Mevzu Tiyatro’nun hikâyesi bir sahnede değil, Özgün Aytar’ın tuttuğu bir defterde başladı. İstanbul’dan İzmir’e tiyatro yapmak için dönen Aytar, sezon ortasında işsiz kalınca kendisine yeni bir oyun alanı açmaya karar verdi. O defterden doğan topluluk; bugün sekizinci sezonuna üçü yetişkinlere, altısı çocuklara yönelik dokuz oyunluk programla hazırlanıyor.
Tiyatroyla başlayan bir yaşam
1991 yılında İzmir’de doğan Özgün Aytar’ın tiyatroyla ilişkisi ilkokul üçüncü sınıfta başladı. Karşıyaka Cumhuriyet İlkokulunun ardından Gazi Lisesi’nde öğrenim gören, lise eğitimini açık lisede tamamlayan Aytar, bu tercihin tiyatroya daha fazla zaman ayırmasına imkân verdiğini ifade ediyor.
Uzun süren lise döneminin ardından tiyatro eğitimi almaya karar veren Aytar, Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin İstanbul Ziverbey’deki tiyatro bölümüne girdi. İstanbul’da geçirdiği altı yılın ardından aldığı bir iş teklifi üzerine İzmir’e döndü. Ancak dönüşüne neden olan çalışma ilişkisi uzun sürmedi. Aytar, büyük beklentilerle geldiği İzmir’de sezon ortasında işsiz kaldı. Mevzu Tiyatro’nun ilk fikri de bu belirsizlik döneminde ortaya çıktı:
“Küçük bir bunalım geçirerek defterlerimle konuşmaya başladım. Mevzu Tiyatro o defterden çıktı. Başıma gelenlerin hepsi aslında oyun oynama ve kendime bir oyun alanı yaratma isteğimden kaynaklanıyordu.”
Sanatçıdan “tiyatro tüccarı”na
Kendi tiyatrosunu kurmak, Aytar için bir oyun hazırlamanın ötesinde, daha önce uzak durduğu ekonomik ve idari işleri öğrenmek anlamına geliyordu. Fatura, muhasebe, satış ve pazarlama gibi alanlarla uğraşmak istememesinin, emeğini başkalarının kurduğu ilişkilere bağımlı hâle getirdiğini söylüyor. Bu bağımlılıktan çıkabilmek için satış, pazarlama ve kurumsal kimlik üzerine okumaya başlayan Aytar, Mevzu Tiyatro’yu kurduğu günü ironik bir ifadeyle anlatıyor:
“İşin fatura, muhasebe, satış ve pazarlama gibi kısımlarından hoşlanmadığım için başka insanların emeğimi sömürmesine izin veriyordum. Bunun yerine, o dönemde satış, pazarlama ve kurumsal kimlik yaratma gibi ticarete atılabilmek için gerekli gördüğüm konularda bolca kitap okudum. Mevzu Tiyatro’yu kurarak sonunda resmî olarak “tiyatro tüccarı” oldum. Bunu bilerek böyle adlandırıyorum. Çünkü aslında ne benim ne de diğer tiyatrocuların tüccar olması gerek. Fakat günümüzde tiyatro yapmak istiyorsanız bu gerekliymiş.”
Bağımsız tiyatronun ayakta kalabilmesi; sanatsal üretimin yanında bilet satışı, tanıtım, salon kiralama ve mali yükümlülüklerin de yönetilmesini gerektiriyor. Aytar, ticari açıdan iyi yönetilemediğini düşündüğü Mevzu Tiyatro’nun buna rağmen sekizinci sezonuna ulaşmasını önemli bir başarı olarak değerlendiriyor. Topluluk, her sezon yeni prodüksiyonlar hazırlarken Mevzu Atölye’deki oyunculuk çalışmalarını da sürdürüyor. Aytar, iki alanın ortak hedefini özenli ve yenilikçi oyunlar üretmek, oyunculuk araştırmaları aracılığıyla nitelikli oyuncular yetiştirmek olarak tarif ediyor.
Bay Maki’den Faldaki Cinayet’e
Mevzu Tiyatro’nun seyirciyle buluşan ilk yapımı, pantomim türündeki çocuk oyunu “Bay Maki” oldu. Aytar’ın “Bizi ayağa kaldıran oyun” diye tanımladığı yapımı, müzik ve dansın öne çıktığı “Sarguçya” ile kukla oyunu “Topik’in Macerası” izledi.
Topluluğun ilk yetişkin oyunu “Katil Kim?”, iki sezon boyunca neredeyse kapalı gişe sahnelendi. Oyunun yazarı Gizem Gisten Kaplan, yapımla Direklerarası Yazar Ödülü’nü aldı. “Katil Kim?” ayrıca Bedia Muvahhit Tiyatro Ödülleri’nde yazar ve müzik dallarında aday gösterildi.
Bir sonraki dönemde blacklight tekniğiyle hazırlanan çocuk oyunu “Hayal Kasabası” ile tek perdelik yetişkin meddah oyunu “Bir Hoş Hikâyet” sahneye taşındı. Mevzu Atölye ekibi ise Haldun Taner’in “Kabare” oyununu seyirciyle buluşturdu.
“Bay Maki”nin devamı olarak tasarlanan “Kuki Şov”, kukla ile pantomimi bir araya getiren bir çocuk talk-show’u biçiminde hazırlandı. Oyun, küçük yaştaki çocuklara pantomimi hem anlatmayı hem de sahne üzerinde göstermeyi amaçladı.
Orhan Veli’ye hareketten bakan bir uyarlama
Mevzu Atölye’nin ilk yetişkin uyarlaması “Sizin İçin Orhan Veli” oldu. Orhan Veli şiirlerinin daha önce pek çok kez sahneye taşınmış olması, topluluk için önemli bir sanatsal risk oluşturuyordu. Aytar, Müşfik Kenter’in hafızalardaki yorumunun karşısına “daha iyisini” koymayı amaçlamadıklarını, farklı bir anlatım dili aradıklarını belirtiyor. On kişilik kadroyla hazırlanan yapım, şiirin sahnelenmesinde ses kadar harekete de ağırlık verdi.
Festivaller ve sokak şenlikleri için daha küçük prodüksiyonlar da hazırlayan topluluk, 2025-2026 sezonunda kara komedi türündeki “Faldaki Cinayet”i sahneledi. Yapım, Direklerarası tarafından Tek Kişilik Prodüksiyon Ödülü’ne değer görüldü.
Mevzu Tiyatro, çocuk oyunlarının tamamını ve yetişkin oyunlarının önemli bir bölümünü repertuvarında tutuyor. Aytar, seyircilerin yorumlarının topluluğun sürekliliğindeki en güçlü motivasyonlardan biri olduğunu söylüyor.
Meddahın ve Chaplin’in bastonu
Mevzu Tiyatro’nun üretiminde geleneksel tiyatronun özel bir yeri var. Müjdat Gezen’in öğrencisi olan Aytar, eğitimi sırasında geleneksel tiyatro üzerine yoğun biçimde çalıştığını ve bugün de sahnede meddah oyunları oynamayı sürdürdüğünü anlatıyor. Topluluğun logosundaki baston da bu ilişkinin simgesi. Bastonun bir ucu geleneksel meddaha, diğer ucu Charlie Chaplin’in evrensel sahne diline uzanıyor.
Mevzu Tiyatro, oyun seçiminde yeni ve yerli metinlere ağırlık veriyor. Bunun kesin bir sınırlama olmadığını belirten Aytar, güncel ya da klasik yabancı metinlerle de çalıştıklarını, ancak geleneksel tiyatroyla kurdukları ilişkinin topluluğun kimliğindeki yerini koruduğunu ifade ediyor.

Çocuklarla kurulan başka bir sahne
Mevzu Tiyatro’nun üretiminin önemli bir bölümünü çocuk oyunları oluşturuyor. “Bay Maki”, Türkiye’deki gösterimlerinin yanı sıra Çin ve Hamburg’da da sahnelenerek uluslararası festivallere ulaştı.
Oyunculuk kariyerinin başında planları arasında bulunmayan pantomimin zamanla vazgeçilmezlerinden biri olduğunu söyleyen Aytar, “Bay Maki”yi kendisinin de öğrenmeye devam ettiği bir oyun olarak görüyor: “Hayatımda çocukların enerjisinden daha iyi bir enerji görmedim. Onlara oyun oynamak bana çok iyi hissettiriyor. Ömrüm oldukça çocuklara oyun oynamaya devam etmek istiyorum.”
Çocuk tiyatrosu, Aytar için geleceğin tiyatro seyircisiyle kurulabilecek ilk temas anlamına da geliyor. Topluluğun repertuvarında birbirinden farklı altı çocuk oyunu bulunuyor ve bu yapımların tamamı pedagog onayı taşıyor.
Tiyatroyu merkezin dışına götürmek
Aytar’ın tiyatro çalışmaları Mevzu Tiyatro’yla sınırlı değil. Kültürlerarası Tiyatro Platformu’nun her yaz düzenlediği Türkiye Tiyatro Buluşması da bu çalışmaların önemli bir parçası. Bu yıl Manisa’da 19’uncusu gerçekleştirilen buluşma; Türkiye’den ve dünyadan tiyatrocuları, öğrencileri ve eğitmenleri atölyeler, seminerler, oyunlar, açık sahneler ve sohbetlerde bir araya getirdi.
Platformun bir diğer çalışması olan “Performans İzmir” ise tiyatroyu kentin merkezinden uzak mahallelere taşıyor. Sokakların sahneye dönüştürüldüğü etkinliklerle, hayatında daha önce tiyatro oyunu izlememiş olabilecek seyircilere ulaşılması amaçlanıyor. Aytar, İzmir’i festival bakımından zengin bir kent olarak değerlendiriyor. Türkiye Tiyatro Buluşması ve Performans İzmir’in yanı sıra 23 Nisan çocuk şenlikleri, sokak tiyatrosu günleri ve farklı kurumların düzenlediği festivaller, toplulukların seyirciyle buluşma alanlarını genişletiyor.
Ancak festival sayısındaki zenginlik, tiyatroların yıl boyunca karşılaştığı yapısal sorunları ortadan kaldırmıyor.
Mevzu Atölye’de risk almak
Mevzu Atölye, Aytar’ın Mevzu Tiyatro’yu kurarken taşıdığı temel hayallerden biriydi. Atölyedeki oyuncular tiratlar, doğaçlamalar ve farklı oyunculuk yöntemleri üzerinde sürekli çalışma yürütüyor; bu araştırmalar her yıl sahnelenen yeni yapımlarla sonuçlanıyor.
“Kabare” ve “Sizin İçin Orhan Veli”, bu çalışma sürecinden doğan oyunlar arasında yer alıyor.
Aytar’a göre atölyenin en önemli özelliği, ticari bir prodüksiyonda alınması “güç risklere” alan açması. Profesyonel tiyatrolar oyun seçerken seyirci ilgisini ve yapımın mali karşılığını hesaba katmak zorunda. Mevzu Atölye ise farklı türlerin ve oyunculuk yöntemlerinin denenebildiği daha serbest bir çalışma ortamı sunuyor. Topluluğun diğer oyunları sezon boyunca sahnelenmeye devam ettiği için atölye çalışmaları doğrudan gişe baskısı altında kalmıyor. Bu durum, oyuncuların daha deneysel yapımlara yönelmesine imkân veriyor.

İzmir’de tiyatro var, sahne yok
İzmir festivalleri, tiyatro toplulukları ve seyirci ilgisiyle canlı bir kültür kenti görünümü taşısa da Aytar’a göre özel tiyatroların önündeki temel sorun değişmiyor: “Sahne. En önemli sorun sahne. Kimse kusura bakmasın ama belediyeler de bu konuda yetersiz.”
Kentte az sayıda özel tiyatro sahnesi bulunuyor. Bu mekânlar da artan kira ve işletme giderlerini karşılayabilmek için yüksek kullanım ücretleri istemek zorunda kalıyor. Kendisine ait bir sahnesi bulunmayan topluluklar ise oyunlarını farklı salonlarda sergileyerek sürekli dolaşan bir çalışma düzenine mahkûm oluyor.
Bu hareketlilik, prodüksiyonların teknik ve ekonomik koşullarını zorlaştırdığı gibi tiyatroların seyircileriyle kalıcı bir ilişki kurmasını da engelliyor. Bir oyunu beğenen seyirci topluluğu arkadaşlarına önerse bile aynı oyunun bir sonraki gösteriminin nerede yapılacağı belirsiz kalabiliyor.
“Bizim gibi sahnesi olmayan tiyatrolar, İzmir’deki tiyatroların çoğu gibi, sürekli geziyor. Seyirci bazen bizi bulmakta zorlanıyor. Bu durum seyirciyi yakalamamızı çok zorlaştırıyor.”
Aytar’ın işaret ettiği sorun, yalnızca bir salon bulma meselesinden ibaret değil. Düzenli sahneye erişemeyen tiyatrolar repertuvar oluşturmakta, gösterim takvimini önceden açıklamakta ve seyirci alışkanlığı yaratmakta zorlanıyor. İzmir’in festival dönemlerinde görünür hâle gelen kültür-sanat hareketliliği, yıl boyunca erişilebilir sahne altyapısıyla desteklenmediğinde bağımsız toplulukların sürekliliği kişisel çabalara bırakılıyor.
“Muhasebeciniz iyi olsun”
Aytar’ın kendi tiyatrosunu kurmak isteyenlere verdiği ilk tavsiye, bağımsız tiyatronun içinde bulunduğu koşulları mizahla özetliyor: “Muhasebeciniz iyi olsun ve ticareti iyi öğrenin. Sosyal medyadan anlıyorsanız ve sahnede iki kelime edebiliyorsanız tiyatronuz ayakta kaldı demektir!”
Bu sözlerin arkasında ise tiyatroyla geçinmenin güçlüğü bulunuyor. Aytar, nitelikli üretimin çok okumayı, çalışmayı ve sürekli gelişmeyi gerektirdiğini; bu yolu seçenlerin sonuç odaklı olmaktan çok sürecin kendisinde ısrar etmesi gerektiğini düşünüyor. Tiyatro kurmayı kolay bir mesleki tercih olarak önermiyor. Yine de konuşmasını, bağımsız tiyatrocuların mizahını ve birlikte üretme arzusunu taşıyan bir çağrıyla tamamlıyor: “Tiyatronuzu kurduysanız ya da tiyatrocu olup geçiminizi bundan sağlamayı düşünüyorsanız siz beni bulun, bir kahve içelim. Nasıl ayvayı yediğimizi birlikte konuşuruz. Belki oradan bir proje çıkarırız.”
Dokuz oyunluk yeni sezon
Mevzu Tiyatro, gelecek sezon yetişkinler için hazırlanan yeni bir komediyi seyirciyle buluşturmayı planlıyor. Topluluk, “Faldaki Cinayet” ile ortak prodüksiyon olarak hazırlanan “Bahar Komedisi”ni oynamayı sürdürecek. Çocuklar için hazırlanan “Deniz Muhafızları” da yeni sezonda sahnede olacak. Mevzu Atölye’de yeni oyunlar ve oyunculuk yöntemleri üzerine çalışmalar devam edecek.
Bir defterde kendine oyun alanı arayan düşünceden doğan Mevzu Tiyatro, sekizinci sezonuna üç yetişkin ve altı çocuk oyunuyla giriyor. Topluluk sahneye çıkmayı sürdürüyor; İzmir’de bağımsız tiyatroların kalıcı bir sahneye kavuşma arayışı ise devam ediyor.
Mevzu Tiyatro nasıl kuruldu?
Mevzu Tiyatro, Özgün Aytar’ın İstanbul’dan İzmir’e döndükten sonra sezon ortasında işsiz kalması üzerine kendisine yeni bir oyun alanı yaratma arayışından doğdu. Bir defterde başlayan fikir, çocuk ve yetişkin oyunları üreten bağımsız bir tiyatro topluluğuna dönüştü.
Mevzu Tiyatro’nun yeni sezonunda kaç oyun var?
Mevzu Tiyatro, sekizinci sezonunda üç yetişkin ve altı çocuk oyunuyla sahnede olmayı planlıyor. “Faldaki Cinayet”, “Bahar Komedisi” ve “Deniz Muhafızları” yeni sezon programında yer alan yapımlar arasında bulunuyor.
İzmir’de bağımsız tiyatroların temel sorunu nedir?
Özgün Aytar’a göre en önemli sorun, tiyatro topluluklarının düzenli ve erişilebilir koşullarda kullanabileceği sahnelerin yetersizliği. Sürekli mekân değiştirmek maliyetleri artırıyor, gösterim takvimini belirsizleştiriyor ve seyircinin toplulukları düzenli takip etmesini zorlaştırıyor.
Ege’den Endülüs’e notaların göçü: Akdeniz müziği ve flamenkonun saklı hafızası

