₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Söylemler ve söylentiler: Ceuta’da sınır nasıl kuruluyor?

“Sınır açıldı” paylaşımları, 72 bini aşkın kişinin kısa süre içinde aynı sınıra yönelmesinde etkili oldu; en az 90 kişi yaşamını yitirdi. İspanya denize yeni bir bariyer yerleştirirken Fas sınır çevresini yeniden kapattı, Meta ve TikTok ise doğrulama kuruluşlarıyla geçici koordinasyona gitti. Ceuta’da yaşananlar ne yalnızca bir dezenformasyon vakası ne de kanıtlanmış bir dış operasyon. Kriz, yasal iltica yollarının kapalı olduğu bir göç düzeninin, devletler arasındaki güç ilişkisinin ve platformların yönlendirme kapasitesinin kesiştiği yerde ortaya çıktı.

16 Ağustos’ta yüzlerce göçmen Ceuta’nın El Trampolín sahilinde toplandı. Taşıdıkları dövizlerde iki talep vardı: İltica başvurularının kabul edilmesi ve Fas’a geri gönderilmemek.

Göstericiler, 30 Temmuz’da Fas’tan Ceuta’ya geçen 72 bini aşkın kişiden geride kalanlar arasındaydı. İspanyol makamları kentte hâlâ 5 ila 8 bin kişinin bulunduğunu tahmin ediyor. Bazıları sahilde ve geçici alanlarda, yeterli barınma ve temizlik imkânı olmadan yaşıyor. Aralarında Faslıların yanı sıra Nijerya, Senegal ve Bangladeş’ten gelenler de bulunuyor. Kimi ekonomik çıkışsızlıktan, kimi savaş ve baskıdan kaçtığını anlatıyor.

Aynı günlerde sınırın diğer tarafında ise bambaşka bir sahne vardı. Sosyal medyada yeni bir kitlesel geçiş çağrısının yayılması üzerine Fas, Fnideq ve çevresindeki yolları kapattı, güvenlik güçlerini takviye etti. Fas makamlarının açıklamasına göre 294 göçmen yakalandı; geçişleri kolaylaştırmakla suçlanan 61 Faslı hakkında işlem başlatıldı. Fas’ın sınır denetimi için her gün 20 binden fazla güvenlik görevlendirdiği bilgisi ise adının açıklanmasını istemeyen üst düzey bir Faslı diplomat tarafından Associated Press’e verildi.

Ceuta’da aynı anda üç farklı düzen işliyor: Sahilde korunma talep eden insanlar, karşı kıyıda geçişleri engelleyen güvenlik güçleri ve iki tarafı birbirine bağlayan dijital bilgi akışı.

Ceuta’da ne oldu?

Ceuta, İspanya’ya bağlı özerk bir kent fakat coğrafi olarak Afrika kıyısında. Melilla ile birlikte Avrupa Birliği’nin Afrika’daki iki kara sınırından birini oluşturuyor. Kentin nüfusu yaklaşık 84 bin. Dolayısıyla 30 Temmuz’da yaşanan geçiş, Ceuta’nın nüfusuna yaklaşan büyüklükte bir insan hareketi yarattı.

Instagram, Facebook, TikTok ve WhatsApp’ta yayılan içeriklerde sınırın açıldığı, denizden ulaşanların hemen geri gönderilemeyeceği ve Ceuta’ya girenlerin Avrupa anakarasına geçebileceği ileri sürüldü. Yüzme güzergâhlarını, güvenlik güçlerinin konumlarını ve başarılı geçişleri gösteren görüntüler de dolaşıma girdi.

İspanyol makamlarının sonradan revize ettiği tahmine göre 72 bini aşkın kişi kara ve deniz yoluyla Ceuta’ya ulaştı. Büyük çoğunluğu kısa süre içinde Fas’a döndü veya geri gönderildi. Bazıları boğuldu, bazıları ise dalgakıran ve sınır unsurlarının çevresindeki sıkışmalarda yaşamını yitirdi. 17 Ağustos itibarıyla haber ajanslarının doğrulayabildiği can kaybı en az 90’dı.

Fas İçişleri Bakanlığı 2 Ağustos’ta yaklaşık 40 bin geçiş girişiminden ve 11 ölümden söz etmişti. İspanya kaynaklı veriler ise 72 bini aşkın geçiş ve en az 90 can kaybı bildiriyor. Kullanılan zaman aralığı, “geçiş” ile “girişim” arasındaki ayrım ve sonradan bulunan cenazeler, farkın bir bölümünü açıklayabilir. Yine de iki devlet aynı olay için ortak ve şeffaf bir kayıt ortaya koymuş değil.

Sınırdaki bir kişi, Fas açısından “engellenen girişim”, İspanya açısından “düzensiz varış”, birkaç gün sonra denizde bulunan bedeniyle başka bir istatistiğe dönüşebiliyor. Sayma biçimi bile devletlerin sınırı nerede başlatıp nerede bitirdiğine bağlı.

Bir mahkeme kararı nasıl “sınır açıldı” iddiasına dönüştü?

Kitlesel hareketin başlangıcında tamamen uydurulmuş bir haber değil, bağlamından koparılan gerçek bir mahkeme kararı bulunuyordu.

İspanya Yüksek Mahkemesi, 29 Haziran tarihli kararında Ceuta ve Melilla’ya yüzerek ulaşmaya çalışanların “sınırda derhal geri çevirme” işlemine tabi tutulamayacağına hükmetti. Mahkemeye göre bu istisnai yöntem, karadan gelirken tel örgü gibi fiziksel sınır unsurlarını aşan kişiler bakımından uygulanabilirdi.

Karar, denizden gelenlerin İspanya’da kalma hakkı elde ettiği anlamına gelmiyordu. Bu kişiler yine geri gönderilebilirdi; ancak haklarında olağan prosedürün işletilmesi, hukuki durumlarının ve varsa uluslararası korunma ihtiyaçlarının bireysel olarak değerlendirilmesi gerekiyordu.

Sosyal medyadaki dolaşım bu ayrımı ortadan kaldırdı. “Yüzerek gelenler derhal geri çevrilemez” bilgisi önce “Ceuta’ya ulaşanlar geri gönderilemeyecek”, daha sonra “sınır açıldı” iddiasına dönüştü.

İspanyol doğrulama kuruluşu Maldita, 8–31 Temmuz arasında mahkeme kararı ve Ceuta hakkında yayımlanan bin 100’den fazla Arapça Facebook gönderisini inceledi. Paylaşımların yüzde 60’ı yalnızca 30 Temmuz’da yayımlandı. Kararın kritik bölümünü eksik aktaran aynı mesaj, o gün en az 215 kez kopyalandı. Bazı hesaplar metni birkaç dakika içinde defalarca paylaştı.

Dezenformasyon burada yalnızca insanların neye inandığını değiştirmedi. İnsanların ne zaman yola çıkacağına, hangi güzergâhı kullanacağına ve tehlikeyi göze alıp almayacağına etki etti. Ardından devletlerin asker, polis ve fiziksel bariyer kullanmasına gerekçe oluşturdu.

Yasal kapı var, kapıya ulaşmak mümkün değil

Avrupa’nın göç düzeni insanlara sınırları yasal yollarla geçmelerini söylüyor. Buna rağmen Ceuta’da iltica başvurusu yapılabilecek sınır noktasına ulaşmak, özellikle Sahra Altı Afrika ülkelerinden gelen siyahi göçmenler açısından fiilen mümkün değil.

Avrupa İltica ve Sürgün Konseyi’nin İspanya raporuna göre Ceuta kara sınırındaki iltica ofisinden neredeyse hiç başvuru yapılamıyor. Fas güvenlik güçlerinin kontrolleri, insanların İspanyol sınır noktasına yaklaşmasını engelliyor. Raporda siyah göçmenlerin ırksal profillemeye maruz kaldığı da belirtiliyor. 2025’in ilk beş ayında Ceuta sınır kapısından yalnızca bir kişi iltica başvurusunda bulunabildi.

Ortaya temel bir çelişki çıkıyor: Yasal kapı mevcut, fakat o kapıya ulaşmak sınır güvenliği adı altında engelleniyor. Yüzmek, kayalıklardan geçmek veya çevrimiçi bir çağrıyı izlemek güvenli olduğu için değil, kullanılabilir görünen tek yol olduğu için seçiliyor.

Hein de Haas, Stephen Castles ve Mark J. Miller’ın The Age of Migration kitabında “göç”, yalnızca yoksulluğun insanları ittiği otomatik bir tepki olarak değil; toplumsal dönüşüm, devlet politikaları, aile ve arkadaş ağları, ulaşım olanakları ve gelecek beklentileriyle biçimlenen bir hareket olarak tanımlanıyor.

De Haas’ın “istekler ve imkânlar” yaklaşımıyla bakacak olursak, Ceuta’daki paylaşımlar göç etme arzusunu yaratmadı. Zaten var olan arzunun önüne, kısa süreli bir imkân görüntüsü koydu. Mahkeme kararı, sakin deniz, başarılı geçiş videoları, arkadaşlardan gelen haberler ve Fas sınırındaki kalabalık, “şimdi geçilebilir” düşüncesini güçlendirdi.

Yani bir paylaşım sınırı hukuken açmadı; fakat sınırın geçilebilir olduğu inancını aynı anda on binlerce insan için makul hale getirdi.

İşbirliği mi, pazarlık mı?

Avrupa Birliği, göç hareketlerini kendi topraklarına ulaşmadan durdurma görevini büyük ölçüde Fas’a bırakıyor. Fas polisi yalnızca kendi sınırını değil, fiilen Avrupa’nın dış sınırını da koruyor. Rabat bu işbirliğini Avrupa Birliği’nden sağlanan mali destek ve genişleyen diplomatik pazarlık alanıyla birlikte yürütüyor.

Bu düzen, sınır denetimini iki devlet arasındaki ilişkinin durumuna bağımlı hale getiriyor.

İspanya ile Fas arasında Batı Sahra ve Ceuta’nın statüsü konusunda uzun süredir anlaşmazlık bulunuyor. İspanya Ceuta’yı ülkenin ayrılmaz parçası sayarken Fas, kenti sömürge döneminden kalan ve kendi egemenliğinde olması gereken bir bölge olarak görüyor. Kitlesel geçişten sonra Fas Adalet Bakanı Abdellatif Ouahbi’nin Ceuta ve Melilla’nın statüsünü yeniden gündeme getirmesi üzerine Madrid, egemenlik tartışmasına kapıyı kapattı.

Göçün diplomatik baskı aracına dönüşebileceği kuşkusu yeni değil. İspanya’nın 2021’de Polisario Cephesi lideri İbrahim Gali’nin tedavisine izin vermesinin ardından Madrid ile Rabat arasında kriz çıkmış, Fas’ın sınır denetimini gevşetmesi üzerine binlerce kişi Ceuta’ya geçmişti. Uluslararası Af Örgütü o dönemde göçmenlerin iki ülke arasındaki anlaşmazlıkta “piyon” olarak kullanıldığını açıklamıştı.

30 Temmuz 2026’da Fas’ın denetimi bilinçli biçimde azaltıp azaltmadığı ise kesinleşmiş değil. Bazı İspanyol güvenlik görevlileri Fas polisinin yeterince müdahale etmediğini söylerken EFE muhabirleri aynı gün Fas polisinin tazyikli su kullandığını ve donanma teknelerinin yüzerek geçmeye çalışanları durdurmaya çalıştığını gözlemledi.

İki hafta sonraki güvenlik yığınağı, Rabat’ın geçişleri durdurabilecek geniş bir kapasiteye sahip olduğunu gösteriyor. Fakat bu kapasitenin varlığı, ilk geçişlerin Fas devleti tarafından örgütlendiğinin tek başına kanıtı değil. Çıkarılabilecek daha ihtiyatlı sonuç şu: Ceuta sınırının geçirgenliği yalnızca duvarlara değil, Fas’ın o gün kullanmayı seçtiği siyasal ve güvenlik kapasitesine de bağlı.

Krizi kullanmak, krizi örgütlemek anlamına gelmiyor

Ceuta’daki hareketliliğin İspanya’nın Gazze politikası nedeniyle İsrail ve ABD tarafından desteklenen bir operasyon olduğu iddiasını doğrulayan kamusal bir kanıt bulunmuyor. Buna karşılık İsrailli bazı siyasetçilerin krizi İspanya’ya karşı kullandığı açık.

İsrail’in Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi Danny Danon, Ceuta’daki gelişmelerin ardından Madrid’i Afrika’da “sömürge yerleşimleri” bulundurmakla suçladı. İspanya Ulaştırma Bakanı Óscar Puente, Danon’un açıklamasını paylaşarak olayların arkasındaki ilişkilerin belirginleştiğini ima etti. İsrail’in Madrid Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Dana Erlich ise Danon’un sözlerinin İsrail devletinin resmî tutumunu yansıtmadığını bildirdi.

Buradaki ayrım önemli: Bir devletin veya siyasal hareketin Ceuta krizinden yararlanması, krizi onun hazırladığı anlamına gelmiyor. Kanıtsız bir dış operasyon anlatısı, göçmenlerin kararlarını ve Fas–İspanya sınır rejiminin yıllardır biriktirdiği gerilimi tek bir gizli iradeye bağlama riski taşıyor.

Ceuta aynı anda farklı propagandaların malzemesi oldu. Fas’ta “sınır açıldı” umudu yayıldı. Avrupa’da bazı siyasetçiler görüntüleri “istila” anlatısıyla kullandı. İspanya’daki başka çevreler ise bütün hareketi Sánchez yönetimine karşı kurulmuş uluslararası bir operasyon şeklinde açıkladı. Üç anlatı da sınırı geçen insanları kendi kararları olan kişilerden çok, daha büyük bir siyasal oyunun araçları olarak sundu.

Aldatılmakla karar vermek arasındaki alan

Ceuta’ya yönelen insanların tamamı aynı nedenle hareket etmedi. Bazıları sınırın açık olduğuna gerçekten inandı. Bazıları bu bilginin yanlış olabileceğini düşündüğü halde ihtimali denemeye karar verdi. Bazıları Ceuta’ya ulaşmanın Avrupa anakarasına geçiş sağlamayacağını bilmiyordu; bazılarıysa hukuki engellerin farkındaydı.

Ağustos ortasında Ceuta’da kalanlar arasında mühendislik eğitimi aldığı halde gelecek kuramadığını söyleyen Faslılar ile; savaş, siyasal baskı ve yoksulluk nedeniyle ülkelerinden ayrıldığını anlatan Afrikalı ve Asyalı göçmenler bulunuyordu.

Bu insanlar ne bütünüyle kandırılmış pasif kitleler ne de önlerindeki bütün seçenekleri özgürce değerlendirebilen bireylerdi. Kararları kişisel irade, ekonomik sınırlar, hukuki engeller, toplumsal ağlar ve dijital bilgi arasındaki dar alanda oluştu.

Yaklaşık 84 bin nüfuslu bir kent, kısa süre içinde kendi nüfusuna yaklaşan bir hareketlilikle karşılaştı. Sağlık, barınma ve temel ihtiyaç sistemleri ağır baskı altında kaldı. Bu durum kent sakinlerinin kaygılarını gerçek kılıyor; fakat tek tek suç iddialarını bütün göçmenlere mal eden veya insanları hastalık ve suçla özdeşleştiren anlatıları meşrulaştırmıyor.

İnsanların korunma talebi ile kentte yaşayanların güvenli ve düzenli bir hayat beklentisi birbirinin karşıtı olmak zorunda değil. Bu iki hakkı karşı karşıya getiren, hazırlıksızlık ve yalnızca güvenlik tedbirlerine dayanan sınır yönetimi olabilir.

Platform–devlet işbirliği neyi çözecek?

Avrupa Birliği, Ceuta’daki ölümlerden sonra Meta ve TikTok’la görüşerek sınır geçişlerine ilişkin içeriklerde doğrulama mekanizmalarının devreye alınmasını istedi. İki şirket, doğrulama kuruluşlarıyla geçici bir işbirliği ve hızlı bildirim mekanizması oluşturmayı, insan kaçakçılığıyla bağlantılı içeriklere müdahaleyi hızlandırmayı kabul etti. Avrupa Komisyonu ile Europol’ün şirketlerle günlük bilgi alışverişi yürüttüğü açıklandı.

Yanlış güzergâh bilgileri, sahte sınır duyuruları ve insan kaçakçılarının yönlendirmeleri insanların yaşamını doğrudan tehlikeye atıyor. Bunlara hızlı müdahale edilmesi gerekli olsa da, platform–devlet işbirliğinin sınırları henüz yeterince açık değil.

Bir içeriğin “tehlikeli sınır bilgisi” sayılmasına kim karar verecek?

Göçmenlerin uğradığı şiddeti gösteren görüntüler, sınırdaki polis hareketlerini haberleştiren gazeteciler veya iltica hakkını anlatan sivil toplum kuruluşları da görünmez hale getirilebilir mi?

Bir devlet, “yanlış bilgiyle mücadele” talebini kendi sınır uygulamalarına yönelik eleştirileri bastırmak için kullanabilir mi?

Reuters’ın aktardığına göre Avrupa Komisyonu şirketlere doğrudan içerik silme emri vermiyor. Meta ve TikTok, içerikleri kaldırma veya erişimlerini azaltma kararlarını kendi politikaları kapsamında alıyor. Ancak bu “gönüllü” kararların hangi devlet talepleri ve hangi ölçütlerle şekillendiği kamuoyuna açıklanmadığında sorumluluk bulanıklaşıyor.

Avrupa Birliği’nin Dijital Hizmetler Yasası, büyük platformlara sistemik riskleri değerlendirme ve belirli koşulları karşılayan bağımsız araştırmacılara veri erişimi sağlama yükümlülüğü getiriyor. Ceuta’da ihtiyaç duyulan yalnızca daha fazla içerik silmek değil; hangi gönderilerin öneri sistemleri tarafından büyütüldüğünü, kriz protokolünün ne zaman devreye girdiğini ve hangi içeriklerin hangi gerekçeyle sınırlandırıldığını açıklamak.

Yanlış bilgiyle mücadele, denetlenemeyen yeni bir sınır polisi üretmemeli.

Mahkeme kararına verilen cevap: Denize duvar

Ceuta’daki en çarpıcı çelişkilerden biri, İspanya’nın Yüksek Mahkeme kararına verdiği cevapta ortaya çıktı.

Mahkeme, denizde fiziksel bir sınır unsuru bulunmadığı için yüzerek gelenlerin hızlı biçimde geri çevrilemeyeceğine hükmetmişti. İspanya hükümeti bunun üzerine Tarajal kıyısına, suyun üstünde ve altında uzanan 500 metrelik yüzer bariyer yerleştirdi. Hükümet böylece bariyeri aşanların da fiziksel bir sınır unsurunu geçmiş sayılabileceğini ve hızlı geri gönderme işlemlerinin yeniden uygulanabileceğini savundu.

Mahkeme sınırdaki hukuki istisnayı daralttı; devlet, istisnanın yeniden uygulanabilmesi için sınırın fiziksel biçimini değiştirdi.

Bu uygulama Ceuta’nın yalnızca bir dezenformasyon krizinden ibaret olmadığını gösteriyor. Sınır; tel örgüler, mahkeme kararları, Fas polisinin müdahalesi, İspanya’nın geri gönderme politikası, platform algoritmaları ve denize yerleştirilen bariyer tarafından birlikte üretiliyor.

Ceuta’da platformlar yanlış bilgiyi hızlandırdı. Devletler göçü kendi aralarındaki pazarlığın ve egemenlik siyasetinin konusu yaptı. İnsanlar ise bu yapı içinde hareket etmeye, kalmaya veya geri dönmeye karar verdi.

Bugün cevaplanması gereken soru yalnızca “Sınırın açıldığı yalanını kim yaydı?” değil. Yasal iltica kapısına ulaşmanın neden neredeyse imkânsız olduğu, Fas’ın neden bir bakımdan Avrupa’nın sınır bekçisine dönüştüğü, İspanya’nın neden hukuki güvenceyi genişletmek yerine denize yeni bir engel kurduğu ve platformların devletlerle hangi bilgiler üzerinden işbirliği yaptığı da sorgulanmalı.

Ceuta’da yanlış bilgi düzeltilse bile bu sorular ortada kalıyor. Çünkü söylenti geçici, onu inandırıcı hale getiren düzen kalıcı.

Sosyolog Prof. Dr. Neşe Özgen: “Artık hepimiz sınır insanlarıyız”

Ceuta’da ne yaşandı?

“Sınır açıldı” iddiasının sosyal medyada yayılmasının ardından 30 Temmuz’da 72 bini aşkın kişi Fas’tan İspanya’ya bağlı Ceuta’ya geçti. Büyük çoğunluğu döndü veya geri gönderildi; en az 90 kişi yaşamını yitirdi.

Ceuta sınırı gerçekten açılmış mıydı?

Hayır. İspanya Yüksek Mahkemesi yalnızca yüzerek gelenlere uygulanacak geri gönderme usulünü değiştirmişti. Karar, sosyal medyada “Ceuta’ya ulaşanlar geri gönderilemeyecek” ve ardından “sınır açıldı” biçiminde çarpıtıldı.

Meta ve TikTok neden devreye girdi?

Avrupa Birliği, yanlış sınır bilgileri ve insan kaçakçılığı bağlantılı içeriklerin insanların hayatını tehlikeye attığını belirterek şirketlerden müdahale istedi. Meta ve TikTok, kriz protokolü kapsamında doğrulama kuruluşlarıyla geçici bir koordinasyon mekanizması kurdu.

Zorla yerinden edilmenin anatomisi: Orta Doğu’da kalıcı geçicilik

 

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →