Suriye’de yaşanan tarihsel kırılma, yüzeyde etnik ve mezhepsel çatışmalar biçiminde görünse de, derinde devlet aygıtının sınıf ilişkileriyle kurduğu özgül eklemlenmenin çözülmesi ve yeniden örgütlenmesi sürecine işaret eder. Bu nedenle Alevi toplumu meselesi, dar anlamda bir kimlik sorunu değil; devlet merkezli birikim, güvenlik aygıtı ve yeniden dağıtım rejimi içinde şekillenmiş tarihsel bir emekçi konumlanmanın çözülme momentidir. Bugün yaşananlar, bu konumlanmanın artık sürdürülemez hale gelmesiyle açığa çıkan yapısal bir boşluk alanıdır.
Bu yapının tarihsel zemini, Baas rejiminin klasik kapitalist toplum formasyonlarından farklı olarak üretimden ziyade yeniden dağıtım üzerinden işleyen bir devlet ekonomisi kurmasına dayanır. Ordu, istihbarat aygıtı, kamu istihdamı ve parti-devlet ağları yalnızca bir yönetim mekanizması değil, aynı zamanda toplumsal hareketliliğin ve sınıfsal konumlanmanın temel kanalları haline gelmiştir. Alevi nüfusun önemli bir bölümü bu yapıya özellikle güvenlik ve bürokratik alanlar üzerinden eklemlenmiş, ancak bu eklemlenme onları mülkiyet sahibi bir egemen sınıfa değil, devlet aracılığıyla konum kazanmış alt-orta emekçi katmanlara dönüştürmüştür.
Devlet üzerinden kurulan toplumsal konumlanma
Burada ortaya çıkan tarihsel sonuç, mezhepsel bir “özdeşlik” değil, devlet aygıtı içinde emek gücünün dağılım biçiminden doğan yapısal bir görünürlüktür. Bu nedenle Alevilerin rejimle özdeşleştirilmesi, ideolojik bir basitleştirme olarak işlev görür; gerçek belirleyen, kimlik değil, devlet üzerinden kurulan emek ve ayrıcalık rejimidir.
İç savaş ve yeniden dağıtım rejiminin çöküşü
2011 sonrası süreç ise bu yapının çözülme momentidir. Arap ayaklanmalarıyla başlayıp iç savaşa evrilen dönem, yalnızca siyasal rejim krizini değil, aynı zamanda devlet aracılığıyla işleyen yeniden dağıtım ve güvenlik ekonomisinin çöküşünü ifade etmiştir. Devletin parçalanmasıyla birlikte sınıfsal ilişkiler üretim zemininden kopmuş, silahlı güç, dış müdahale ve bölgesel kontrol üzerinden yeniden kurulmuştur. Böylece sınıf ilişkileri, klasik ekonomik temellerden ziyade savaşın örgütlediği güç blokları içinde yeniden biçimlenmiştir.
Alevilerin tarihsel konum kaybı ve yeni kırılganlıklar
Bu çözülme Alevi emekçi kesimler açısından çelişkili bir tarihsel sonuç doğurmuştur. Bir yandan istihdam ve koruma ağlarının zayıflaması, diğer yandan eski rejimle özdeşleştirme üzerinden kolektif dışlanma ve güvenlik tehdidi algısının artması, bu kesimleri çift yönlü bir sıkışmaya sürüklemiştir. Böylece Aleviler, mezhepsel bir kimlik kategorisinden çok, çözülme sürecinde tarihsel konum kaybına uğrayan bir emekçi blok olarak yeniden konumlanmıştır.
Şiddetin toplumsal işlevi ve yeni iktidar biçimleri
Bu bağlamda şiddet olgusu da yalnızca kimlik çatışmalarıyla açıklanamaz. Şiddet, toplumsal yeniden üretim alanının militarizasyonu ve parçalanmış egemenlik yapısının toplum üzerinde kurduğu disiplin mekanizmalarının bir ifadesidir. Kadınlar, çocuklar ve kırılgan toplumsal kesimler üzerinde yoğunlaşan yıkım, savaşın yan ürünü değil; yeni iktidar biçimlerinin toplumsal bedeni yeniden üretme ve disipline etme aracıdır.
Devletin yeniden paylaşımı ve yeni güç blokları
Esad sonrası geçiş süreci de bu çerçevede bir devlet inşasından ziyade, parçalı egemenlik alanlarının ve dış destekli güç bloklarının rekabet ettiği bir yeniden paylaşım dönemidir. Bu dönemde Alevi nüfusun kamusal alandan dışlanması, salt mezhepsel bir tasfiye değil; devlet aygıtının yeni sınıf ve güç ittifakları temelinde yeniden kurulmasının göstergesidir. İşten çıkarmalar, güvenlik dışlaması ve kamusal görünürlüğün daralması, bu yeniden yapılanmanın sınıfsal karakterini açık biçimde ortaya koyar.
Rojava ve Süveyda: Alternatif kurumsallaşma deneyimleri
Buna karşılık Kürtlerin Rojava’da geliştirdiği öz yönetim deneyimi ile Dürzi toplumunun Süveyda’da kurduğu yerel güvenlik yapıları, merkezi devletin çözülmesine verilen farklı tarihsel yanıtlar olarak okunabilir. Bu deneyimler, yerel meclisler ve kolektif savunma mekanizmaları üzerinden alternatif bir siyasal örgütlenme ufku üretmeye çalışırken, aynı zamanda dış müdahalelere açık ve kendi iç çelişkilerini taşıyan yapılar olarak varlık sürdürmektedir. Alevi toplumunun tarihsel olarak daha güçlü biçimde devlet merkezli yapıya eklemlenmiş olması ise bu tür alternatif kurumsallaşma biçimlerini sınırlamış ve çözülme döneminde kırılganlığı artırmıştır.
Ortadoğu deneyimi: Devlet çözülürken kimlikler nasıl siyasallaşıyor?
Tüm bu tablo, Ortadoğu’nun genel tarihsel deneyimiyle birlikte düşünüldüğünde daha geniş bir anlam kazanır. Irak, Lübnan ve Yemen örnekleri, devletin çözülmesiyle birlikte mezhep ve etnik kimliklerin çoğu zaman sınıf ilişkilerinin ideolojik biçimlerine dönüştüğünü ve bu zeminde yeni kriz döngülerinin üretildiğini göstermektedir. Devlet boşluğu, emekçi sınıfların kolektif siyasal özneleşmesinden ziyade, kimlik temelli parçalanmayı ve güvenlik rejimlerinin yaygınlaşmasını üretme eğilimindedir.
Suriye’nin önündeki tarihsel eşik
Bu nedenle temel soru, devletin çözülmesinden sonra ortaya çıkan boşluğun hangi sınıfsal ve siyasal form üzerinden doldurulacağıdır. Eğer süreç emperyal müdahaleler ve yerel güç blokları aracılığıyla parçalı bir güvenlik ve rant rejimi olarak yeniden kurulur ise, çatışma döngüsü kalıcılaşacaktır. Buna karşılık emekçi sınıfların güvenlik aygıtlarına bağımlı olmadan siyasal özne haline geldiği, yurttaşlık ve eşitlik temelinde yeniden tanımlandığı bir toplumsal formasyon mümkün olursa, tarihsel kırılma başka bir yöne evrilebilir.
Burada belirleyici olan, yeni bir merkezî egemenliğin kurulması değil; yerelden yukarıya doğru örgütlenen, çoğul kimlikleri eşit siyasal özne olarak tanıyan ve karar süreçlerini toplumsallaştıran demokratik bir yeniden kuruluş ihtimalidir. Bu, devletin yeniden inşasından çok, toplumun kendi kendini yönetme kapasitesinin genişlemesi anlamına gelir.
Sonuç olarak Alevilerin geleceği, tekil bir kimlik çatışmasının ya da dar bir jeopolitik mücadelenin sonucu değildir. Asıl belirleyici olan, devlet merkezli tarihsel emek rejiminin çözülmesinin ardından hangi sınıfsal ittifakların ve hangi siyasal-ekonomik formun kurulacağıdır. Bu nedenle Suriye’de yaşanan tüm gerilimler, kimliklerin özsel çatışması değil; çözülmüş bir devletin yeniden örgütlenme sürecinde ortaya çıkan sınıfsal ve siyasal diyalektiğin farklı tarihsel momentleri olarak okunmalıdır.
Demokratik siyasetin yeniden inşası: Sosyalist hareket, Kürt siyasal hareketi ve üçüncü yol
Devlet ve sınıf ilişkileri birlikte nasıl okunmalı?
Suriye örneği, devlet aygıtının yalnızca yönetsel bir yapı değil, aynı zamanda toplumsal hareketliliğin ve sınıfsal konumların dağıtıldığı bir mekanizma olduğunu gösteriyor.
Kimlik siyaseti neyi görünmez kılıyor?
Yazı, mezhep merkezli açıklamaların çoğu zaman ekonomik ve toplumsal ilişkileri perdelediğini; kimliklerin bazen sınıfsal süreçlerin ideolojik biçimleri haline gelebildiğini tartışıyor.
Devlet sonrası alternatifler mümkün mü?
Rojava ve Süveyda örnekleri üzerinden yerel özyönetim, kolektif savunma ve demokratik yeniden kuruluş ihtimalleri değerlendiriliyor.

