Kent Konseyleri ve Kent Hakkı Üzerine Öneriler

20. yüzyılın ikinci yarısında kentleşmenin hız kazanması, şehirlerdeki nüfus artışı ve sosyal eşitsizliklerin belirgin hâle gelmesiyle ‘kent hakkı’ kavramı önem kazandı. Özellikle 20. yüzyılın sonlarına doğru kent hakkı, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi ve diğer uluslararası belgelerle de desteklenen evrensel insan hakkı olarak kabul edildi.

Avrupa Kentte İnsan Haklarını Koruma Şartı; kenti, “içinde yaşayanların tümüne ait mekân” olarak tanımlamaktadır. Kent hakkının tüm kent sakinlerine tanınan hak olduğunu belirtir. Yine Dünya Kent Hakkı Şartı; kent sakinlerini “kalıcı veya geçici olarak kentte ikamet eden tüm insanlar” olarak tanımlar.

5393 sayılı Belediye Kanunu’nun Hemşehriler Hukuku başlıklı 13. Maddesine göre herkes ikamet ettiği beldenin hemşehrisidir. Hemşehrilerin belediye karar ve hizmetlerine katılma, belediye faaliyetleri hakkında bilgilenme ve belediyenin desteklerinden yararlanma hakkı vardır. Belediye, hemşehriler arasında sosyal ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi ve kültürel değerlerin korunması konusunda gerekli çalışmaları yapar.

Kent hakkı, kentte yaşayan tüm canlıların ayrımcılık gözetmeksizin toplumsal adalet çerçevesinde sağlıklı, güvenli ve adil bir çevrede yaşama hakkı ve bu çevreler ülkemizde yaşanan dönüşüm çağının bir fırsata dönüşmesi ancak şekillendirme hakkıdır. Aynı zamanda demokratik katılıma, güvenli konutlara, temiz suya, sağlıklı gıdaya, temel hizmetlere, kentsel altyapıya, ulaşım sistemlerine ve yeşil alanlara eşit ulaşım hakkını içerir.

Bu bağlamda kentlilerin kentsel politika ve projelere etkin katılımı, eşitlik ilkesi, şeffaflık, devamlılık ve erişilebilirlik gibi unsurlar, kent hakkının temelini oluşturur. Ayrıca David Harvey’e göre:

“Kent hakkı, kent kaynaklarına ulaşma bireysel özgürlüğünden çok öte bir şeydir: Kenti değiştirerek kendimizi değiştirme hakkıdır. Ayrıca bireyselden çok ortak bir haktır. Çünkü bu dönüşüm kaçınılmaz olarak kentleşme süreçlerini yeniden şekillendirmek üzere ortaklaşa bir gücün kullanımına dayanır.”

Kent hakkı, kentsel mekâna yapılan her müdahalenin toplumsal ilişkileri ve gündelik yaşamı da etkilemesi ve bu etkilerin kaçınılmaz olarak adaletsizliklere neden olması bakımından önemlidir. Türkiye’de kent yaşamına katılım mekanizması olarak düşünülen kent konseyleri, Belediye Kanunu’na göre; kent yaşamında kent vizyonunun ve hemşehrilerin bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirir. Katılımcıları, STK’ların yanı sıra, belediye, kamu, üniversiteler, siyasi partiler ve muhtar temsilcilerinden oluşmakta, bütçesini ise ilgili yerel yönetim karşılamaktadır.

2005 Kamu Yönetimi Reformu, olumlu unsurlarıyla yerel demokrasiye olumlu etki yaptı. Kent konseylerinin kurulması, muhtarların mahalle düzeyinde katılımı sağlama görevi, etik komisyon ve bilgi edinme mekanizması gibi kurumsal araçlar oluştu. Ancak söz konusu unsurların etkili şekilde uygulanması konusunda zaaf söz konusu. Gerek mevzuatın gerek kurumsal mekanizmaların ve araçların uygulanarak güçlendirilmesi için merkezî yönetimin ve yerel yönetimlerin sorumlulukları var.

Belediye meclis üyeleri; alacakları kararlarla stratejik plan, yerel eşitlik eylem planı, katılımcı bütçe, vatandaş karnesi ve benzeri araçları uygulamaya dâhil edebilirler. Bu tarz karar ve uygulamalar, yerelde demokrasinin güçlenmesine hizmet edecektir.

Bu mekanizmanın stratejik plan ve eylem planı hazırlama veya mahalle ölçeğinde katılımı sağlama gibi işlevleri yerine getirmesi, hem daha demokratik hem de daha yerinde ve doğru kararların alınmasına hizmet ederek demokrasiyi faydalı ve sürekli kılar. Aynı zamanda demokratik kültürün yatay düzeyde toplumun farklı kesimlerde yayılmasına, güçlenmesine ve içselleştirilmesine yarar.

Eşitlik eylem planları gibi araçlar ise, farklı kesimlerin toplumsal ve kamusal alanda görünmesine, yer almasına ve söz sahibi olmasına hizmet eder. Belirli bir alanda eşitliğin sağlanması için hazırlanan bu planlar temelde stratejik plan ve bütçe ile ilişkili olmak durumundadır. Bu nedenle belediye karar ve kaynaklarının, eşitliğin, kapsayıcılığın ve adaletin sağlanması yönünde kullanılmasına hizmet eder. Dezavantajlı toplumsal grupların haklarını gözetmek, bu hakların kullanılmasını sağlamak önemli demokratik araçlar olarak görülüyor. Başka bir ifadeyle, katılımcı anlayışla hazırlanan eylem planları; dezavantajlı grupların sorunlarını çözmeye, ihtiyaçlarını ve taleplerini tanımlamaya, bunları belediye eliyle kamu faaliyet ve hizmetlerine dönüştürmeye olanak tanır. Böylece demokratik katılımın, toplumsal eşitliğin ve adaletin sağlanmasına hizmet eder.

Demokrasinin yerelleşmesi kültür ve fayda ile bağlantılıdır. Kent konseyi gibi kurumsal mekanizmaların etkin işleyişi, demokratik kültür aracılığıyla ortak fayda üretilmesine imkân tanır. Kişilerin ihtiyaçları ve beklentileri, demokratik mekanizmalarla etkin şekilde karşılandığında demokrasi kalıcı olur, sahiplenilir. Bunun için kent konseyi, mahalle meclisi gibi kurumsal katılım mekanizmalarının, belediyelerin stratejik plan ve bütçe hazırlama süreçlerinde yer alması ve istenen sonuçları üretmesi, demokrasinin yerelde güçlenmesine yol açar. Hatta yerelden ulusala demokrasiye ivme kazandırır ve ülke genelinde demokrasiyi güçlendirir.

Demokratik egemenlik yaklaşımı, seçimler yoluyla temsilcilerin seçilmesine, temsilcilerin yetkilerini ve kaynakları, temsil ettikleri kesimler için kullanmasına dayanır. Ancak temsili demokrasinin birçok sorunu ve eksiği olduğu için müzakereci, katılımcı, hatta doğrudan demokrasi modelleriyle desteklenmesi gerekmektedir.

Kentlerin daha sürdürülebilir ve yaşanabilir olması, kent hakkının sivil katılım yoluyla sağlanması için kent konseyleri başta olmak üzere kentliler, sivil toplum kuruluşları (STK’lar, DKÖ’ler) ve diğer kent paydaşlarının yönetim süreçleri üzerinde etki edebilmesi gerekir. Bunun olabilmesi ise öncelikle belediye meclis üyeleri ve üst yönetiminin sivil katılım için elverişli koşulları ve işleyişi sağlamasından geçer. Belediye meclis oturumlarının halka açık olması, komisyon toplantılarında paydaşların görüş vermesi, kent konseyi önerilerinin mecliste gündeme alınması, mahallelerde muhtar liderliğinde katılım süreçlerinin kurulması gibi çeşitli tedbirler, sivil katılımı etkin ve anlamlı kılabilir. Buna ilaveten, bürokratik aktörler stratejik plan hazırlama, eylem planları oluşturma, yatırım kararları verme gibi adımlarda benzer şekilde sivil aktörlerin görüş ve önerilerini alabilirler. Tüm siyasi, idari ve mali süreçlerin ise açık, şeffaf ve hesap verebilir olması kanun tarafından emredilir. 

  • Siyasi partilerin kent hakkı ve kent yurttaşlığı konularında bütünsel politikalar geliştirmeleri ve uygulamaları,
  • Mevzuat ve kurumsal düzenlemelerle kent hakkının daha yaygın ve güçlü bir şekilde ikame ederek hayata geçirilmesi için elverişli koşulların sağlanması,
  • Belediyelerde şeffaflık, hesap verebilirlik, katılım, adillik ve sorumluluk gibi ilkelerin uygulanması için yaptırım ve denetimlerin uygulamaya sokulması,
  • Stratejik plan ve bütçe hazırlama süreçlerinde sivil katılımın belirli esas ve usullerle zorunlu hâle getirilmesi,
  • Kent konseylerinin belediye yönetimlerinden daha özerk, güçlü, kapsayıcı ve etkili olması için düzenlemelerin yapılması,
  • Yerel Yönetimin bir parçası olarak oluşturulan Mahalle Komiteleri (Nilüfer örneği ) semt ya da mahalle meclisleri, bugünün Türkiye’sinin kurumsallaşmış, mahalle bazlı sivil örgütlenme deneyimlerinden biridir. Bu örneklerin yaygınlaştırılarak çoğaltılması hedeflenmeli.

Bu önerilerle mevcut olan diğer hakların (yaşama, barınma, ifade vb.) kent hakkı ile buluşturularak hayata geçirilmesi ve kent yurttaşlığının güçlendirilmesi için bir tartışma zemini oluşturması hedefleniyor. Ülkemizde demokrasi, sürdürülebilir kalkınma ve yaşam kalitesinin güçlendirilmesinde gündelik hayat, tüm kent sakinleri için önemli bir hareket zemini sunuyor. 

Tarihsel olarak elde edilen birikim ve deneyimlerin ileriye taşınmasında kentlerin önemli stratejik yerler hâline gelmesi açısından kent hakkı ve yurttaşlığı öncelik olarak ele alınmalıdır. Dünyada ve ülkemizde yaşanan dönüşüm çağının bir fırsata dönüşmesi ancak böyle sağlanabilir.