₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Petrolü boğazında kırılan imparatorluk: ABD’nin yenilmezlik miti çatladı

Amerika İran’a saldırırken başında eski imparatorluk tacı vardı; doların, donanmanın, yaptırım listelerinin, Körfez üslerinin verdiği kabak tadı vermiş özgüvenle yürüdü. İran petrolünü piyasadan söküp atacağını, Hürmüz’ü tehditle açtıracağını, Tahran’ı ekonomik kuşatmanın içinde diz üstü çöktüreceğini sandı çünkü… Dünyanın hala Pentagon brifing’lerinden ibaret olduğunu sanan kokuşmuş taç, bu kez petrolün boğazına takıldı.

Savaşın sonunda masadan kalkan Amerika, şart yazdıran Amerika değildi; şart yutan, tükürdüğünü yalayan, kendi tehdidinin maliyetini taşıyamayan Amerika’ydı. İran petrolünün dolaşıma dönmesi, Hürmüz’de geçişin İran’la pazarlık edilerek açılması, bankacılık, sigorta ve taşımacılık kanallarında gevşeme, liman baskısının yumuşaması gibi başlıklar diplomasi makyajıyla kapatılmaya çalışıldı yani, ama makyaj aktı o makyaj… Altından çıplak bir yenilgi çıktı.

Çatlayan iç çark ve soluk borusu

Bu yenilgi sadece Washington’ın askeri kapasitesinde oluşmuş bir gedik değildir elbette; dibe indiğimizde, Amerikan hegemonyasının iç çarkının çatladığını görürürüz. Emperyalizm kendisini çoğunlukla bomba sesiyle duyurdu. Nitekim asıl gövdesini, sermayenin enerji geçitlerinden limanlara uzanan hareketini bankaların matematiğine, sigorta masalarının güvenlik diliyle örülmüş para rejimine bağlayan geniş dolaşım hattında kurdu ve İran, bu gövdenin aslında ne kadar hassas, bağımlı ve korkak olduğunu açığa çıkardı.

Hürmüz burada doğal olarak standart bir deniz geçidi olmaktan çıktı. Kapitalist dünya ekonomisinin gırtlağına dönüşmüş bu dar hat, İran’ın elinde siyasal bir karşı-şiddet aracına çevrildi. Petrol tankeri geçmediğinde sadece rafineri beklemedi; borsadaki gerilim sigorta primlerine sıçrayıp enerji şirketlerinin hesabını bozarken, Hürmüz’de sıkışan petrol Avrupa’daki üretim hattından Asya’daki liman trafiğine ve İstanbul’daki benzin tabelasına kadar uzanan tek bir basınç hattı kurdu.

Yani Amerika İran’ı boğmaya kalktı ve fakat İran, imparatorluğun kendi soluk borusunu tuttu.

Kapitalizm bu savaşta ikiyüzlülüğünü bir kez daha açık etti; piyasa özgürlüğü diye pazarlanan düzenin, donanma koruması çekildiği gibi talan hattından ibaret kaldığı görüldü. Enerji güvenliği başlığı, petrol tekellerinin karını koruyan kirli bir güvence diline dönüşürken bölgesel istikrar söylemi de Amerikan üslerinin ve Batılı sermayenin rahat uyuması için kurulmuş zor mimarisini örttü.

Talan hattının bumerangı

Amerika bu sahneyi yıllardır aynı soğuk elle kurdu; haritaya bastırdığı parmağı banka kodlarından liman kilitlerine, haber bültenlerine sürülmüş boyalı suç cümlelerinden diplomasi kürsülerinde parlatılan güvenlik diline kadar uzanan tek bir kuşatma hattına dönüştürüp bir ülkenin boğazına çöktü. Açlığı yönetim hatası gibi gösterdiği yerde çöküşü yerel beceriksizlik diye ambalajladı ve toplumsal öfkeyi medeniyet dersiyle terbiye etmeye kalktı. Irak’ta toprağın hafızasına uranyum tozu bırakıp Afganistan’da yirmi yılı bir mezar defteri gibi kapatan aynı akıl, Suriye’de vekalet savaşlarının muhasebesini tutarken ölümü pazarlık kalemine çevirdi.

İşte, İran’da bu boğma aklı tersine döndü; Washington’ın bastırdığı yer aniden kapitalist dolaşımın sinir ucuna çevrildi. Hürmüz, Tahran’ın elinde basit bir pazarlık kartını aşarak petrol piyasasının, sigorta sermayesinin ve Körfez üs mimarisinin bağlandığı karanlık düğüm haline geldi. Washington diz çöktürme niyetiyle açtığı savaşı, enerji tekellerinin telaşı, müttefik homurtusu ve kabaran piyasa maliyetiyle kapatmak zorunda kaldı.

İran devletini aklayacak bir masala da gerek yok elbette; orada güvenlik aygıtının dinî bürokrasiyle, sermaye çevrelerinin gündelik baskı mekanizmalarıyla ve ağır toplumsal sıkışmanın devletin iç disiplin diliyle birbirine geçtiği başka bir karanlık düzen olduğunu hepimiz biliyor. İran halkı, dışarıdan gelen emperyal kuşatmanın hayatı daraltan basıncıyla içerideki otoriter yapının gövdeye çöken ağırlığını aynı anda taşırken Amerika’nın yenilgisi halkların özgürlüğüne açılan temiz bir kapı gibi kurulmadı. Ne var ki bu gerçek, Washington’ın aldığı darbeyi hafifletmek yerine meselenin yerini daha da keskinleştiriyor; zira emperyal merkezin dayatma kapasitesi, bütün bu çelişkilerin ortasında, herkesin gözü önünde pazarlık sahasında büküldü.

Sınıfsal fatura ve dağılan mürekkep

Savaşın kiri, karar masasından halkların gündelik hayatına doğru sızarken devlet aklıyla petrol sermayesi aynı bedende birleşti ve uzaktaki cephe, İran’da pazara giderken cebinde eriyen paraya, iş ararken yüzüne çöken kapanmaya kadar uzanan bir geçim ve baskı düzenine dönüştü. Amerika’da ise dışarıda kurulan saldırganlık, içeride emekçilerin hayatından eksilen kamusal paya bağlanırken; cephede patlayan şeyin sesi, merkez ülkede pahalı hayat, ağır borç ve güvencesiz bir gelecek olarak duyuldu. Yani petrol şirketleriyle silah tekelleri bu karanlığın dışında değil; tam merkezinde büyüdü.

Amerika bu savaşta İran karşısında geri çekilirken kendi elleriyle kurduğu kapitalist dünya ağının sinir ucuna çarptı bir kere. Tahran’ı yalnızlaştırma hesabı da aynı yerde dağıldı; çok kutuplu dünyanın Doğu’dan Körfez’e uzanan sermaye ve çıkar hatları, Amerikan ablukasının kapatmak istediği boşluklardan içeri doldu.

Emperyalizme başkaldırmak, tarihin başından bu yana gibi, tarihsel bir zorunluluğa dönüşür; Amerika’nın İran’da aldığı darbe, imparatorluğun yenilmezlik mitine inen ağır bir kesik olarak yerinde duruyor çünkü.

Kıssadan hisse: İran savaşı, petrol dolaşımının dolarla kilitlendiği, borç rejiminin silah tekellerini beslediği ve enerji şirketlerinin kar hesabıyla yoksulların sırtından çevrilen savaş ekonomisinin aynı karanlık bedende toplandığı yere isabet etti. Dünya tek bir merkezin emir defterine göre yazılmış eski sayfa düzeninden çıkarken petrolün geçtiği dar hat, Amerikan mürekkebinin kendi çizdiği harita üstünde dağıldığı yere dönüştü.

Avrupalılar ABD’ye güvenmiyor: Avrupa kendi güvenliğini üstlenmek istiyor

Hürmüz Boğazı neden tartışmaların merkezinde?

Hürmüz Boğazı, yalnızca petrol tankerlerinin geçtiği stratejik bir deniz yolu değil; kapitalist dünya ekonomisinin en kırılgan enerji geçitlerinden biridir. Bu nedenle Hürmüz, Amerika’nın askeri ve ekonomik baskı kapasitesinin sınandığı kritik bir eşik olarak öne çıkıyor.

Amerika’nın yenilmezlik miti nerede çatlıyor?

Amerika’nın İran karşısında yaşadığı zorlanma, yalnızca askeri ya da diplomatik bir başlıkla açıklanamaz. Petrol piyasası, sigorta sermayesi, bankacılık kanalları ve enerji tekelleriyle örülü küresel hegemonya ağı, bu gerilimde kendi sınırlarına çarpıyor.

Savaşın sınıfsal faturası kime çıkıyor?

Savaş ve kuşatma siyasetinin bedelini yalnızca devletler değil, halklar ödüyor. İran’da gündelik hayatı daraltan baskı ve geçim kriziyle Amerika’da emekçilerin hayatından eksilen kamusal pay, aynı savaş ekonomisinin farklı yüzleri olarak görünür hale geliyor.

Born in the U.S.A.: Rock müziğin yanlış anlaşılan hiti

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →