Kiralık ev aramak başka bir aşama artık. Mal sahibi anahtarı göstermeden bordroyu görmek istiyor. Önceki ev sahibiniz hakkınızda ne düşünmüş, o da bir yerden konuşmaya karışıyor. Mesleğiniz ise çoktan kiracılığın şartlarından biri olmuş. Güvence eksik bulunursa sizin hayatınız yetmiyor üstelik; kefil diye bir başka hayat çağrılıyor yardıma.
İlandaki geniş açı fotoğraf ferahlık vaat etmiş olabilir, lakin eve girince duvarın dibindeki kabarma göz kırpar. Pencere de kapanmaya pek niyetli değildir. Emlakçı oralarda pek oyalanmaz; evin kusurlarıyla tanışmanız kısa sürer zaten, asıl uzun görüşme sizin hakkınızdadır. Ne iş yaptığınız sorulur. O işte kaç yıldır çalıştığınızın cevabı biraz daha kıymetlidir muhakkak. Maaş muntazam yatıyorsa ev sahibinin yüzünde küçük bir rahatlama bile yakalanabilir. Sohbet uzayınca ailenin zor günde devreye girip giremeyeceği de kenarından bir yoklanır.
Zira mülkün kusuruna iki dakika yeter; kiracının hayatı ise uzun izahat ister.
Bordronun ahlakı
Bordro bu nedenle maaşı gösteren bir kâğıttan fazlasına terfi etmiş durumda. Kaç para kazandığınızın yanına nasıl biri olduğunuz da yazılmalı. Gelirinizin düzeni de karakter skorunuza dâhil yani. Piyasanın insan tanıma yöntemi hayli pratik. Birkaç rakama bakıp hayat hikâyesi çıkarmak gibi bir özgüvene sahip.
İşin arsız tarafı günün son saatlerinde daha iyi görünüyor. Sabah çalıştığınız yerde üç ay sonrasına dair kimsenin size söz vermemesi gayet normal karşılanabilir. Patron, esnek çalışmanın nimetlerinden bahseder durur. Akşam bir evin salonunda ayakkabılarınızı çıkarmadan önce ise sizden sarsılmaz bir gelecek beklenmektedir. Yani gündüz çalışma düzeninin ürettiği belirsizlik, gece kiracının şahsi arızası diye önünüze konur.
Dört duvarın iki hesabı
Yorgun bedeni ertesi güne taşıyan son durak, akşam kapı aralandığında görünmeyen bir emeğin elinde yeniden kurulur; sabah sokağa inilecek güç başka yerde değil, tam o çatının altında toplanır.
Tapunun defterinde ise aynı mekân bambaşka bir hesaba yazılır ve içerideki barınma telaşı mülk sahibinin nazarında anında servete tahvil edilir. Bugünün kira akçesi yarının mirasıdır yani; lazım olursa bankada teminattır.
Finansallaşma dediğimiz mülk rejimi bu makasın açılmasıyla yürür; zira daire, içinde insan yaşayan bir yuva olmaktan çıkıp servet saklanan kasaya dönüştüğünde hayat, hesabın dışına düşer. Boş duran mülk bile prim yaparken, onun faturası doğrudan kiracının maaşından kesilir diyebiliriz.
Kira meselesini işyerindeki bölüşüm kavgasından koparmak da imkânsız. Mesai bittiğinde avucunuza bırakılan para, çalışma saatleri boyunca zaten sermayeye yazılmış borcun kalan kısmıdır; ay sonunda ise mal sahibinin kapısını çalar. Emekçinin tek maaşı, iki ayrı cebin tahsilatından süzülerek erir gider.
Tapuda biriken gelecek
Ev sahibini yalnız arsız bir karakter olarak çizince iş kolaylaşıyor, açıklama zayıflıyor elbette. Kamusal güvence cılızlaştıkça konutun aile içindeki ağırlığı da artmış vaziyette. Emekliliğine güvenmeyen biri için kiraya verilecek daire, ileri yaşların sessiz maaşı sayılıyor, biliyorsunuz. Çocuğuna ev bırakabilen aile de ona iki odadan fazla bir şey devretmiş oluyor; kötü bir zamana karşı mesafe devrediyor biraz da.
Bordronun göstermediği sınıf farkı da zehrini böyle böyle püskürtüyor. İşyerinden eve uzanan bağ da bu sırada kendini ele veriyor zaten; çünkü gün boyu çalışıp aldığınız ücret, eve vardığınızda sınıf ilişkilerinden azade hâle gelmiyor. Birkaç hafta önce patronla kurulmuş ilişkinin içinden gelen para, bu kez mülk sahibinin hesabına doğru yürüyor yani.
Hakem kılığında düzen
Konut krizinin siyasal dili bütün bu olayı iki kişi arasındaki huysuz bir anlaşmazlığa çevirmekte de maharetli. Kira artışı konuşulmaya başlandığında bir süre sonra kendimizi tahliye usulünün içinde buluyoruz. İş çoğu zaman arabuluculuğa bağlanıyor; düzen de tarafları uzlaştıracak makul üçüncü kişi rolüne geçiyor bu süreçte. Hayli medeni.
Gelgelelim iki tarafın kaybedeceği şey aynı ağırlıkta değil. Tapu sahibi mülkünün hesabını yaparken karşısındaki kişi yaşadığı yeri kaybetme ihtimaliyle uğraşıyor çünkü. Hukuk bu farkı aynı uyuşmazlığın içine sığdırabilir; hayat ise o denli kolay hizalanmıyor.
Üstelik kavga arabuluculukla başlamadı. Yıllarca yeterli sosyal konut üretmemiş bir siyaset var geride; konut ise servet biriktirmenin olağan araçlarından biri hâline gelmiş bile. Düzen bütün bu zemini kurduktan sonra kendisine tarafsız hakem rolü biçince bu acayip hâl daha görünür oluyor hâliyle.
Ha, arabulucu rakamı aşağı çekebilir. Kiracı biraz daha yük alır, mülk sahibi talebinden bir miktar iner belki; ama pazarlık bittiğinde asıl eşitsizlik yerli yerinde durur. Zira biri yaşadığı yeri korumaya çalışırken öteki mülkünün değerini gözetir.
Kısacası barınma hakkı, fark ettirilmeden bir liyakat sınavına sokulmuş hâlde ve o sınavda ilk soruyu hep bordro soruyor.
Barınma krizi neden yalnızca kira artışından ibaret değildir?
Çünkü kirayı belirleyen ilişki, ücretlerin düzeyinden çalışma hayatındaki güvencesizliğe ve konutun yatırım aracına dönüşmesine kadar uzanır. Kiracının ödediği bedel yalnızca bir piyasa fiyatı değil, emek ve mülkiyet arasındaki bölüşümün sonucudur.
Kiracıdan bordro ve kefil istenmesi neyi gösterir?
Bordro, yalnızca ödeme gücünü kanıtlayan bir belge olmaktan çıkarak kiracının güvenilirliğini ölçen bir araca dönüşür. Böylece barınma hakkı, gelir düzeni ve aile desteği üzerinden geçilen bir liyakat sınavına bağlanır.
Arabuluculuk barınma eşitsizliğini çözebilir mi?
Arabuluculuk kira bedeli veya ödeme koşullarında uzlaşma sağlayabilir. Ancak bir taraf yaşadığı yeri kaybetme riski taşırken diğer taraf mülkünün getirisini korumaya çalıştığı için taraflar arasındaki yapısal eşitsizliği ortadan kaldırmaz.
Barınma Sorunu Krize Dönüştü: “Yaşayacak Dört Duvar Bulmak Zor”

