₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Fon skandalı: Filikalar kime ayrıldı?

Daha mali enkazın tozu dumanı dağılmadan podyuma çıkıp vatandaşın öngörüsüzlüğünü röntgenlemeye koyulanların pişkinliğine bakın… Para kayıplara karışmış ama çok şükür kamusal vicdanı rahatlatacak meşhur kusur, yine vatandaşın bitmek bilmeyen hırsında bulunmuş!

Bütün birikimini tek bir pusulaya bağlayıp yüksek getiri hülyasıyla rotasını fırtınaya kıran birinin tercihine aymazlık demekte bir sakınca yok. Lakin faturayı acemi kaptanın basiretsizliğine kesip sahilden el sallayanlar heveslenmesin; vatandaşın aymazlığını teşhis ettikleri için denetim çarkının nerede kırıldığını açıklamaktan kurtulacaklarını sanmasınlar. Onca kaynağı kendine çeken, etrafına resmî bir “güven zırhı” kuşanıp yıllarca meşru bir aktör kılığıyla aramızda dolaşan yapı hangi karanlık dehlizlerde beslenip serpildi? Denetim koltuğundakiler evvela bunun hesabını vermekle mükellef.

Bir yatırımcının yanlış hesabını gemi karaya oturduktan sonra herkes görür; akabinde bilge kesilmek kolaydır. Ama aynı yanlış karar binlerce kişiyi aynı ağa düşürmüş ve para giderek büyüyen bir havuzda birikmişse, yatırımcının zekâsını mercek altına alıp “Bakın ne kadar da safmış” demek, bu hacmin nasıl oluştuğu sorusunu geçiştirmeye yarar. Vatandaşın zaaflarına anında teşhis koyan gözlerin, o zaafların yıllarca serpilip devasa bir sarmaşığa dönüştüğü kurumsal bahçeye bakarken aniden miyoplaşması da ayrıca takdire şayan!

Belge dağıtırken pek gururluydular

Resmî lisans dediğimiz nesnenin birikimleri görünmez bir fanus içine alıp her türlü fırtınadan korumayacağı malum; kabul. Devletten, her hatalı “oyun”un faturasını ödeyen bir sigorta şirketi gibi davranmasını beklemek de yersiz. Fakat bu yalın gerçeği her felakette büyük bir keşifmiş gibi önümüze sürenler, mevzuatın arkasına saklanıp sorumluluktan sıyrılabileceklerini sanmasınlar. Bir yapıyı kayıt altına alırken sınırlarını çizip “Biz buradayız, kontrol bizde” mesajı veren makamlar, sistem çöküp para buharlaştığında vatandaşa dönüp “Gülüm, siz de yaldızlı kâğıtlara çok güvenmişsiniz” diyebilir mi?

İşler tıkırındayken gururla sergilenen izin belgeleri çöküş anında meğer birer kâğıttan kaplanmış; vatandaş da kaplandan medet umacak kadar safmış, öyle mi? Pek güzel… Madem bu sembollerin karşılığı felaketin ardından bu kadar kolay küçültülebiliyor, bunca bürokrasi çarkının ne işe yaradığı da açıklansın bir zahmet.

Koltuğa oturmanın da hesabı var

Üstelik yurttaşın erişemediği bilgilere ulaşmak ve gerektiğinde müdahale etmek üzere yetkilendirilmiş bir makamın, çöküşten sonra kendisiyle yatırımcıyı aynı şeyi bilip aynı şeyi görebilecek durumdaymış gibi göstermesi başlı başına bir küstahlıktır. Vatandaşın elinde bulunmayan imkânlarla donatılmanın karşılığında hesap vermek de var. Yetki dağıtılırken devletin ağırlığını taşıyıp sorumluluk konuşulurken sıradan bir seyirciye dönüşmek pek rahat elbette… O koltuğa otururken de bu kadar mütevazı davranıyorlar mıydı acaba?

Risk kisvesinde aklanmak

Yatırım denizinde dalga da olur, alabora olma ihtimali de… Ama beklenen getirinin oluşmamasıyla denetim süzgecinin deliklerinden sızıp olağanüstü ölçekte şişen bir yapının gürültüyle patlamasını aynı çuvala doldurup üzerine “piyasa riski” etiketi yapıştırmak, kamu sorumluluğunun üstünü örtmektir. Kendi kusurlarını açıklamak yerine yatırımcının hatalı kararlarını meze yapanlar, hazırladıkları finansal okuryazarlık broşürlerinin arasına bu kaçamak mantığın gerekçesini de sıkıştırsınlar bir zahmet.

Getiri garantisi isteyenle denetimin hesabını soranı aynı talepte bulunuyormuş gibi göstermek de bu kaçışın bir devamı. Böylece kurumların ne yaptığı sorusu daha ağza alınırken karşısına “Devlet herkesin zararını mı ödesin?” itirazı dikiliyor ve görevin nasıl yerine getirildiği hakkında tek kelime etmeden tartışmayı kapatmaya çalışıyorlar. Vatandaşın hatasını kabul etmesi karşılığında kamunun kendi görevinden kurtulabileceği bir anlaşma yapılmış gibi davranıyorlar; asıl çileden çıkaran da bu rahatlık.

Denetim makamından karakter tahlili hizmeti

Rakamlar büyüdükçe skandalın manşeti büyüyor, biz de zannediyoruz ki işin özünü anladık. Nitekim esas kafa yorulması gereken, kontrolden çıkmış bir yapının dışarıdan bakıldığında nasıl yıllarca işleyen bir düzenek gibi görünebildiğidir. Bir kurumun resmî zemindeki heybetli duruşuyla çevresinde örülen uzun sükûnet birleştiğinde, bireysel hırsları epeydir aşan toplu bir meşruiyet alanı doğar. Binlerce kişiyi peşinden sürükleyen bu çekim merkezinin nasıl yaratıldığını sorgulamak yerine herkesi kendi hırsının kurbanı ilan etmek nahoş bir rahatlık.

Denetim makamı işi gücü bırakmış, vatandaşa bedava karakter tahlili hizmeti sunuyor…

Bunun siyasi faydası da gayet açıktır. Tartışmayı yatırımcının ahlakına kilitledikleri ölçüde, hesap vermesi gereken makamların üzerindeki baskıyı dağıtabiliyorlar. Kaybını anlatan yurttaş daha sözünün başında kendi açgözlülüğünün savunmasını yapmak zorunda kalırken, kurumun görevini nasıl yerine getirdiği arka sıralarda bekletiliyor. Kamusal bir felaketi kişisel bir adap dersine çevirmenin iktidar açısından ne kadar kullanışlı olduğu buradan anlaşılıyor.

Biraz da kendi aynalarına baksınlar

Her büyük mali yıkımın ardından kulislerde kimlerin gemiyi önceden terk ettiği, ayrıcalıklı çevrelerin felaketten nasıl tereyağından kıl çeker gibi sıyrıldığı fısıldanmaya başlar. Şüpheleri kesin hüküm gibi masaya süremeyiz; ancak toplumun bu ihtimalleri duyduğu an hiç yadırgamadan “Kesin böyledir” demesini de mi vatandaşın öngörüsüzlüğüne bağlayacaklar?

Eğer felaketin yaklaştığını belli çevreler herkesten önce öğrenmiş ve parasını çekebilmişse, başkalarının hayatını dağıtan çöküşün içinde kendilerine bir tahliye koridoru açılmış demektir. Böyle bir ihtimali “Piyasayı iyi okumuşlar” rahatlığıyla geçiştirmeye kalkmanın adı doğrudan arsızlıktır. İçeriden gelen uyarıyla kapıya yönelenin basiretine methiye düzerken karanlıkta bırakılanın hırsını didiklemek, ayrıcalğın ahlak kürsüsünden kendini aklamasıdır. Önceden haber alan varsa, onun yatırım zekâsını alkışlamadan evvel o haberin hangi kapıdan çıktığını açıklamak zorundalar.

Filikalar kime ayrıldı?

“Hepimiz aynı gemideyiz” lafını da bu ihtimalin karşısında söylesinler bakalım. Su yükselirken kimin hangi bilgiyle hareket ettiği ortaya çıkarılmadan, kıyıya ulaşanın zekâsıyla içeride kalanın hezimeti üzerine hüküm vermek ne büyük kolaylık… Filikaya giden yolun belli çevrelere önceden gösterildiği anlaşılırsa, geride kalanlara yüzme dersi vermeye kalkanların kibirli cümlelerini boğazlarında bırakmak gerekir. Felaketten kurtulan herkesi suçlu ilan etmek kadar, kurtuluşun ardında ayrıcalık bulunup bulunmadığını sormayı ayıp saymak da bu düzenin işine yarar.

Küçük yatırımcının karakterini bu denli arzuyla kurcalayanların, paranın hangi tarihlerde çekildiği sorusunun karşısında da aynı arzuyu göstermesini beklemek hakkımız. Vatandaşın hırsını teşhis ederken böylesine cesur olan makamlar, inceleme nüfuzlu bir çevrenin kapısına dayandığında ürkekleşiyorsa “kurumsal itibar” lafının arkasına saklanmasınlar. Devlet ciddiyetini koltukta oturanların huzuruyla karıştıracak kadar kendilerini memleketin sahibi sanmaları ayrıca mide yakıyor. Kurumun itibarı uğruna hesabın etrafından dolaşan herkes, o itibarı kendi eliyle daha da aşağı çekmiş olur.

Koltukların huzuruna dokunulmasınmış!

Kamu adına toplanan bilginin böyle bir ayrıcalğın hizmetine sokulup sokulmadığı açıklanmadan “Kurumlarımızı yıpratmayın” diye ahkâm kesmenin sırası mı? Bu ihtimalin araştırılmasını bile kuruma saldırı sayanlar, devletin itibarını bir avuç nüfuz sahibinin kalkanına çevirmiş olur. Memleketi kendi ilişkilerinin rahatça dolaşabileceği bir arka bahçe saymalarına öfkelenecek kadar aklımız var; vatandaşın zararını kişisel tercihine bağlamakta bu kadar aceleci olanların, kamu gücünün özel bir kurtuluş yoluna dönüştürülüp dönüştürülmediğini açıklamakta da aynı sürati göstermesi gerekir. Koltukların huzurunu koruma vazifesini de parasını kaybetmiş yurttaşın sırtına yıkamayacaklar.

Adaletin ve kuralların herkes için eşit işlediğine dair pamuk ipliğine bağlı inanç kopunca kayıp, banka hesaplarındaki rakamları aşarak devletin ve kurumların omurgasına da sirayet eder. Felaketin ilk saatlerinde “Nasıl olsa kimse hesap vermez” kanaati toplumun zihnine çökmüşse, yetkili makamlar halkın karamsarlığından şikâyet etmeden önce cevapsız bıraktıkları sorulara baksınlar. Yurttaşın bir skandalın daha ardından peşinen umutsuzluğa düşmesi iktidarın rahatını kaçırmalı; bu umutsuzluğu vatandaşın huysuzluğuna bağlayıp kendilerini temize çıkarmanın da bir haysiyeti olsun.

Dosyanın kapağı vicdanı da örtecek mi?

Nihayetinde süslü raporlarla tasfiye işlemleri birbirini takip ederken gündem, baş döndürücü hızıyla başka bir fırtınaya doğru yelken açar. Onca kaynağın hangi çatlaklardan sızarak toplandığı, denetim merceğinin hangi aşamada buz tuttuğu ve müdahale etmek için neden ille de enkazın altından seslerin yükselmesinin beklendiği soruları ise dosya rafa kalktı diye cevaplanmış değil.

Bir dosyanın idari işlemlerini tamamlamakla o dosyanın siyasi hesabını vermeyi aynı iş saymaya kalkmasınlar.Denetim yetkisinin nasıl kullanıldığını açıklamadan hazırlanacak en kalın rapor bile cevapsız soruların üstüne bırakılmış bir ağırlık olarak kalır; kamuoyunun yorulup başka tarafa bakması sayesinde elde edilecek rahatlığın adına da başarı denemez.

Küçük yatırımcıya yüksek tepelerden ahlak dersi vermek bu işin en zahmetsiz, en ucuz tarafı. Esas cesaret, ihtirasın yıllarca rahatça kök salabildiği kurumsal zemini aynı iştahla kazıyabilmekte yatar. Yetkilerinin heybetini işler yolundayken vatandaşa hissettirip sorumluluk kapıya dayandığında o vatandaşın zaaflarına sığınanlar, kendi imzalarının hesabını vermeden yurttaşın karakterine karne dağıtacak kadar da arsızlaşmasınlar.

Mavi poşetin dışında kalanlar: İzmir sokaklarının görünmeyen geri dönüşüm işçileri

Fon skandalında piyasa riski neden yeterli bir açıklama değil?

Yazı, beklenen getirinin gerçekleşmemesiyle denetimin nasıl yapıldığı sorusunu birbirinden ayırıyor. Yatırımcının risk almış olması, yetkili makamların hangi bilgilere ulaştığını, hangi işlemleri incelediğini ve ne zaman müdahale ettiğini açıklama yükümlülüğünü ortadan kaldırmıyor.

Resmi izin ile denetim sorumluluğu arasındaki ayrım ne?

Öykü Kardelen’in vurgusu, resmî iznin kazanç garantisi sayılması üzerine kurulmuyor. Asıl soru, bir yapının resmî zeminde faaliyet göstermesinin yarattığı güvenin karşılığında denetim yetkisinin nasıl kullanıldığı ve bu kullanımın kamuoyuna nasıl açıklanacağı.

Ayrıcalıklı bilgi ihtimali neden araştırılmalı?

Bazı çevrelerin çöküşü önceden öğrenerek parasını çekebilmiş olması, yazıda doğrulanmış bir sonuç olarak sunulmuyor. Bu ihtimalin araştırılması için işlemlerin tarihleri, bilgiye erişim yolları ve kamu adına edinilen bilginin özel çıkarlar için kullanılıp kullanılmadığı açıklığa kavuşturulmalı.

Eğitimde kriz çöküşe dönüştü: Okul çocuğa ne vaat ediyor?

Yapay zeka bize neyi bilmediğimizi söyleyebiliyor mu?

Önceki İçerik

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →