₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Yine, yeni, yeniden Berkun Oya

Berkun Oya, kurucusu olduğu Krek Tiyatro Santralİstanbul’dayken sahneye koyduğu oyunlarla dikkatleri üzerine çekmişti. Hem güncelin nabzını tutan güçlü metinleriyle hem de sahneye koyma biçimleriyle. Oyuna gelenler bir camın arkasından seyrederdi olup biteni. Ses sorunu da oyunculara takılan mikrofonlar ve seyircilere verilen kulaklıklarla çözülmüştü. Bir televizyon etkisi yaratan bu seyir, beyaz ışıklar altındaki oyuncuların en ufak seslerinin seyircilere gitmesi sayesinde bambaşka bir boyut kazanırdı. “Bayrak”, “Hoop Gitti Kafa” oyunlarıyla gündeme gelen Oya’nın en sevdiğim oyunu “Güzel Şeyler Bizim Tarafta”. Seyircilerin iki perdeyi farklı yerlerde izlediği “Dünyada Karşılaşmış Gibi”yi göremediğimi belirtmeliyim.

Geniş kitleler ise kendisinden Netfix ile haberdar oldu. Üzerine kitap (İpek & Köse, 2023) bile yazılan “Bir Başkadır”ın (2020) Netflix’te bugüne dek yayınlanan en iyi yerli yapım olduğunu düşünüyorum. Dizi farklı çevrelerce pek çok ayrı boyutuyla ele alındı ve tartışıldı. Birçok meseleyi konuşulur kılması bile metnin kuvvetini gösteren bir olgu. Aynı zamanda bu işle birlikte Berkun Oya, artık dizi-film sektöründe yönetmen olarak da kendisini ortaya koydu. Ardından çektiği film “Cici” (2022) ve bir diğer dizi “Kuvvetli Bir Alkış” (2024) da Netflix platformunda seyirciyle buluştu. Başarılı ve popüler oyuncularla çalışan Oya’nın kendisinin de konservatuar mezunu bir oyuncu olduğunu unutmamalı. Hikaye olarak aile ve ilişkilere dair farklı bir perspektif çizmekte ısrar eden Oya’nın, bize ayna tuttuğu öyküleri anlatma biçimlerinin tiyatrodan beri değişmesi de bu konuya kafa yorduğunu gösteriyor.

ENCAMIMIZA BAŞKA BİR PENCEREDEN BAKMAK: 35 MAYIS

Yeni biçimler ararken teknolojik gelişmelerden yararlanmayı ihmal etmeyen Oya’nın yeni keşfi ise sanal gerçeklik. Deneyimleyeni kuşatmasıyla, ‘orada olduğunu hissettirmesi’ ile sanal gerçeklik (virtual reality) gözlükleri anlatıya yeni bir boyut katıyor. Bu imkanı değerlendireceği anlaşılan Krek Vr olarak adlandırılan oluşumun ilk işi ise Berkun Oya imzalı “35 Mayıs”. Bu iş, daha adından olmayan bir tarihe gönderme yapmasıyla absürd bir dünyaya davet ediyor bizleri. Bir yerlerden tanıdık gelen bu ismin Can Yayınları’ndan çıkan Erich Kastner imzalı çocuk kitabına ait olduğunu bulmak zor olmuyor.  Bu evrende de her şey mümkün, tıpkı “Bir Başka” olan memleketimizdeki gibi. Bu eser de teknoloji, sosyal yaşam gibi konulara yaklaşımıyla yenilikçi, tıpkı Berkun Oya’nın VR’ı olan 35 Mayıs gibi.

 Buradan sonrası spoiler içerir.

Sekiz kişiye cam bir bölmeyle ayrılan kısma geçip sandalyemize oturduktan sonra VR gözlüğü ve kulaklığı takıp beklemeye başlıyoruz. Film diye de söz edilen bu “vr oyun” takım elbiseli bir adamın toplantı salonuna girmesiyle başlıyor. Biz de oradayız, adam bize doğru yaklaşıyor. Dibimize kadar giriyor, iliklerimize kadar hissediyoruz “immersive” denen naneyi. Oradayız işte, yavaş yavaş çözüyoruz mevzuyu. Yapay zeka içeren güvenlik amaçlı robotun satılması isteniyor. Bu takım elbiseli adamlar, ilgili bakanları-bürokratları ikna edebilirlerse ihaleyi alacaklar ve kamusal alanlara bu güvenlikçi yapay zeka robotları yerleştirilecek. Aşina olduğumuz birtakım dolaplar dönüyor, biz de artık yapay zeka robot olduğumuz için şahit oluyoruz tüm alavere dalaverelere. Bence bu işin kilit noktası bizlerin de oyunculardan biri olmamız, vr aracı daha iyi kullanılabilir miydi bilemiyorum. 

Bulutların arasında uçuyoruz, içimiz pırpır ediyor. Sanal olduğunu bilerek orada otursak da bir gerçekliğin içindeyiz işte. Bu sahneler arası geçiş anı bir mekandan başka mekana atlamak için güzel bulunmuş bir yol. Biz de seyirci olarak hem o arada bir nefes alıyoruz, hem de sanal gerçekliğin oyuncaklı dünyasından payımıza düşeni alıyoruz böylece.

Şimdi bir parktayız. Mekan konusuyla ilgili bir parantez açmak istiyorum. Bahar Çuhadar, bu işe dair yazdığı eleştiride karma gerçeklikten söz ederek hikayede yer alan mekanlarda gezip gözlüklerin takılmasına ilişkin bir öneride bulunuyor. Kuşkusuz bu tavsiye, sanal ve fiziksel gerçekliği birleştirmek açısından kıymetli. Olayların Fenerbahçe Parkı’nda cereyan etmesine dair tercihin sandalyesinde oturan bizlere (Söğütlüçeşme) pek yakın bir konumda yer almasından kaynaklanmış olabileceğini sanıyorum. Yavaş yavaş yaklaşıyoruz, önde oturanlar var ama onları da geçince işimizin arka plandakilerle olduğunu anlıyoruz. Piknik yapmaya gelen aileyle, akrabalardan oluşan geniş aileyle demeli belki de. Yapay zeka destekli güvenlik robotu olarak hareket edip yanlarına gittiğimiz karakterlerimiz bu yeni aletle ilgili atıp tutmaya başlıyor. Sonra cevap vermeye ve konuşmaya başlayan robottan rahatsız olup onu uzaklaştırmaya çalışsalar da artık çok geç. 

Kovulmaya aldırış etmeyen robot, gerçekleri bir bir ortaya döküyor. Robotun tüm “numara”larını bildiğini söyleyen eniştenin işlediği suç, ifşa oluyor. Baldızıyla ilişkisi ortaya çıkıyor ve bu ilişkiyi saklamak için Berkun Oya’nın canlandırdığı karakterin kadını öldürdüğünü açıklıyor robot. Ve silah patlıyor, kadın cinayeti işleyen karakteri kayınçosu öldürüyor. Güvenlik amacıyla servis edilen yapay zeka robotları suçu önlemediği gibi yeni suçlara mı sebep olacak? Yoksa Türkiye’de mi ‘bir başka’ uygulanacak? İlk sahnede ihaleye fesat karıştıranların düzenbazlıklarını ifşa etmeyen, adalete katkı sağlamayan robot, diğer tarafta bir katili açıklayarak yeni bir cinayetin müsebbibi haline geliyor. Tüm bu ikircikli vaziyetlerle bizlere encamımızı gösteren Oya, toplumun teknolojiyle imtihanına dair absürd ama bir o kadar da gerçek bir portre çizmekten geri durmuyor. Aklımızda deli sorularla çıkarıyoruz gözlüklerimizi, kan sıçradı bir kere yüzümüze.

(1) Evdeki Zürafa: “Bir Başka” Tahayyülde Aynılık, Fark ve Memleket Nostaljisi 

(2) https://aposto.com/s/35-mayis-turkiye-gerceklerini-sanal-gerceklik-gozluguyle

Bir festival, bir sempozyum, bir de sinema

Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali: Mersin gösterimi izlenimleri

Yıl sonunda Bob Dylan: İnsan durumlarının eşiğini aşkın bir ikon kırıcı

Etiketler: Berkun Oya, 35 Mayıs, KREK VR, sanal gerçeklik, VR, yapay zekâ, gözetim toplumu, kültür sanat, tiyatro, dijital anlatı