1 Eylül, Türkiye’de ve çeşitli barış hareketlerinde Dünya Barış Günü olarak anılıyor. Dünyanın farklı yerlerinde bugün yeniden barıştan söz ediliyor; savaşların, çatışmaların ve ayrımcılığın karşısına barış kavramı çıkarılıyor.
Peter Tosh’un 1977 tarihli Equal Rights şarkısını dinlediğimizde ise bu kelimenin üzerinde biraz daha düşünmek gerekiyor. Çünkü Tosh’un itirazı barışa değil, adalet ve eşitlikten koparılmış bir barış fikrine yöneliyor.
Kingston’dan dünyaya uzanan bir itiraz
Peter Tosh’un müziğini Jamaika’nın tarihinden ve siyasal atmosferinden ayrı düşünmek kolay değil. 1944’te Jamaika’nın Westmoreland bölgesinde doğan Tosh, 16 yaşında Kingston’daki Trench Town’a taşındı. Bob Marley ve Bunny Wailer ile burada tanıştı. Üç müzisyen, 1960’ların başında The Wailers’ın temellerini attı. Grup zamanla Jamaika sınırlarını aşarak reggae müziğinin dünyadaki en önemli temsilcilerinden biri hâline geldi.
Tosh’un müzikle kurduğu ilişki başından itibaren politik bir karakter taşıdı. Jamaika 1962’de bağımsızlığını kazanmıştı. Ancak bağımsızlık, sömürge döneminden kalan eşitsizlikleri ortadan kaldırmamıştı. Yoksulluk, sınıfsal ayrımlar ve siyasal gerilim, özellikle 1970’lerde ülkenin gündelik hayatını belirliyordu.
Gençlik yıllarını Trench Town’da geçiren Tosh, bu gerçekliğin içinden konuşuyordu. Devletin ve polisin uygulamaları, ırkçılık, sömürgecilik ve ekonomik eşitsizlik onun şarkılarında giderek daha fazla yer aldı.
Rastafari düşüncesi de bu politik bakışın önemli bir parçasıydı. Afrika’ya ve siyahların tarihine yaptığı göndermeler, Jamaika’daki deneyimi daha geniş bir sömürgecilik, kimlik ve özgürlük mücadelesinin içine yerleştiriyordu.
The Wailers döneminde başlayan bu tavır, Tosh’un solo kariyerinde daha belirgin hâle geldi. İlk solo albümü Legalize It1976’da yayımlandı. Bir yıl sonra gelen Equal Rights ise onun siyasal düşüncesini en açık biçimde ortaya koyan çalışmalarından biri oldu.
Bir albümün siyasal omurgası
Albümdeki şarkılar aynı mücadelenin farklı yönlerine bakıyordu. Downpressor Man baskıcı düzene yönelen öfkeyi taşıyor, African Afrika diasporasının tarihine ve kimliğine uzanıyor, Apartheid ise Güney Afrika’daki ırkçı rejime açıkça karşı çıkıyordu.
Albüme adını veren Equal Rights, bütün bu meselelerin altındaki ortak talebi doğrudan ortaya koydu: Eşit haklar ve adalet.
Tosh, dönemin siyasal söylemlerinde sıkça kullanılan barış kavramına müdahale ediyordu. İnsanların barış istediğini söylemesine rağmen adalet talebini aynı güçle dile getirmediğini belirtiyor; kendisine sunulan eksik barış yerine eşit haklar ve adalet istiyordu.
Bu sözler tek başına ele alındığında Tosh’un barışa karşı çıktığı düşünülebilir. Oysa şarkının bütünü başka bir şey söylüyor. Tosh’un karşı çıktığı, savaşın sona ermesi değil; adaletsizlik devam ederken çatışmasızlığın yeterli bir çözüm gibi sunulmasıydı.
Şarkıdaki paylaşım talebi de ekonomik bir bölüşüm isteğinin ötesine geçiyordu. Eşit yurttaşlık, özgürlük, insan onuru ve toplumda söz sahibi olma hakkı bu talebin içindeydi. Tosh bir lütuf beklemiyor, kendisine ait olan hakkı istiyordu.
Şarkının sertliği biraz da buradan geliyor. Herkesin olumlu anlam yüklediği barış kavramını sorguluyor ve sorunun merkezine adaleti yerleştiriyor. Ona göre çatışmanın bitmesi yeterli değildi; çatışmayı ortaya çıkaran koşulların da değişmesi gerekiyordu.
Bu yaklaşım, 1970’lerin Jamaika’sındaki siyasal gerilim düşünüldüğünde daha anlaşılır hâle geliyor. Ülkede siyasal şiddet tırmanıyor, toplum Halkın Ulusal Partisi ile Jamaika İşçi Partisi çevresinde sert biçimde bölünüyordu. Yoksulluk ve ekonomik sorunlar da bu gerilimi derinleştiriyordu.
Tosh’un şarkıları böyle bir ortamda biçimleniyordu.
Barış sahnesindeki adalet talebi
22 Nisan 1978’de Kingston’daki Ulusal Stadyum’da düzenlenen One Love Peace Concert, dönemin simgesel olaylarından biri oldu. Konser, Jamaika’daki siyasal şiddeti azaltma ve rakip siyasal kesimleri aynı ortamda buluşturma iddiasını taşıyordu.
Bob Marley’nin sahnede Başbakan Michael Manley ile muhalefet lideri Edward Seaga’nın ellerini birleştirdiği görüntü, gecenin en çok hatırlanan anına dönüştü.
Peter Tosh ise aynı sahnede barışın başka bir yüzünü gösterdi.
Equal Rights’ı seslendiren Tosh, siyasal liderlerin önünde eşitsizliği, yoksulluğu, baskıyı ve hak taleplerini gündeme taşıdı. Liderlerin el sıkışması önemli bir simgeydi; fakat Tosh’un performansı, siyasal uzlaşının toplumsal adaletin yerine geçemeyeceğini hatırlatıyordu.
Bu performansla Equal Rights, bir albümde yer alan politik şarkı olmaktan çıktı. Jamaika’daki siyasal tartışmanın ortasında, binlerce insanın önünde dile getirilen kamusal bir talebe dönüştü.
Tosh’un müziğinde sanat ile siyaset arasındaki mesafe zaten oldukça kısaydı. Yaşadığı dönemin sorunlarını şarkılarına taşıyor, dinleyicisine hazır cevaplardan çok öfkesini ve itirazını duyuruyordu. Müziğinin gücü de biraz buradan geliyordu.
Barışın ardından kurulacak hayat
Bir şarkı, ortaya çıktığı dönemin izlerini uzun süre taşıyabilir. Aradan yıllar geçtiğinde şarkının yazıldığı koşullar değişir; fakat bazı sözler yeni dönemlerde başka anlamlar kazanır. Equal Rights’ın bugün hâlâ dinlenmesinin nedenlerinden biri de bu.
Peter Tosh, 1987’de henüz 42 yaşındayken Kingston’daki evinde uğradığı silahlı saldırıda öldürüldü. Ardında kısa fakat etkili bir müzik kariyeri bıraktı. Bob Marley ve Bunny Wailer ile The Wailers’ın kuruluşundaki rolü reggae tarihindeki yerini belirlerken, solo çalışmalarında geliştirdiği politik dil de başlı başına önemli bir mirasa dönüştü.
Equal Rights bugün dinlendiğinde 1970’lerin Jamaika’sını hatırlatıyor. Bununla birlikte şarkının ortaya attığı meseleler belirli bir döneme hapsolmuyor. Eşit haklar, adalet ve özgürlük talepleri dünyanın pek çok yerinde güncelliğini koruyor.
Türkiye açısından da şarkının itirazı tanıdık geliyor. Yakın tarihimiz çatışmaların, kayıpların ve toplumsal kutuplaşmanın izlerini taşıyor. Barışın yeniden konuşulduğu dönemlerde, çatışmanın sona ermesi kadar sonrasında kurulacak hayat da önem kazanıyor.
Geçmişin nasıl hatırlanacağı, hakikatin nasıl ortaya çıkarılacağı, farklı kimliklerin kendilerini nasıl ifade edeceği, kayıpların acısının nasıl tanınacağı ve eşit yurttaşlığın nasıl güvence altına alınacağı barışın temel meseleleri arasında bulunuyor.
Tosh’un Jamaika’da söylediklerini Türkiye’ye doğrudan taşımak mümkün değil. Tarihler ve toplumsal deneyimler farklı. Yine de Equal Rights’ın ortaya attığı soru bugün anlamını koruyor:
Çatışma sona erdiğinde nasıl bir hayat kurulacak?
1 Eylül’de Peter Tosh’u yeniden dinlemek bu yüzden anlamlı. Yaklaşık elli yıl önce Jamaika’da kaydedilen bir şarkı, bugün de eşit haklara ve adalete duyulan ihtiyacı hatırlatıyor.
Çünkü kalıcı barış, insanların kendilerini eşit haklara sahip yurttaşlar olarak görebildiği bir hayatın kurulmasına bağlı.
Peter Tosh neden barış kavramını sorguluyor?
Tosh, çatışmanın durmasını değersiz görmüyor. Adaletsizlik, baskı ve eşitsizlik devam ederken çatışmasızlığın barış diye sunulmasına itiraz ediyor.
Equal Rights hangi koşullarda ortaya çıktı?
Şarkı, 1970’lerde siyasal şiddetin, yoksulluğun ve iki büyük parti çevresindeki sert kutuplaşmanın belirlediği Jamaika’da yayımlandı. Tosh bu yerel deneyimi sömürgecilik, ırkçılık ve Afrika diasporasının mücadelesiyle birleştirdi.
Şarkının Türkiye açısından güncelliği nedir?
Türkiye’de barış tartışması çatışmanın sona ermesinin ötesinde eşit yurttaşlık, hakikat, hafıza, özgürlük ve adalet meselelerini içeriyor. Şarkı, barışın ardından nasıl bir toplumsal düzen kurulacağı sorusunu gündeme getiriyor.
Siyahi kadının sesinden bir devrim: “Crazy Blues”, kesişimsel direniş ve blues’un öncü kadınları

