zorlandığını savunuyor.
Bu nedenle CHP’nin karşı karşıya olduğu meselenin yalnızca hukuki baskılar ya da seçim taktikleri olmadığını ileri süren Karaveli, partinin daha geniş bir demokratik toplumsal ittifak kurup kuramayacağının önümüzdeki dönemin temel sorularından biri olacağını belirtiyor.
Yazı, sonuç olarak Türkiye’de demokrasi tartışmasının yalnızca kurumlar ve seçimler üzerinden değil; sınıf, kimlik, kültür ve toplumsal aidiyetler ekseninde de okunması gerektiğini savunuyor.
Siyaset her yerde, sonuç nerede: Hiperpolitik çağ ne anlatıyor?
Demokrasi tartışmasının görünmeyen boyutu
Karaveli’nin değerlendirmesi ikna edici olsun ya da olmasın, önemli bir tartışmayı yeniden gündeme getiriyor: Türkiye’de siyasal mücadele yalnızca sandıkta değil, insanların kendilerini nasıl tanımladıkları, hangi toplumsal hikâyenin parçası olduklarını düşündükleri ve hangi değerler etrafında aidiyet geliştirdikleri üzerinden de şekilleniyor. Bu nedenle muhalefetin geleceğine ilişkin tartışmalar, yalnızca seçim hesaplarına değil, toplumla kurulan ilişkinin niteliğine de bakmayı gerektiriyor.
Neden önemli?
Bu yazı, CHP’ye yönelik güncel yargı süreçlerini günlük siyasetin ötesine taşıyarak Türkiye’de merkez solun yüz yılı aşan tarihsel serüveni içinde değerlendirmeye çalışıyor. Muhalefetin karşı karşıya olduğu sorunların ne kadarının devlet baskısından, ne kadarının toplumsal ve kültürel dinamiklerden kaynaklandığı sorusu önümüzdeki dönemde de tartışılmaya devam edecek gibi görünüyor.
Jacobin’den ana muhalefete sınıf ve strateji eleştirisi: CHP yenilgiyi erdem mi sanıyor?
BAYETAV İzmir Barometresi Bahar 2026 yayınlandı: İzmirliler ne düşünüyor, ne yaşıyor?

