₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı sona erdi: İkinci yüzyılda demokratik dönüşüm çağrısı

İstanbul’da düzenlenen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”nın ikinci gününde toplumdan devlete demokratikleşme imkânları, barışın toplumsallaşması, yerel demokrasi, ekoloji, emek, LGBTİ+ hakları, dindar kadınların deneyimi, gençlik ve katılımcı demokrasi tartışıldı. Konferans, “Yeni Yüzyıla Demokratik Çağrı” metninin paylaşılmasıyla sona erdi.

İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nın ikinci günü, 14 Haziran’da İstanbul Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. İlk gün Cumhuriyet’in kurucu hikâyesi, hafıza, milliyetçilik ve Kürt meselesi etrafında yürütülen tartışmaların ardından, ikinci gün programında demokratikleşmenin toplumsal, hukuksal, ekolojik ve örgütsel imkânları ele alındı.

Konferansın ikinci gününde dört oturum yapıldı. “Toplumdan Devlete Demokratikleşme İmkânları”, “Demokrasinin ve Barışın Toplumsallaşması”, “Aynı Göğün Altında: Dayanışma, Örgütlenme ve Katılımcı Demokrasi” oturumlarının ardından “Kimin Cumhuriyeti, Nasıl Bir Gelecek?” başlıklı ikinci panel-forum gerçekleştirildi.

Günün sonunda paylaşılan “Yeni Yüzyıla Demokratik Çağrı” metninde, konferansın bir sonuç değil, uzun soluklu bir demokrasi arayışının, ortak düşünmenin ve ortak mücadele sürecinin yeni bir başlangıç buluşması olduğu vurgulandı.

Demokratikleşme toplumdan devlete nasıl kurulacak?

İkinci günün ilk oturumu, Akın Birdal moderasyonunda “Toplumdan Devlete Demokratikleşme İmkânları” başlığıyla yapıldı. Birdal, insan hakları mücadelesinin Türkiye’de barış, demokrasi ve Kürt meselesinin demokratik çözümü arayışlarıyla iç içe geliştiğini hatırlattı. İHD’nin kırk yıllık mücadelesine, 1990’lardan bugüne barış girişimlerine ve devletin çözümsüzlükte ısrar eden tutumuna dikkat çekti.

Aslan: Cumhuriyetin tekçi siyaseti çoğul sosyolojiyi bastırdı

Şükrü Aslan, Cumhuriyet’in tekçi siyasetinin Türkiye’nin çoğul sosyolojik dokusunu nasıl bastırdığını 1927 nüfus sayımı verileri üzerinden tartıştı. Aslan, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’de Türkçe dışında çok sayıda ana dilin resmi kayıtlarda tespit edildiğini, ancak devlet politikasının bu çoğul dokuyu tanımak yerine Türkleştirme hedefiyle hareket ettiğini söyledi.

1927 sayımında Türkiye’de 21 ana dilin kayıt altına alındığını belirten Aslan, Kürtçe, Arapça, Ermenice, Rumca, Gürcüce, Çerkesce, Arnavutça, Boşnakça, Pomakça ve diğer dillerin şehirlerdeki dağılımını hatırlattı. Buna rağmen Cumhuriyet’in “tek millet” hedefiyle yer adlarından dillere, eğitimden gündelik yaşama uzanan geniş bir asimilasyon politikası izlediğini ifade etti.

Aslan, Türkiye’yi “makul olmaya” davet ettiklerini belirterek, demokratik dönüşümün bu çoğul sosyolojik dokuyla yüzleşmek ve ona alan açmakla mümkün olabileceğini söyledi.

Seydaoğlu: Kadın özgürlükçülüğü demokratik cumhuriyetin turnusoludur

Ruşen Seydaoğlu, demokrasinin, barışın ve özgürlüklerin inşasında kadınların kurucu rolünü Kürt Kadın Hareketi deneyimi üzerinden ele aldı. Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren cinsiyetçilik ideolojisinin ordu, aile, sermaye ve erkeklik üzerinden işlediğini belirten Seydaoğlu, kadınların yalnızca devlet politikalarının nesnesi değil, demokratik dönüşümün kurucu öznesi olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.

Seydaoğlu, Kürt Kadın Hareketi’nin yalnızca direniş kültürüyle değil, kendi kavramlarını, teorisini ve örgütlenme biçimlerini üretmesiyle de özgün bir deneyim yarattığını söyledi. Özgür eş yaşam, eş başkanlık, jineoloji, kadın meclisleri ve kolektif kadın aklının demokratik cumhuriyet tartışmasında kurucu önemde olduğunu ifade etti.

Seydaoğlu’na göre demokratik cumhuriyetin başarısı, yalnızca devletin kadınlara nasıl yaklaştığıyla değil, bütün muhalif ve öteki toplumsal kesimlerin kadın özgürlükçülüğünü ne kadar içselleştirdiğiyle de ölçülecek.

Bekaroğlu: Kuru anayasal vatandaşlık yetmez

Mehmet Bekaroğlu, milliyetçilik, vatanseverlik ve yurttaşlık başlıklarını tartıştı. Türkiye’de devam eden barış süreciyle birlikte Anayasa’nın 66. maddesi ve vatandaşlık tanımı etrafında yoğun tartışmalar yaşanacağını belirten Bekaroğlu, yalnızca “anayasal vatandaşlık” formülünün yeterli olmayacağını söyledi.

Bekaroğlu’na göre yurttaşlık yalnızca hukuki bir statü değil; aidiyet, güven, hak arama, geçim, özgürlük ve onurlu yaşam duygusuyla birlikte kurulmalı. Bu topraklarda yaşayan herkesin kendisini kimliği, inancı, dili ve kültürüyle güvende hissedebileceği bir ortaklık zemininin gerekli olduğunu vurguladı.

Erol: Demokratik dönüşüm için barış yasası gerekir

Özgür Erol, “Cumhuriyet, Kürtler ve Demokratik Hukuksal Dönüşüm İmkânı” başlıklı konuşmasında, Kürtlerin Cumhuriyet’e demokratik entegrasyonunun yeni bir demokratik cumhuriyet ihtimali yaratabileceğini söyledi. Erol, 27 Şubat “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısını, Cumhuriyet’in yüz yıldır göze alamadığı demokratikleşme eşiğini göze alma çağrısı olarak değerlendirdi.

Erol’a göre içinde bulunulan süreç, Kürt meselesinin şiddet ve çatışma zemininden çıkarılarak demokratik siyaset ve hukuk zeminine taşınması açısından tarihsel bir fırsat sunuyor. Bunun için özgün, bütünsel, kapsayıcı ve sürecin muhataplarının katılımını güvence altına alan bir barış yasasına ihtiyaç var.

Erol, yalnızca silahın devreden çıkmasının yeterli olmayacağını; Kürtlerin varlığının, dilinin, kültürünün, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün, yerel demokrasi ve yerel yönetim hakkının da hukuksal güvenceye kavuşması gerektiğini söyledi.

Barışın toplumsallaşması: Güven nasıl kurulacak?

İkinci oturum, Şebnem Korur Fincancı moderasyonunda “Demokrasinin ve Barışın Toplumsallaşması” başlığıyla yapıldı. Fincancı, barışın yalnızca siyasal aktörlerin yürüttüğü bir süreç olarak kalamayacağını; toplumun özne haline geldiği, hakikatle yüzleşen, hesap verebilirliği sağlayan ve tekrarlanmama güvencesi kuran bir süreç olması gerektiğini belirtti.

Fincancı, Güney Afrika deneyiminden hareketle, yalnızca affetme ya da helalleşme diliyle kalıcı barış kurulamayacağını söyledi. Barışın, hesap verebilirlik ve adaletle birlikte düşünülmesi gerektiğini vurguladı.

Ünsal: Toplumsallaşmanın büyüsü yoldaşlık hukukudur

Ahmet Faruk Ünsal, barışın ve demokrasinin toplumsallaşmasını dönüşüm ihtiyacı üzerinden tartıştı. Cumhuriyet’in kuruluş kodlarının toplumda rıza üretemediğini, Kürt meselesinde son kırk yılın da bu rızasızlığı açık biçimde gösterdiğini belirtti.

Ünsal, 2013-2015 süreci ile 2024’te başlayan yeni süreci karşılaştırmalı olarak değerlendirdi. Her iki sürecin de bölgesel gelişmelerden, özellikle Suriye ve İran bağlamından bağımsız düşünülemeyeceğini ifade etti. Ancak sürecin sürdürülebilir olması için yalnızca devlet aklının değil, toplumsal rızanın da kurulması gerektiğini söyledi.

Ünsal, Öcalan’ın müzakere koşullarının sağlanmasının, siyasal tutsakların serbest bırakılmasının ve siyasetin yargı eliyle şekillendirilmesine karşı ilkesel bir tutum alınmasının toplumsal güven açısından kritik olduğunu vurguladı.

Ahmet Türk: Kürtler bu süreci bozan taraf olmayacak

Ahmet Türk, konuşmasında Kürt siyasal hareketinin 1990’lardan bugüne demokratik siyaset ısrarını anlattı. HEP’ten bugüne Kürtlerin kurduğu partilerin kapatıldığını, faili meçhul cinayetler, tutuklamalar, baskılar ve kayyım politikalarıyla karşı karşıya kalındığını hatırlatan Türk, buna rağmen demokratik siyasetten vazgeçmediklerini söyledi.

Ahmet Türk, Kürt ve Türk halklarının ortak demokratik değerlerde buluşmasını, halkların kardeşliğini ve özgür demokratik geleceği savunduklarını belirtti. 1992’de Turgut Özal ile yaptıkları görüşmeyi hatırlatan Türk, Özal’ın silahla çözüm olmayacağını, demokratik siyasetin büyütülmesi gerektiğini söylediğini aktardı.

Bugünkü sürecin kalıcı barışa dönüşmesi için Kürtlerin sabırla davranacağını belirten Türk, “Bu süreci bozan Kürtler olmayacak” dedi. Kendi yaşamından örnek veren Türk, geniş topraklara sahip bir aileden geldiğini ancak kimliğinin, dilinin ve halkının yok sayıldığını söyleyerek “Kürt sorunu benim” vurgusu yaptı.

Genç: Toplumsuzlaştırmaya karşı toplumsallaştırma

Yüksel Genç, yeni sürecin en temel sorunlarından birinin güvensizlik olduğunu söyledi. Güvensizliğin yalnızca bugünden kaynaklanmadığını; geçmiş deneyimlere, devletin Kürt meselesini ele alma biçimine ve daha önceki süreçlerin yarattığı kırılmalara dayandığını belirtti.

Genç’e göre süreç ilerledikçe, başlangıçtaki temkinli güvensizlik yerini daha yapısal bir güvensizlik bariyerine bırakmaya başladı. Bunun nedenleri arasında sürecin devlet tarafından “Terörsüz Türkiye” başlığıyla daraltılması, kutuplaştırıcı dilin sürmesi, siyaset alanına müdahaleler, siyasal tutukluların serbest bırakılmaması ve Rojava’ya ilişkin kaygılar yer aldı.

Genç, devletin süreci üç parametre üzerinden yürüttüğünü söyledi: siyasetsizleştirme, toplumsuzlaştırma ve güvensizleştirme. Buna karşı kadınlara, gençlere, emekçilere, sivil topluma ve sendikalara güçlü görevler düştüğünü belirterek, “Toplumsuzlaştırmıyorlar mı? Toplumsallaştıralım” çağrısı yaptı.

Salman: Aleviler cumhuriyet tartışmasının dışında bırakılamaz

Cemal Salman, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Alevilerin deneyiminin demokratikleşme tartışmasına dahil edilmesi gerektiğini söyledi. Konferansta Alevilik başlığının yeterince görünür olmamasına dikkat çeken Salman, Alevilerin hem Kürtlerin hem Türklerin içinde “azlık” olarak var olduğunu, ancak Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesinde büyük bir rol oynadığını belirtti.

Salman, Cumhuriyet’in kuruluşundaki eksikliğin yalnızca etnik düzeyde değil, inanç alanında da yaşandığını vurguladı. Cumhuriyet’in Sünni-Hanefi mezhep üzerine kurulan bir yurttaşlık ve inanç düzeni inşa ettiğini söyleyen Salman, Alevilerin hem sindirme hem de soğurma politikalarıyla karşı karşıya kaldığını ifade etti.

Cemevlerinin tanınmaması, Diyanet’in merkezi rolü, laiklik ve eşit yurttaşlık tartışmaları üzerinden konuşan Salman, demokratik cumhuriyetin ancak başkasının derdiyle hemhal olanların çoğalmasıyla kurulabileceğini söyledi.

Coşkun: Barış süreci desteklenmeli, baskılara karşı çıkılmalı

Vahap Coşkun, barış ile demokrasi arasındaki gerilimi tartıştı. Barış süreçlerinde itirazların kaçınılmaz olduğunu belirten Coşkun, süreç karşıtlığı ile sürece dair haklı kaygıların birbirinden ayrılması gerektiğini söyledi.

Coşkun’a göre demokratlar barış sürecini desteklerken, aynı zamanda demokrasi dışı uygulamalara da karşı çıkmalı. Barış sürecini desteklemek ile CHP’ye ya da başka siyasal aktörlere yönelik yargı ve siyaset baskılarına itiraz etmek birbirinin alternatifi değil, aynı demokratik tutumun iki parçası.

Kürt meselesinde silahın devreden çıkmasının başlı başına büyük bir fırsat olduğunu vurgulayan Coşkun, meselenin çözümünün kültürel hakların güvence altına alınması, ana dil başlığı, ademimerkeziyetçi idari yapı ve yeni bir “biz” tasavvuruyla mümkün olabileceğini ifade etti.

Aynı göğün altında: Yerel demokrasi, ekoloji ve örgütlenme

Üçüncü oturum, Çilem Küçükkeleş moderasyonunda “Aynı Göğün Altında: Dayanışma, Örgütlenme ve Katılımcı Demokrasi” başlığıyla yapıldı. Küçükkeleş, Alevi inancındaki Muharrem orucu ve Kerbela hafızası üzerinden devlet, toplum ve birlikte yaşam ilişkisini tartıştı. Erkeklik krizi ile devlet-toplum ilişkisi arasında benzerlik kuran Küçükkeleş, toplumun beklemesi değil, harekete geçmesi gerektiğini söyledi.

Yılmaz: Yerel katılımın hukuki zemini daraltıldı

Zülfiye Yılmaz, yerelden merkeze demokratik katılımın imkânlarını ve hukuki sınırlarını anlattı. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e yerel yönetim reformlarında halkın çoğu zaman hukuken görünmez ama meşruiyet sağlayan bir unsur olarak kurgulandığını belirtti.

1921 Anayasası’nın muhtariyet ve halkın kendi kaderini tayin hakkı bakımından hâlâ güçlü bir referans olduğunu söyleyen Yılmaz, 1924 sonrasında bu çizginin terk edildiğini ifade etti. 1930 Belediye Kanunu, 1961 Anayasası, 1982 Anayasası, sosyal belediyecilik, Özal dönemi ve 2000 sonrası yerel yönetim reformlarını özetleyen Yılmaz, 2011 sonrasında merkeziyetçiliğin yeniden güçlendiğini belirtti.

Yılmaz’a göre seçilmiş yerel organların görevden alınması yalnızca belediye başkanlarının değil, seçmenlerin de haklarının ihlali anlamına geliyor. Türkiye’de temel sorunun mevzuattan çok uygulama olduğunu vurguladı.

Cangı: Doğayla da barış olmadan demokratik gelecek kurulamaz

Arif Ali Cangı, “Doğayla da Barış: Ekolojik Demokratik Cumhuriyet” başlıklı konuşmasında, barış ve demokrasi tartışmasının insan dışı canlıları, ekosistemleri ve gelecek kuşakları da kapsaması gerektiğini söyledi.

Cangı, iklim krizi, su krizi, orman yangınları, maden projeleri, petrol arama faaliyetleri, barajlar ve ekolojik yıkımın artık tali başlıklar olarak görülemeyeceğini vurguladı. Kürt meselesinde barış sürecinin başarıya ulaşması için bölgenin ekolojik yapısını yok eden politikalardan vazgeçilmesi gerektiğini belirtti.

Akbelen’den Diyarbakır’a, Şırnak’tan Van Gölü’ne uzanan ekolojik yıkım örneklerine değinen Cangı, çevresel demokrasi ve ekolojik demokrasi kavramlarını tartıştı. Doğayla barışık, şeffaf, katılımcı ve ekolojik adaleti gözeten bir demokratik dönüşüm çağrısı yaptı.

Özgür: Emek ve ekoloji aynı krizin içinde buluşuyor

Bahadır Özgür, emek ve ekoloji krizlerinin artık birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini söyledi. Türkiye’de emek değersizleşirken, güvencesizleşirken ve çocuk emeği yaygınlaşırken; aynı anda doğanın da madenler, enerji projeleri, altyapı yatırımları ve rant politikalarıyla tahrip edildiğini belirtti.

Özgür’e göre Türkiye’de yaşanan tablo yalnızca iç politikayla değil, küresel ticaret savaşları, yeni değer zincirleri, askeri sanayi, lojistik koridorları ve yeni bir merkantilist birikim modeliyle de ilişkili. Cengiz Holding örneği üzerinden madencilik, altyapı, lojistik ve savunma sanayi arasında kurulan bağlantılara dikkat çekti.

Emek ve ekoloji hareketlerinin aynı eksende buluşmak zorunda olduğunu belirten Özgür, bu ortak mücadelenin Türkiye için karamsar değil, umutlu bir imkân yarattığını söyledi.

Çiçek: Güç ve kaynaklar yerele devredilmeli

Cuma Çiçek, su kaynaklarına dayalı ademimerkeziyet ve kesişimsel siyaset başlığı altında yeni bir bölgesel demokrasi perspektifi sundu. Türkiye’de son on yılda yaşanan dönüşümü “belirsizlik rejimi” kavramıyla tartışan Çiçek, Kürt coğrafyasının yüz yıldır bu belirsizlik rejimiyle yaşadığını söyledi.

Çiçek’e göre bugün demokratikleşme, yalnızca devletin küçültülmesi ya da yetkilerin biçimsel olarak yerelleştirilmesiyle değil; örgütlü toplumun güçlenmesi, kaynakların adil dağıtılması ve kimlik, sınıf, ekoloji, ekonomi ve yerel yönetim meselelerinin birlikte ele alınmasıyla mümkün olabilir.

Su havzaları temelinde düşünülecek bir bölgesel ademimerkeziyetin; ekolojik kriz, mekânsal eşitsizlik, kimlik politikaları, kamu idaresi, afet riski ve demokratik katılım alanlarında yeni imkânlar açabileceğini belirten Çiçek, “gücün ve kaynakların yerele devredildiği” bir dönüşüm ihtiyacını vurguladı.

Kimin cumhuriyeti, nasıl bir gelecek?

Günün son panel-forumu, Kuban Kural moderasyonunda “Kimin Cumhuriyeti, Nasıl Bir Gelecek?” başlığıyla yapıldı. Oturumda işçiler, LGBTİ+’lar, dindar kadınlar, gençler ve dünyadaş dayanışma perspektifi üzerinden demokratik cumhuriyetin kimleri ve nasıl kapsayacağı tartışıldı.

Acar: İşçiler yurttaşlıktan kovuldu

Neslihan Acar, “İşçiler Yurttaşlıktan Nasıl Kovuldu?” başlıklı konuşmasında, işçi sınıfının barınma, beslenme, sağlık, eğitim, güvenlik ve siyasal söz hakkı gibi temel haklardan giderek dışlandığını söyledi. Yurttaşlığın yalnızca hukuki statü değil, insanca yaşam koşullarının asgari çerçevesi olduğunu belirtti.

Acar, Türkiye’de rejim tartışmasının yalnızca “tek adam rejimi” başlığıyla daraltılamayacağını; devletin sermaye birikimi için yeniden örgütlendiğini savundu. Bu yapıyı “emperyalist holding rejimi” olarak tanımlayan Acar, işçilerin ve toplumsal mücadelelerin karşısında yalnızca patronları değil, yargıdan kolluğa, sendikal bürokrasiden yerel güç ilişkilerine uzanan geniş bir güç ağını bulduğunu söyledi.

Polonez, Migros, Carrefour, Çimsa, İliç, Akbelen ve Dilovası örneklerine değinen Acar, ücretsiz eğitim, sağlık, ulaşım, barınma, beslenme ve güvenli çalışma gibi temel haklar etrafında ortak mücadele hattı kurulması gerektiğini vurguladı.

Tar: Demokratik toplum mücadelesi LGBTİ+ realitesini tanımalı

Yıldız Tar, Cumhuriyet’in LGBTİ+ realitesiyle imtihanını ve yeni yüzyılda çözüm arayışlarını ele aldı. LGBTİ+ varoluşunun yalnızca cinsellikle ilgili değil; insanın kendisi olması, kimi sevdiği, nasıl yaşamak istediği ve onurlu yaşam talebiyle ilgili olduğunu söyledi.

Tar, Cumhuriyet’in ve daha eski iktidar biçimlerinin LGBTİ+’lara dönük stratejisinin utanç üretmek olduğunu belirtti. Bugün gündemde olan yargı paketi tartışmalarının LGBTİ+’ları yalnızca hedef almakla kalmadığını, demokratik toplum sürecine dönük bir provokasyon niteliği de taşıdığını ifade etti.

Toplumda LGBTİ+’ların eşit ve özgür yaşamasını destekleyenlerin oranına ilişkin araştırma sonuçlarını aktaran Tar, asıl sorunun destekten çok korku olduğunu söyledi. Avcılar’da trans kadınlara yönelik linç girişimini hatırlatan Tar, demokratik toplum mücadelesinin LGBTİ+’larla toplumun geri kalanı arasında örülen “ses geçirmez duvarları” yıkması gerektiğini vurguladı.

Keskin: Demokratik cumhuriyet dindar kadının sözünü tanımalı

Diba Keskin, konuşmasını ağırlıklı olarak Kürtçe yaptı. Dindar kadınların demokratik cumhuriyet tartışmasındaki yerini ele alan Keskin, demokratik cumhuriyetin insani değerler üzerinden yürümeyi önermesi gerektiğini söyledi.

Keskin’in konuşmasında laiklik, dini otorite, tarikat-cemaat yapıları, erkek egemen din yorumları ve dindar kadınların kamusal-siyasal alandaki görünürlüğü arasındaki gerilimler öne çıktı. Demokratik cumhuriyetin dindar kadına yalnızca görünürlük değil; söz, irade, eşit öznelik ve kendi yaşamı hakkında karar hakkı vaat etmesi gerektiği vurgulandı.

Altınay: Barışı dünyadaş dayanışmayla örmek

Ayşe Gül Altınay, “Dünyadaş Dayanışma ile Barışı Örmek” başlıklı konuşmasında, ortak geleceğin “daha iyi hikâyesini” birlikte yazma ihtiyacını tartıştı. Kendi yaşam yolculuğu üzerinden Diyarbakır, militarizm, Ermeni Soykırımı hafızası, Hrant Dink, Fethiye Çetin’in çalışmaları ve yüzleşme süreçlerine değindi.

Altınay, barış ve demokrasinin yalnızca insanlar arası ilişkilerle sınırlı düşünülemeyeceğini; doğa, hayvanlar, ekosistemler ve insan dışı varlıklarla birlikte bir dünyadaşlık fikrine ihtiyaç olduğunu söyledi. Birbirimizin ve doğanın faili ya da hükümdarı değil, dünyadaş yoldaşları olduğumuzu idrak eden bir barış anlayışının önemini vurguladı.

Korkmaz: Gençler işlenmesi gereken hamur değil, özne olarak görülmeli

Mehmet Uğur Korkmaz, gençlik ve demokratik gelecek başlığında konuştu. 2013 Gezi Direnişi’ni hatırlatarak başlayan Korkmaz, gençlerin sokakları, üniversiteleri, ibadethaneleri ve kamusal alanları kendilerinin kılmak istediğini söyledi.

Son on yılda gençlerin devlet şiddeti, yoksulluk, MESEM tezgâhları, güvencesiz çalışma, ev gençliği, politik baskı ve özel savaş politikalarıyla karşı karşıya kaldığını belirten Korkmaz, gençlerin apolitik ya da ilgisiz olduğu yönündeki kolaycı değerlendirmelere itiraz etti.

Korkmaz’a göre gençler çoğu zaman siyasal yapılarda “işlenmesi gereken hamur” gibi görülüyor. Demokratik bir ikinci yüzyılın kurulması için yaşlı kuşakların gençlerle hiyerarşik olmayan, dinleyen ve kendini de dönüştürmeye hazır ilişkiler kurması gerekiyor.

Yeni Yüzyıla Demokratik Çağrı: “Yeni bir pencere açma çağrısı”

Konferans, “Yeni Yüzyıla Demokratik Çağrı” metninin paylaşılmasıyla sona erdi. Metinde, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının demokrasi, eşitlik ve özgürlük perspektifiyle tartışıldığı belirtildi.

Çağrı metninde barış ve demokrasinin aynı geleceği kuran iki kurucu değer olduğu vurgulandı. Kürt meselesinin demokratik ve barışçı çözümüne dönük gelişen olanakların, yalnızca bir sorunun çözümünü değil, Türkiye’nin bütününün demokratikleşmesini güçlendirecek tarihsel bir eşik olduğu ifade edildi.

Metinde, barışı ve özgürlükleri kurumsal güvenceye kavuşturacak düzenlemelerin gecikmeksizin gündeme gelmesi, geçmişin inkâr ve dışlama politikalarıyla yüzleşen güçlü bir siyasal iradenin güven verici adımlar atması gerektiği belirtildi.

“Demokratik gelecek kendiliğinden ortaya çıkmayacak”

Çağrı metninde Türkiye’nin temel sorunlarının birbirinden ayrı olmadığı, ortak bir demokratikleşme sorununun farklı görünümleri olduğu vurgulandı. Devletin demokratikleşmesinin yanı sıra toplumun kendi demokratik örgütlülüğünü geliştirmesi, dayanışma ağlarını büyütmesi ve ortak yaşam zeminlerini güçlendirmesi gerektiği ifade edildi.

Metinde, “Demokratik bir gelecek kendiliğinden ortaya çıkmayacak; onu ancak demokrasi, özgürlük ve eşitlik mücadelesiyle birlikte kurabileceğiz” denildi.

Konferansın çağrısı, kadın, gençlik ve ekoloji hareketleri başta olmak üzere tüm toplumsal hareketlere, demokratik güçlere, emek ve meslek örgütlerine, hak ve özgürlük mücadelelerine, yerel inisiyatiflere, aydınlara, sanatçılara, akademisyenlere ve ilk yüzyılda dışarıda bırakılan herkese yöneldi.

Metnin sonunda yeni yüzyıla çağrının, toplumu ve devleti demokratikleştirecek, demokrasiyi birlikte kuracak ve barışı kalıcılaştıracak ortak iradeyi bugünden büyütme çağrısı olduğu belirtildi: “Yeni bir pencere açma” çağrısı.

Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nda ilk gün: Geçmişin muhasebesinden demokratik ortak geleceğe

Konferansın ikinci gününde hangi başlıklar tartışıldı?

İkinci gün toplumdan devlete demokratikleşme imkânları, barışın toplumsallaşması, yerel demokrasi, kadınların kurucu rolü, Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesi, Kürt meselesinde hukuksal dönüşüm, ekolojik demokrasi, emek ve ekoloji, işçilerin yurttaşlık hakları, LGBTİ+ realitesi, dindar kadınların deneyimi, gençlik ve dünyadaş dayanışma başlıkları tartışıldı.

“Yeni Yüzyıla Demokratik Çağrı” metninde ne vurgulandı?

Çağrı metninde barış ve demokrasinin ortak geleceği kuran iki kurucu değer olduğu belirtildi. Demokratik geleceğin kendiliğinden ortaya çıkmayacağı; demokrasi, özgürlük, eşitlik ve barış mücadelesiyle birlikte kurulacağı vurgulandı.

Konferansın ikinci gününden çıkan ortak sonuç neydi?

İkinci günün ortak sonucu, demokratik dönüşümün yalnızca devlet kurumlarının değişimiyle sınırlı olmadığı yönündeydi. Barışın toplumsallaşması, yerel demokrasi, ekolojik adalet, kadın özgürlüğü, emek mücadelesi, kimliklerin tanınması ve eşit yurttaşlık birlikte ele alınmadan demokratik cumhuriyetin kurulamayacağı ifade edildi.

İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı başladı: Demokratik cumhuriyet için barış ve eşit yurttaşlık çağrısı

Önceki İçerik

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →