₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Her şey ucuzlarsa, insan nasıl geçinecek?

Datça’daki bir pazar tezgâhını düşünün. Etiketlere bakıyor, geçen haftayla kıyaslıyor, sonra cüzdanınıza dönüyorsunuz. Alıştığımız hesap bu: Fiyat yükselir, satın alabildiğimiz azalır.

Şimdi bu hesabı tersine çevirecek bir ihtimal konuşuluyor. Önümüzdeki birkaç yıl içinde yapay zekâ ve robotlar üretim maliyetlerini öylesine düşürebilir ki bazı mal ve hizmetler hızla ucuzlayabilir.

İlk bakışta müjde gibi.

Ama o tezgâhın önünde bu kez işini kaybetmiş olarak duruyorsanız, ucuzluk size ne kadar iyi gelir?

Yapay zekâ girişimcisi Emad Mostaque ile finans yorumcusu Raoul Pal’ın tartıştığı senaryo, tam bu sorunun çevresinde dönüyor. Pal’ın kullandığı ifade hayli sert: “Deflasyonun nükleer bombası.”

Bu benzetmenin tarif ettiği gelecek, giderek daha az insan emeğiyle daha çok üretimin yapılabildiği bir dünya. Fakat üretim kapasitesinin artmasıyla insanların geçim imkânlarının artması arasında kendiliğinden kurulmuş bir köprü yok.

Mostaque, yapay zekânın önce yeni işe alımları sınırlayacağını, ardından bazı ekiplerin yaptığı işleri üstlenebileceğini ileri sürüyor. Ona göre bu değişimin istihdam istatistiklerindeki etkisi 2027’de belirginleşebilir. Pal ise büyük hesaplama yatırımlarının, robotların ve genişleyen enerji arzının birleşmesiyle 2028–2029 döneminde fiyatlar üzerinde çok güçlü bir düşüş baskısı oluşabileceğini düşünüyor.[1]

Burada takvime biraz mesafe koymak gerekiyor. Bunlar gerçekleşmiş sonuçlar ya da üzerinde bilimsel uzlaşma bulunan tarihler değil; iki konuşmacının öngörüleri. Enerji darboğazlarının aşılacağını, robotların yaygınlaşacağını ve işletmelerin bu sistemleri hızla benimseyeceğini varsayıyorlar. Bu varsayımlardan biri aksarsa takvim de değişir.

Yine de tarihin belirsizliği, soruyu önemsizleştirmiyor.

Hiç yayımlanmayan iş ilanı

Bir şirketin aynı işi daha az çalışanla yapabildiğini düşünün. Verimlilik yükselir. Şirketin kazancı artabilir. Çalışanların ücretleri ise bu artıştan aynı ölçüde pay almayabilir. Henüz kimse işten çıkarılmasa bile yeni mezuna açılacak kapı kapanabilir.

İşsizlik bazen bir işten çıkarma mektubuyla gelir. Bazen de hiç yayımlanmayan bir iş ilanıyla.

Bu ikinci ihtimal özellikle gençler açısından düşündürücü. Meslek öğrenmek için önce o mesleğin başlangıç işlerini yapmak gerekir. Eğer şirketler başlangıç düzeyindeki görevleri makinelere devrederse, yarının deneyimli çalışanları deneyimi nerede kazanacak?

Öte yandan, yapay zekânın dokunduğu her mesleğin ortadan kalkacağını söylemek de kolaycılık olur. Uluslararası Çalışma Örgütü ile NASK’ın 2025 araştırması, dünyadaki yaklaşık her dört işten birinin üretken yapay zekâya potansiyel olarak maruz kaldığını belirtiyor. Araştırmanın ağırlık verdiği ihtimal, işlerin bütünüyle yok olmasından çok görevlerin ve mesleklerin dönüşmesi. Potansiyel etkilenme ile gerçekleşmiş iş kaybını birbirine karıştırmamak gerekiyor.[2]

Bir işi parçalara ayırıp bazı görevleri otomatikleştirmek, o işin bütün sorumluluğunu bir makineye bırakmakla aynı şey değil. Muhakeme, güven, insan ilişkileri ve hatanın bedeli, uygulamanın hızını belirleyecek.

Direksiyondan kalkan insanın hayatı

Mostaque’ın anlattığı robot şoför sahnesi bu yüzden bir gelecek tasavvuru olarak okunmalı: Bir robot kamyona biniyor, kendisini enerjiye bağlıyor ve yola çıkıyor. Söyleşi dökümünde geçen saatlik 1,50 dolar da bu tasavvurun içindeki iddialı bir maliyet varsayımı. Bugün bütün şoförlerin bu bedelle ikame edilebildiğini gösteren bir veri değil.[1]

Bir tanıtım videosunda kamyonu hareket ettirmekle milyonlarca yolculuğu güvenli, kesintisiz ve hukuken sorumluluğu belirlenmiş biçimde tamamlamak arasında büyük bir mesafe var.

Fakat o mesafe bir gün daralırsa, tartışmamız gereken yalnızca robotun becerisi olmayacak. Direksiyondan kalkan insanın hayatı da olacak.

Gelir azalırken borç aynı kalırsa

Fiyatlar meselesinde de benzer bir ayrım gerekiyor. Bazı ürünlerin ucuzlaması, ekonominin genel fiyat düzeyinin sürekli gerilemesi anlamındaki deflasyonla aynı şey değil. Verimlilik sayesinde ucuzlayan hizmetler, geliri korunan insanlar için refah artışı sağlayabilir. İş ve gelir kayıpları yüzünden talebin daraldığı bir süreç ise başka sonuçlar doğurabilir.

Maaşınız ve geliriniz azalırken borcunuz aynı kalıyorsa, ucuzluk geçim sıkıntısını kendiliğinden çözmez.

Üstelik her şey aynı hızda ucuzlamaz. Yazılımın ya da çevirinin maliyeti düşebilir; aynı rahatlıkla herkes için konut, temiz su veya sağlık hizmeti üretileceğini varsayamayız. Toprak, altyapı, bakım emeği ve kamusal kararlar da bu hesabın içinde.

Türkiye açısından küresel ölçekteki bir maliyet düşüşünün tüketiciye nasıl yansıyacağı ayrıca düşünülmeli. Döviz kuru, vergiler ve rekabet koşulları, üretimdeki ucuzlamanın etikete ne ölçüde ulaşacağını etkiler. “Dünyada maliyet düştü” cümlesiyle “bizim geçimimiz kolaylaştı” cümlesi arasındaki boşluğu ekonomi politikası doldurur.

Makineler kimin, kazanç kimin?

Benim bu tartışmadan çıkardığım asıl soru, makinelerin kime ait olacağı ve kazancın nasıl paylaşılacağı.

Verimlilik artışını yalnızca şirket bilançolarında mı göreceğiz? Yoksa daha kısa çalışma sürelerine, daha iyi kamu hizmetlerine ve daha güçlü gelir güvencesine de dönüştürebilecek miyiz?

İnsana sürekli kendisini yenilemesini söylemek kolay. Kirası, çocuğunun okul masrafı ve ay sonunda ödenecek faturaları varken yeniden öğrenmeye zaman ve imkân sağlamak ise somut bir sorumluluk.

Bu nedenle eğitim kadar geçiş dönemindeki gelir desteğini, çalışanların söz hakkını ve üretkenlik kazancının paylaşılmasını da konuşmak gerekiyor. Datça’daki küçük işletmenin de büyük kentteki beyaz yakalının da bu dönüşümde söz sahibi olmaya ihtiyacı var.

Teknoloji, insanı bazı zahmetlerden kurtarabilecek bir imkân sunuyor. Bu imkânın geçim kaybına mı, daha yaşanabilir bir hayata mı dönüşeceği, bugünden vereceğimiz kararlarla şekillenecek.

2027’de istatistiklerin ne göstereceğini henüz bilmiyoruz. 2029’da hangi fiyatın ne kadar düşeceğini de.

Ama fiyatların düşmesini beklerken insanın değerini düşürmeye razı olamayız.

Algoritma ile insan

Yapay zekâ üretimi ucuzlatırsa geçim kolaylaşır mı?

Üretim maliyetlerinin düşmesi, geliri korunan insanlar için alım gücünü artırabilir. Ancak iş ve gelir kaybı yaşanırken borçlar ve temel giderler devam ediyorsa ucuzluk tek başına geçim güvencesi sağlamaz.

Yapay zekâdan etkilenmek işini kaybetmek anlamına mı geliyor?

ILO–NASK’ın 2025 araştırmasındaki “yaklaşık her dört işten biri” bulgusu, üretken yapay zekâya potansiyel maruziyeti ifade ediyor. Araştırma, mesleklerin bütünüyle ortadan kalkmasından çok görevlerin dönüşmesi ihtimaline ağırlık veriyor.

Teknolojik verimlilik toplumsal refaha nasıl dönüşebilir?

Osman Akın, üretkenlik kazancının daha kısa çalışma sürelerine, güçlü kamu hizmetlerine ve gelir güvencesine aktarılmasını öneriyor. Yeniden öğrenme imkânlarının ve çalışanların karar süreçlerindeki söz hakkının da bu paylaşımın parçası olması gerektiğini vurguluyor.

Yapay zeka bize neyi bilmediğimizi söyleyebiliyor mu?

 

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →