₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Soma durağı: “Bir Coğrafyanın Z Raporu”ndan adil dönüşümün zor sorusuna

“Çelişkiler, Olasılıklar ve Ütopyalar Arasında” projesinin Soma durağında “Bir Coğrafyanın Z Raporu” sergisi, “Türkiye’nin Aynası: Soma” belgeseli, “Soma’da Enerji, Emek ve Gelecek” paneli ve gün sonunda ziyaret edilen “13 Mayıs: Tanıklığın Ötesinde” sergisi; kömürden çıkışın işçiler, yerel ekonomi, tarım, göç, örgütlenme, küçük çiftçilik ve hak mücadelesi olmadan adil bir dönüşüme dönüşemeyeceğini gösterdi.

Bergama’da çocukların “Başka Bir Dünya” çizimleriyle başlayan ve “İhtimal Eşikleri” sergisiyle enerji dönüşümünün çelişkilerini görünür kılan tartışma, Soma’da çok daha ağır bir soruya taşındı: Kömürden çıkış yalnızca bir enerji politikası değişikliği mi olacak, yoksa işçilerin, ailelerin, tarımın, yerel ekonominin ve hafızanın da hesaba katıldığı adil bir dönüşüm mü kurulacak?

Ne Yerde Ne Gökte Derneği tarafından yürütülen ve CultureCIVIC Kültür Sanat Destek Programı tarafından desteklenen “Çelişkiler, Olasılıklar ve Ütopyalar Arasında” projesinin Soma programı, bu soruyu sergi, belgesel, panel ve hafıza ziyareti hattında ele aldı. Gün, Yücel Tunca’nın “Bir Coğrafyanın Z Raporu” sergisinin açılışıyla başladı; ardından Hadika Beliz’in “Türkiye’nin Aynası: Soma” belgeseli gösterildi. “Soma’da Enerji, Emek ve Gelecek” panelinde Fikret Adaman moderatörlüğünde Gökçe Yeniev, Hülya Çeşmeci Cengiz ve emekli madenci Çetin Erkankan konuştu. Programın sonunda ise Yusuf Aslan’ın “13 Mayıs: Tanıklığın Ötesinde” sergisi ziyaret edildi.

Bir coğrafyanın Z raporu

Yücel Tunca’nın “Bir Coğrafyanın Z Raporu” sergisi, Soma’yı endüstriyel üretimin yeryüzünde bıraktığı izler üzerinden okuyor. Açık ocak madenciliğinin parçaladığı yüzeyler, toprağın, emeğin ve yaşam alanlarının nasıl dönüştüğünü görünür kılıyor. Sergi, Soma’nın coğrafyasına bakarken bir maden havzasının ekolojik, ekonomik ve toplumsal sonuçları üst üste binmiş bir dönüşüm alanına nasıl dönüştüğünü gösteriyor.

Tunca’nın fotoğraflarında yeryüzü, kömür üretiminin ardından geriye kalan ağır bir bilanço gibi beliriyor: kazılmış tepeler, parçalanmış katmanlar, ölçeği büyüdükçe insanı küçülten maden sahaları ve bu sahaların çevresinde süren gündelik hayat. “Bir Coğrafyanın Z Raporu”, Soma’nın yeraltındaki kömürle birlikte yerüstünde oluşan yeni yüzeylerle, yaralarla ve yer değiştiren yaşam ilişkileriyle birlikte düşünülmesi gerektiğini hatırlatıyor.

Sergi açılışında Yücel Tunca, saha çalışması sırasında sağlanan destek için Soma Belediyesi’ne teşekkür etti; fotoğraf çekimleri sırasında maden sahalarında ve zorlu yollarda sağlanan lojistik desteğin serginin oluşumunda önemli olduğunu belirtti.

Soma Belediye Başkanı Sercan Okur ise açılışta, Soma’nın yalnızca madenlerle anılan bir yer olmadığını vurguladı. Okur, hava kirliliği, termik santral, bölgesel ısıtma sorunları ve doğal gaza geçiş gibi başlıkların ilçenin gündeminde önemli yer tuttuğunu; buna rağmen Soma’yı bütün yönleriyle görünür kılmak istediklerini belirtti.

Türkiye’nin aynası: Salonda kalan ağırlık

Hadika Beliz’in yönettiği “Türkiye’nin Aynası: Soma” belgeseli, panelden önce günün duygusal ve politik zeminini kurdu. Soma Faciası’nın 10. yılı için hazırlanan belgesel; Soma’yı 13 Mayıs 2014’te yaşanan facianın mekânı olmanın ötesinde, tarımın çözülmesi, kömüre mecbur bırakılan yerel yaşam, güvencesiz çalışma, dava süreci ve süren adalet mücadelesiyle birlikte ele alıyor.

Salonda bıraktığı sert etki de buradan geldi. Belgesel, izleyiciyi yalnızca kaybın ağırlığıyla değil, o kaybı mümkün kılan düzenle karşı karşıya bıraktı. Filmden sonra yapılan “Soma’da Enerji, Emek ve Gelecek” panelinde kömürden çıkış, soyut bir enerji politikası olarak değil; işçilerin geçimi, tarımın çözülmesi, örgütlenme hakkı, yerel ekonomi ve adalet arayışıyla birlikte konuşuldu.

Adil dönüşüm sihirli değnek değil

Panelde ilk olarak söz alan Gökçe Yeniev, Soma’da enerji dönüşümünü konuşmanın, işçilerin kömüre ideolojik bir bağlılığı varmış gibi basitleştirilemeyeceğini vurguladı. Ona göre çevre ve iklim tartışmaları çoğu zaman iki tuzağa düşüyor: Bir yanda “iklim değişikliği önemli ama işçilerin umurunda değil” gibi yüzeysel bir okuma; diğer yanda ise mevcut ekonomik ve toplumsal gerçeklikleri dikkate almadan kurulan soyut dönüşüm senaryoları var.

Oysa Soma’da soru daha somut: Bir gün kömürden çıkılacaksa, işçiler ve yerel halk bu sürecin yalnızca etkilenenleri mi olacak, yoksa dönüşümün öznesi haline gelebilecek mi? Türkiye’de yüksek işsizlik, kayıt dışı istihdam, düşük ücretler, uzun çalışma saatleri, zayıf sendikal haklar ve iş cinayetleri, işçilerin dönüşüm tartışmasına nasıl baktığını doğrudan belirliyor.

Yeniev’in vurgusu bu yüzden önemliydi: Madencilerin adil dönüşüm tartışmalarına mesafeli durmasını çevrecilik karşıtlığı olarak okumak yanıltıcı olur. Bu mesafe çoğu zaman kömüre ideolojik bağlılıktan değil; alternatifsizlikten, güvencesizlikten, örgütsüzlükten ve geçim kaygısından besleniyor.

Kömürden çıkış mı, enerji genişlemesi mi?

Panelde yenilenebilir enerji yatırımları da tartışmanın dışında bırakılmadı. Yeniev, Soma ve çevresinde yaşanan sürecin çoğu zaman “enerji geçişi”nden çok “enerji genişlemesi” olarak işlediğini belirtti. Kömür üretimi sürerken güneş ve rüzgâr enerji santrallerinin yeni alanlara yayılması, dönüşümden çok enerji talebinin genişlemesi anlamına gelebiliyor.

Bu durum, “yeşil dönüşüm” kavramının kendi başına masum ya da adil olmadığını gösteriyor. Güneş ve rüzgâr yatırımları da acele kamulaştırma, mera kaybı, tarım alanlarının dönüşümü ve yerel halkın karar süreçlerinden dışlanmasıyla yeni mülksüzleşme biçimleri yaratabiliyor. Yenilenebilir enerji teknolojileri için gerekli madenlerin, panellerin, fabrikaların ve küresel tedarik zincirlerinin emek koşulları da bu tartışmanın parçası haline geliyor.

Soma’da soru yalnızca “kömürden çıkalım mı?” değil; “nasıl çıkalım, kimin söz hakkıyla çıkalım, yerine neyi nasıl kuralım?” sorusuydu.

Plansız çıkışın sonucu: Göç ve yeni güvencesizlik

Hülya Çeşmeci Cengiz, tartışmayı Türkiye’de kömür bölgelerinin genel krizi üzerinden genişletti. Ona göre Soma’da yaşananlar yalnızca Soma’ya özgü değil. Ankara Nallıhan’dan Ermenek’e, Tavşanlı’dan Elbistan’a kadar birçok kömür bölgesinde üretim daralması, özelleştirmeler, kapanma tartışmaları, işçi eylemleri ve yerel ekonomik krizler birbirine benzer biçimlerde yaşanıyor.

Cengiz’in Ermenek örneği, plansız kömürden çıkışın neye yol açabileceğini gösteren çarpıcı bir tablo sundu. Ermenek’te madenlerin kapanması, kamu tarafından planlanmış bir geçiş politikasıyla değil, kaza sonrası oluşan kriz atmosferi içinde gerçekleşti. Bölgeye alternatif olarak koyun, çapa motoru, turizm, stadyum ve çağrı merkezi gibi farklı öneriler getirildi; ancak madenciler ve yerel halk karar süreçlerinde yeterince temsil edilmediği için bu girişimler kalıcı bir çözüm üretemedi.

Sonuç, göç ve yeni güvencesizlik oldu. İnsanlar borçlarını ödemek, sigortalılıklarını sürdürmek ve geçimlerini sağlamak için başka kentlere, başka madenlere ya da düşük ücretli sektörlere yöneldi. Kadınlar bazı yeni istihdam alanlarına katılsa da çoğu zaman ucuz emek gücü olarak konumlandı. Bu nedenle adil geçiş, yalnızca iş değiştirme programı değil; bölgesel planlama, sağlık, kreş, ulaşım, sosyal hizmetler, toplumsal cinsiyet eşitliği ve yerel katılım meselesi olarak ele alınmak zorunda.

Cengiz’in vurguladığı gibi, adil geçiş bir proje diliyle değil, hak mücadelesi olarak kurulduğunda anlam kazanabilir. Aksi halde kavram, sermayenin kullanabildiği parlak ama içi boş bir ifadeye dönüşme riski taşıyor.

“Bu bir seçim değil, zorunluluk”

Panelin en güçlü tanıklıklarından biri emekli madenci Çetin Erkankan’dan geldi. Soma’nın Bayat Köyü’nde tütüncü bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak büyüdüğünü anlatan Erkankan, 2000’li yıllardan sonra tarımın ve çiftçiliğin değersizleştirilmesiyle madenciliğe geçmek zorunda kaldıklarını söyledi.

Erkankan’ın anlatısında madencilik bir tercih değil, zorunluluktu. Tütün parasına bağlı bir yaşamdan, tarımın çözüldüğü ve sanayide ya da madende çalışmanın neredeyse tek geçim yoluna dönüştüğü bir hayata geçiş, Soma’daki dönüşümün sınıfsal zeminini de gösteriyordu.

13 Mayıs 2014 faciasının ardından yaşanan travmayı, işten çıkarmaları ve tazminat mücadelesini anlatan Erkankan, 2 bin 831 işçinin telefonlarına gelen bir mesajla işsiz kaldığını hatırlattı. Sonrasında tazminatlarını alabilmek için Bağımsız Maden İşçileri Sendikası’yla birlikte yürüttükleri fiili mücadeleyi, Soma’dan Ankara’ya yürüyüş girişimini, kolluk engellerini, Meclis görüşmelerini ve sonunda işçilerin haklarının kısmen ödenmesini sağlayan süreci aktardı.

Ancak Erkankan’ın anlatısı yalnızca geçmiş bir mücadeleyi hatırlatmadı. Emekli maaşlarının erimesi, tarım maliyetlerinin artması ve çiftçiliğin giderek yapılamaz hale gelmesi nedeniyle emeklilerin bile yeniden çalışmak zorunda kaldığını söyledi. Bu tablo, adil dönüşüm tartışmasının yalnızca geleceğe değil, bugünün geçim krizine de bakması gerektiğini gösterdi.

Ekoloji mücadelesi ile işçi karşı karşıya mı?

Panelin soru-cevap bölümünde en çok tartışılan meselelerden biri, ekoloji mücadelesi ile maden işçilerinin pratikte karşı karşıya gelme riskiydi. Katılımcılar, çevreyi koruma talebiyle kömürün kapatılması gerektiğini savunanlarla, geçim kaynağı kömüre bağlı olan işçilerin aynı masada nasıl buluşabileceğini tartıştı.

Bu tartışma, adil geçişin neden yalnızca çevre politikası değil, aynı zamanda emek politikası olduğunu gösterdi. Eğer kömürden çıkış, işçilerin kaygılarını “bilinç eksikliği” ya da “çevre karşıtlığı” gibi görürse, ekoloji ve emek birbirine karşıt iki alan gibi konumlanıyor. Oysa panelde çıkan ortak sonuç, bu karşıtlığın ancak işçilerin geçim, örgütlenme, iş güvenliği ve yerel karar süreçlerine katılım talepleriyle birlikte aşılabileceğiydi.

Şebnem Eroğlu, tartışmada beliren kamucu yaklaşım, toplumsal cinsiyet eşitliği, işçi hakları ve iş güvenliği vurgularını hatırlatarak adil dönüşümün mevcut sistem içinde mi, yoksa daha büyük bir dönüşümle mi mümkün olabileceği sorusunu yöneltti. Yücel Kurşun ise yenilenebilir enerjiye geçişin yeni maden sahaları, güneş paneli üretimi, batarya zincirleri ve küresel güneydeki emek koşullarıyla birlikte düşünülmesi gerektiğini söyledi.

Ayşe Buğra, meseleyi bölgesel planlama çerçevesinde ele almanın önemine dikkat çekti; çok sayıda insanın geçimini sağladığı bir alan sona ererken “sonra ne olacak?” sorusunun sorulmamasını ağır bir ihmal olarak değerlendirdi. Bergama Çevre Platformu Sözcüsü Erol Engel ise Bergama deneyiminde yargı kararlarına rağmen madenlerin kapatılmamasını, işçilerle köylülerin karşı karşıya getirilmesini ve sendikaların alternatifler konusunda nasıl bir arayış içinde olduğunun sorgulanması gerektiğini hatırlattı.

Çiftçi-Sen Genel Başkanı Ali Bülent Erdem’in katkısı ise tartışmayı tarım politikalarının yönüne taşıdı. Erdem, “plansızlık” denilen şeyin aslında çok uluslu şirketlerin talepleri doğrultusunda işleyen bir planlama biçimi olduğunu; küçük çiftçilerin tasfiye edildiğini, köylerin boşaltıldığını, tohumun üreticinin elinden çıktığını ve endüstriyel tarımın ekolojik krizin kaynaklarından biri haline geldiğini vurguladı. Böylece panelde adil dönüşüm tartışması, yalnızca maden işçisinin geleceğiyle sınırlı kalmadı; tarımın şirketleşmesi, küçük üreticinin tasfiyesi, yerel planlama ve gıda egemenliği sorularına da açıldı.

Hak mücadelesi olmadan adil geçiş olmaz

Panelin sonunda Fikret Adaman, tartışmayı büyüme odaklı kalkınma anlayışıyla ilişkilendirdi. Eğer temel hedef büyüme rakamlarını artırmaksa, enerji dönüşümü de bu hedefe bağlandığında yeni toplumsal ve ekolojik maliyetler üretmeye devam ediyor. Bu nedenle soru yalnızca hangi enerji kaynağının kullanılacağı değil; nasıl bir kalkınma, nasıl bir kamu yararı ve nasıl bir yaşam tahayyül edildiği.

Gökçe Yeniev, kamusal yararı merkeze alan bir dönüşüm talebinin ütopya değil, gerçekleşebilir bir siyasal hedef olarak düşünülmesi gerektiğini söyledi. Hülya Çeşmeci Cengiz, adil geçişin ancak gelir adaleti, temel haklara erişim ve hak mücadelesiyle anlam kazanabileceğini vurguladı. Çetin Erkankan ise ekolojiye ve yaşam hakkına sahip çıkmanın ancak ortak akıl, planlama, kamusal sorumluluk ve özelleştirmenin yarattığı açgözlülüğe karşı durmakla mümkün olacağını ifade etti.

13 Mayıs’ın ötesinde süren hafıza

Soma programı, panelin ardından “13 Mayıs: Tanıklığın Ötesinde” sergisinin ziyaretiyle hafıza alanına yeniden döndü. Yusuf Aslan’ın Soma Maden Faciası fotoğraflarından oluşan seçki, faciayı geçmişte kalmış dramatik bir an olarak değil; güvencesizliği, emeğin değersizleştirilmesini ve önlenebilir ölümleri görünür kılan süreklileşmiş bir toplumsal şiddet alanı olarak ele alıyor.

Serginin çerçevesi, 13 Mayıs’ı donmuş bir zamanın görüntüsü olmaktan çıkarıyor. Fotoğraflar yalnızca kaybı değil; o kaybı mümkün kılan çalışma rejimini, güvenliksizliği, ihmali ve yıllara yayılan adalet arayışını hatırlatıyor. Günün başında “Bir Coğrafyanın Z Raporu” ile yeryüzündeki dönüşüme bakan Soma programı, günün sonunda “13 Mayıs: Tanıklığın Ötesinde” ile bu dönüşümün emek, yas ve adalet hafızasına açıldı.

Soma durağının ardından geriye kalan soru artık daha açık: Kömürden çıkış yalnızca madenlerin kapanması anlamına gelirse, bu yeni bir toplumsal yıkım üretebilir. Ama işçiler, köylüler, kadınlar, gençler, yerel yönetimler, sendikalar, çevre hareketleri, çiftçi örgütleri ve akademi aynı masada söz kurabilirse, adil dönüşüm bir teknik plan değil, ortak bir hak mücadelesi haline gelebilir.

Bergama’da ilk gün: Çocukların çizgilerinden sanatçıların eşiklerine, enerji dönüşümünün çelişkileri, olasılıkları ve ütopyaları

Bu haber ne söylüyor?

Soma’daki program, kömürden çıkışın yalnızca enerji politikasıyla açıklanamayacağını gösteriyor. İşçilerin geçimi, tarımın çözülmesi, emek piyasasındaki güvencesizlik, yerel ekonominin kömüre bağımlılığı, küçük çiftçiliğin tasfiyesi, kadınların bakım ve istihdam yükü, göç ve örgütlenme hakkı birlikte düşünülmeden adil dönüşüm mümkün görünmüyor.

Neden önemli?

Türkiye’de enerji dönüşümü çoğu zaman kömürden yenilenebilir kaynaklara geçiş olarak anlatılıyor. Soma’daki tartışma ise bu geçişin ancak kamu yararı, bölgesel planlama, sosyal haklar, yerel temsil, işçilerin özneleşmesi ve küçük üreticilerin söz hakkıyla adil olabileceğini hatırlatıyor.

Hafızanın bıraktığı soru

Bergama’daki ilk gün enerji dönüşümünün çevre adaleti ve mülksüzleşme boyutunu öne çıkarmıştı. Soma durağı ise aynı tartışmayı emeğin, hafızanın, tarımın ve zorunluluğun içinden yeniden kurdu. Günün sonunda ziyaret edilen “13 Mayıs: Tanıklığın Ötesinde” sergisi, adil dönüşüm tartışmasının yalnızca gelecek planı değil, aynı zamanda adalet ve hafıza meselesi olduğunu hatırlattı.

Haber vermek yetmez: Toplum çözümü de konuşabilmeli

Zehirsiz sofranın peşinde: Seferihisar’da üreticiyle “türetici” aynı masada buluşuyor

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →