₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Bir kentin hafızasını kim korur? – Murat Solmaz’la Dikili Ansiklopedisi üzerine

Araştırmacı-tarihçi Murat Solmaz, yaklaşık 11 yıllık çalışmasını Dikili Tarih Coğrafya ve Kültür Ansiklopedisi’nde topladı. Solmaz’ın yer adlarından kaybolan evlere, sözlü tanıklıklardan imar baskısına uzanan çalışması yalnızca geçmişi anlatmıyor; yaşadığı yeri bilmenin, o yerin geleceğinde söz sahibi olmanın koşulu olduğunu hatırlatıyor.

Yılmaz Öğretmen’in dedesinden kalan üç siyah defter, Dikili’nin Kuvayı Milliye yıllarından Rum ve Türk esnafların yan yana yaşadığı dönemlere uzanan kayıtlarla doluydu. Hangi dükkânın kime ait olduğu, kunduracı Kosti Efendi, güzel kurabiyeler yapan Aleksander, bugünkü Keçeci’nin kahvesinin bulunduğu yerdeki pamuk deposu… Gündelik hayatın büyük tarih kitaplarına girmeyen ayrıntıları bu defterlerde saklanıyordu.

Defterler Dinar depreminde enkaz altında kaldı. Toz kalkmasın diye molozlar sulanınca sayfalar da suyu çekti. Yılmaz Öğretmen, o günü Murat Solmaz’a şu sözlerle anlattı:

“Komşularımı kaybettim ama aklım bir yandan da o üç defterdeydi.”

Defterler kurtarılamadı. Solmaz’a göre yalnızca üç defter değil, bir kentin tarihinden geri getirilemeyecek bir parça da kayboldu:

“Her kaybedilen belge, her bilgi ve her insan ömrü, Dikili’nin hafızasından bir parçayı götürüyor.”

Solmaz’ın yaklaşık 11 yıllık çalışmasının ürünü olan 300 sayfalık Dikili Tarih Coğrafya ve Kültür Ansiklopedisi, tam da bu kayboluşa karşı tutulmuş kapsamlı bir kayıt. Editörlüğünü Dr. Özlem Makbule Taşkıran’ın üstlendiği kitap; yer adlarını, koyları, tepeleri, dereleri, su kaynaklarını, ılıcaları, tarihî mekânları, kurumları ve Dikili’ye iz bırakmış insanları alfabetik maddelerle bir araya getiriyor.

“İlk öğretmenim aslında Barış Manço oldu”

Solmaz’ın tarihe ve coğrafyaya ilgisi ilkokul yıllarında, kuzeniyle karıştırdığı bir atlasla başladı. Haritada gördükleri renkli ülkelerde insanların yaşadığını düşünmek, iki çocuk için dünyaya açılan ilk pencereydi. Paris’teki büyük bir kütüphaneyi anlatan belgeseli izlediklerinde, “Bizim de burada olmamız lazım,” diye düşündüler.

Teyzelerinin verdiği otobüs biletleriyle Poligon’dan Konak’a gidip Millî Kütüphane’nin kapısını çaldılar. Yaşları küçük olduğu için içeri alınmayınca Kemeraltı’nda başka bir kütüphane aramaya başladılar. Hisar Camii’nin çevresinde gördükleri “kütüphane” yazısını takip ederek caminin içindeki birkaç dolaplık kitaplığa ulaştılar.

Solmaz, çocukluk hayal kırıklığını gülerek anlatıyor:

“Dört dolap kitap vardı. ‘Allah Allah, İzmir’in kütüphanesi Paris’tekinden ne kadar geri; dört dolap kime yetecek?’ diye düşünüyoruz. Ben bir dergi aldım, kuzenim bir kitap; rahlenin başına oturduk, bilim insanı olacağız.”

Aradıkları kütüphaneyi sonunda İzmir Kız Lisesi’nin yakınında buldular. Ardından kuponla alınan ansiklopediler, ülkeler hakkında tutulan defterler ve videokasetlere kaydedilen televizyon programları geldi.

Annesiyle babasının işitme engelli olması nedeniyle çocukluğunun sessiz bir evde geçtiğini anlatan Solmaz, “Evin sesi Barış Manço’ydu, belgesellerdi, TRT’nin nitelikli programlarıydı,” diyor:

“İlk öğretmenim aslında Barış Manço oldu diyebilirim. Ülkelerin tarihlerini merak etmeyi, gördüğüm bir şeyin arkasını araştırmayı ondan öğrendim. Sonra ‘Başka ülkeler var ama bizim tarihimiz de var,’ diye düşünmeye başladım.”

Tarih ve coğrafya, derslerle arası çok iyi olmayan Solmaz’ın okul hayatındaki “can simidi” oldu. Diğer can simidi ise spor, özellikle voleyboldu. Spor akademisinin sınavlarına katılmak için başka bir şehirde kalmanın maddi yükü ağır gelince yönünü tarihe çevirdi: “Anladığımız iş tarih, dedik ve oradan yürüdük.”

Tekne turlarında anlatılan “mış gibi” tarih

Dikili üzerine çalışma düşüncesi üniversite yıllarında belirginleşti. Osmanlı paleografyası derslerinde arşiv belgelerini okumaya başlayan Solmaz, kendi yaşadığı bölge hakkında hangi belgelerin bulunduğunu merak etti. Aynı yıllarda yaz aylarında tekne turlarında çalışıyordu.

Teknelerde turistlere anlatılan hikâyeler, yerel tarihin nasıl kolayca söylentiye dönüşebildiğini gösteriyordu. Arkeolojik bir araştırmayla doğrulanmamış yapılar “kilise” ya da “Roma hamamı” olarak tanıtılıyor; aynı anlatı yüzlerce kişiye ulaşıyordu.

“Günde üç tekne çıksa 450-500 kişi, üstelik dışarıdan gelen insanlar, bunları dinliyor. Baktım ki Dikili’nin coğrafyası ve tarihi hakkında anlatılan ‘mış gibi’ bilgiler, tekrar edildikçe gerçeğe dönüşmeye başlıyor. ‘Buna bir el atmak lazım,’ dedim.”

Solmaz önce yerel gazetelerde, belirli konuları iki bölümlük yazı dizileri halinde ele aldı. Osmanlı arşivlerini, eski gazeteleri ve arkeolojik kazı raporlarını taradı. İbrahim Muti’nin Geçmişten Günümüze Dikili-Mysia-Atarneus çalışması ile Eyüp Eriş’in Dünden Bugüne Tüm Yönleriyle Dikili Tarihi kitabını önemli başlangıçlar olarak gördü; ulaştığı yeni belgelerle bu birikimi ileri taşımaya çalıştı.

Ancak karşısında yöntemsel bir sorun vardı. Yerel tarih kitapları çoğunlukla ilk çağlardan başlayarak kronolojik biçimde günümüze ilerliyordu. Oysa bir tarihçinin aynı anda ilk çağ, orta çağ, yakın çağ ve Cumhuriyet tarihi uzmanı olması mümkün değildi. Üstelik böyle bir anlatıda parklar, spor kulüpleri, dernekler, mahallelerin tanınan insanları ve gündelik hayatın ayrıntıları kolayca dışarıda kalıyordu.

Solmaz’ın eline geçen Afyon ve Trabzon üzerine hazırlanmış yerel sözlükler yeni bir yol gösterdi. Kronoloji yerine alfabetik düzen kullanılabilirdi. Böylece bir arkeolojik alanla bir park, bir tepeyle bir spor kulübü, bir tarihsel kişiyle kasabanın unutulmaz simitçisi aynı kent belleğinin parçaları olarak kitapta yan yana durabilirdi.

Başlangıçta “sözlük” adı düşünüldü. Fakat her maddenin belgeler ve dipnotlarla hazırlanan bağımsız bir makale niteliği taşıması nedeniyle bu ad yetersiz kaldı. Solmaz; tarih, coğrafya ve kültürü birleştiren ansiklopedi biçiminde karar kıldıklarını anlatıyor:

“Her ilçenin, her kasabanın unutulmayan insanları vardır. Kimisi postacıdır, kimisi kurabiyecidir, kimisi simit satar, kimisi herkesin korktuğu bir bekçidir. Onların da kentin hikâyesinde yeri var.”

Sözlü tarihle zaman arasındaki yarış

Ansiklopedi yalnızca arşiv belgelerine dayanmıyor. Solmaz, kitabın hazırlık sürecinde Dikili’de yaşayan yaklaşık 200-300 kişiyle görüştü. Görüşülenlerin önemli bir bölümü ileri yaştaydı. Çalışma ilerledikçe sözlü tarihin aynı zamanda zamana karşı verilen bir yarış olduğunu fark etti.

Belediyede çalışmış olan Resul Amca, Dikili’deki pek çok gelişmenin tanığıydı. Solmaz onunla görüşmeye başladığında Resul Amca 92 yaşındaydı. Görüşmeler birkaç yıl devam etti. Rahatsızlanarak İzmir’de bir huzurevine yerleştirildikten sonra da telefonla konuştular.

Bir süre sonra oğlu Solmaz’ı arayarak, “Resul Amcan bazı şeyleri hatırlayamadıkça, sana doğru bilgi veremediğini düşündükçe üzülüyor,” dedi.

Resul Amca öldüğünde, belleğinde taşıdığı birçok bilgi de onunla birlikte kayboldu. Solmaz, görüştüğü ya da görüşmeyi planladığı başka tanıkları da çalışma sırasında yitirdi:

“Zamanım yetmedi. Tarihle zaman kavramı benim için burada birleşti; bir bakıma zamanı kovalamaya başladım. Her ölümle birlikte yaşanmışlıkların bir bölümü de toprağa karışıyordu.”

Bir öğretmenin okulun ilk yıllarında yaşadığı güçlükler, bir belediye çalışanının tanıklıkları veya eski bir fotoğrafın arkasındaki birkaç cümle, resmî kayıtlarda bulunamayacak bir tarihin parçalarıydı.

Solmaz, görüştüğü bir aileye eski fotoğraf albümlerini sorduğunda albümlerin köydeki evin çatısına kaldırıldığını, yağmurda ıslandıktan sonra çöpe atıldığını öğrendi. Yüzlerce siyah-beyaz fotoğrafla birlikte Dikili’nin insanları, evleri ve sokaklarına ait görsel hafıza da yok olmuştu.

“Halk bilmiyor, müteahhitler biliyor”

Solmaz’a göre yaşadığı yerin tarihini bilmek, yalnızca geçmişe karşı duyulan merakla ilgili değil. Kentin bugünü ve geleceği hakkında söz sahibi olabilmek de bu bilgiye bağlı.

Kitap fikrinin şekillendiği günlerde Dikili’de yaşayan lise çağındaki bir gencin telefon konuşmasına kulak misafiri oldu. Buluşacağı kişi gence Olof Palme Parkı’nda beklemesini söyledi. Genç ise “Olof Palme Parkı neresi?” diye sordu.

Solmaz için bu soru, kent belleğindeki kopuşun işaretiydi:

“Neden Atatürk Caddesi var? Neden Şehit Sami Akbulut Caddesi var? Olof Palme kim ve neden bu parka onun adı verilmiş? Burada yaşayan insanlar yaşadıkları ilçeyi bilmiyor. Burada büyük bir sıkıntı var.”

Aynı durum tepeler, ovalar, koylar ve mevki adları için de geçerli. Bir zamanlar avcıların gittiği ve dağ çileği topladığı Davulga ya da Rumlar döneminde üzüm bağlarının bulunduğu ve şarap üretildiği anlatılan Bozbayır, klasik tarih anlatısında kendine yer bulamayabilir. Fakat bu yerlerin unutulması, yalnızca birer adın kaybolması anlamına gelmiyor.

“İnsanlarımız Bozbayır’ın nerede olduğunu bilmiyor. Müteahhitler biliyor. ‘Bozbayır’a villalar yapılmalı, burayı nasıl imara açabiliriz?’ diye onlar biliyor. Ama halk bilmiyor.”

Bu nedenle ansiklopedide binalar, parklar, bahçeler, deniz, liman ve insanların hikâyeleri de yer alıyor. Çünkü Solmaz’a göre kent belleğinin zayıflaması, yapılaşmaya karşı toplumsal direncin de zayıflamasına yol açıyor.

Arap Said Parkı bunun küçük fakat çarpıcı örneklerinden biri. Parka adı verilen Said’in Afro-Türk torunuyla konuşan Solmaz, tabelada “Said” yerine “Seyit” yazıldığını öğrendi. Yanlışlığın belediye meclisi kararıyla düzeltilmesi için herhangi bir adım atılmamıştı.

“Parka tarihsel bir kişinin adı verilmiş ama adı yanlış yazılmış. Belediye ya farkında değil ya da önemsemiyor. Böyle küçük görünen yanlışlar karşısında direnç gösterilmezse kimlik aşınıyor.”

Dikili’nin nüfusunun 15 binlerden 50 binlere ulaştığını belirten Solmaz, ilçenin aldığı göçten rahatsız olmadığını özellikle vurguluyor. Ancak hızlı nüfus artışı, yeni gelenlerle eski kent belleği arasında bağ kurulamadığında kimlik kaybını hızlandırabiliyor.

“Ayvalık, örneğin, kimliğini daha güçlü koruyor. Dikili ise apartmanların içine gömülmüş durumda. Bir direnç gerekiyor. ‘Burası şudur, şu parkın hikâyesi budur,’ diyecek birileri olmalı. Belediye söylemiyorsa başkası söylemeli.”

Tarih nostalji değil, hafıza

Solmaz’ın tarih anlayışında geçmiş, hoş hikâyeler anlatan nostaljik bir alan değil; toplumun bugünkü tercihlerine müdahale eden bir hafıza.

“Tarih bana göre bir hafıza. Üstelik hafızası çok zayıf bir toplumda yaşıyoruz. Dört yıl önce, hatta birkaç ay önce söylenenleri unutabiliyoruz. Bunu siyasette çok açık görüyoruz.”

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişi yaşamış, işgale karşı mücadele etmiş bir toplumun temel tarihsel deneyimlerini unutmasını bu hafıza kaybının sonucu olarak görüyor. Tarihin işlevini, geçmişte yaşananları tekrarlamamak için bilinç üretmek olarak tanımlıyor.

Dikili’nin hemen yakınındaki Pergamon’un Roma’ya bırakılmasını da bu çerçevede değerlendiriyor. Bergama Krallığı’nın III. Attalos döneminde vasiyet yoluyla Roma’ya bırakılmasıyla yakın tarihteki siyasal teslimiyetler arasında bir benzerlik kuruyor:

“Bunu bugünün diliyle biraz kabaca şöyle okuyabilirsiniz: ‘Tahtıma dokunma, beni öldürme; al, ülke senin olsun.’ İnsanın aklına Vahdettin geliyor. Yakın tarihle sınırlı kalmaya gerek yok.”

Solmaz’a göre yerel tarih, insanlara yalnızca nereden geldiklerini anlatmaz; yaşadıkları yerin geleceğiyle ilgili sorumluluk da yükler:

“Yaşadığı yere sahip çıkan insan, ‘Bu tepeleri imara açtırmayalım, bu zeytinlikleri kestirmeyelim, doğayı katlettirmeyelim,’ diyebilir.”

Bu düşünceyle Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi’ne de başvurdu. Dikili için hazırlanan ansiklopedinin Bergama, Foça ve İzmir’in diğer ilçeleri için de yapılmasını önerdi. Çünkü İzmir merkezinden bakıldığında görülmeyen bir mevkiyi, parkı, insanı ya da yerel hikâyeyi en iyi o ilçede yaşayanlar bilebilirdi.

Ansiklopediden yeni kitaplara

Solmaz, ansiklopedinin ardından daha kolay okunabilen, bol fotoğraflı ve belirli konulara yoğunlaşan kitaplar hazırlamak istiyor. İlk çalışma Dikili’de Spor başlığını taşıyacak. Ardından Dikili’de tarım, Yörük yaşantısı, bayram törenleri, belediyecilik, belediye başkanları, kaymakamlar, eğitim ve sağlık gibi başlıklar gelebilir.

Bu kitaplarda akademik bilgiyle sözlü tarih anlatılarını bir araya getirmeyi planlıyor. Midilli’ye maç yapmaya giden sporcuların yenilgi sonrasında gemiye binmek istememesi ya da Dikili’de görev yapan ve halkın bütün sağlık sorunları için kapısını çaldığı Rasim Bey gibi doktorların hikayeleri, gündelik hayatın tarihini görünür kılacak.

Ancak Solmaz’ın kaygısı yalnızca geçmişin kayıt altına alınamaması değil. İnsanların güncel tüketim kalıpları içinde yaşadıkları yere, kitaba ve toplumsal meselelere ilgisini kaybettiğini düşünüyor. “Hızlı tüketim” ve “vahşi kapitalizm”in insanları sürekli yeni gündemlerle meşgul ettiğini söylüyor.

Bu kaygısını sayılar üzerinden anlatıyor. Kovid döneminde açıklanan ölüm sayılarının yuvarlanmasına itiraz etmiş:

“622 kişi hayatını kaybetti deniyor, sonra sayı ‘600 kişi’ diye yuvarlanıyor. Peki o 22 kişi kim? Onlar önemli değil mi? Terör olaylarında ve depremde de aynı şeyi görüyoruz.”

Kitabına gösterilen ilginin biçimi de bu toplumsal hafıza sorununu yansıtıyor. Bazı okurlar ansiklopedide yalnızca kendi babalarının ya da tanıdıklarının adını arıyor. Bazıları kitabı bir roman gibi baştan sona okumayı düşündüğü için kapağını bile açmıyor. Oysa Solmaz, ansiklopedinin bir parkın, insanın veya mevkinin maddesinden başlanarak okunabileceğini hatırlatıyor.

Yine de yeni kuşaklarla bağ kurabileceğini gösteren anılar da var. Solmaz, öğrencilerinden birini imza gününe çağırdığında çocuk iki saat sonra elinde voleybol topuyla gelmiş:

“‘Hocam, imza günü demediniz mi?’ dedi. Ben de topunu imzaladım.”

Bir kentin hafızasını korumak bazen yüzlerce arşiv belgesini taramayı, bazen 95 yaşındaki bir tanığın peşinden gitmeyi, bazen de bir öğrencinin voleybol topuna imza atmayı gerektiriyor. Dikili Tarih Coğrafya ve Kültür Ansiklopedisi, bu parçaların hiçbirini önemsiz saymayan bir yerel tarih çalışması. Çünkü Solmaz’ın anlattığı gibi, yaşadığı yeri bilmeyen halkın yerine o yerin değerini başkaları —çoğu zaman müteahhitler— çoktan keşfetmiş oluyor.

Ümit Kıvanç ile söyleşi: Madencilik, ilerleme miti ve gazeteciliğin geleceği

Dikili Tarih Coğrafya ve Kültür Ansiklopedisi nedir?

Murat Solmaz tarafından hazırlanan 300 sayfalık eser, Dikili’nin yer adlarını, coğrafi özelliklerini, tarihî yapılarını, kurumlarını ve insan hikâyelerini alfabetik maddeler halinde bir araya getiriyor. Kitabın editörlüğünü Dr. Özlem Makbule Taşkıran üstlendi.

Murat Solmaz kitabı neden ansiklopedi biçiminde hazırladı?

Solmaz, kronolojik bir ilçe tarihinin parkları, mevki adlarını, meslekleri ve gündelik hayatın tanıklarını dışarıda bırakabileceğini düşündü. Okurun aradığı bilgiye doğrudan ulaşabilmesi ve birbirinden farklı yerel unsurların aynı eserde toplanabilmesi için alfabetik ansiklopedi biçimini tercih etti.

Yerel tarih kentlerin geleceği için neden önemlidir?

Yerel tarih, bir yerin yalnızca geçmişini değil, bugün hangi değişimlerle karşı karşıya olduğunu da gösterir. Bir tepenin, zeytinliğin, parkın ya da eski yapının hikâyesini bilen kentliler, imar ve dönüşüm kararları karşısında neyin kaybedileceğini daha açık görebilir.

Bir X paylaşımından Moda Sahnesi’ne: Kemal Aydoğan ile tiyatronun kırılganlığı ve kamusal faydası üzerine

Ayvalık’ta iki gün: Rüzgâr ve güneşin zor sorusundan çocukların başka dünyasına

Alsancak’ta bir esnaf lokantası: Ali Usta’nın sofrasında gıda krizi, emek ve dayanışma

Dünyanın Müzik, Direniş ve Hafıza’sı: Bir kitabın açtığı kamusal tartışma

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →