Zohran Mamdani, hayat pahalılığına karşı verdiği sözlerle New York Belediye Başkanlığını kazandı. Ancak demokratik sosyalist bir yönetimin başarısı yalnızca kiraları dondurmasına ya da hizmetleri genişletmesine değil, seçimde oluşan halk hareketini karar süreçlerine taşıyabilmesine de bağlı. Kurduğu Kitlesel Katılım Ofisi önemli bir başlangıç; fakat asıl soru hâlâ ortada: Yurttaşlar dinlenecek mi, yoksa iktidara gerçekten ortak mı olacak?
Aralık 2025’te, henüz göreve başlamamış olan Zohran Mamdani, Queens’teki Museum of the Moving Image’da on iki saat boyunca New Yorkluları dinledi. “Belediye Başkanı Dinliyor” adı verilen etkinlik, Mamdani’nin seçim kampanyasında kurduğu doğrudan ve sahici ilişkiyi belediye yönetimine taşıma niyetinin güçlü bir işaretiydi.
Fakat dinlemek ile iktidarı paylaşmak aynı şey değil.
Bir belediye başkanı yurttaşların sorunlarını saatlerce dinleyebilir; mahalle toplantıları düzenleyebilir, anketler yaptırabilir ve katılım platformları kurabilir. Bütün bunlar alınacak kararları değiştirmiyor, bütçe önceliklerini etkilemiyor ve yöneticileri kamuoyu karşısında hesap vermeye zorlamıyorsa katılım, yönetimin demokratik dekoruna dönüşebilir.
Gabriel Hetland ve Bhaskar Sunkara’nın Jacobin’de yayımlanan yazısı, Mamdani’nin önündeki asıl meselenin tam da burada başladığını savunuyor: Seçim başarısını, işçi sınıfının kalıcı siyasal gücüne dönüştürmek.
Sandıktan çıkan ikinci görev
Mamdani’nin zaferini mümkün kılan şey, New Yorkluların bir anda demokratik sosyalist bir programa ideolojik bağlılık göstermesi değildi. Kampanya; kira, ulaşım, çocuk bakımı ve gıda fiyatları gibi gündelik hayatın yakıcı sorunlarını siyasetin merkezine taşıdı.
Mamdani seçmene yalnızca nasıl bir şehir istediğini anlatmadı. Bunun için mücadele edeceğine dair güven de verdi. Ancak kampanyanın örtük vaadi, belirli hizmetlerin ötesine uzanıyordu: Kentin kim tarafından ve nasıl yönetildiğini değiştirmek.
Bu ikinci vaat, en az birincisi kadar önemli. Çünkü ilerici bir belediye yönetimi, örgütlü bir toplumsal dayanağı bulunmadığında emlak çevrelerinden iş dünyasına, eyalet yönetiminden bürokratik sınırlamalara kadar uzanan geniş bir direnç ağıyla karşılaşabilir. Seçim döneminde harekete geçen insanlar evlerine döndüğünde, belediye başkanı iktidarda görünse bile gerçek güç dengesi büyük ölçüde değişmeden kalabilir.
Hetland ve Sunkara’ya göre Mamdani’nin ihtiyacı, birkaç yılda bir oy veren bir seçmen kitlesinden fazlası. Somut politika mücadelelerinde söz söyleyen, kararları etkileyen ve ekonomik seçkinlerin veto gücüne karşı harekete geçebilen örgütlü bir toplumsal taban gerekiyor.
Sosyalizm bir hizmet listesine sığar mı?
Uygun fiyatlı konut, ücretsiz ya da ucuz ulaşım, kamusal çocuk bakımı ve güçlü sosyal hizmetler demokratik sosyalist programın vazgeçilmez parçaları. Fakat sosyalizm yalnızca daha fazla hizmet sunan, daha iyi işleyen bir belediye yönetimine indirgenirse yurttaşın iktidarla ilişkisi değişmez.
Yukarıdan dağıtılan kazanımlar, yine yukarıdan geri alınabilir.
Halk meclisleri bu nedenle yalnızca belediyeye görüş bildirme kanalları olarak değil, insanların kendi hayatlarını belirleyen kararlar üzerinde kolektif güç geliştirebilecekleri kurumlar olarak düşünülüyor. Maddi kazanımlar insanların siyasete katılabilmesini kolaylaştırırken, örgütlü siyasal güç de bu kazanımların korunmasını ve genişletilmesini sağlıyor.
Buradaki amaç temsili demokrasinin yerine başka bir sistem geçirmek değil. Seçilmiş yönetimle doğrudan katılım mekanizmalarını birbirini güçlendirecek biçimde bir araya getirmek.
Bir halk meclisi nasıl çalışabilir?
Hetland ve Sunkara tek ve değişmez bir model önermiyor. Latin Amerika’daki katılımcı bütçelerden sağlık ve su kurullarına, Avrupa’daki mahalle konseylerinden iklim meclislerine kadar çok sayıda farklı deneyime işaret ediyorlar.
En bilinen örneklerden biri Brezilya’nın Porto Alegre kentindeki katılımcı bütçe uygulaması. Bu modelde dar gelirli mahalleler, bütçe önceliklerinin belirlenmesine katılarak yol, aydınlatma, toplu taşıma ve temel hizmet yatırımlarından daha fazla pay alabildi. ABD’deki uygulamalar ise çoğunlukla belediye bütçesinin çok küçük bir bölümünü kapsadığı için daha sınırlı sonuçlar doğurdu.
Dolayısıyla yalnızca bir toplantıya “halk meclisi” adını vermek yeterli değil. Tasarım, katılımın gerçek gücünü belirliyor.
New York için düşünülen modelde mahalle meclisleri okullarda, kütüphanelerde veya toplu konutların ortak alanlarında her ay toplanabilir. Konut, ulaşım ve mahalle güvenliği gibi somut sorunlar, ilgili belediye çalışanlarının da katıldığı toplantılarda ele alınabilir. Daha geniş ölçekteki ilçe meclisleri ise üç ayda bir toplanarak bütçe ve büyük yatırımlar hakkındaki öncelikleri sıralayabilir.
Her yıllık toplantı döneminin sonunda alınan kararların belediyenin bütçe takvimine ve yayımlanmış uygulama planlarına bağlanması gerekir. Tercüme, çocuk bakımı, erişilebilir mekân, çalışanlara uygun toplantı saatleri ve kolaylaştırıcı desteği sağlanmadığında meclisler, siyasete ayıracak zamanı ve deneyimi bulunan dar bir çevrenin alanına dönüşebilir.
Katılımın en önemli koşulu ise sonuç üretmesi. İnsanlar saatlerce konuşuyor fakat neyin değiştiğini göremiyorsa, demokratik katılım umut yerine yeni bir güvensizlik yaratır.
Öneriden kuruma: Kitlesel Katılım Ofisi
Jacobin yazısından yalnızca on bir gün sonra, 2 Ocak 2026’da göreve başlayan Mamdani, 7 numaralı kararnameyle Kitlesel Katılım Ofisi’ni kurdu. Mevcut yurttaş katılım birimlerini aynı çatı altında toplayan ofisin başına, Mamdani’nin yüz bini aşkın gönüllüye ulaşan seçim örgütlenmesini yöneten Tascha Van Auken getirildi.
Ofis; tarihsel olarak karar süreçlerinden dışlanan topluluklara ulaşmak, yurttaşların görüşlerini kamu politikalarına taşımak ve belediye ile mahalleler arasında sürekli geri bildirim kanalları kurmakla görevlendirildi. Resmî düzenleme, katılımın geçici ve işlemsel değil, uzun vadeli ilişkiler üzerinden yürütülmesini öngörüyor.
Bu yapı, Jacobin yazarlarının önerdiği halk meclisleriyle aynı şey değil. Fakat kampanya sırasında oluşan örgütlenmeyi seçim sonrasında dağıtmama ve katılımı belediye yönetiminin sürekli bir işlevine dönüştürme yönünde önemli bir kurumsal adım.
İlk sınav kiralar oldu
Ofisin ilk büyük çalışması, Nisan ayında başlatılan Organize NYC kampanyasıydı. Amaç, kira artışlarını belirleyen Kira Düzenleme Kurulu’nun toplantılarına daha fazla New Yorklunun katılmasını sağlamaktı.
Bir önceki yıl, kararları iki milyondan fazla insanı etkileyen kurulun oturumlarında yalnızca yaklaşık 400 kişi söz almıştı. Belediye ekipleri ve gönüllüler bu katılım açığını azaltmak için kiracıların yoğun yaşadığı mahallelerde kapı kapı dolaştı. Kampanya, kiracılarla birlikte ev sahiplerini de toplantılara çağırdı ve katılımcılara ne söylemeleri gerektiğine dair bir yönlendirme yapılmayacağını açıkladı. Belediyenin duyurusuna göre hedef, belirli bir sonucu savunmaktan çok, mevcut karar mekanizmasına katılımı büyütmekti.
25 Haziran’da kurul, yaklaşık bir milyon kira denetimli konutta bir ve iki yıllık sözleşmeler için artış yapılmamasına 7’ye karşı 1 oyla karar verdi. Böylece Mamdani’nin temel seçim vaatlerinden biri hayata geçti. İki yıllık sözleşmeleri de kapsayan karar, kent tarihinde bir ilk oldu. Karar yaklaşık 2,4 milyon New Yorkluyu etkiliyor.
Ancak sonucu yalnızca halk katılımının ürünü saymak mümkün değil. Dokuz kişilik kurulun altı üyesi Mamdani tarafından atanmıştı ve kurulun tarafsızlığı emlak çevrelerinin eleştirilerine konu oldu. Bu durum, katılımın karar üzerindeki gerçek etkisinin şeffaf biçimde gösterilmesinin neden önemli olduğunu ortaya koyuyor.
Katılım mı, yönetim adına seferberlik mi?
Kitlesel Katılım Ofisi’nin önündeki temel çelişki burada belirginleşiyor. Belediye yönetimi kendi politikalarını destekleyecek insanları harekete geçirirse bu faaliyet, katılımcı demokrasi ile kamu kaynaklarıyla yürütülen siyasal seferberlik arasındaki sınırı bulanıklaştırabilir.
Haziran ayında New York Belediye Meclisi üyeleri, farklı katılım kurumlarını da içeren ofisin 53 milyon dolarlık toplam bütçesini ve siyasi faaliyetleri önleyecek güvenceleri sorguladı. Açıklanan tutarın 2,8 milyon dolarlık bölümü 20 yeni kadro için ayrılan ek kaynaktan oluşuyordu. Bütçe tartışması, yeni kurumun yalnızca katılımı artırmakla değil, kendi hesap verebilirliğini de güvence altına almakla yükümlü olduğunu gösterdi.
Daha derin sorun ise şu: Belediye yönetimi, kendisini destekleyen örgütlü yurttaşları gerçekten bağımsız aktörler olarak kabul edebilecek mi?
Halk hareketleri yalnızca belediye başkanının istediği kararları desteklemeyebilir. Yönetimin uzlaşmalarını yetersiz bulabilir, önceliklerini değiştirmek isteyebilir ve gerektiğinde doğrudan belediye başkanına karşı çıkabilir. Dissent’in dikkat çektiği gibi, iktidar içindeki bir kurumun iktidar dışındaki bağımsız toplumsal baskıyı örgütlemeye çalışması kaçınılmaz bir gerilim taşıyor.
Bu gerilim bir başarısızlık işareti değil. Gerçek katılımın başladığını gösterebilir. Çünkü yalnızca yöneticiyi alkışlayan bir topluluk halk meclisi değil, destekçi grubudur.
Türkiye’de yerel demokrasi için soru
New York’taki deneyim Türkiye’ye doğrudan aktarılabilecek hazır bir model sunmuyor. Ancak sol ve sosyal demokrat belediyecilik açısından önemli bir ölçüt ortaya koyuyor: Katılımın değeri kaç toplantı yapıldığıyla değil, yurttaşların hangi kararları değiştirebildiğiyle ölçülmeli.
Mahalle toplantılarında ortaya çıkan talepler bütçeye bağlanıyor mu? Belediye, kabul etmediği önerilere gerekçeli ve yazılı cevap veriyor mu? Gündemi yalnızca yönetim mi belirliyor, yoksa yurttaşlar da tartışılacak konuları seçebiliyor mu? Kadınların, yoksulların, gençlerin, göçmenlerin, engellilerin ve uzun çalışma saatleri nedeniyle toplantılara katılamayanların önündeki engeller kaldırılıyor mu?
Bunlar sağlanmadığında katılım, belediye başkanının halkla ilişkiler faaliyetinin başka bir adına dönüşebilir. Sağlandığında ise yurttaş belediyenin müşterisi veya hizmet alıcısı olmaktan çıkar; kentin siyasal öznesi haline gelir.
Mamdani’nin deneyiminin gerçek sınavı da burada. Seçim kampanyasında ortaya çıkan büyük enerjiyi kendi yönetiminin desteğine mi çevirecek, yoksa gerektiğinde kendisini de sınırlayabilecek bağımsız ve kalıcı halk kurumlarının oluşmasına mı izin verecek?
Bir belediyeyi ilerici yapan yalnızca halka ne verdiği değildir. Halkın neye karar verebildiği de en az bunun kadar önemlidir.
İşçiler faşist ve ırkçı partiyi destekledi: Sol, işçi sınıfını nasıl kaybetti?
Halk meclisi nedir?
Halk meclisleri, yurttaşların yalnızca görüş bildirmesini değil; bütçe, hizmet ve politika kararlarını düzenli biçimde tartışmasını ve etkileyebilmesini amaçlayan katılım kurumlarıdır.
Mamdani New York’ta halk meclisleri kurdu mu?
Henüz Jacobin yazısında tarif edilen karar yetkisine sahip mahalle ve ilçe meclisleri kurulmuş değil. Kitlesel Katılım Ofisi ile Organize NYC, bu yönde atılmış kurumsal adımlar olarak değerlendirilebilir.
New York’taki kira dondurma kararı nasıl alındı?
Kira Düzenleme Kurulu, 25 Haziran 2026’da yaklaşık bir milyon kira denetimli konutta artış yapılmamasına karar verdi. Karar öncesinde Organize NYC yurttaşları kurul toplantılarına katılmaya çağırdı; ancak kurul üyelerinin çoğunun Mamdani tarafından atanmış olması nedeniyle sonuç yalnızca halk katılımına bağlanamaz.
Geleceği geçmişin gölgesinden kurtarmak: Türkiye’de yeni bir sosyalizm arayışı
Francis Fukuyama: Amerikan sağı raydan çıktı, sol ise devlete güvenini kaybetti
Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü’nden çerçeve yasa çağrısı: Bir başlangıç mı, yeni bir eşik mi?

