₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Devlet kime yürüme hakkı tanır?

Bir ülkede siyasetin gerçek yüzünü, en çok kimin yürüyebildiğine bakarak anlayabiliriz.

Türkiye’de bu sorunun cevabı nettir: Devlet, yürüme hakkını yurttaşlık temelinde değil, statü temelinde dağıtmaktadır. Bu durum, engelliler ve gaziler arasında medikal araç ve gereçlere erişimde ortaya çıkan derin eşitsizlikte tüm açıklığıyla görülür.

Gazilik, bu ülkede hak doğuran bir paye olarak tanımlanır. Devletin resmî söylemi gaziyi “fedakârlığın karşılığı” olarak konumlandırır. Bu konum, sağlık hizmetlerinde cömert bir el ile desteklenir: nitelikli protezler, gelişmiş tekerlekli sandalyeler, kişiye özel ortezler, sık yenileme hakları ve çoğu zaman sıfır katkı payı.

Engellilik ise aynı devlet nezdinde bir sosyal yük olarak ele alınır. Hak değil, yardım dili hâkimdir. SGK listeleriyle sınırlı, en ucuz muadili esas alan, yenileme süresi yıllara yayılmış medikal cihaz politikaları; engellinin yaşamını kolaylaştırmak için değil, bütçeyi korumak için tasarlanmıştır. Aynı ihtiyaca sahip iki bedenden biri tam destek alırken, diğeri eksik ve yetersiz çözümlere mahkûm edilir.

Bu tablo bir sağlık politikası tercihi değil, açık bir siyasal ayrımcılıktır. Çünkü ihtiyaç aynıdır: hareket edebilmek, duyabilmek, tutabilmek, yaşama katılabilmek. Farklı olan yalnızca hikâyedir. Devlet, hikâyeyi kutsallaştırıp ihtiyacı ikincil kıldığında, eşit yurttaşlık ilkesi fiilen askıya alınır.

Kimse gazilerin haklarının geri alınmasını savunmuyor. Tartışılması gereken, neden engellilerin haklarının sürekli ertelenmesidir. Neden insanca yaşam için zorunlu olan bir cihaz “lüks” sayılırken, aynı cihaz başka bir statüde “hak” olarak kabul edilir? Bu soru, bütçeyle değil; ideolojiyle ilgilidir.

Engellilik hâlâ bu ülkede kader olarak görülüyor. Katlanılması, idare edilmesi, mümkünse görünmez kılınması gereken bir durum. Gazilik ise siyasi anlatıda yüceltilen, törenlerle, söylemlerle ve ayrıcalıklarla desteklenen bir kimlik. Devlet, bir bedensel kaybı kutsarken diğerini yönetilebilir bir maliyet kalemine indirgemektedir.

Oysa sosyal devlet, fedakârlığı ödüllendirirken ihtiyacı cezalandırmaz. Hakları statüye göre değil, insan onuruna göre tanımlar. Medikal cihaz politikaları, kimin tam insan sayıldığını, kimin yarım bırakıldığını gösteren bir turnusol kâğıdıdır.

Gerçek eşitlik, herkesin aynı yere bakması değil; herkesin aynı yere ulaşabilmesi demektir. Bugün engellilere eksik verilen her cihaz, bu ülkenin demokrasi hanesine yazılmış bir eksidir. Ve bu eksiler, törenlerle kapatılamaz.

Tam da bu noktada, yaşanan çelişki daha görünür hâle geliyor. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde engelli sorunlarını araştırmak üzere kurulmuş bir komisyon sahada çalışmalarını sürdürürken, eş zamanlı olarak engelli haklarının fiilen budanması bir tesadüf değildir. Bir yanda raporlar, çalıştaylar, dinlemeler; diğer yanda medikal cihazlara erişimin zorlaştırılması, geri ödeme kalemlerinin daraltılması ve hakların sessizce gasp edilmesi… Bu tablo ister istemez şu soruyu doğuruyor: Bu ne lahana, bu ne perhiz?

Sorunun önemli bir kısmı, ne yazık ki engelli örgütlülüğünün yapısal zaaflarından kaynaklanıyor. Engelli dernekleri ve konfederasyonları uzun süredir ortak bir siyasal hat üretemiyor. “Benim derneğim”, “senin derneğin” ayrımıyla parçalanmış, rekabetçi ve dağınık bir yapı; merkezi iktidarın da yerel yönetimlerin de işine geliyor. Çünkü bölünmüş bir yapı, hak talep eden değil; kolay yönlendirilen, kolay susturulan bir yapıdır.

Bu sessizlik, çoğu zaman bilinçli olarak besleniyor. Proje destekleri, sembolik görüşmeler, vitrin toplantıları ve kişisel ilişkiler üzerinden kurulan bağlar; kolektif itirazın yerini bireysel temaslara bırakıyor. Böylece engelliler adına konuştuğunu iddia eden yapıların bir kısmı, farkında olarak ya da olmayarak, hak gaspının pasif bir aparatı hâline geliyor.

Oysa siyaset boşluk sevmez. Engelliler ortak ve güçlü bir ses çıkaramadığında, bu boşluğu iktidarın kendi öncelikleri doldurur. Araştırma komisyonları, gerçek bir hak mücadelesinin yerine geçmez; yalnızca onun ertelenmesini sağlar. Haklar, raporlarla değil; örgütlü ve ısrarlı taleplerle kazanılır.

Bugün engellilerin karşı karşıya olduğu sorun yalnızca medikal cihazlara erişim değildir. Asıl sorun, taleplerini siyasal bir özne olarak dile getirememeleridir. Sessiz kalan her yapı, istemeden de olsa bu eşitsiz düzenin sürmesine katkı sunar. Ve bu düzen, en çok da yürüyemeyenleri, duyamayanları, tutamayanları görmezden gelerek ayakta kalır.

Kent konseyleri ve yerel demokrasi: Birlikte yönetmek mi, katılım süsü mü?

Engellilik alanında ortaklaşan tehdit: Dayanışma neden şimdi yükseliyor?

Evrak, keyfiyet, zihniyet: Engelli girişimciye eşitlik neden işlemiyor?

Etiketler: engelli hakları, erişilebilirlik, sosyal devlet, medikal cihaz, SGK, sağlık politikası, eşit yurttaşlık, engellilik politikaları, kamu politikası, ayrımcılık