Merhabalar. Bu bölümde Yavuz İbrahim’in ve Civelek Ziver’in hikâyesini anlatacağım.
Evvel zaman içinde, kalbur-u saman içinde… Devlet memuru Halid’in anlattığıdır.
Halid, 21 yaşlarına gelmemiş; iyi bir ailede yetişmiş, entelektüel, Osmanlı Bankası İzmir Şubesi’nde memurluk yapan birisiymiş. Hemen bankanın etrafında bulunan Rum lokantasına gider, oradaki yemekleri yemeyi çok severmiş. Akşama doğru Kordon Boyu’na gidip, orada bulunan Luka Kahvesi’nde nargile içmeyi de çok severmiş.
O sıralarda yakalandığı bir hastalık dolayısıyla doktor sigara içmesini yasaklamış. Sigarayı biraz azaltmış ama nargileden bir türlü vazgeçememiş. Hafta sonları ise asıl yaşadığı Basmane Tilkilik bölgesinde bir kıraathane keşfetmiş: Menzilhane ismindeki bu yerde çok güzel nargile yapıldığını görmüş ve artık yavaş yavaş oradaki nargileyi içmeye başlamış.
En güzel özelliği de su haznesine atılan erikler ve kirazlarmış. Nargilenin su haznesindeki erikler, su fokurdadıkça oynamaya başlıyormuş. Bu da genç memur Halid’in çok hoşuna gidiyormuş.
Kıraathaneye gidip geldikçe oranın işletmecisi Yavuz İbrahim’i ve orada çalışan genç çocuk Civelek Ziver’i de tanıma şansı bulmuş. Yavuz İbrahim’in lakabı “Yavuzlu, cesurlu”; Ödemiş’te eşkıya olmasından geliyormuş. Gençlere nasihat etmeyi çok severmiş. Bütün gençleri alıp Pınarbaşı’na, Kızılçullu’ya, Halkapınar’a, Kadifekale’ye geziler yaparmış; onlarla çok ilgilenen birisiymiş.
Yavuz İbrahim’in Ödemiş’te tütün kaçakçılığı yaptığını, daha sonra eşkıyalık yaptığını, daha sonra devlet tarafından kır serdarlığına getirildiğini öğrenmiş. Kır serdarlığı dediğim de, bugünkü anlamıyla aslında koruculuk manasındaymış.
Bir gün Kadifekale gezisi yaparken orada Dana Bayramı’na denk gelmişler. Dana Bayramı Afro-Türkler için kıymetli bir günmüş; İzmirliler için de ilginç bir aktivite olarak insanların katıldığı, gördüğü, izlediği bir bayram havasıyla geçiyormuş. Yavuz İbrahim de yanındaki gençleri alarak Dana Bayramı’nı izlemeye gitmiş.
Dana Bayramı’nda, İzmir’de “borusu tuttu” diye bilinen deyimin; orada borularla dans eden, dans ederken ağzından köpükler çıkaran ve aslında bu Afro-Türklerin geçmişten bugüne yaşadıklarını temsil eden, kötü günleri anmaya ve hatırlatmaya çalışan bir etkinlikten geldiğini düşünmüş.
Dana Bayramı’nı izlerken İbrahim, gençten çok hareketli bir çocuğu görmüş. Yanına çağırmış, adını sormuş. Çocuk “Ziver” demiş. “Peki annen baban nerededir, kimdir, nesin sen?” diye sorunca çocuk: “Kimim kimsem yoktur. Bana Godya Meserret abla bakar” demiş.
Godyalar, Afro-Türkler içerisinde özellikle Dana Bayramlarını da idare eden; bilgili, akil kişilere verilen bir lakapmış. İbrahim, “O zaman bana Godya Meserret’i çağır” demiş. Ziver de bayramdan sonra yanına geleceğini söylemiş.
Etkinlik biter bitmez Meserret, İbrahim’in yanına gelmiş. İbrahim durumu anlatmış. Meserret de hiç zorlamamış: “Ziver’i yanına alabilirsin” demiş. Fakat bir öğüt vermiş: “Okuma yazma öğret ona. Adam et. Belki ileride lazım olur okuma yazma…”
İbrahim “tamam” demiş. Kimsesiz Ziver’i yanına almış. Tilkilik’e gençlerle beraber inmişler. Hemen önce Berber Zeynel’i çağırmış; İbrahim’in yakın arkadaşıymış. “Güzelce bir tıraş et. Eve götür. Yengeye de söyle, bir güzel yıkasın, temizlesin bu çocuğu. İki üç günde sizde kalsın; takiben handa bir oda yapana kadar…”
Berber Zeynel tabii almış, Ziver’i hemen götürmüş.
O sırada İbrahim, şer’i mahkemede çalışan Müsveddeci Efendi’nin oğlu Cevdet’i görmüş: “Ya bu evlatlık işleri nedir? Bunu tam doğru yapalım. Belge işlerini hepsini halledelim. Bu işi tas tamam bitirelim.”
Çarşıda Hacaire Efendi’nin oğlu Halid’i de görmüş: “Kıyafet, çorap, pantolon ne varsa hepsini al getir bu çocuğa.” Cimriliğiyle bilinen İbrahim, kesenin ağzını açmış aslında.
Sonra Meserret ablanın öğüdü gelmiş aklına. Mahalle Mektebi’nde Hafız Necib’in oğlu Abdullah’ı görmüş: “Sen babana yardım edersin, bu işleri bilirsin. Ziver’e dersler için yardım et.”
O sırada, düşünceli düşünceli, Ziver ismini çok sevmediği gelmiş aklına. Gençlere de bunu söylemiş. Gençler: “Civelek diyelim o zaman. Zaten çok hareketli çocuk; sen de ‘civelek’ diyorsun zaten” deyince ismi Civelek kalmış.
Ama gençler sormuşlar: “Ya sen bu Ziver ismini neden sevmezsin İbrahim abi?” İbrahim başlamış anlatmaya.
Ödemiş’te tütün kaçakçılığı yaparken bir ortağı varmış: Çerkez Ziver. Çerkez Ziver aynı zamanda Ödemiş’te meşhur ağalardan biri olan Şerif Ağa’nın da korucusuymuş. Bu ağanın bir hizmetçisi varmış: Kabeşli Müferri.
İbrahim bu kıza âşık olmuş. Çerkez Ziver’e de söylemiş: “Şöyle bir toparlayalım kendimizi. Gidelim Şerif Ağa’dan isteyelim bu kızı bana…” Çok kısa bir zaman sonra Müferri’yi bir ağacın altında ölü bulmuşlar; birisi tecavüz etmiş, sonra öldürmüş. Sorup soruşturunca o günden sonra ortalarda görünmeyen Çerkez Ziver’i işaret etmişler; emin olmuşlar buna.
İbrahim yıkılmış tabii. Bu olaydan sonra eşkıya olmuş, çetelere karışmış. Çok kısa zaman sonra Ziver’i de bir ağacın altında, aynı Müferri gibi ölü bulmuşlar. Kim öldürdü bilinmez.
Civelek’i gördüğü gün, Müferri gelmiş aklına. “Ya evlenseydik, acaba böyle bir çocuğumuz olurdu” diye düşünmüş. O sebeple evladı yerine koymuş; koruyup saklamış.
Bir de tam Habeşli gibi değilmiş bu Civelek; melezmiş biraz. İzmir’de melez çocuklara “çeçona” derlermiş. O yüzden onu kendi çocuğu gibi düşünmüş: “O Habeşli’yle evlenseydim, benim de böyle bir çocuğum olurdu.”
Memur Halid de çok sevmiş bu çocuğu. Tabii memur Halid, onları bu hikâyeden dört yıl sonra tanımış; 13–14 yaşlarındaymış o sıralarda Civelek. Her gittiğinde bahşiş verirmiş, sohbet edermiş. Yavuz İbrahim de memurun Civelek’i sevdiğini görünce yanına yaklaşır, memurla sohbet edermiş; tüm bu hikâyeleri ona da anlatırmış.
Sonra bir gün: “Güzel çocuktur, hoş çocuktur, hareketli çocuktur, hiç durmaz yerinde ama biraz hastadır” demiş ve başlamış memura durumu anlatmaya. “Küçük İsa’ya götürdüm” demiş; döneminin önemli doktorudur İzmir’de. “Kışı burada geçirmeyin” demiş doktor. “İyi beslenmesi lazım bu çocuğun. Havasını değiştirmeli. Mesela Rodos’a gitseniz iyi olur…”
Memur Halid de üzülmüş bu duruma. Anlamış da çocuğun hastalığının ne olduğunu. Üzgün, dönmüş evine.
Çok geçmeden yeniden uğramış Menzilhane’ye memur Halid. Fakat bu sefer ne İbrahim gelmiş ne Civelek… Berber Zeynel karşılamış. “Ya nerede bizim çocuklar? İbrahim nerede, Civelek nerede?” diye sormuş. Fakat İbrahim’in tası tarağı topladığını, Civelek’le birlikte Rodos’a gittiğini öğrenmiş. Kahveyi de Zeynel’e bırakmış.
Bir daha kimse görmemiş onları. Memur Halid de zaten kısa zaman sonra İstanbul’a taşınmış. Halid Ziya Uşaklıgil olmuş.
Eğer bir gün Basmane Anafartalar Caddesi’ne, Tilkilik’e gelirseniz; belki gençleri yanına toplamış nasihat eden Yavuz İbrahim’i, belki oradan oraya elinde çaylarla koşturan çeçona Civelek Ziver’i görürsünüz. Görmezseniz bile belki seslerini duyarsınız.
Gökten üç elma düşmüş: biri benim başıma, biri sizin başınıza, biri de Yavuz İbrahim ve Civelek Ziver’in başına…
Görüşmek üzere.
#Osmanlıİzmir #Tilkilik #Basmane #AfroTürkler #Yavuzİbrahim #CivelekZiver #HalidZiya #İzmirTarihi #SözlüTarih #KültürTarihi #Rodos #MahalleMektebi #KentBelleği #İzmirHikâyeleri

