Almanya’nın Saksonya-Anhalt eyaletinde işçilerin yüzde 61’i aşırı sağcı AfD’ye oy verdi. Ancak sonuç, işçi sınıfının topluca soldan faşizme geçtiği anlamına gelmiyor. Ekonomik güvencesizlik, bölgesel gerileme, örgütsüzlük ve ırkçı siyaset arasındaki ilişki, solun neyi kaybettiğini ve yeniden ne kurması gerektiğini gösteriyor.
Almanya’nın Saksonya-Anhalt eyaletinde 6 Eylül’de yapılan seçimler, ülkenin savaş sonrası siyasal tarihinde yeni bir eşiğe işaret etti. Almanya için Alternatif (AfD), oyların yüzde 43,8’ini alarak açık ara birinci parti oldu ve eyalet parlamentosunda tek başına iktidar olmasını sağlayacak mutlak çoğunluğu yalnızca üç sandalye farkla kaçırdı.
Uzun yıllardır eyaleti yöneten Hristiyan Demokrat Birlik’in (CDU) oyları yüzde 17,2’ye gerilerken Sosyal Demokrat Parti (SPD) yüzde 9,3, Yeşiller yüzde 8,9, Sol Parti yüzde 8,6 ve Sahra Wagenknecht İttifakı yüzde 5,3 oy aldı. Seçime katılım yüzde 77,8’e çıkarak Almanya’nın birleşmesinden bu yana eyalette görülen en yüksek düzeye ulaştı. Yükselen katılımın başlıca kazananı da AfD oldu. MDR’nin açıkladığı geçici kesin sonuçlar
AfD’nin Saksonya-Anhalt örgütü, eyaletin Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından “kesinleşmiş aşırı sağcı oluşum” olarak sınıflandırılıyor. Kurumun değerlendirmesinde partinin siyasal faaliyetlerinin insan onuru ve demokratik anayasal düzenin temel ilkeleriyle çatıştığı belirtiliyor. AfD kadrolarının aşırı sağın farklı kesimleriyle ve neonazi çevrelerle kurduğu bağlantılar da resmî raporlarda yer alıyor. Saksonya-Anhalt İçişleri Bakanlığının değerlendirmesi
İşçilerin yüzde 61’i AfD’ye oy verdi
Seçimin en çarpıcı sonucu mesleklere göre oy dağılımında ortaya çıktı. Infratest dimap’ın sandık çıkış araştırmasına göre işçilerin yüzde 61’i AfD’yi tercih etti. Bu oran beş yıl önce yaklaşık üçte bir düzeyindeydi.
İşçi oylarında SPD yüzde 5’e, Sol Parti yüzde 7’ye geriledi. AfD yalnızca mavi yakalı işçilerde değil, ücretli çalışanlarda yüzde 46’ya, kendi hesabına çalışanlarda ise yüzde 52’ye ulaştı. Dolayısıyla ortaya çıkan tablo yalnızca bir “işçi isyanı” değil; farklı toplumsal kesimleri aşırı sağın çevresinde birleştiren geniş bir siyasal bloktur. Deutschlandfunk’un seçim analizi
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Araştırmadaki “işçi” kategorisi, işçi sınıfının tamamını karşılamıyor. Hizmet, bakım, eğitim, lojistik ve büro işlerinde çalışan milyonlarca ücretli de emek gücünü satarak yaşıyor. Buna rağmen yüzde 61’lik sonuç, sanayi ve üretim işçileriyle tarihsel bağ kuran sol açısından inkâr edilemeyecek bir yenilgiye işaret ediyor.
Aşırı sağ yalnızca yaşlıların partisi değil
Seçim sonuçları, aşırı sağın “geçmişe özlem duyan yaşlı erkeklerin hareketi” olduğu yönündeki yerleşik kabulü de geçersiz kılıyor. AfD, 35–44 ve 45–59 yaş gruplarında yüzde 53 oy aldı. Parti, 18–24 yaş grubunda yüzde 42’ye ulaşırken en düşük desteği yaklaşık yüzde 31 ile 70 yaş üzerindeki seçmenlerden gördü.
Bu dağılım, aşırı sağın geçmişten kalan ve zamanla ortadan kalkacak bir siyasal kalıntı olmadığını gösteriyor. AfD, çalışma hayatının ortasındaki kuşaklarla geleceğini kurmaya çalışan gençler arasında da güçlü. Başka bir ifadeyle aşırı sağ, yalnızca geçmişe duyulan özlemi değil, geleceğe ilişkin kaygıyı da örgütlüyor. Yaş gruplarına göre Infratest dimap sonuçları
Bütün seçmenler soldan AfD’ye geçmedi
“Sol işçi sınıfını aşırı sağa kaybetti” cümlesi gerçek bir soruna işaret etse de seçmen hareketlerini bütünüyle açıklamıyor.
AfD’nin kazandığı oyların önemli bir bölümü doğrudan sol partilerden gelmedi. Parti, daha önce sandığa gitmeyen yaklaşık 170 bin seçmeni harekete geçirdi. CDU’dan 82 bin, liberal FDP’den ise 19 bin seçmen AfD’ye yöneldi. Parti farklı siyasal kaynaklardan oy kazanırken en büyük sıçramayı seçime katılmayanlar arasında gerçekleştirdi. Tagesspiegel’in seçmen geçişleri analizi
Avrupa ülkelerini karşılaştıran araştırmalar da aşırı sağ seçmenlerinin tamamının eski sosyal demokratlardan oluşmadığını gösteriyor. Friedrich Ebert Vakfı için Tarik Abou-Chadi, Reto Mitteregger ve Cas Mudde tarafından hazırlanan çalışmaya göre sosyal demokrasinin gerilemesiyle aşırı sağın yükselişi arasında doğrusal bir seçmen aktarımı bulunmuyor. İşçiler yalnızca sağa yönelmedi; sandıktan uzaklaştı, farklı partilere dağıldı ve eski sınıfsal aidiyetlerinden koptu. Friedrich Ebert Vakfının araştırması
Bu nedenle “solun işçi sınıfını kaybetmesi”, kendisine ait bir seçmen kitlesini başka bir partiye kaptırması şeklinde anlaşılmamalı. Kaybedilen şey daha derinde: işçilerle kurulan örgütsel, siyasal ve duygusal bağ.
Ekonomik güvencesizlik ırkçılığa nasıl dönüşüyor?
Saksonya-Anhalt, 2024 yılında 36 bin 517 avroluk kişi başına gelirle Almanya’nın 16 eyaleti arasında son sırada yer aldı. Almanya’nın doğusundaki pek çok bölgede olduğu gibi düşük ücretler, nüfus kaybı, kamusal hizmetlerin zayıflaması ve sanayinin geleceğine ilişkin belirsizlik gündelik hayatı belirliyor. Almanya eyaletlerinin ekonomik göstergeleri
AfD seçmenlerinin yaklaşık üçte ikisi kendi ekonomik durumunu “pek iyi değil” veya “kötü” olarak tanımlıyor. Beşte dördünden fazlası siyasette köklü bir değişim istediğini söylüyor. Bununla birlikte AfD’ye verilen oy yalnızca geçici bir tepki oyu değil: Seçmenlerin yüzde 55’i partiyi “ikna olduğu için”, yüzde 35’i ise hayal kırıklığı nedeniyle desteklediğini belirtiyor.
Ekonomik sıkıntı, insanları kendiliğinden faşizme veya ırkçılığa götürmüyor. Aynı ekonomik koşullarda yaşayanlar sola, merkeze veya hiçbir partiye de yönelebiliyor. Belirleyici olan, ekonomik kaygının hangi siyasal anlatı tarafından anlamlandırıldığıdır.
Aşırı sağ; düşük ücreti, işsizlik riskini, sosyal statü kaybını ve kamusal hizmetlerin gerilemesini sermaye–emek ilişkisi üzerinden açıklamıyor. Bu sorunları göçmenlere, mültecilere, Müslümanlara, kadınlara, LGBTİ+’lara ve “şehirli seçkinlere” yöneltilen öfkeye dönüştürüyor. Gerçek bir sınıf çatışmasının yerine, emekçileri birbirine düşüren ırkçı ve kültürel bir çatışma kuruyor.
Araştırmalar, yalnızca mevcut yoksulluğun değil; işi, evi veya toplumsal konumu kaybetme ihtimalinin de aşırı sağa desteği artırabildiğini gösteriyor. İnsanlar bugünkü gelirlerinin yanında yarınki yerlerini de kaybetmekten korkuyor. AfD bu korkuya ekonomik güvence değil, dışlayıcı bir aidiyet sunuyor. Ekonomik statü kaybı ve aşırı sağ araştırması
Bu durum ırkçı tercihin sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor. Ekonomik nedenleri açıklamak, ırkçılığı mazur görmek değildir. Tam tersine, aşırı sağın toplumsal hoşnutsuzluğu hangi mekanizmalarla örgütlediğini anlamadan onunla etkili biçimde mücadele etmek mümkün değildir.
Sol neyi kaybetti?
Avrupa’da sosyal demokrat partiler uzun süre işçilerle yalnızca seçimler aracılığıyla ilişki kurmadı. Sendikalar, kooperatifler, mahalle örgütleri, kültür merkezleri ve yerel parti yapıları gündelik hayatın içindeydi. İşçiler yalnızca oy veren bir hedef kitle değil, siyaseti birlikte üreten bir toplumsal güçtü.
Neoliberal dönüşümle birlikte bu yapıların önemli bölümü zayıfladı. Sosyal demokrat partiler piyasayı dönüştürmek yerine yönetmeye; iş güvencesini artırmak yerine çalışanları piyasanın taleplerine uyarlamaya yöneldi. Almanya’da SPD döneminde hayata geçirilen Hartz reformları, bu kopuşun simgelerinden biri oldu.
Sanayisizleşme yalnızca fabrikaları ve işleri ortadan kaldırmadı. İşçilerin birlikte hareket ettiği, ortak çıkarlarını tanıdığı ve siyasal eğitim edindiği mekânları da aşındırdı. Sendika şubesi, parti lokali ve işçi derneği çekilirken oluşan boşluğu sosyal medya ağları, aşırı sağcı topluluklar ve milliyetçi aidiyetler doldurdu.
Sol aynı zamanda işçi sınıfını geçmişten kalmış, erkek ve yalnızca sanayide çalışan bir toplumsal kategori gibi görmeye devam etti. Oysa bugünün işçi sınıfı; fabrikalarda olduğu kadar hastanelerde, marketlerde, okullarda, depolarda, çağrı merkezlerinde ve dijital platformlarda çalışıyor. Kadınlardan, göçmenlerden, gençlerden, bakım ve hizmet emekçilerinden oluşuyor.
Sınıf siyasetinin bu değişimi kavrayamaması, ekonomik taleplerle eşit yurttaşlık mücadelelerinin birbirinden koparılmasına neden oldu. Bir tarafta sınıfı görmeyen dar bir kimlik siyaseti, diğer tarafta kadınları, göçmenleri ve LGBTİ+’ları dışarıda bırakan nostaljik bir işçicilik ortaya çıktı. Aşırı sağ ise bu parçalanmayı kendi lehine kullandı.
Sol işçileri nasıl geri kazanabilir?
İşçi sınıfını geri kazanmak, seçim kampanyasında daha fazla fabrika ziyareti yapmak veya göç konusunda sağın dilini taklit etmek değildir. İşçiler herhangi bir partinin doğal mülkü değildir. Kurulması gereken şey yeni bir siyasal ve örgütsel ilişkidir.
İlk olarak, ekonomik güvence gündelik hayatta hissedilebilir hale gelmeli. Ücret artışları, güçlü toplu sözleşmeler, kira denetimi, sosyal konut, ulaşılabilir enerji, ucuz ve sağlıklı gıda, kamusal sağlık, eğitim ve bakım hizmetleri aynı programın parçaları olmalı.
Ekonomist Isabella Weber’in “antifaşist ekonomi politikası” önerisi, temel ihtiyaçların fiyatlarını istikrara kavuşturmayı ve ücretleri yükseltmeyi aşırı sağla mücadelenin merkezine yerleştiriyor. Bu yaklaşım, demokrasiyi yalnızca seçim kurumlarıyla değil, insanların hayatlarını sürdürebilme güvencesiyle birlikte düşünmeye çağırıyor. Isabella Weber’in antifaşist ekonomi politikası önerisi
Ancak daha iyi ekonomi politikaları tek başına yeterli değil. İnsanların bu politikaların hazırlanmasına, uygulanmasına ve denetlenmesine katılabileceği örgütler gerekiyor. Sendikalaşma yalnızca ücret pazarlığı değil; farklı kökenlerden gelen işçilerin ortak çıkarlarını görmesini sağlayan bir siyasal deneyimdir. Avrupa üzerine yapılan araştırmalar, sendika üyeliğinin ana akım sağa ve radikal sağa oy verme ihtimalini azalttığını gösteriyor. Sendika üyeliği ve aşırı sağa destek araştırması
Solun bölgesel eşitsizliğe karşı da somut bir gelecek sunması gerekiyor. İnsanlara yaşadıkları yerden ayrılmaktan başka seçenek bırakmayan bir ekonomi yerine sanayi, eğitim, sağlık, ulaşım ve kültür yatırımlarıyla bölgede kalabilme hakkı savunulmalı. Yeşil dönüşüm, iş kaybı korkusu yaratan yukarıdan bir talimat olarak değil, işçilerin söz ve karar sahibi olduğu güvenceli bir dönüşüm olarak kurulmalı.
Irkçılıkla mücadele sınıf siyasetinin dışına çıkarılmamalı. Göçmen emeğine eşit ücret, eşit sosyal hak ve örgütlenme güvencesi sağlamak; işverenlerin işçileri milliyetlerine göre bölerek ücretleri düşürmesini engeller. Emekçiler arasındaki eşitlik, ahlaki bir çağrının yanında doğrudan sınıfsal bir çıkardır.
Sol, işçilerin yaşadığı sorunları anlamak adına ırkçı talepleri normalleştiremez. Aşırı sağın göç, güvenlik ve ulusal kimlik çerçevesini benimsemek, seçmeni geri getirmek yerine o çerçevenin asıl sahibini güçlendirir. Yapılması gereken öfkeyi inkâr etmek değil; öfkenin hedefini değiştirmektir: Göçmenden patrona, farklı kimliklerden eşitsizliği üreten düzene.
Geri kazanmak değil, birlikte yeniden kurmak
Saksonya-Anhalt seçimleri, aşırı sağın artık geçici bir protesto hareketi olmadığını gösteriyor. AfD, işçilerden gençlere, ücretlilerden kendi hesabına çalışanlara uzanan geniş bir toplumsal blok kurmuş durumda. Bu blok ekonomik güvencesizliği, geleceksizliği ve siyasal temsil krizini ırkçı bir aidiyet içerisinde birleştiriyor.
Solun önündeki görev, bir zamanlar kendisine oy verdiği varsayılan insanları ikna teknikleriyle “geri almak” değil. İşçi sınıfını bütün çeşitliliğiyle yeniden siyasal özne haline getirmek; işyerinden mahalleye kadar dayanışmayı, ortak mücadeleyi ve demokratik katılımı örgütlemek gerekiyor.
Aşırı sağ insanlara düşman göstererek sahte bir kontrol duygusu veriyor. Solun buna verebileceği yanıt ise gerçek bir güç olmalı: Geçinebilen, örgütlenebilen, karar süreçlerine katılabilen ve geleceği üzerinde söz sahibi olan bir toplum.
Sol işçi sınıfını yalnızca ekonomik olarak değil, örgütsel ve siyasal olarak kaybetti. Onu geri kazanmanın yolu da işçilere seslenmekten önce, işçilerle birlikte yeniden siyaset kurmaktan geçiyor.
Geleceği geçmişin gölgesinden kurtarmak: Türkiye’de yeni bir sosyalizm arayışı
Saksonya-Anhalt seçimlerini kim kazandı?
Aşırı sağcı AfD, yüzde 43,8 oyla seçimi açık ara kazandı. Parti mutlak çoğunluğu üç sandalye farkla kaçırırken CDU yüzde 17,2’ye geriledi.
İşçilerin yüzde kaçı AfD’ye oy verdi?
Infratest dimap’ın sandık çıkış araştırmasına göre işçilerin yüzde 61’i AfD’ye oy verdi. AfD’nin desteği ücretli çalışanlarda yüzde 46, kendi hesabına çalışanlarda yüzde 52 oldu.
Sol işçi sınıfını nasıl geri kazanabilir?
Ücretleri ve sendikal hakları güçlendiren, temel ihtiyaçların fiyatlarını denetleyen, kamusal hizmetleri geliştiren ve bölgesel eşitsizliği azaltan bir program gerekiyor. Bunun kalıcı olabilmesi için işyerlerinde ve mahallelerde örgütlenme ile ırkçılık karşıtı eşitlik siyaseti birlikte yürütülmeli.
Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü’nden çerçeve yasa çağrısı: Bir başlangıç mı, yeni bir eşik mi?

