₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Mavi poşetin dışında kalanlar: İzmir sokaklarının görünmeyen geri dönüşüm işçileri

Yaz sıcaklarının sürdüğü Eylül ayının ilk günlerinde Karabağlar sokaklarında karşılaştık Kemal Bey’le. Ayaküstü başlayan kısa sohbetin ardından bir mekana oturup hem tanıştık hem de eski bir tanıdığa aradan geçen yıllarda ne yaptığını bir solukta anlatır gibi lafladık, yaptığı işin önemini gündeme taşımak ve ağır çalışma koşullarının hafiflemesine katkı sunmak umuduyla bir haber dosyası için yeniden buluşmak üzere ayrıldık.

Atık yönetimi, sıfır atık, yeşil dönüşüm ve COP31 uzun süredir üzerinde düşündüğümüz, FİKİR’de ürettiğimiz başlıklardı. Ancak bu kez tartışmaya yalnızca raporların, hedeflerin ve zirve gündemlerinin içinden değil; ayaklarımız asfalta basarken, Karabağlar sokaklarından bakmak istedik. Güvencesiz emekten sağlıksız ve korunmasız çalışma koşullarına, kapitalist üretim ve aşırı tüketim düzeninin derinleştirdiği metabolik yarılmadan gezegensel sorunlarımıza uzanan çizgi, Kemal Bey’in çalışma yaşamında birbirine bağlanıyordu.

Günler sonra sabah serinliğinde yeniden buluştuk. İki gevrek, iki çay eşliğinde söyleştik. Karşımda İzmir’in atığını yıllardır toplayan, fakat kentin geri dönüşüm sisteminde kendisine hâlâ güvenli bir yer bulamayan bir işçi vardı.

“Ne kadardır bu işi yapıyorsunuz?” diye sordum.

“Yirmi, yirmi beş seneyi geçiyorum” dedi Kemal Bey. Ardından, 65 yaşında sokakta çalışmaya devam etmesinin nedenini tek cümleyle anlattı:

“Bizim yapacak başka işimiz yok. Artık bundan sonra kim bizi hangi işe alabilir? Ancak kendi başımızın çaresine bakmaya çalışıyoruz.”

(* Kemal Bey’in adı yaşadığı iş ve yaşam güvenliği tedirginliği sebebiyle değiştirilmiştir.)

Bir el arabasına sığan geçim

Kemal Bey, cumartesi-pazar dışında hemen her gün el arabasıyla sokağa çıkıyor. Bazen arabasını doldurması birkaç saat sürüyor, bazen bütün gün dolaşıyor. Haftalık kazancı, topladığı malzemeye ve bulabildiği ek işlere göre 3 bin 500 ila 4 bin lira arasında değişiyor.

Mahallede onu tanıyanlar taşınacak bir eşya olduğunda haber veriyor. Kimi zaman kullanılmış mobilyaları taşıyor, kimi zaman kendisine verilen eşyaları değerlendiriyor. Fakat temel geçim kaynağı, başkalarının çöp diye bıraktığı kâğıt, plastik ve metal.

Sosyal Güvenlik Kurumu’nda 1.020 prim günü bulunuyor. Bu süre emekli olmasına yetmiyor. Birikmiş primlerini paraya çevirerek yararlanabilmek için başvuru yaptığını, fakat henüz sonuç alamadığını söylüyor. Yaşı nedeniyle düzenli bir işe alınmayacağını ve emekli olamayacağını düşünüyor:

“Benim yaşım 65’e geldi. Bundan sonra gidip ‘Beni işe alın’ desem, yaş dolayısıyla almazlar. Belediyenin istediği daha genç, dinamik insanlar. Biz de yetenekli olabiliriz ama onlar gibi genç olamayız.”

Kemal Bey için sokaktan atık toplamak bir tercih değil; emekliliğe ulaşamadığı ve düzenli istihdama giremediği bir dönemde kendi geçimini sağlayabilmenin yolu.

“Şikayet var” deyip götürüyorlar

Kemal Bey’in geçimini daha da güvencesiz hale getiren ise İzmir Büyükşehir Belediyesi zabıtalarının topladığı malzemelere el koyması.

Zabıtalar geldiklerinde haklarında şikayet bulunduğunu söylüyor. Kemal Bey ise şikayetin kim tarafından ve hangi gerekçeyle yapıldığını bilmediklerini anlatıyor:

“Geldikleri zaman bize ‘Şikayet var’ diyorlar ama şikayetin olup olmadığını biz de bilmiyoruz. Direkt kendi araçlarını çağırıyorlar. Topladığımız hurdaları yükleyip götürüyorlar.”

Malzemelerin nereye götürüldüğünü sorduğunda kendisine “İmhaya götürüyoruz” yanıtının verildiğini söylüyor:

“Vallahi nereye götürdüklerini biz de bilmiyoruz. ‘İmhaya götürüyoruz’ diyorlar. Orada ne yapıyorlar, bilmiyoruz.”

Müdahale, Kemal Bey ve arkadaşları sokakta atık toplarken değil, birkaç günün malzemesini geçici olarak biriktirdikleri alanda gerçekleşiyor:

“Toplarken müdahale etmiyor. Topladıktan sonra geliyor, ‘Şikayet var’ deyip alıp götürüyor.”

İnönü Caddesi’nde, Amerikan Koleji çevresindeki bir olayda zabıtalar, Kemal Bey ve arkadaşları orada değilken el arabalarının kilitlerini kırmış. El arabalarıyla birlikte topladıkları malzemeler de götürülmüş.

“Benim malımı, hurdamı götürdüğü zaman ben orada yoktum” diyen Kemal Bey, o gün yaşadıkları kaybın gündelik hayatlarındaki karşılığını şöyle anlatıyor:

“Çok mağdur durumda kaldık. Komşulardan borç alıp suyumuzu, elektriğimizi yatırıyorduk. Çünkü ekmeğim benim gidiyor.”

Zabıtanın el koyduğu şey, yalnızca biriktirilmiş birkaç çuval kâğıt ya da plastik değil. O malzemenin içinde ödenecek elektrik ve su faturası, alınacak yiyecek ve ertesi gün yeniden sokağa çıkabilmenin imkânı bulunuyor.

“Bize iş verilmiyor, topladıklarımıza da el konuluyor. Aç kalan insan ne yapar, mağdur kalan insan ne yapar?”

“Bunları görmüyorlar, topladıklarımızı görüyorlar”

Kemal Bey, malzeme biriktirdikleri alanı temiz tutmaya çalıştıklarını özellikle vurguluyor. Yanlarında süpürge ve faraş bulundurduklarını, dağılan çöpleri yeniden konteynere attıklarını anlatıyor:

“Biz orada topladığımız yerde çöp etrafa yayılmasın diye süpürgemizle, faraşımızla topluyoruz. Belediyenin süpürgecilerine bile yardımcı oluyoruz. Caddelere çöp saçılmasın diye varillere doldurup çöpe atıyoruz.”

Konteynerlerin çevresine dağılan atıkları elleriyle topladıklarını söyleyen Kemal Bey, sokakta yaptıkları işin görülmediğini düşünüyor:

“Biz olmasak birçok konteynerin üstündeki çöpler uçuşacak, dökülecek. Kimi zaman eldivenimizle o çöpleri toplayıp tekrar içeriye atıyoruz. Bunları görmüyorlar ama gelip bizim topladıklarımızı görüyorlar.”

Kemal Bey, belediyeden öncelikle malzemelerinin haber verilmeden götürülmemesini istiyor:

“En azından bize uyarı vermesi lazım. ‘Şikayet var, bunları bugün ya da yarın kaldırın’ diyebilir. Bizim malımızı elimizden alıp götürmeleri hoş bir şey değil.”

Zabıta müdahalesi yalnızca malzemeyle sınırlı kalmamış. Kemal Bey’in bir arkadaşının kimliği alınmış, bilgileri kaydedildikten sonra kimliği geri verilmiş. Aynı yerde yeniden malzeme görülmesi hâlinde ceza kesileceği söylenmiş.

“Kimliğini alıyor, bilgilerini kaydediyor, bakıyor, sonra bırakıyor. ‘İkinci defa burada görürsem ceza yazarım’ diyor.”

Kemal Bey’in elinde daha önce İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından verilmiş bir kart da bulunuyor. Ancak artık yeni kart verilmediğini ve elindeki eski kartın zabıta müdahalesini önlemediğini anlatıyor:

“Bu Büyükşehir Belediyesi’nden aldığım kart. Ama geldi mi bu kartı dinlemiyor. Alıyor, götürüyor.”

Bir yanda belediye tarafından daha önce verilmiş bir kart, diğer yanda “yasak” denilerek yapılan müdahale var. Kemal Bey’in yaşadığı bu belirsizlik, İzmir’de geri dönüşüm işçilerinin hangi kurala göre ve hangi koşullarda çalışabileceği sorusunu açıkta bırakıyor.

“Bir iş değil, bir yaşam alanı”

Geri Dönüşüm İşçileri Derneği Başkanı Ali Mendillioğlu, atık toplayıcılığının yalnızca bir meslek olarak tarif edilemeyeceğini söylüyor:

“Bunu bir iş olarak tarif etmek mümkün değil. Bir yaşam alanı olarak tarif etmek gerekiyor.”

Çünkü sokakta atık toplayanların tamamı aynı koşullarda çalışmıyor. Emeklilik yaşına gelmesine rağmen başka geçim imkanı bulunmayanlar, mevsimlik tarım işi sona erdikten sonra kentte atık toplayanlar, gündelik işlerine ek gelir yaratmaya çalışanlar, ikinci el pazarlarda satılabilecek eşyaları ayıran kadınlar ve bütün gününü sokakta geçirip depolarda yaşayan tam zamanlı işçiler bulunuyor.

Mendillioğlu, bu alanın başka işlere erişemeyenler için en hızlı hayatta kalma imkanlarından biri olduğunu anlatıyor:

“Çöpe çıkarken ne diplomanızı sorar ne adli sicil kaydınızı. İşsiz kaldığınız andan itibaren aynı gün nakde çevirebileceğiniz bir iştir.”

Bu erişilebilirlik, işin kolay olduğu anlamına gelmiyor. Tam zamanlı çalışan işçiler günde 10-12 saat sokakta kalabiliyor, 100-150 kiloya ulaşan yükleri el arabalarında taşıyabiliyor. Kesikler, enfeksiyonlar, kimyasal maddelere temas ve kas-iskelet rahatsızlıkları işin gündelik riskleri arasında.

Mendillioğlu, atıkların ayrıştırıldığı depoların aynı zamanda işçilerin yaşam alanı olduğunu belirtiyor:

“Hem atığın toplandığı hem insanların yattığı, kalktığı, yemek yaptığı, temizlik yaptığı, tuvalete gittiği yerler.”

Kimi depolarda onlarca kişi aynı tuvaleti ve su kaynağını kullanıyor. İşçiler, kent merkezindeki atığa ulaşabilmek için tüketimin yüksek olduğu mahallelere yakın, çoğu zaman eski ya da kentsel dönüşüm için boşaltılmış yapılarda kalıyor.

“Hiç kimse bu işten kazandığı parayla ev kiralayamaz” diyor Mendillioğlu. “Birçok arkadaşımızın ailesi burada değildir. Ailesi memleketindedir; kendisi gelir, burada çalışır.”

Sağlıklı içme suyuna erişim dahi başlı başına bir sorun. İşçiler yüksek eforla uzun saatler çalışmasına rağmen çoğu depoda temiz suya, duşa, çamaşırhaneye ve güvenli dinlenme alanına ulaşamıyor.

Şikayetin arkasındaki sınıfsal sınır

Mendillioğlu’na göre belediyelere ve CİMER’e yapılan şikayetler çoğunlukla çöpün dağıtılması ya da gürültü gerekçesiyle dile getiriliyor. Ancak işçilerin tüketimin yüksek olduğu mahallelerde görünür hale gelmesinin de şikayetlerde belirleyici olduğunu düşünüyor.

Geri dönüşüm işçilerinin önemli bir bölümü Kürtlerden, Romanlardan, göçmenlerden ve genç erkeklerden oluşuyor. Mendillioğlu, rahatsızlığın yalnızca atığın nasıl toplandığıyla değil, kimin kentin hangi bölgesinde görünür olabildiğiyle de ilgili olduğunu söylüyor:

“Şikayetler ‘Çöpü dağıtıyorlar, gürültü çıkarıyorlar’ gibi farklı gerekçelerle dillendiriliyor. Ama asıl mesele, bu arkadaşların o bölgelerde görünmesinden duyulan rahatsızlık.”

Bu sınıfsal ve toplumsal sınır, işçilerin kamu kurumlarıyla kurduğu ilişkiyi de belirliyor. Şikâyette bulunan kişi “vatandaş” olarak dinlenirken geri dönüşüm işçisi aynı kamusal hakların öznesi olarak görülmüyor.

Mendillioğlu, bu dışlanmayı yurttaşlık meselesinin içinde değerlendiriyor:

“Vatandaş dediğiniz kişi siyasal ve kamusal haklardan yararlanan kişidir. Biz bu haklardan faydalanamadığımız için vatandaş olarak görülmüyoruz. Bu gerilim, faydalanmamız gereken yurttaşlık haklarının önünde ciddi bir bariyer.”

Adı konulmamış iş birliği

Mendillioğlu, geri dönüşüm işçilerinin belediyelerin temizlik hizmetlerine karşılıksız bir katkı sağladığını söylüyor. Sokaktaki malzeme işçiler tarafından toplanmasa belediyenin taşıması ve ayrıştırması gereken atık miktarı artacak. Buna rağmen işçinin bu hizmet içindeki yeri tanımlanmıyor:

“Biz o atığı toplamasak belediye toplamak zorunda kalacak. Belediyeye çok büyük bir mali katkımız var. Altından kalkamadıkları bir yükü karşılıyoruz. Buna adı konulmamış bir iş birliği de denebilir.”

Fakat bu iş birliğinin bugünkü biçimi tek taraflı. Belediye atığın sokaktan alınmasından ve ekonomiye kazandırılmasından yararlanırken işçi düzenli gelir, sosyal güvence, koruyucu ekipman ve güvenli çalışma alanına kavuşamıyor.

Kentlerin sıfır atık ve yeşil dönüşüm hedefleri büyürken, bu dönüşümün yıllardır sokakta çalışan emekçileri aynı sistemin dışında bırakılıyor.

Genelge işçiyi tanıdı, uygulama geride kaldı

Geri Dönüşüm İşçileri Kooperatifi Başkanı Alper Akbulut, “geri dönüşüm işçisi” kavramının yalnızca sokakta el arabasıyla çalışanları değil, depolardaki ayrıştırma bantlarının başında çalışanları da kapsadığını belirtiyor.

Akbulut’a göre atık toplayıcılarının önemli bir bölümü başka bir iş seçeneğine erişemediği için bu alana yöneliyor. Borçları ve icra dosyaları nedeniyle kayıtlı çalışamayanlar, önceki işini kaybedenler ve düzenli istihdama giremeyenler sokakta kendilerine bir geçim alanı açıyor.

Buna rağmen suçla ilişkilendirilen önyargılarla karşılaşıyorlar:

“Aralarında bunu gerçekten meslek olarak yapan, ailesini geçindiren, çocuğunu okutan insanlar var.”

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 2022/6 sayılı Atık Toplayıcıları Genelgesi; bağımsız çalışan işçilerin belediyeler tarafından kayıt altına alınmasını, Sıfır Atık Bilgi Sistemi’ne kaydedilmesini ve kendilerine “Bağımsız Sıfır Atık Toplayıcısı Kartı” verilmesini öngörüyor. Belediyelere koruyucu ekipman sağlama ve toplanan atıkları belirlenen merkezlerde tartarak piyasa koşullarına göre satın alma sorumlulukları da veriliyor.

Akbulut, genelgeyi sınırlı da olsa bir tanınma adımı olarak değerlendiriyor:

“Ondan önce mevzuat, atık toplayıcısı diye bir şeyi tanımıyordu. Bütün sıfır atık planlaması sanki sokakta çekçekçiler, atık toplayıcıları yokmuş gibi yapılıyordu. İlk defa Bakanlık, ‘Atık toplayıcıları diye bir bileşen var ve bunları göz ardı edemeyiz’ dedi.”

Ancak kayıt ve uygulama sorumluluğunun belediyelere bırakılması, düzenlemenin işçilerin yaşamında beklenen değişimi yaratmasını engelledi. Genelge kayıtlı işçilere kart verilmesini öngörürken kayıt altına alınmayan işçilere zabıtanın müdahale etmesinin önünü açıyor. Belediyelerin kayıt sürecini işletmediği yerlerde işçi, sistem tarafından tanınmadan yaptırımla karşı karşıya kalıyor.

Akbulut, genelgenin yarattığı beklentinin uygulamada karşılık bulmadığını söylüyor:

“Genelge bizi umutlandırdı ama açıkçası hiçbir şey olmadı. Belediyeler bu işe girmek istemiyor. Sıfır atık müdürlükleri açısından atık toplayıcıları riskli bir alan gibi görülüyor.”

Konak’ta başlayan çalışma neden sürmedi?

Akbulut’un aktardığına göre kooperatif, geçmiş dönemde Konak Belediyesi ile yaklaşık iki yıl birlikte çalıştı. UNDP’nin sağladığı bir kamyon ve elektrikli üç tekerlekli araçlarla işçilerin toplama koşullarını iyileştirmeye yönelik adımlar atıldı.

Belediye yönetimi değiştikten sonra çalışma devam etmedi:

“Konak’ta iki yıl uyumlu bir şekilde çalıştık. Başkanlar değişince belediyelerde hiçbir süreklilik, sürdürülebilirlik olmuyor.”

Kooperatif şimdi benzer bir modeli farklı belediyelerde kurmaya çalışıyor.

Kooperatifin önerdiği model yalnızca işçileri kayıt altına almayı değil, geri dönüşüm zincirini baştan sona yeniden düzenlemeyi hedefliyor.

Mavi poşet var, geri dönüşüm işçisi yok

İzmir Büyükşehir Belediyesi, “Dönüşüme Evde Başla” projesi kapsamında hanelere QR kodlu mavi poşetler dağıtıyor. Hanelerden belediye personeli tarafından alınan ambalaj atıkları, QR kodlar aracılığıyla adreslerle eşleştiriliyor ve İzdönüşüm Ambalaj Atığı Toplama ve Ayrıştırma Tesisi’nde türlerine göre ayrılıyor.

Mart 2025’te altı ilçe ve sekiz mahallede başlayan proje, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 7 Eylül 2026 tarihli açıklamasına göre dokuz ilçe ve 33 mahalleye ulaştı. Karabağlar, Bayraklı, Konak, Menderes, Bornova, Narlıdere, Buca, Karşıyaka ve Güzelbahçe’de ambalaj atıkları evlerden toplanıyor.

Belediye, projenin ilk 10 ayında 1.140 ton ambalaj atığının geri kazanıldığını açıklamıştı.

Alper Akbulut, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ciddi bir çalışma yürüttüğünü kabul ediyor. Ancak oluşturulan modelin maliyetiyle sokakta zaten var olan toplama emeğinin neden sistemin dışında bırakıldığının birlikte düşünülmesi gerektiğini söylüyor:

“Dağıtılan mavi poşetin içine doldurduğunuz atığın değeri, o poşetin parasını karşılamıyor. Bırakın onu getiren kamyonu, aracı ve personeli…”

Akbulut, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile aylar boyunca görüşmeler yaptıklarını ancak kooperatifin önerdiği çalışma modelinde ilerleme sağlayamadıklarını belirtiyor:

“Bizimle iş birliği yapsa belediye… Bir türlü ikna edemedik. Aylarca toplantılar yaptık ama bir adım ilerleyemedik. Oysa biz zaten o sokaklardayız. Toplayıcı arkadaşlar zaten o sokaklarda.”

Belediyenin sistemi haneyi, poşeti ve poşetin içindeki atığı kayıt altına alırken aynı sokaklarda yıllardır geri dönüşüm işi yapan işçileri dışarıda bırakıyor. Akbulut’un itirazı kaynağında ayrıştırmaya değil; yeni model kurulurken mevcut emeğin yok sayılmasına.

Sıfır atık politikası, atığın hangi tesise gideceğini planlarken o atığı yıllardır sokaktan alan işçinin çalışma ve yaşam koşullarını planlamıyor.

Karabağlar’dan COP31’e aynı soru

Türkiye, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Zirvenin gündeminde iklim taahhütlerinin uygulanması, kentlerin dayanıklılığı, atıkların azaltılması ve dönüşümün finansmanı bulunuyor.

Fakat yeşil dönüşümün adil olup olmadığı yalnızca uluslararası zirvelerde verilen taahhütlerle ölçülemez. Karabağlar’da el arabasıyla atık toplayan işçinin çalışma koşulları da aynı dönüşümün parçası.

Kapitalist üretim ve tüketim düzeni her gün daha fazla atık yaratırken, bu atığı yeniden ekonomik dolaşıma sokan işçiler en güvencesiz halkada tutuluyor. Atığın kayıt altına alındığı, poşetin QR kodla izlendiği bir sistemde işçinin emeği hâlâ görünmez kalıyor.

Her işçiye belirli bir bölge

Kooperatifin önerdiği modelde her geri dönüşüm işçisine belirli sayıda apartman, işletme ve birkaç sokaktan oluşan bir çalışma bölgesi veriliyor. Apartman sakinleri veya işletmeler, ayrıştırdıkları atık hazır olduğunda sorumlu işçiye haber veriyor.

Böylece işçi bütün gün kentin farklı bölgelerinde malzeme aramak zorunda kalmıyor. Daha kısa mesafede, daha düzenli ve öngörülebilir bir toplama süreci kuruluyor.

“Her atık toplayıcısına belli bölgeleri versek hiçbir kaos olmayacak” diyor Akbulut. “Dört-beş sokaklık bir bölgede poşet dolduğunda haber verilecek; arkadaşımız gidip alacak. Bütün gün sıcakta, yağmurda, çamurda kenti dolaşmayacak.”

Modelin ikinci ayağında mahallelere yakın aktarma merkezleri bulunuyor. Bugün işçiler, birkaç saat boyunca topladıkları malzemeyi satabilmek için kent çeperindeki depolara götürmek zorunda. Akbulut, kimi zaman toplama süresi kadar vaktin depoya gidiş gelişte kaybedildiğini söylüyor:

“Dört saat toplama yaptıysanız iki-üç saatiniz yolda, depoya gidip gelmekte geçiyor. Bu hem vakit hem iş gücü kaybı yaratıyor.”

Kooperatif, aktarma merkezlerinin yalnızca malzemenin tartıldığı yerler olmasını istemiyor. İşçilerin duş alabileceği, çamaşırlarını yıkayabileceği, tuvalet ve temiz suya ulaşabileceği alanlar kurulmasını öneriyor. Tek başına yaşayan işçiler için güvenli dinlenme ve barınma bölümleri de modelin içinde yer alıyor.

“Duş alma yerleri, tuvaletler, çamaşır makineleri, çamaşırhane… Çünkü çok kötü şartlarda kalıyorlar. Hem çalışma hem yaşam koşullarını düzeltebileceğimiz bir ortam sağlamak istiyoruz.”

“Tartın, alın, karşılığını ödeyin”

Alper Akbulut’un kurumsal bir modele dönüştürdüğü öneriyi Kemal Bey çok daha sade biçimde anlatıyor.

Belediyenin kamyonu belirli günlerde gelse, işçilerin topladığı malzeme tartılsa ve piyasa karşılığı ödense belediyeyle birlikte çalışabileceklerini söylüyor:

“Belediye kendi aracıyla gelip ‘Büyük kamyonu getirdim, topladığınız malı tartıp üstüne atacağız, karşılığını da size ödeyeceğiz’ dese sürekli onlarla çalışabiliriz. Başka depolara götürmek zorunda kalmayız.”

Kemal Bey’in talebi, yardım alan bir kişi olmak değil; çalışmaya devam etmek ve emeğinin karşılığını alabilmek. Belediye tarafından sağlanabilecek yemek, su ve kıyafet desteği sorulduğunda ilk söylediği de bu oluyor:

“Biz belediyemizi fazla sıkıntıya sokmak istemiyoruz. Fakat onlar da bizi sıkıntıya sokmasın. Yeter ki bizi rahat bırakıp malımızı götürmesinler.”

Ali Mendillioğlu ise geri dönüşüm işçilerinin suya, gıdaya, hijyene ve güvenli çalışma alanlarına ihtiyaç duyduğunun kamu yöneticileri tarafından zaten görülebileceğini söylüyor:

“Bunları bizim mi söylememiz gerekiyor? Görüyorsan yaparsın; yapmıyorsan görmezden geliyorsun.”

İzmir’in geri dönüştürülebilir atıkları bugün de sokaklardan toplanıyor. Kentin önündeki soru geri dönüşümün yapılıp yapılmayacağı değil; bu emeğin kim tarafından, hangi koşullarda ve kimin güvencesi pahasına sürdürüleceği.

Sıfır atık hedefinin başarısı yalnızca kaç ton malzemenin toplandığıyla, kaç haneye mavi poşet dağıtıldığıyla ya da kaç yeni tesis kurulduğuyla ölçülemez. Aynı hedef, o malzemeyi elleriyle ayıran, el arabalarıyla taşıyan ve yıllardır kentin yükünü sırtlanan işçilerin yaşamında nasıl bir karşılık bulduğuyla da ölçülmeli.

Kemal Bey’in talebi ise asgari ve biraz da beklentisizce, bütün bu politika belgelerinden daha kısa:

“Yeter ki bizi rahat bırakıp malımızı götürmesinler.”

Eğitimde kriz çöküşe dönüştü: Okul çocuğa ne vaat ediyor?

İzmir’de geri dönüşüm işçileri neden sistemin dışında kalıyor?

2022/6 sayılı Genelge, bağımsız atık toplayıcılarının belediyeler tarafından kaydedilmesini ve kartlandırılmasını öngörüyor. Ancak kayıt, ekipman, aktarma merkezi ve satın alma süreçleri yaygın biçimde kurulmadığı için işçiler güvenceden önce zabıta müdahalesiyle karşılaşıyor.

İzBB’nin “Dönüşüme Evde Başla” projesi nasıl işliyor?

QR kodlu mavi poşetlerde biriktirilen ambalaj atıkları belediye personeli tarafından hanelerden alınıyor ve İzdönüşüm tesisinde ayrıştırılıyor. Proje Eylül 2026 itibarıyla dokuz ilçe ve 33 mahallede uygulanıyor.

Geri dönüşüm işçileri belediye sistemine nasıl dahil edilebilir?

İşçilere belirli sokaklar ve yapılar tanımlanabilir; mahalle ölçeğinde aktarma merkezleri kurulabilir. Malzemeler belediye denetiminde tartılarak piyasa karşılığı satın alınabilir; işçilere kart, koruyucu ekipman, temiz su, hijyen ve sosyal güvence sağlanabilir.

Bir kentin hafızasını kim korur? – Murat Solmaz’la Dikili Ansiklopedisi üzerine

Ümit Kıvanç ile söyleşi: Madencilik, ilerleme miti ve gazeteciliğin geleceği

Bir X paylaşımından Moda Sahnesi’ne: Kemal Aydoğan ile tiyatronun kırılganlığı ve kamusal faydası üzerine

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →