Türkiye; veri merkezlerinden kamu yatırımlarına, uzman yetiştirilmesinden Türkçe modellere uzanan büyük bir yapay zeka programı başlatıyor. Ancak kamu hizmetlerinde yapay zeka kullanımının genişletilmesi planlanırken bildirim, açıklama, insan incelemesi, itiraz ve sorumluluk kuralları henüz aynı somutlukta açıklanmış değil.
Bir işlem yaptığınızı ve sonucunu beklediğinizi düşünün. Dosyanız bir memurun ekranına düşmeden önce başka bir sistem tarafından inceleniyor. Verileriniz karşılaştırılıyor, risk hesaplaması yapılıyor, başvurunuz sınıflandırılıyor. Son kararı yine sizin gibi bir insan veriyor. Fakat o insanın önündeki sıralamayı, uyarıyı veya öneriyi bir algoritma belirliyor. Siz ise bu sürecin nasıl işlediğini görmüyorsunuz.
Dolayısıyla algoritmanın kararı ile, memur da sizi veya başvurunuzu hiç görmeyebilir.
Türkiye yapay zekaya büyük bir yatırım ve kamu dönüşümü programı hazırlarken; devletin karar mekanizmasına algoritmalar girdiğinde yurttaşın hakları nerede duracak?
Karşımızda her zaman bir yapay zeka ekranı bulunmayabilir. Belki bir memurla konuşacağız. Belki kararın altında yine bir insanın imzası olabilir. Ancak o kararın arkasında, bizim göremediğimiz bir sistem de kamu görevlisiyle birlikte çalışıyor olabilir.
Bu uzak ya da distopik bir gelecek senaryosu değil. Fakat şüphe ve kaygıyla karşılanmasına da gerek yok.
Türkiye’nin 2026–2030 Yapay Zeka Eylem Planı, yapay zekayı kamu hizmetlerinden ekonomik rekabete, veri altyapısından teknolojik egemenliğe uzanan büyük bir dönüşümün parçası haline getiriyor. Planın uygulanmasına ilişkin 2026/9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi de 18 Ağustos’ta yayımlandı.
Böylece “Türkiye yapay zeka geliştirebilir mi?” tartışması eskidi.
Devlet ne istiyor?
Eylem Planı “fark et, istifade et, üret ve yönet” başlıklarını taşıyan dört eksen ve her eksende dört eylem üzerine kuruldu.
Planın açıklanması sırasında yapay zeka, yalnızca yeni bir yazılım alanı olarak değil, dijital egemenliğin parçası olarak tanımlandı. Kendi verisini koruyamayan, kendi modellerini geliştiremeyen ve kendi altyapısını kuramayan ülkelerin başkalarının teknolojisini besleyen birer “veri tarlasına” dönüşebileceği savunuldu.

Eylem Planı’nın 2030’a kadar ulaşmayı ön gördüğü başlıca hedefler büyük:
- Türkiye’nin veri merkezi kurulu gücünün en az 1 gigavata çıkarılması,
- Veri merkezi, bulut ve yapay zeka altyapıları için en az 10 milyar dolarlık, özel sektör ağırlıklı kaynağın harekete geçirilmesi,
- Kamu yatırım programlarında yapay zeka projelerine en az yüzde 2 pay ayrılması,
- İki yıl içinde 81 ilde 5 milyon yurttaşa yapay zeka okuryazarlığı eğitimi verilmesi,
- 10 bin ileri düzey yapay zeka uzmanı yetiştirilmesi,
- 100 bin yapay zeka uygulama profesyoneli yetiştirilmesi,
- Sağlık, tarım, savunma ve elektronik ticaret başta olmak üzere en az 2 bin kamu veri setinin Ulusal Veri Kütüphanesi üzerinden erişilebilir hale getirilmesi,
- Türkçe merkezli büyük dil modellerinin geliştirilmesi.
Bunlarla birlikte yapay zeka büyüme bölgeleri, Ulusal Yapay Zeka Araştırma Fonu ve Yapay Zeka Büyüme Fonu kurulması; KOBİ’lerin yapay zeka kuponlarıyla desteklenmesi ve en az beş öncelikli sektörde düzenleyici deney alanlarının oluşturulması hedefleniyor.
Uluslararası yatırımcılara tek bir başvuru noktası üzerinden en fazla 30 iş gününde yol haritası sunulması da planın yatırım ayağında bulunuyor. Kamu sektörü ise başarılı yerli yapay zeka çözümlerinin “ilk alıcısı ve en güçlü referansı” olarak konumlandırılıyor.
e-Devlet de yurttaşın yapay zeka destekli kamu hizmetleriyle doğrudan karşılaşacağı dönüşüm alanlarından biri olacak.
Bütün bunlar devletin yapay zekayı geçici bir teknoloji gündemi olarak görmediğini gösteriyor. Altyapı kurulacak. Sermaye harekete geçirilecek. İnsan yetiştirilecek. Kamu verileri açılacak. Yerli modeller geliştirilecek ve kamu, bu modellerin önemli müşterilerinden biri olacak. Ancak bunların nasıl gerçekleşeceği henüz aynı somutlukta cevaplanmış değil.
- Yüzde 2’lik pay hangi kamu yatırımı toplamı üzerinden hesaplanacak?
- On milyar dolarlık kaynağın ne kadarı veri merkezlerine, ne kadarı buluta ve hesaplama altyapısına ayrılacak?
- Beş milyon kişinin alacağı eğitimin içeriği ve süresi ne olacak?
- İki bin veri setinin hangileri açılacak?
- Her eylemin sorumlu kurumu, bütçesi ve başarı göstergesi nasıl belirlenecek?
Planın yurttaş açısından gerçek anlamı, bu soruların yanıtlarında ortaya çıkacak.
Devlet yapay zekayı zaten kullanıyor
Yapay zekanın kamu hizmetlerine girmesi yalnızca 2030’a ilişkin bir hedef değil.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, 14 Mayıs 2026’da Sosyal Güvenlik Kurumunun yapay zeka tabanlı sistemleri kayıp-kaçakla mücadele, sahte sigortalılık tespiti, risk analizleri ve sağlık harcamalarının yönetiminde kullandığını açıkladı.
SGK Başkanı Yunus Elitaş da kurumun e-Devlet üzerinden sunduğu hizmetleri yapay zeka ve büyük veri analitiğiyle desteklediğini; denetim süreçlerini veri temelli risk analizleriyle daha hedefli hale getirmek istediklerini söyledi.
Bu sistemler kamu kayıplarının önlenmesini, usulsüz işlemlerin bulunmasını ve çalışanların büyük miktardaki veriyi daha hızlı incelemesini sağlıyor olabilir.
Fakat açıklamada sistemlerin hangi verilerle çalıştığı, üretilen risk puanlarının kararları nasıl etkilediği, hata oranlarının nasıl ölçüldüğü, sistemlerin kim tarafından geliştirildiği veya ilgili kişilerin hangi başvuru yollarına sahip olduğuna dair bilgi yer almıyor.
- Bir yurttaşın “riskli” olarak sınıflandırılmasında hangi veriler kullanılıyor?
- Yanlış bir veri risk puanını etkilerse nasıl düzeltilecek?
- Sistem belirli meslekleri, bölgeleri veya toplumsal grupları diğerlerinden daha sık işaretliyor mu?
- Risk puanı bir denetimi başlatmakla mı sınırlı, yoksa hizmete veya ödemeye ilişkin işlemleri de etkiliyor mu?
- Yurttaş, hakkında böyle bir değerlendirme yapıldığını öğrenebiliyor mu?
“Son kararı insan verdi” demek yeter mi?
Burada “insan denetimi” ile “insan onayı” arasındaki fark gözümüze çarpıyor.
Gerçek bir insan denetimi için görevlinin sistemin nasıl bir sonuca ulaştığını anlayabilmesi, kullandığı verileri kontrol edebilmesi, öneriyi reddedebilmesi ve başka bir değerlendirme yapabilmesi gerekir. Bunun için yalnızca yetkiye değil, yeterli bilgiye ve zamana da ihtiyaç vardır. Aksi halde insanın süreçte bulunması, ekranda beliren sonucu onaylamaktan ibaret kalabilir.
Yurttaş açısından da “kararı insan verdi” açıklaması yeterli olmayabilir. Yapay zekanın kararın hazırlanmasında oynadığı rol de bilinmelidir. Çünkü bir sistemin varlığını bilmiyorsak, onun etkisine itiraz etmemiz de zorlaşır.
Türkiye’de yurttaş tamamen korumasız mı?
Türkiye’de kişisel verilerin korunması, idari işlemlere karşı başvuru, bilgi edinme ve yargısal denetim gibi farklı alanlarda mevcut güvenceler bulunuyor.
Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 10. maddesi veri sorumlularına aydınlatma yükümlülüğü getiriyor. Kanunun 11. maddesi ise kişiye verilerinin işlenip işlenmediğini öğrenme, işlenmişse bilgi isteme, kullanım amacını öğrenme ve eksik veya yanlış verilerin düzeltilmesini talep etme hakları tanıyor. Aynı madde, kişisel verilerin münhasıran otomatik sistemler aracılığıyla analiz edilmesi sonucunda kişinin aleyhine bir sonuç ortaya çıkmasına itiraz etme hakkını da içeriyor.
Bu, algoritmik değerlendirmeler açısından önemli bir güvence olsa da “münhasıran otomatik” ifadesi yeni bir soruyu beraberinde getiriyor:
- Bir sistem nihai kararı vermiyor, yalnızca kamu görevlisine risk puanı veya öneri sunuyorsa bu hüküm nasıl uygulanacak?
- İnsan imzasının bulunması, süreci otomatik karar kapsamının dışına çıkarmaya yeterli olacak mı?
- Yoksa algoritmanın karar üzerindeki gerçek etkisine mi bakılacak?
Rehberden hukuka
Rehber, üretken yapay zeka sistemlerinin teknik karmaşıklığının KVKK yükümlülüklerini ortadan kaldırmadığını vurguluyor. Kişisel veriler model geliştirme, eğitim veya kullanım sırasında işleniyorsa veri sorumlusunun hukuki dayanağı belirlemesi, kişiyi açık ve anlaşılır biçimde bilgilendirmesi ve ilgili kişi haklarının kullanılabilmesi için gerekli mekanizmaları kurması gerekiyor.
Modelin geliştirilmesi ve eğitilmesi sırasında yapılan veri işlemleriyle, kullanıcının bir sohbet ekranına bilgi girmesi sırasında gerçekleşen işlemler için ayrı ve anlaşılır aydınlatma yapılması öneriliyor.
Bir kişinin sohbet robotu veya benzeri bir arayüzle karşılaşması halinde, yapay zekayla iletişim kurduğunu bilmesi gerektiği de rehberde belirtiliyor.
Rehber, KVKK’nin 11. maddesindeki otomatik değerlendirmeye itiraz hakkını yalnızca sonuca karşı çıkmak şeklinde değil, kararın dayandığı unsurların yeniden değerlendirilmesini istemek açısından da ele alıyor. Şeffaf, hesap verebilir ve insan müdahalesine açık süreçlerin önemini vurguluyor.
Bunun yanında tasarımdan ve varsayılan ayarlardan itibaren mahremiyetin korunması ile mahremiyet etki değerlendirmesi yapılması iyi uygulamalar arasında gösteriliyor.
Bunlar önemli ilkeler olmasına karşın iki şey gözden kaçırılmamalı:
Birincisi, rehber bir kanun değil. KVKK’nin üretken yapay zeka bağlamında nasıl uygulanabileceğini gösteren yol gösterici bir belge.
İkincisi, kapsamı üretken yapay zeka ve kişisel verilerin korunması. SGK’nin açıkladığı risk analizi gibi tahmin, sınıflandırma veya anomali tespiti yapan bütün kamu sistemleri için kurulmuş ayrı ve kapsamlı bir yapay zeka rejimi değil.
Sistemi kim geliştirdiyse sorumluluk onda mı?
Kamu kurumlarının kullanacağı sistemlerin bir bölümü özel şirketlerden satın alınabilir veya dışarıdaki yükleniciler tarafından geliştirilebilir.
Burada yerli veya yabancı bir şirketin sistemi geliştirmiş olması, kamu kurumunun yurttaşa karşı sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmıyor.
KVKK’nin kamu kurumlarına yönelik uyum rehberi, kamu kurumlarının da kişisel veriler bakımından veri sorumlusu olduğunu açıkça belirtiyor. Bir hizmetin dışarıdan alınması, kurumun veri işleme amaçlarını ve yöntemlerini belirleyen taraf olarak yükümlülüklerini bütünüyle ortadan kaldırmıyor.
Bu nedenle kamu alımlarında yalnızca fiyat, hız ve teknik yeterlilik düşünnülmemeli. Modelin hangi verilerle geliştirildiği, hata oranlarının farklı toplumsal gruplar açısından ölçülüp ölçülmediği, sistemin sonradan denetlenebilir olup olmadığı ve şirketin gerekli teknik bilgileri kamu kurumuyla paylaşma yükümlülüğü de düşünülmeli.
Kamu; yerli yapay zeka çözümlerinin ilk alıcısı olacaksa, ilk denetimin nasıl yapılacağı da açıklanmalı.
İki bin kamu veri seti açılırken
Yapay zekanın gücü algoritmadan çok veriden geliyor.
Eylem Planı sağlık, tarım, savunma ve elektronik ticaret başta olmak üzere en az iki bin kamu veri setinin Ulusal Veri Kütüphanesi üzerinden erişilebilir hale getirilmesini hedefliyor.
Bu veriler araştırmacılar, üniversiteler ve teknoloji şirketleri için önemli bir kaynak yaratabilir. Türkiye’ye özgü sağlık, tarım, dil ve kamu hizmeti sistemlerinin geliştirilmesini kolaylaştırabilir. Fakat kamu verisini erişime açmak, yalnızca dosyaları bir internet sitesine yüklemek anlamına gelmiyor.
Hangi veri setlerinin açılacağı, seçim ölçütlerinin ne olacağı, kişisel verilerin nasıl ayıklanacağı, anonimleştirmenin nasıl yapılacağı ve verilerin hangi lisans koşullarıyla kullanılabileceği açıklanmalı.
Tek bir veri setinde kimliği belirlenemeyen bir kişi, farklı veri kümeleri bir araya getirildiğinde yeniden tanınabilir hale gelebilir. Veride eksik temsil edilen bir grup ise bu verilerle geliştirilen sistemlerde daha fazla hatayla karşılaşabilir.
Dolayısıyla artık devletin yurttaş hakkında hangi verilere sahip olduğu değil, bu verileri birleştirerek yurttaş hakkında hangi sonuçları çıkarabildiği önem kazanacak.
Beş milyon kişi ne öğrenecek?
Planın yurttaşa doğrudan ulaşan en büyük hedefi, iki yıl içinde 81 ilde beş milyon kişiye yapay zeka okuryazarlığı eğitimi verilmesi. Ancak eğitimin süresi, müfredatı, kimler tarafından verileceği ve başarının nasıl ölçüleceği henüz hedefteki rakamlar kadar net değil.
Yapay zeka okuryazarlığı yalnızca bir sohbet robotuna iyi komut yazmak, metin oluşturmak veya görsel üretmek olarak anlaşılırsa yurttaşlık boyutu eksik kalır.

Yurttaşın aynı zamanda şunları da bilmesi gerekir:
- Yapay zeka sistemleri neden hata yapabilir?
- Bir algoritma nasıl ayrımcılık üretebilir?
- Kişisel veriler yapay zeka araçlarında nasıl korunur?
- Bir sistemin ürettiği bilgi nasıl doğrulanır?
- Kamu hizmetinde yapay zeka kullanıldığından şüphe edilirse kimden bilgi istenir?
- Hatalı bir değerlendirmeye nasıl itiraz edilir?
- Kararın bir insan tarafından yeniden incelenmesi nasıl talep edilir?
Beş milyon kişinin yapay zekayı kullanmayı öğrenmesi önemli, aynı beş milyon kişinin gerektiğinde devlete “Neden veya nasıl?” diye sorabilmesi de önemli.
Üstelik programın başarısı yalnızca eğitim verilen kişi sayısıyla ölçülmemeli. Yaş, gelir, engellilik, eğitim düzeyi, dil ve dijital erişim farklılıkları hesaba katılmadığında standart bir eğitim, mevcut eşitsizlikleri yeniden üretebilir.
“Yerli model” ne kadar yerli?
Planın önemli iddialarından biri dijital egemenlik.
Türkçe merkezli büyük dil modellerinin geliştirilmesi, Türkiye’nin diline, kültürüne ve kurumsal yapısına daha uygun sistemlerin ortaya çıkmasını sağlayabilir. Kamuya ait hassas verilerin yerel altyapılarda işlenmesi de bazı alanlarda yabancı platformlara bağımlılığı azaltabilir.
Fakat yerli model ile yerli teknoloji zinciri aynı şey değil.
Bir model Türkiye’de geliştirilebilir; onu çalıştıran GPU başka bir ülkede üretilebilir. Veri merkezi Türkiye’de bulunabilir; sunucuların işlemcileri, ağ donanımı veya soğutma teknolojisi dışarıdan gelebilir. Bulut hizmeti yabancı bir şirketin yazılımına dayanabilir. Modelin geliştirilmesinde kullanılan açık kaynak araçların ve sermayenin kaynağı farklı olabilir.
Dolayısıyla “yerlilik” iddiasını ayrı katmanlarla incelemek gerekiyor:
- GPU ve işlemci,
- Veri merkezi,
- Enerji ve su,
- Eğitim verisi,
- Temel model,
- Bulut altyapısı,
- Yazılım araçları,
- Sermaye,
- Üniversitelerin hesaplama ve veri erişimi.
Türkiye’nin yapay zeka egemenliği bazı katmanlarda başlayabilir, bazı katmanlarda dışa bağımlılık devam edebilir. Modeli kimin geliştirdiği kadar; verinin, altyapının, hesaplama gücünün ve karar mekanizmasının kimin kontrolünde olduğu da önem taşıyor.
Bir gigavatın enerji karşılığı
Plan, veri merkezlerinin uluslararası standartlara uygunluğu ve enerji verimliliği için hukuki düzenleme yapılacağını belirtiyor. Ancak bir gigavatlık kapasitenin nerelerde kurulacağı, enerji ihtiyacının hangi kaynaklardan karşılanacağı, şebeke üzerindeki etkisinin ne olacağı ve çevresel maliyetlerin nasıl raporlanacağı ayrıca açıklanmalı.
Dijital egemenlik hedefi enerji bağımlılığı konusundan ayrı düşünülmemeli.
Türkiye’nin yapay zeka kapasitesi büyürken, bu kapasitenin elektrik, su ve karbon maliyetini kimin üstleneceği de dönüşümün toplumsal sonuçlarından biri olacak.
Avrupa’da ne oluyor?
Avrupa Birliği’nin Yapay Zeka Tüzüğü, yapay zeka sistemlerini risk düzeylerine göre sınıflandırıyor. Kabul edilemez görülen belirli uygulamaları yasaklıyor; yüksek riskli sistemlere ise risk yönetimi, veri yönetişimi, kayıt tutma, teknik dokümantasyon, insan gözetimi, doğruluk ve siber güvenlik yükümlülükleri getiriyor.
Kamu kurumları veya kamu hizmeti sunan kuruluşların belirli yüksek riskli sistemleri kullanmadan önce temel haklar etki değerlendirmesi yapması öngörülüyor. Gerçek kişiler hakkında karar veren veya karar verilmesine yardımcı olan bazı yüksek riskli sistemlerde etkilenen kişiye bilgi verilmesi gerekiyor. Kamu kurumlarının kullandığı yüksek riskli sistemlerin önemli bir bölümü için kayıt ve görünürlük mekanizmaları da bulunuyor.
AB düzenlemesinin bütün hükümleri aynı anda uygulanmıyor. Takvim aşamalı biçimde ilerliyor ve yüksek risk sınıflandırmasına ilişkin uygulama ayrıntıları hala geliştiriliyor.
Tartışmayı, “Avrupa her şeyi çözdü, Türkiye geride kaldı” gibi basit bir karşılaştırma haline getirmek doğru olmaz.
AB, risk yaklaşımını bağlayıcı yükümlülüklere, kayıt sistemlerine, denetim yetkilerine ve yaptırımlara dönüştürmeye çalışıyor. Türkiye’nin Eylem Planı da kullanıcı haklarını koruyan ve orantılı risk yaklaşımına dayanan bir çerçeve kurulacağını söylüyor; ancak bu çerçevenin hangi kamu uygulamalarını yüksek riskli sayacağı, hangi yükümlülükleri getireceği ve hangi kurum tarafından denetleneceği henüz aynı açıklıkta değil.
Türkiye’de yapay zeka düzenlemesi hangi aşamada?
Yapay Zeka Eylem Planı ve Cumhurbaşkanlığı Genelgesi kamu politikası ve kurumların görevleri için bir yön oluşturuyor; ancak yurttaşın bütün hak ve başvuru yollarını düzenleyen ayrı bir yapay zeka kanunu değil.
TBMM Yapay Zeka Araştırma Komisyonu’nun 30 Mart 2026’da dağıtılan raporu ise bir yapay zeka kanunu hazırlanması, kalıcı bir Meclis komisyonu kurulması, merkezi bir kurumsal yapı oluşturulması ve kamu kurumlarında yapay zeka yönetişim birimleri kurulması gibi öneriler içeriyor. Bunlar önemli öneriler olsa da henüz yürürlükteki hukuk bunları kapsamıyor. 24 Haziran 2024’te sunulan 2/2234 sayılı Yapay Zeka Kanun Teklifi de halen komisyonda bulunuyor.
Kişisel veri, idari işlem, tüketici hakkı, ayrımcılık ve sektörel düzenlemeler üzerinden uygulanabilecek güvenceler var. Fakat yapay zekayı risk sınıflarına ayıran, yüksek etkili kamu uygulamalarını kayda alan, önceden etki değerlendirmesi isteyen ve bildirim, insan incelemesi, denetim, itiraz ile sorumluluğu bütün kurumlar için ortak biçimde düzenleyen bir yapı henüz tamamlanmış değil.
Teknoloji değil, güç
Ne kadar akıllı? Ne kadar hızlı? Hangi işleri yapabilir? Türkiye bu yarışta nerede? Kaç model geliştirebiliriz?
Bunların hepsi önemli. Fakat söz konusu devlet olduğunda başka bir soru belirleyici hale geliyor:
Güçlü bir algoritmanın karşısındaki yurttaş ne kadar güçlü?
İhtiyacımız olan şey yapay zekadan korkmak tabiki değil, karşısında hangi haklara sahip olduğumuzu bilmeye ihtiyacımız var.
Yapay zeka altyapısı güçlenirken, yurttaş açısından güçlenmesi gereken başka altyapılar da bulunuyor.
Unutulmamalı ki devletin kullandığı teknoloji ne kadar gelişmiş olursa olsun, karşısındaki yurttaş her zaman insan olacak.
Türkiye’nin yapay zeka planı neyi hedefliyor?
Plan; veri merkezi kapasitesini büyütmeyi, 10 milyar dolarlık kaynak oluşturmayı, 5 milyon yurttaşa eğitim vermeyi, 110 bin uzman ve profesyonel yetiştirmeyi hedefliyor.
Devlet yapay zeka kullandığında yurttaş bunu bilecek mi?
Türkiye’de kişisel veriler ve idari işlemler için mevcut güvenceler bulunuyor. Ancak yapay zeka kullanımının bildirilmesini, açıklanmasını ve insan tarafından yeniden incelenmesini bütün kamu kurumları için düzenleyen kapsamlı bir sistem henüz yok.
Yurttaş algoritmik bir değerlendirmeye itiraz edebilir mi?
KVKK, yalnızca otomatik sistemlerle yapılan analiz sonucunda ortaya çıkan olumsuz sonuca itiraz hakkı tanıyor. Fakat yurttaş sistemin kullanıldığını bilmiyorsa bu hakkı kullanması zorlaşabilir.


