₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Drag’in kraliçesi Swann: Arşivden opera sahnesine

19. yüzyılın sonlarında Washington’da, gündelik hayatın toplumsal ve ahlaki normlarından geçici olarak uzaklaşan alternatif bir sosyallik alanı oluşuyordu. Müzik, dans, kostüm ve performansın bir araya geldiği bu toplantılarda özellikle siyah erkekler, dönemin katı toplumsal cinsiyet ve davranış normlarının dışında kalan ifade biçimlerini deneyimleyebiliyordu.

Bu pratiğin en dikkat çekici figürlerinden biri, 1850’lerin sonlarında Maryland’de köleleştirilmiş olarak dünyaya gelen William Dorsey Swann’dı.

Bir topluluğun kendine açtığı alan

Köleliğin kaldırılmasının ardından Washington’a yerleşen Swann, 1880’lerden itibaren çoğunluğu siyah işçi sınıfından erkeklerin katıldığı drag baloları düzenlemeye başladı. Bu balolar, toplumsal cinsiyetin sahne, kostüm, beden ve performans yoluyla yeniden yorumlandığı kültürel bir pratikti.

Kendisine “queen of drag” —drag’in kraliçesi— adını veren Swann, bugün bu tanımlamayı kendisi için kullandığı belgelenmiş en erken figürlerden biri kabul ediliyor. Ne var ki onun hikâyesini yalnızca “ilk drag queen” başlığı altında değerlendirmek, tarihsel önemini daraltmak olur. Çünkü düzenlediği balolar aynı zamanda ırk, sınıf ve toplumsal cinsiyet sınırlarının dışında bir topluluk kurma girişimiydi.

Swann’ın evinde bir araya gelenler yalnızca eğlenmiyor, kendilerine ait bir sosyal dünya kuruyorlardı. Müzik çalıyor, şarkılar söyleniyor, dans ediliyor ve bazı erkekler kadın kıyafetleri giyiyordu. Bu toplantıları yalnızca gizli eğlenceler olarak değil, dışlanan insanların kendilerini özgürce ifade edebildikleri karşı-kamusal alanlar olarak okumak daha doğru olur.

Karşı-kamusal alan kavramı, egemen toplum tarafından dışlanan grupların kendi kimliklerini, ilişkilerini ve kültürel pratiklerini geliştirdikleri alternatif sosyal alanları ifade eder. Swann’ın evi de bu anlamda dönemin ırksal ve toplumsal cinsiyet normlarına karşı geçici bir özgürlük alanına dönüşüyordu.

Swann’ın yaşamını anlamak için köleliğin kaldırılmasının ardından ortaya çıkan toplumsal koşulları da hesaba katmak gerekir. Hukuki özgürlüğün tanınması, siyah Amerikalılar için eşitlik anlamına gelmiyordu. Irkçılık, ekonomik eşitsizlik ve toplumsal cinsiyet normları yaşamlarını belirlemeye devam ediyordu.

Swann’ın yaptığı, özgürlüğü hukuki bir statüden ibaret saymak yerine onu gündelik yaşam içinde yeniden kurulan bir pratiğe dönüştürmekti. Nasıl giyineceği, kimlerle bir araya geleceği, nasıl dans edeceği ve kendi topluluğunu nasıl kuracağı konusunda söz sahibi olmak, bu özgürlüğün kültürel boyutunu oluşturuyordu.

“Sen bir beyefendi değilsin”

Bu özgürlük alanı kısa sürede polis müdahalesiyle karşılaştı. 1887 ve 1888’de Swann’ın düzenlediği balolara baskınlar yapıldı. 13 Nisan 1888 tarihli The Washington Post, bir gece önce Swann’ın evindeki baloya yapılan polis baskınını haberleştirdi. Tutuklanmak istendiğinde Swann’ın polis memuruna şu sözlerle karşı çıktığı aktarıldı:

“You is no gentleman.” — “Sen bir beyefendi değilsin.”

Bu cümle basit bir sözlü karşı çıkıştan fazlasını ifade ediyordu. Dönemin Amerikan toplumunda “gentleman” sözcüğü yalnızca nezaketi değil, saygınlığı, erkekliği ve ahlaki üstünlüğü de çağrıştırıyordu. Swann, kendisini yargılayan otoritenin ahlaki üstünlük iddiasını tersine çeviriyordu.

Dansın tersyüz eden dili

Swann’ın balolarında müzik ve dans da bu kültürel direnişin önemli unsurlarıydı. Dönemin siyah toplulukları arasında yaygın olan cakewalk, bu toplantıların atmosferinin ayrılmaz bir parçasıydı.

Dansın kökeni tartışmalı olsa da kölelik döneminde plantasyon sahiplerinin yürüyüş ve tavırlarının taklidiyle ilişkilendirildiğine dair güçlü bir tarihsel anlatı vardır. Bu açıdan bakıldığında dans, iktidarın beden dilini taklit ederek onu mizah ve performans yoluyla tersyüz etmenin bir yolu olarak okunabilir.

Swann’ın balolarında beden, kostüm ve dans yalnızca eğlence araçları değil, toplumsal kimliğin yeniden kurulmasının da araçlarıydı.

Af dilekçesindeki dayanışma

Swann’ın hikâyesinin en önemli dönüm noktalarından biri 1896’da yaşandı. 1 Ocak’ta, o dönemde genelev işletmek anlamında kullanılan “düzensiz bir ev işletmek” suçlamasıyla tutuklandı ve iki gün sonra 300 gün hapse mahkûm edildi.

Hapisteyken dönemin Başkanı Grover Cleveland’a bir af dilekçesi gönderdi. Dilekçeyi otuz kişinin imzalaması, Swann’ın çevresindekilerin yalnızca bir eğlence grubu değil, dayanışma gösterebilen bir topluluk olduğunu ortaya koyar.

Cleveland af talebini reddetti. Ancak Swann’ın hikâyesi burada sona ermedi. Balolar ve bu kültürel çevre sonraki yıllarda da varlığını sürdürdü.

Arşivde kimin sesi duyulur?

Swann’ın uzun süre tarih anlatılarının dışında kalması, hikâyenin başka bir boyutunu ortaya çıkarır: Arşivde kimlerin sesi duyulur?

Onun hakkında bugün bildiklerimizin büyük bölümü polis raporlarına, gazete haberlerine, mahkeme kayıtlarına ve devlet belgelerine dayanır. Bu belgelerde Swann çoğu zaman kendi sözleriyle değil, onu tutuklayan ve yargılayan kurumların diliyle temsil edilir.

Tarihçi Channing Gerard Joseph’in araştırmaları bu dağınık belgeleri bir araya getirerek Swann’ın hikâyesini yeniden görünür kıldı. Böylece uzun süre yalnızca bir “suçlu” olarak kayda geçen Swann, bugün siyah queer tarihinin önemli figürlerinden biri olarak yeniden değerlendiriliyor.

Tam bu noktada Tamar-kali’nin bestelediği The Swann önem kazanıyor.

Sahnede bir direniş: The Swann

Besteci ve vokalist Tamar-kali, librettosu Carl Hancock Rux tarafından yazılan bu eserle Swann’ın hikâyesini çağdaş müzik tiyatrosunun merkezine taşıdı.

Catapult Opera’nın siparişiyle dijital bir opera aryası olarak hazırlanan eser, 1 Haziran 2023’te çevrimiçi prömiyerini yaptı. Yapıt, 2024’te OPERA America’nın Dijital Mükemmellik Ödülleri’nde Sanatsal Yaratım kategorisinde finalist oldu.

PROTOTYPE Festival, Harlem Stage ve Kennedy Center’daki geliştirme süreçlerinin ardından oda operasına doğru genişleyen çalışma, 10 Temmuz 2026 tarihli National Sawdust programında çalışma aşamasındaki bir seslendirmeyle yer aldı.

Eserin merkezinde Swann ile Yargının Sesi arasındaki karşıtlık bulunuyor. Swann’ı bariton, onu yargılayan otoriteyi ise kontrtenor seslendiriyor. Baritonun sıcak ve bedensel niteliği Swann’ın dünyasını, yüksek ve yabancılaştırıcı kontrtenor ise devletin ve ahlaki yargının sesini temsil ediyor. Böylece tarihsel çatışma hem librettoda hem de doğrudan müziğin içinde yankılanıyor.

Tamar-kali’nin yaklaşımında Swann yalnızca baskıya maruz kalan bir figür olarak ele alınmıyor. Hikâyesinde direniş kadar neşe ve kendi kaderini belirleme de önem taşıyor. Çünkü dışlanan toplulukların tarihi yalnızca acı ve mağduriyet üzerinden kurulamaz. İnsanlar baskı altında da dans eder, müzik yapar, birbirleriyle dayanışır ve kendilerine ait dünyalar kurar.

Swann’ın baloları tam olarak böyle bir kültürel alan yaratmıştı.

The Swann, unutulmuş bir tarihsel figürün yeniden keşfinden ziyade arşivin sessizliğine yönelik sanatsal bir müdahaledir. Bir zamanlar polis tarafından dağıtılan balo, opera sahnesinde yeniden kurulmaktadır. Devlet belgelerinin diliyle anlatılan Swann, bu kez kendi hikâyesinin merkezinde yer almaktadır.

Özgürlüğün kültürel hafızası

William Dorsey Swann’ın hikâyesi, özgürlüğün sınırlarının yalnızca hukukla çizilemeyeceğini hatırlatır. Özgürlük, aynı zamanda kişinin kendi bedenini, sesini, ilişkilerini ve topluluğunu kurabilme hakkıdır. Swann bu hakkı 19. yüzyıl Washington’ında müzik, dans, kostüm ve dayanışma aracılığıyla savunmuştur.

Devlet onları cezalandırsa, arşiv onları uzun süre unutsa da bu topluluklar vardı. Şimdi Tamar-kali’nin müziğiyle sesleri yeniden duyuluyor.

Dünyanın Müzik, Direniş ve Hafıza’sı: Bir kitabın açtığı kamusal tartışma

William Dorsey Swann kimdi?

William Dorsey Swann, kölelik altında doğmuş, 1880’ler ve 1890’larda Washington’da drag baloları düzenlemiş siyah Amerikalı bir topluluk kurucusuydu. Kendisi için “queen of drag” ifadesini kullandığı belgelenen en erken tarihsel figürlerden biri kabul ediliyor.

Swann’ın baloları neden politikti?

Balolar, ırkçılığın ve katı toplumsal cinsiyet normlarının belirlediği bir düzende siyah işçi sınıfından insanların kendilerini ifade edebildiği, dayanışma kurabildiği ve neşeyi paylaşabildiği karşı-kamusal alanlardı. Polis baskınları ve Swann’ın 1896’daki af girişimi, bu buluşmaların otorite tarafından neden tehdit olarak görüldüğünü gösteriyor.

The Swann eseri ne anlatıyor?

Tamar-kali’nin bestelediği, librettosunu Carl Hancock Rux’un yazdığı eser, Swann’ın dünyasıyla onu yargılayan devlet otoritesini karşı karşıya getiriyor. Dijital bir aryadan gelişmekte olan oda operasına dönüşen yapıt, arşivde bastırılmış bir sesi müzik yoluyla yeniden kuruyor.

Siyahi kadının sesinden bir devrim: “Crazy Blues”, kesişimsel direniş ve blues’un öncü kadınları

Arirang: Bir halkın ruhunu taşıyan şarkı

Bir şarkı, bir hikaye | “Que Bonita Bandera” – Yasaklı bayraktan direniş marşına

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →