₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Bir şarkı, bir hikaye | “Que Bonita Bandera” – Yasaklı bayraktan direniş marşına

1898’de Amerika Birleşik Devletleri, İspanya’yı yenerek Porto Riko’yu işgal etti ve adayı kendi toprağı olarak ilan etti. Bu statü, bugün hâlâ geçerlidir. Porto Riko’nun kendi bağımsız dış politikası yoktur, kendi parası yoktur, hatta iflas ettiğinde borçlarını kapatma yetkisi dahi kendisine ait değildir. Adanın bir “sömürge” olduğunu söylemek ne yazık ki bir abartı değildir.

Bu sömürgeci ilişki, Porto Riko’nun kültürel hayatının her alanına nüfuz etmiş durumdadır. Ama özellikle müzikte bu baskıya karşı öyle güçlü bir direniş vardır ki her nota bir meydan okuma, her ritim bir özgürlük çağrısı gibidir.

Bomba: Davulun susturulamadığı isyan dili

Her şey, 17. yüzyılda Porto Riko’daki köleleştirilmiş Afrikalılarla başladı. Onların yarattığı bomba müziği, sadece bir dans değil, bir haberleşme ağı ve bir isyan planlama toplantısıydı. Bomba’nın yapısı, bir “diyalog” esasına dayanıyordu. Davulcu ile dansçı arasında bir soru-cevap ilişkisi vardı. Dansçı, ritimle soru sorar, davulcu da cevap verirdi. Bu iletişim, dansçının vücudunun en ufak bir hareketine kadar incelikli bir şekilde işlerdi. Köleler, bu sayede farklı plantasyonlardaki insanlarla davul sesleriyle haberleşir, kaçış planları yapar, direnişi örgütlerdi.

Köle sahipleri bu kadar büyük bir tehdit karşısında, 1826’da farklı plantasyonlardaki kölelerin birbirlerinin danslarına katılmasını yasaklayan düzenlemeler çıkardı. Çünkü davul susturulmazsa, isyan da susturulamazdı. Bomba’nın bir başka önemli özelliği de kadınların bu müzikteki merkezi rolüydü. Davulcular genellikle erkek dansçılar çoğunlukla kadındı ve bu diyalogda kadınlar da en az davulcular kadar aktif rol üstlenirdi. Bomba, aynı zamanda bir tür direniş arşiviydi. Her ritim, her dans figürü, atalardan kalma bir direniş hikayesini, bir kaçış planını, bir isyan anını anlatırdı. Bu nedenle bomba, Porto Riko’da sadece bir müzik türü değil, aynı zamanda bir hafıza aktarımı aracıydı. Bomba, yüzyıllar sonra 2017’de Maria Kasırgası sonrasında ve 2019’daki büyük protesto dalgasında yeniden canlandı. Tamamen kadın davulculardan oluşan Las Barrileras 8M ve Plena Combativa (Mücadeleci Plena) gibi gruplar, bu kadim direniş ritmini feminist mücadeleye taşıdılar.

Plena: Halkın sözlü gazetesi

19. yüzyılın sonlarında, bombanın devamı olarak plena doğdu. Bomba’dan farklı olarak plena, daha çok haber odaklıydı ve ritmik yapısı biraz daha basitti. Plena, sözlü gazete anlamına gelen “El periódico cantado” olarak da anılırdı. Çünkü bu türde sözler, güncel bir haberi, bir dedikoduyu, bir siyasi eleştiriyi mizahi ya da dramatik bir dille anlatırdı. Plena, soru-cevap formatıyla herkesin katılımına açıktı. Başlıca enstrümanlar panderetas adı verilen el davullarıydı. Ve 20. yüzyılın ortalarında, bu iki türün birleştiği noktada bu gazetenin en önemli başyazılarından biri doğdu “Que Bonita Bandera”. İşte bu şarkı, yasaklanmış bir sembolün, sürgündeki bir halkın dilinde nasıl bir direniş marşına dönüştüğünün hikayesidir.

Basit sözlerde saklı meydan okuma

Şarkının sözleri son derece basit görünür: “Qué bonita bandera, qué bonita bandera… la bandera puertorriqueña” (Ne güzel bayrak, ne güzel bayrak… Porto Riko bayrağı). Şarkının bilinen en eski kaydı, Porto Riko’nun dağlık iç kesimlerindeki kırsal halkın geleneksel müziği olan jíbaro’nun ünlü ismi Ramito’ya aittir. Jibaro da adanın en otantik, en köklü müzik geleneklerinden biridir. Ramito, bu geleneğin en büyük temsilcilerinden biri olarak, şarkıyı 1968’de kaydederek tescil ettirmiştir. Ama şarkının aslında çok daha eski olduğuna inanılır ve sözlerinin sokak tarafından yazıldığı düşünülür. Plena türünde bu çok yaygındır. Bir ezgi sokaktan çıkar, bir müzisyen onu kaydeder ve herkes onu sahiplenir. Bu basit sözlerin içinde, dev bir meydan okuma gizlidir. Çünkü Porto Riko bayrağı, tam 27 yıl boyunca yasaklanmıştı. Bu bayrağın güzelliğinden bahsetmek bile bir başkaldırıdır.

Young Lords: Sokaklardan halkın kilisesine

Şarkının asıl yükselişi, Porto Riko’nun sömürge statüsüne başkaldıran bir grup gençle başladı. Young Lords’un hikayesi, tıpkı şarkı gibi, bir dönüşüm hikayesidir. 1950’lerde Chicago’da bir sokak çetesi olarak kurulan Young Lords, 1968’de José “Cha-Cha” Jiménez’in önderliğinde devrimci bir insan hakları örgütüne dönüştü. Hapishanede okuduğu Malcolm X ve Kara Panterler’den ilham alan Jiménez, artık sokaklarda kavga etmeyen, mahallelerinde açlıkla, pislikle, yoksullukla ve polis şiddetiyle savaşan bir örgüt kurdu. Sloganları “Tengo Puerto Rico en mi corazón” (Porto Riko kalbimde) idi ve mor bereler takıyorlardı.

Young Lords’un New York şubesi, Aralık 1969’da Doğu Harlem’deki “İlk İspanyol Metodist Kilisesi”ni işgal ederek tarihe geçti. Muhafazakar Kübalı rahip, onların kiliseyi topluma hizmet için kullanmasına izni vermeyince, kapıları zincirleyip “Halkın Kilisesi”ni ilan ettiler. Polis dışarıda beklerken, 11 gün boyunca içeride çocuklara kahvaltı programı düzenlediler, kıyafet dağıttılar, bir gündüz bakım evi işlettiler. Geceleri ise sol film gösterimleri ve müzik performansları yapıldı. İşte o gecelerden birinde, Pepe ve Flora adlı bir halk müziği ikilisi sahne aldı. Söyledikleri şarkı, “Que Bonita Bandera”, orada bulunan herkesin hayatını değiştirdi.

Bir kilisede doğan ortak marş

Young Lords’un kurucularından Pablo Guzman o anı şöyle anlatıyor:

“Kendiliğinden başladı ve insanlar hemen katıldı. Sözleri bilmenize gerek yoktu. Ritmi canlıydı ve katmanlı anlamları vardı. İşte bu işgal altındaki kilisedeydik ve Porto Rikolu isyanımız doğuyordu.”

Bu şarkı, kısa sürede Young Lords’un resmi olmayan marşı haline geldi. 11 günün sonunda polis kiliseyi basıp Young Lords’u gözaltı araçlarına doldurduğunda, etraftaki destekçiler yumruklarını havaya kaldırarak bu şarkıyı söylemeye devam ettiler. Young Lords’un Savunma Bakanlığı’nda görev yapan Carlito Rivera, şarkının neden bu kadar güçlü olduğunu şöyle açıklıyor:

“Bizim için ‘Que Bonita Bandera’ söylemek, Afro-Amerikalıların ‘Black is beautiful’ demeye başlamasına benziyor. Yüzyıllar boyunca siyahlara çirkin oldukları söylendi. Onlar ‘Black is beautiful’ diyerek anlatıyı değiştirdiler. Biz de ‘bayrak güzel’ dediğimizde, eğer bayrak güzelse, o zaman Porto Riko’nun üzerinde dalgalanmalı mesajını veriyorduk.”

Bayrağın güzelliğiyle değişen anlatı

Şarkı, Young Lords için sadece bir slogan değildi. Onların New York’un gecekondu mahallelerinde yaşadıkları dışlanmayı, dil ve ırk temelli baskıyı simgeliyordu. Aynı zamanda adadaki sömürgecilikle de bağlantılıydı. “Que Bonita Bandera”, hem Porto Riko’da hem de ABD anakarasında özgürlüğün simgesi haline geldi.

Sokaklarda çoğalan bayrak hafızası

Young Lords, 1971’de dağıldı. Ama ruhları ve şarkıları yaşadı. 2002 yılında, New York’taki City Lore kurumu, “Que Bonita Bandera: The Puerto Rican Flag as Folk Art” adlı bir sergi düzenledi. Sergi, bayrağın New York sokaklarında ne kadar yaratıcı ve çeşitli şekillerde kullanıldığını gösteriyordu. Antenlerde dalgalanan bayraklar, duvar resimlerine çizilmiş bayraklar, pencerelerden sarkan bayraklar, hatta şemsiyelere, şortlara, kravatlara, tırnaklara, şapkalara işlenmiş bayraklar. Küratör Elena Martinez, Porto Riko’nun mevcut statüsünün, bayrağa ülkenin hükümetini değil, kültürünü ve Porto Rikoluluk özünü temsil etme gibi ek bir anlam yüklediğini belirtiyordu. Porto Riko bayrağı o kadar güçlü bir simge haline geldi ki, 2010’ların sonlarında, adadaki derin ekonomik kriz ve siyasi skandallar sırasında halk yeni bir sembol yarattı; siyah beyaz bir “monoestrellada” (tek yıldızlı). Bu siyah-beyaz bayrak hem yasın hem de direnişin rengiydi. Ve elbette, bu bayrak da “Que Bonita Bandera” ile selamlanıyordu. Çünkü ne olursa olsun, “Ne güzel bayrak” demek, bir halkın varlığını, direncini ve onurunu haykırmaktan vazgeçmediğini gösteriyordu.

Hâlâ söylenen bir özgürlük çağrısı

“Que Bonita Bandera” bir yasaklı bayrağın şarkısı olarak doğdu. Young Lords’un işgal ettiği bir kilisede bir direniş marşına dönüştü. Bomba’nın yüzyıllık diyalog geleneği ve plena’nın sözlü gazete işleviyle bir halkın belleğine kazındı. Ve bugün, New York’taki Porto Riko Günü Geçit Töreni’nde, La Perla’nın sokaklarında çalan davullarda, hatta siyah beyaz bir protesto bayrağının dalgalanışında hâlâ yaşıyor. Young Lords dağıldı, Pepe ve Flora’nın sesi sustu, Ramito gibi jíbaro müzisyenleri toprak oldu. Ama “Que Bonita Bandera” hâlâ söyleniyor. Çünkü Porto Riko hâlâ bir sömürge. Çünkü adada hala yoksulluk var, hala baskı var. Çünkü New York’ta yaşayan bir Porto Rikolu için bayrak, hala bir aidiyetin, bir direnişin ve pes etmemenin simgesi. Tıpkı Young Lords’un gözaltı araçlarına doldurulurken yumruklarını havaya kaldırarak söylediği gibi bugün de bir yürüyüşte, bir protestoda aynı sözler haykırılıyor: “Qué bonita bandera, qué bonita bandera… la bandera puertorriqueña.” Ne güzel bayrak, Porto Riko bayrağı.

Born in the U.S.A.: Rock müziğin yanlış anlaşılan hiti

Porto Riko bayrağı neden bir direniş sembolüne dönüştü?

Porto Riko bayrağı yalnızca ulusal aidiyetin değil, sömürge statüsüne karşı itirazın da simgesi oldu. Bu nedenle “bayrak güzel” demek, sadece kültürel bir sevgi ifadesi değil, siyasal bir başkaldırı anlamı taşıdı.

Bomba ve plena halk hafızasını nasıl taşıdı?

Bomba, davul ve dans üzerinden kurulan bir direniş dili; plena ise halkın sözlü gazetesi olarak öne çıktı. “Que Bonita Bandera”, bu iki geleneğin hafıza, haberleşme ve kolektif itiraz gücünü bir araya getiren bir şarkıya dönüştü.

Young Lords bu şarkıyı neden sahiplendi?

Young Lords için şarkı, ABD’de yaşayan Porto Rikoluların yoksulluk, ırkçılık, dışlanma ve sömürgecilik deneyimini aynı anda ifade ediyordu. “Que Bonita Bandera” bu yüzden bir nostalji değil, örgütlü bir özgürlük çağrısı olarak söylendi.

Filistin’de dağın rüyası: Sessiz kodların, annelerin ve ateşin öyküsü

Bir Şarkı, Bir Hikaye | Casas de Cartón: Bir şarkının çok bileşenli direnişe dönüşümü

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →