1886’dan Günümüze 1 Mayıs Anmalarının Tarihçesi

“1 MAYIS, 1 MAYIS İLK DİLEĞİMİZ, YAŞATACAK SENİ TUNÇ BİLEĞİMİZ!”     

Bugün 1 Mayıs. Emek ve Dayanışma Günü. Ya da İşçi Bayramı. Teoride dünyanın dört bir yanında işçilerin, emekçilerin sorunlarını ve taleplerini dile getirdikleri, sınıfsal güçlerini sergiledikleri, birbirleriyle dayanıştıkları gün. Türkiye’de ise engellemeler, yasaklamalar, hatta katliamlarla karşılaştıkları gün. Birazdan bunları anlatacağım zaten. 

1 Mayıs’ın “işçi bayramı”, “emek bayramı” olarak kutlanmasının tarihi 1 Mayıs 1886, ABD’nin Şikago kentinde 40 bin tekstil işçisinin düzenlediği genel greve kadar gider. Grevin amacı 1867’de kabul edilmesine rağmen hâlâ hayata geçirilmeyen 8 saatlik çalışma gününe dair yasanın uygulanmasıdır. O gün grevci işçiler kadın-erkek kol kola bir yandan taleplerini haykırır, bir yandan “Sekiz Saatlik Gün” şarkısını söylerler: “İş için sekiz saat, uyku için sekiz saat/Yapacağımız şeyler için sekiz saat!/…” Grevler ABD’nin diğer büyük şehirlerine yayılır. Grevin kalbinin attığı Şikago’da Mayıs’ın ilk iki günü olaysız geçmiştir ancak üçüncü gün kimliği bilinmeyen biri polisin üzerine boru bombası atınca, yedi polis, dört işçi ölür. Bunun üzerine polis işçilerin üzerine ateş açar ve altı kişi ölür. Sekiz işçi önderi tutuklanır ve 21 Haziran 1886’da idama mahkûm edilir. Bunlardan Albert Parsons, August Spies, Adolph Fischer ve George Engen 11 Kasım 1887’de idam edilir. Diğerlerinin cezası hapse çevrilir. İki yıl sonra, Paris’te 1889’da kurulan, Uluslararası İşçiler Birliği ya da daha bilinen adıyla II. Enternasyonal, Amerikan işçilerinin mücadelesini desteklemek amacıyla dünya çapında gösteriler düzenlenmesine karar verir ve 1890’dan başlamak üzere 1 Mayıs’ı “Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak kabul eder.

Gelelim bu topraklarda bu anlamlı günün nasıl filizlendiğine, nasıl kökleştiğine… 

1906’DA ARAPÇA EL İLANLARIYLA 1 MAYIS KUTLANDI MI?

Her ne kadar bazı araştırmacılara göre 1906 yılında İzmir’de dağıtılan Arapça el ilanlarında günümüz Türkçesiyle “Yurtsever Kardeşlerim! Şerefli Gazete Çalışanları! Haberiniz olsun ki, 1 Mayıs Dünya İşçileri Bayramı münasebetiyle amele kıraathaneleri civarındaki tren istasyonu mevkiinde toplantı ve gösteri vardır” yazıyor idiyse de henüz bu ilanların sahipliği konusunda emin değiliz.Yine İstanbul’da 1908’den çok önce, Kağıthane Çayırı’nda amelelerin helva yiyerek ya da kuzu çevirerek 1 Mayıs Bayramı’nı kutladığı rivayet edilirse de elimizde belgesi, daha doğrusu fotoğrafı olan ilk kutlama 1909’da Üsküp’te yapılmıştı. 

İstanbul’da ilk 1 Mayıs, 1909’da Yunan sosyalistlerinin gazetesi Ergatis (Irgatlar) çevresinden Rum emekçiler Sivaçev, Papadopulos ve arkadaşları tarafından Kağıthane’ye bir “gezi” şeklinde kutlanmıştı. Zaten o yıl Rumi takvime göre 13 Nisan’da yaşanan “31 Mart Olayı” yüzünden daha fazlası mümkün değildi.

Ancak 1910’da Taksim’deki Pipino Bira Fabrikası bahçesinde Ergatis çevresi ile Ermeni Taşnak ve Hınçak partilerinin davetiyle 500 amele tarafından yapılan kutlama, yoldaki katılımlarla 1000 kişiyi bulan grubun yakalarında kırmızı kurdelelerle denize doğru yürüyüşüyle bitmişti. Bu anma, Alman Sosyal Demokrat Partisi’nde “Parvus” adıyla tanınan Rusya doğumlu gazeteci ve kuramcı Alexander Helphand’ın bir mektubunda da yer alıyor. Bu yıl aynı zamanda Osmanlı sosyalistlerinden “İştirakçi” Hilmi’nin yayınladığı İştirak gazetesinde “amele” yerine “işçi” teriminin de kullanılmaya başladığı yıldı. (Ama terim yaygınlaşmayacaktı.) Bu arada İştirak gazetesinde 1 Mayıs 1910 günü herhangi bir kutlama yapıldığına dair haber yoktu.

AMASRA DALGAKIRANINDAKİ YAZIT KİMİN ESERİ?

Elimizde fotoğraf dışında başka türden fiziki kanıtları olan bir diğer 1 Mayıs anması, Amasra dalgakıranı üzerindeki “1911, MAI 1” şeklindeki taşa kazınmış Fransızca yazıttan öğrendiğimiz kadarıyla Amasra’da yapılmış. Yazıtı Osmanlı tarihi uzmanı ve Amasra mukimi Necdet Sakaoğlu 2005 yılında tespit edip fotoğraflamıştı. Necdet Sakaoğlu Amasra dalgakıranına bu taşın nasıl geldiğini ve kim tarafından yazının yazıldığını şöyle anlatmıştı: 1869 Dilaverpaşa Nizammanesi ile sınırları çizilen Havza-i Fahmiye (Zonguldak Taşkömürü Havzası)’de ünlü Ermeni mimar Sarkis Balyan’ın (ö.1899) da kömür ocağı açma imtiyazı vardı.Sarkis Balyan’ın varisleri bu imtiyazı ve ek olarak liman işletme imtiyazını yeniletebilmek için bir dalgakıran inşa ettirmişlerdi. Dalgakıranın taşlarından bir kısmı Amasra Kalesi’nden getirilmişti. Konumuz olan taş blok da muhtemelen kaleden gelmişti.Yazıtın Fransızca olmasından dolayı,yerli işçilerden biri tarafından değil, Balyanların İstanbul’dan gönderdiği gayrimüslim teknisyenlerden biri tarafından taşa kazınmış olması daha akla yakındı.

Yine 1911’de 1 Mayıs, Üsküp, Selanik, İstanbul ve Edirne’de kutlandı. Selanik’teki kutlamalara 14’ten fazla sendika, Yahudi, Bulgar, Yunan ve Türk işçiler katılmıştı. Yük arabası sürücüleri, mavnacılar, liman ve yükleme boşaltma işçileri iş bırakmışlar, mitinge 2 binden fazla kişi katılmış ve dört dilde konuşmalar yapılmıştı. Bazı kaynaklara göre bu kutlamalar, sendikaları ve sosyalist hareketi bastırma çabaları nedeniyle İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne (İTC) karşı protesto mahiyetindeydi.

EFRENCİ 1912 SENESİNDE BELVÜ BAĞÇESİ’NDEKİ KUTLAMA

İştirak dergisinin 2. sayfasındaki bir fotoğrafın altındaki “Pangaltı’ndaki Belvü Bağçesinde, Efrenci (Miladi) 1912 senesi Mayısının birinci günü, Osmanlı Sosyalistleri tarafından idare edilen 1 Mayıs Bayramı” yazısına bakılırsa 1 Mayıs bayramı, ‘hürriyetin ilanından’ dört yıl sonra Osmanlı ülkesine daha güçlü bir biçimde girmiş. Osmanlı vatandaşı, Ermeni şair Taniel Varujan’ın “Bir Mayıs” şiiri de ilk kez 1 Mayıs 1912 tarihinde, “Tokat’ta kaleme alındığı” notuyla İstanbul’da yayınlanan Azadamart gazetesinin 874. sayısında yer almış. Bunun aksi tespit edilinceye kadar Osmanlı ülkesinde yazılmış ilk 1 Mayıs şiiri olduğu düşünülüyor. Bu bayramda neler olduğunu bilmiyoruz ama Selanik’te, bir parkta toplanmak isteyen göstericilerin dağıtıldığını, Balkan hezimetinden sonra artık Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olmayan şehirde 1913 yılından itibaren 1 Mayıs’ların yasaklanmaya ve engellenmeye başlandığını öğreniyoruz Sosyalist İşçi Federasyonu’nun bir broşüründen. Federasyon raporunda durum, şu sözlerle ifade edilmiş: “1 Mayıs 1914 günü yürüyüş yapamadık, bu keyfi yönetimi protesto ediyor ve sizlerle birlikte bir kez daha haykırıyoruz: Kahrolsun burjuvazi! Yaşasın Özgürlük! Yaşasın Toplumsal Devrim!”

28 Haziran 1914’te patlak veren ve İttihatçıların 30 Ekim 1914’te imparatorluğu bir oldubittiyle soktuğu Cihan Harbi’nin Osmanlı Devleti’nin emek gücüne, işçi hareketine ve gelişmekte olan sınıf bilincine büyük ölçüde zarar verdiğini biliyoruz. Öncelikle işçi nüfusunun yoğun olduğu Rumeli’nin özellikle Selanik’in yitirilmesi hem işçi kaynağı hem de hareket açısından önemli bir kayba sebep olmuştu. Buna rağmen İttihatçıların savaşın ilk yıllarında eğitim için Almanya’ya gönderdiği işçilerin, usta zanaatkârların ve öğrencilerin 1918 sonrasında Alman sosyalist hareketinden, özellikle Rosa Luxemburg ve Karl Liebnecht’in lideri olduğu Spartakist hareketten ve 1917 Bolşevik Devrimi’nden feyz alarak Türkiye’ye dönmesi, Mete Tunçay’ın tabiriyle Osmanlı solculuğuna yeni bir enerji kazandırmıştı. Ancak bu yıllarda yapılmış 1 Mayıs kutlamalarına dair somut bir bilgimiz yok.

MÜTAREKE’DE İŞGAL GÜÇLERİ’NİN İZİN VERDİĞİ KUTLAMALAR

Osmanlı İmparatorluğu’nun Cihan Harbi’ni kaybetmesinin ardından imzaladığı 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi’nden sonra işçiler bir yandan ücret, iyi iş koşulları ve sınıf mücadelesi içindeyken bir yandan da başta İstanbul olmak üzere ülkenin önemli şehirlerini işgal etmiş olan İtilaf Kuvvetleri ve işbirlikçi İstanbul Hükümeti ile Anadolu’da “milli mücadele” sürdüren Kemalist Hareket ve Ankara Hükümeti arasında ikilemde kalmışlardı: İşgal Kuvvetleri yani o dönemki adıyla Beynelmüttefikîn Zabıta Komisyonu eğer işçiler işgali kabullenirlerse, örgütlenmelerine itiraz etmiyordu. Buna karşılık Ankara Hükümeti grev yaparak işgal güçlerini zayıflatmalarını bekliyordu onlardan. Sonunda işçiler (o yıllarda amele deniyordu) İşgal Kuvvetleri ile çatışmaya içine girmemeyi seçtiler ve bu sayede 1 Mayıs 1919’de İstanbul ve İzmir’de binlerce kişinin katıldığı mitingler yapıldı.

16 Mart 1920’de İstanbul işgal edilince İstanbul’daki sendikalar 1 Mayıs kutlaması yapmamıştı. O günün İkdam gazetesindeki bir haberde 1 Mayıs tatilinin her yıl ülkede az çok yansıması) olduğu halde o yıl olağanüstü durum göz önüne alınarak “tatilden sarf-ı nazar” edildiği belirtilmişti. Ancak bir iddiaya göre yine de “İştirakçi” Hilmi’nin liderliğini yaptığı Türkiye Sosyalist Fırkası’nın (TSF) çevresinden bir grup “Türkiye Müstakil Olacak” pankartıyla Haliç’ten Beyoğlu’na yürümüştü. 10 Eylül 1920’de Bakü’de Mustafa Suphi liderliğinde kurulan Türkiye Komünist Fırkası (TKF) bir bildiri ile 1 Mayıs’ı kutlarken Anadolu’da bazı illerde, örneğin Trabzon’da kutlamalar yapılmış, Yunanistan ve İngiltere protesto edilmişti. Trabzon’daki 1 Mayıs gösterilerinde Enver Paşa ve Lenin lehinde sloganlar atılmıştı.

İŞGAL ALTINDAKİ İLK KİTLESEL 1 MAYIS 

1921 yılının Nisan ayının son günlerinde, Beynelmüttefikîn Zabıta Komisyonu Reisi Ballar(d) imzasıyla yayımlanan tebliğde “esnaf ve amelenin işi bırakması ve tatil yapması halinde” ortaya çıkacak olayların “askeri suikast addedileceği ve faillerinin askeri mahkemede yargılanacağı” ilan edilmişti. Ancak tehditler ameleleri ve esnafları yıldırmadı ve sadece TSF üyelerinin değil Türkiye İşçi Derneği, Beynelmilel İşçiler İttihadı, Sosyal Demokrat Fırkası, Ermeni Sosyal Demokrat Fırkası, Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası ve bazı esnaf cemiyetlerinin de katıldığı komisyonun öncülüğündeki kutlamalar Ramazan ayına rastlayan 1 Mayıs 1921 günü, TSF’nin Babıali Caddesi üzerindeki merkezine “kırmızı bayrak” çekilmesiyle başladı, emekçiler Pangaltı’ndan Kağıthane’ye kadar yürüdüler, bando sabah 10.00’dan akşam 23.00’e kadar Beynelmilel Marşı’nı yani Enternasyonal’i çaldı. 

Gazetelere göre, “Fırka Reisi Hilmi Bey ile üç delege, mavi amele gömleği ve kırmızı kravat ile zamanın sadrâzamını ziyaret etmişler ve hüsnü kabul” görmüşlerdi. Halbuki iş bırakmalar yüzünden Fatih, Aksaray ve Harbiye hatlarındaki tramvaylar, Karaköy, Beşiktaş ve Tünel-Şişli hattındaki arabalar çalışmamıştı. Şirket-i Hayriye vapurunun seferleri iptal edildiği için Boğaz’da oturanlar şehre inememişti. Haliç İdaresi çalışanları da işi tatil ettiği için halk ancak pazar kayıkları ile köprüye gelebilmişti. Haydarpaşa-Pendik ve Sirkeci-Çekmece hattındaki banliyö trenleri de durduğu için İstanbul’da hayat felç olmuştu. Gazetelere göre özellikle tramvay amelesinin yüzde 95’i işi bırakmıştı. Sadece TSF’nin çağrısıyla şehri karanlıkta bırakmamak için Elektrik Fabrikası işçileri iş bırakmamıştı. 

İstanbul’da işgalcilere karşı slogan atılmamıştı ama Mersin’de düzenlenen gösterilerde bir taraftan işgalci Fransız donanması protesto edilmiş, diğer taraftan da “Çok yaşa 1 Mayıs”, “Kahrolsun emperyalizm” sloganları atılmıştı. 

NİCELİK VE NİTELİKÇE BİR “İLK”: 1 MAYIS 1922 KUTLAMASI

Dönemin bazı gazetelerinin “Ramazan olduğu için Müslüman amele iştirak etmemiştir” dediği, bazı gazetelerin ise hem katılan kitlenin çeşitliliği hem de sayısal büyüklüğü açısından bir “ilk” olarak niteledikleri 1 Mayıs 1922 kutlamaları, örneğin  Ziya gazetesinin 10 Mayıs 1922 tarihli 25. sayısında “1 Mayıs günü İstanbul’da ilk defa olarak her millete mensup kadın ve erkek beş altı binden fazla işçinin iştirakiyle Kağıthane’de aktedilen muazzam mitingte Dr. Şefik Hüsnü (Değmer) bir nutuk okudu” diye duyurulmuştu. 

İşgal Kuvvetleri’nin parçası olarak Fransız Askeri Arşivi’ndeki belgelere göre ise katılım Ramazan’a rastladığı için 3.500-4.000 kişi arasındaydı ve çoğunluğu TSF üyelerinden oluşuyordu. Bunun dışında tramvay, tünel, elektrik işçileri, Unkapanı mavnacıları, Haliç vapurları memur ve işçiler, Beykoz ile feshane fabrikaları baskıcıları, Ermeni sosyalistleri vardı. 

Tüm kaynakların ortaklaştığı ise o gün Sultanahmet Meydanı’nda toplanan emekçilerin Pangaltı yönüne doğru yürüyüşe geçtikleri, Galata’dan gelen bir başka grupla birleşip bando eşliğinde Beynelmilel Marşı’nı söyleyerek Kağıthane sırtlarına gittikleriydi, çünkü İşgal Kuvvetleri bu sefer ancak “nümayiş yapmamak koşuluyla” yürüyüşe izin vermişti. Kağıthane’de TSF ve 1919’da İstanbul’da aynı yıl oluşturulan III. Enternasyonal’e bağlı Marksist-Leninist bir örgüt olarak kurulan Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası (TİÇSF, Aydınlık çevresi olarak da bilinir) temsilcileri birer konuşma yapmışlardı.

10 Mayıs 1922 tarihli Ziya’daki İsmail Hakkı imzalı “İstanbul’da Kağıthane’de 1 Mayıs Mitingi Tarafından Alınan Mukarrerat” listesinde işçilerin örgütlenerek sendika kurma haklarının verilmesi sadece çalışma gününün sınırlandırılması ya da kadın ve çocuk emeğinin sömürülmesini önleyecek tedbirler değil, süregelen savaşın bir an önce bitmesi dilekleri de vardı. Bir de İstanbul’da “ekonomik sıkıntı ve işsizliği arttıran” Beyaz Rus muhacirlerin memleketlerine iade edilmesi isteniyordu! 

KEMALİST HAREKET’İN MERKEZİ ANKARA’DA HAVA NASILDI?

1919-1921 arasında “savaş durumu” bahanesiyle Anadolu’da herhangi bir amele eylemine izin verilmemişti (belki de bilmediğimiz gizli kutlamalar vardı) ama artık askeri zaferin yakın olduğu 1 Mayıs 1922’de, Ankara’da Sovyetler Hükümeti ile TBMM Hükümeti arasındaki yakın dostluk havasından faydalanılarak, İzmir Mebusu Yunus Nadi ile Menteşe Mebusu Tevfik Rüştü ile Rus Sefaret mensuplarının da katıldığı büyük bir davet verilmişti. 

TKF’nin Anadolu’daki yasal kolu olan Türkiye Halk İştirakiyyun Fırkası’nın yayın organı olan Yeni Hayat’ın 1 Mayıs 1922 tarihli Nüsha-i Fevkaladesi’nde şunlar yazıyordu: “Amele kardaşım, yoldaşım, arkadaşım! Bir Mayıs gününü sana tebrik eylerim. Bugün mefkuremiz (idealimiz) henüz çocuk halindedir. Atideki (gelecekteki) o koca saadet-i beşer (insanlığın mutluluğu) sizindir. Mecmuamız 1 Mayıs bayramını umum cihan amelesine tebrik etmeyi kendisine en büyük şeref bilir.”

İZMİR İKTİSAT KONGRESİ’NDE VERİLEN SÖZLER

20 Kasım 1922’te başlayan Lozan Barış Görüşmeleri’ne, Musul, kapitülasyonlar, borçlar ve Boğazlar gibi önemli konularda anlaşmaya varılamaması üzerine ara verildiği günlerde, Batı’ya “kapitalist selamlar” göndermek üzere 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında toplanan İzmir İktisat Kongresi’nde, Ankara Hükümeti İşçi Grubu’nu kontrol edebilmek için başlarına önceleri Enis Avni ve daha sonra Aka Gündüz takma adıyla tanıdığımız İttihatçı Hüseyin Avni’yi getirmişti. Kongrede kabul edilen İşçi Grubunun İktisat Esasları adlı sonuç belgesinin oybirliği ile kabul edilen 1. maddesinde “Amele namiyle hitap edilmekte olan kadın ve erkek erbab-ı say ve amele[ye] bundan öyle işçi denilmesi” yazıyordu. Çoğunluk oyuyla kabul edilen 4. maddesinde “Dernekler -yani sendikalar- hakkının tanınması. Tatil-i Eşgal (yani grev) Kanunu’nun yeniden işçilerin hakkını tanımak üzere tetkik ve tanzimi”, yine çoğunluk oyuyla kabul edilen 5. Maddesinde tarım işçilerinin dışında bütün işçiler için bir saat istirahat hariç sekiz saat olması karara bağlanmıştı. Nihayet yine çoğunluk oyuyla kabul edilen 14. maddesinde “1 Mayıs gününün Türkiye işçilerinin bayramı olarak kanunen kabulü” karara bağlanmıştı. 

İşler kağıt üzerinde iyi gidiyordu ancak, Ankara Hükümeti’nin sadece Anadolu’da değil İstanbul’da da fiilen iktidar olduğu 1 Mayıs 1923’te işçilerin yine ikiye bölündüğü görüldü. Ankara Hükümeti’ne yakın olan ve ağırlıklı olarak tramvay işçilerinin örgütlendiği Umum Amele Birliği, Ankara’da değil İstanbul’da Aksaray, Şişli, Pangaltı, Topkapı, Boğazkesen, Beşiktaş, Tophane gibi noktalardan hareket ederek 11.00’de Sultanahmet Meydanı’ndaki merkez binasında yeni kabul edilmiş “İstiklal Marşı” ile ve Mustafa Kemal’e çekilen bağlılık ve şükran telgrafıyla, (haklarını yemeyelim bir de kime çekildiği belli olmayan ama muhtemelen Kasım 1920’de Bern’de kurulan ve ironik biçimde İkibuçukuncu Enternasyonal diye anılan oluşuma çekilen “hilekar diplomatların kirli oyunlarının dünyaya teşhir edilmesini” isteyen ikinci bir telgrafla) bayramı kutlarken, TİÇSF (Aydınlık çevresi), Babıali Caddesi’ndeki Mürettibin Cemiyeti binasında Beynelmilel Marşı’nı söyleyerek kutlamıştı bayramı. Sonucu tahmin etmek zor değildi, ikinci gruptan 20 kişi, geceyi nezarethanede geçirmişti. 

CUMHURİYET’İN İLK 1 MAYIS’İ

Cumhuriyet döneminin ilk 1 Mayıs’ının yani 1924 kutlamalarının liderliğini elbette hükümetin sevdiği Umum Amele Birliği üstlenmişti. Birlik, TBMM’nin bir yıldır İzmir İktisat Kongresi’ne kararlaştırılan Mesai Kanunu’nu çıkarmamasını protesto etmek için sokağa çıkma kararı alınca baltayı taşa vurdu. Çünkü 30 Nisan gecesi bütün karakollara “Her türlü nümayiş ve hareket-i merasimiyenin” engellenmesini emreden bir yazı gitmişti. Bundan habersiz olan birlik mensupları genel merkezlerini kırmızıyla donatıp bando eşliğinde Beynelmilel Marşı’nı çalarken polis sol dergi ve gruplara baskın yapmakla meşguldü. Sonuçta, işçilerin değil meydanlara çıkması, 1 Mayıs’ı bina içinde bile kutlamaları mümkün olmadı. Böylece “Mütareke Dönemi” denen işgal yıllarında bile, işgal güçlerinin izin verdiği 1 Mayıs anmalarına “milli hükümetin” izin vermemesi gibi garip bir durumla karşılaşılmıştı. Ancak daha kötüsü yoldaydı. 

TAKRİR-İ SÜKUN KANUNU VE 1925 1 MAYIS’I

Umum Amele Birliği’nin kapatılmasının ardından kurulan Amele Teali Cemiyeti 1925 yılında 1 Mayıs’ı kutlamaya karar verdiğinde siyasi ortam 13 Şubat 1925 günü patlak veren Şeyh Said İsyanı dolayısla gergindi. İsyanla mücadele gerekçesiyle 3 Mart 1925 günü çıkarılan ama ülkedeki tüm muhalif akım ve yayınları yasaklamak için kullanılan Takrir-i Sükun Kanunu yüzünden her türlü anma hükümetin iznine tabiydi. Bu yüzden Cemiyet yöneticileri 21 Nisan’da işçi nüfusunun daha fazla olduğu ve 1 Mayıs anmalarına dair bir geleneği olduğu için önce İstanbul Valiliği’ne başvurmuştu. Dilekçede 1 Mayıs’ın tatil günü olan cumaya rastlaması yüzünden “umumi menfaatlerin zarar görmeyeceği” belirtilmişti. Programa göre Cemiyetin Merkez-i Umumisi’nin önünde toplanılacak, konuşmalar yapılacak ve şiirler okunacaktı. Sonrasında amele temsilcileri Hükümet Konağı’nda Vali Süleyman Bey’i ziyaret ederek “amelenin hissiyat ve temenniyatının hükümet-i merkeziyeye arz ve iblağı ricasında” bulunacaktı. Sonra da Şişli ve Abide-i Hürriyet Tepesi’nde oyunlarla eğlenceler düzenlenecekti.

Programı inceleyen valilik Merkez-i Umumi önünde toplanılarak şiirler okunmasını ve toplu hâlde Eminönü-Karaköy üzerinden tramvay hattını takiben Abide-i Hürriyet Tepesi’ne gidilmesini uygun görmemişti. Cemiyet yetkilileri programı epey yumuşatıp (örneğin bando-mızıka bulundurmayacaklardı, cemiyet binası yerine Divanyolu’ndaki Cumhuriyet Gazinosu’nda toplanacaklardı) birkaç kez daha başvurdularsa da sonuç alamadılar. Sonunda Cemiyetin önünde değil içinde, kırmızı perde ve beyaz zemin üzerine siyah bir örs ve iki çekiç resmi bulunan bayraklarla süslü bir odada toplanan göğüslerinde kırmızı kurdeleler takılı ameleler “Türk Amelesi İrticaa Karşı Amansız Bir Mücadele Açmalıdır”, “Burjuvanın Zulmünü Protesto Ediyoruz”, “Bütün Dünya İşçileri Birleşiniz” ve “8 Saat İş 8 Saat İstirahat 8 Saat Uyku” yazılı pankartlarla, hükümete “selam gönderdiler” ancak cemiyet yayınlarından “Mayıs 1 Nedir?” başlıklı risalenin işçilere dağıtılması, cemiyet yöneticilerinin Ankara İstiklal Mahkemesi’ne sevk edilmesine yetti. Mahkeme 12 Ağustos 1925 tarihli kararıyla 38 kişilik bir grubu “komünistlik teşkilat ve propagandası yapmak suretiyle dahili emniyeti ihlal ve binnetice hükümet şeklini değiştirmeye matuf fiil ve hareketlerde bulunmak” suçunu işledikleri için 7 yıldan 15 yıla kadar kürek cezalarına çarptırdı. En ağır cezalar başlarına gelecekleri hissedip, mahkemeden önce yurtdışına kaçmayı akıl eden Şefik Hüsnü, Nazım Hikmet ve Hasan Ali’ye verilmişti. Mahkemede “Ne Garbın sendikalizmi, ne Şimalin Bolşevizmi” diye bağıran Cemiyetin Kâtib-i Umumisi Abdi Recep Bey, 10 seneye mahkum edilmişti. Böylece Milli Mücadele sırasında silah, para, mühimmat, araç, malzeme ve diplomasi için sonuna kadar kullanılan Sovyetler Birliği ve onun ideolojisi sosyalizm ile araya konan mesafenin boyutları da gözle görülür olmuştu.

1 Mayıs 1926’da işçiler, bu olaylardan aldıkları dersle tedbirli davranıp, 1 Mayıs’ın “dünya amelesince bir yevm-i mahsus” olduğunu söyleyen gazete makaleleri ile yetindiler. Bu uyumlu tavırlarının ödülü, sekiz ay önce ağır cezalara çarptırılan sendika önderlerinin affedilmesi oldu.

ATATÜRK DÖNEMİNİN SON KİTLESEL 1 MAYIS’I

1 Mayıs 1927’de yine Amele Teali Cemiyeti’nin önderliğinde yapılan kutlamaların en önemli unsuru “8 saat iş, 8 saat istirahat, 8 saat uyku” yazılı pankartlardı. Kutlamalarda okunan bir şiir demiryolu işçileri tarafından marş haline getirilmişti. Şiir şöyleydi: “Hoş geldin Bir Mayıs işçinin günü/Dağıt rüzgâr gibi gönülden gamı/Karakış günleri yansın kül olsun/Kırmızı çiçekli bahar uyansın/Hoş geldin Bir Mayıs ey ulu münci/Kurtuluş yolunun ilk dönemeci/Bir Mayıs bize şiar getirmiş/Yaşasın yaşasın sekiz saat iş/İş sekiz saat, uyku sekiz saat/ Sonra sekiz saat ders ve istirahat/ Bir Mayıs, Bir Mayıs ilk dileğimiz/Yaşatacak seni tunç bileğimiz.

1 Mayıs kazasız atlatılmıştı ama Ekim ayında zabıta cemiyetin defterlerine ve kayıtlarına el koydu, 1928’deki Şark Şimendiferler ve İstanbul Tramvay grevlerinden sonra da Cumhuriyet döneminin tek işçi örgütü, tüm uyum çabalarına rağmen ebediyete intikal ettirildi!

1929-1933 arasında herhangi bir kutlama yapıldıysa bile bu “yeraltında” olmalı, çünkü o yıllar “komünist tevkifatı” adı altında sosyalistlere, komünistlere kök söktürülen yıllar. Ancak 1934’te “Türk sanayisinin cihazlandırılması için” Ankara’da SSCB ile bir protokol imzalandığında bir Türk Saylavlar Heyeti (o yıllarda ‘milletvekili’ değil ‘saylav’ deniyordu), 1 Mayıs törenlerine katılmak üzere Moskova’ya ve Leningrad’a gitti! 1935’de Montreaux (Montrö) Boğazlar Sözleşmesi’nin arifesinde Boğazlar konusunda Türk tezlerine destek sağlamak için SSCB’ye giden bir başka Saylavlar Heyeti de Moskova’daki 1 Mayıs törenlerine katıldı. Daha da ironiği, 21 Mart 1935 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan “1 Mayıs Bayramını SSCB’’de geçiriniz” şeklindeki ilandı. Görülen oydu ki, hükümet için olay bir “diplomasi ve turizm” faaliyetiydi!

YIL 1935: 1  MAYIS’IN BAHAR BAYRAMI YAPILMASI

Yine de ilginçtir, 27 Mayıs 1935 gün ve 2739 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller hakkındaki Kanun’un 2. maddesinin c bendine göre, Bir Mayıs “Bahar Bayramı olarak tescil edildi. Kanunun esbab-ı mucibe lahiyasındaki cümle şöyleydi: “Yılbaşı olan 31 Aralık ve 1 Ocak günleri ile bahara başlangıç- sayılan 1 Mayıs’ın, bütün dünya milletlerince bayram olarak kabul edilmesi hasebile, bizde de bayram olarak kabulü derpiş edilmiştir.

Kanunun kabulünden önce Giresun Milletvekili Hakkı Tarık Us “Mayıs’ın birinci günü bir tatil günü olarak kabul ediliyor. Komisyon buna (Bahar bayramı) adını vermiştir. Anlamak istiyorum. Bunun esbabı mucibesi (yani sebebi) nedir, başka ad bulunamaz mı idi?” diye sorduğunda Dahiliye Vekili Şükrü Kaya “Memleketimizde tatil günlerimiz azdır. Çalışkan bir milletin istirahat hakkıdır. Bu sıhhi ve içtimai bir meseledir. Vaktile tatil günlerinde daha biz istirahatı bilmezdik. Onun için camianın uzun senelerden beri alışkın olduğu bu tatil günlerini çok görmeyelim” diye cevap vermişti. Hakkı Tarık Us “Çok görmüyorum. Bahar bayramı diyorsunuz, onu soruyorum” dediğinde de Şükrü Kaya “Mayıs baharın gelişidir. Memleketimiz çiftçidir. Bu ayda her taraf yeşillenir ve her tarafta zirai faaliyet artar. Siz ister mayıs bayramı deyiniz ister bahar bayramı deyiniz” diye soruyu savuşturmuştu. TBMM’nin sosyalist veya enternasyonalist fikirlere yakınlık duyan hiç üyesinin olmadığı tartışmaların bu noktada kesilmesinden anlaşılıyordu. Böylece Kemalist kadrolar, 1923’te İzmir İktisat Kongresi’nde kabul ettikleri “1 Mayıs’ın işçi bayramı olması” kararını fiilen çiğnemekle yetinmeyip, resmen de vazgeçiyorlardı. 

1940’ların klasiği, hükümetin diliyle “tescilli” komünistlerin her 1 Mayıs öncesinde evlerinden toplanıp 1 Mayıs geçene kadar gözaltında tutulmaları ve yasaklanmış (Mustafa Suphi’nin kurucusu olduğu) Türkiye Komünist Partisi’nin İstanbul örgütünce dağıtılan gizli bildiriler idi. 

DEMOKRAT PARTİLİLERİN 14 MAYIS TEKLİFİ

14 Mayıs 1950’de, CHP’den doğma Demokrat Parti (DP) ezici bir çoğunlukla iktidara geldikten çok değil iki ay sonra DP’nin Erzurum Milletvekili Emrullah Nutku, bayramlarla ilgili kanunda değişiklik talep etti. Nutku “milli tarihimizde hiç ilgisi olmayan 1 Mayıs Amele Bayramı’nın yurdumuzda Bahar Bayramı olarak resmî tatil günü kabul edilmesinin âmme vicdanında nahoş akisler hâsıl ettiği malumdur. Bu Komüntern’in işiydi, o zaman komünizmin nasıl bir tehlike olduğu anlaşılamamıştı” diyordu. Okuyanın ilk hamlede “DP milletvekili bu isim değişiminin yanlışlığına işaret ediyor” diye hayret edeceği bu cümlelerin asıl maksadı, 1 Mayıs Bahar Bayramı’nın kaldırılarak yerine DP’nin iktidara geldiği 14 Mayıs gününün resmî tatil kabul edilmesini idi. Ama neyse ki Nutku’nun teklifi reddedildi. 

TÜRK-İŞ’TEN BAYRAMI 6 EYLÜL’E TAŞIMA ÖNERİSİ

Artık Bahar Bayramı olduğu halde iktidarın gözünde rahatsızlık kaynağı olan 1 Mayıs’ın kaldırılmasını ikinci teklif eden, ne ilginçtir ki, 6 Eylül 1952’de kurulan ve DP döneminin en tipik eylemlerinden biri olan Komünizmi tel’in mitinglerinin başını çeken “sarı sendika” Türk-İş olacaktı. Şu satırlar dönemin gazetelerinden: “Türk-İş’in İzmir’deki birinci genel kurul toplantısında bu husus müzakere edilmiş ve neticede [komünistlerin kutladığı] 1 Mayıs yerine [Türk-İş’in kuruluş tarihi olan] 6 Eylül tarihinin işçi bayramı olarak kabul edilmesi uygun görülmüş ve bu hususta hükümete müracaat yapılması kararlaştırılmıştır. Konfederasyonumuz bu talebi 10 Aralık 1952 tarihinde Çalışma Vekâletine arz etmiştir. Vekâletin bu arzumuzu yerine getireceğinden şüphe etmiyoruz. Konfederasyon olarak işçi arkadaşlarımıza bazı tavsiyelerde bulunmayı uygun görüyoruz: İşçi arkadaşlarımız 1 Mayıs bayramına iştirak etmesinler ve sebeplerini anlatsınlar.” Neyse ki bu talep kabul edilmedi ama 1 Mayıs’ın geleneğe uygun kutlanmasına da izin verilmedi. Nitekim 1950’li yılların gazetelerinde yılın değişik günlerinde, uzunlu kısalı Gülhane Parkı’nda Bahar Bayramı veya Bahar ve Çiçek Bayramı adıyla kutlamalar yapıldığı görülüyor. 

MENDERES’İN 1 MAYIS 1960 NUTKU

Ancak ilk kez Mehmet Ö. Alkan 2011’deki Eski Defterler programında bile getirdiği bir bilgi çok ilginç. 1 Mayıs 1960 günü DP Hükümeti’nin Başbakanı Adnan Menderes Saraçhane’deki belediye binasında yapılan ve radyodan yayımlanan kısa konuşmasında şöyle seslenmiş halka:

“Bugün 1 Mayıs İşçi Bayramı, işçi kardaşlarımıza elemsiz, kedersiz birçok bayramlar idrak etmelerini ve onların refah ve saadetini temenni ederken, bu gayede kendilerine her zaman yardımcı olmanın en aziz emelimi teşkil ettiğini ifade etmek isterim.”

Elbette bu konuşma Menderes aleyhine kullanılmıştı hemen. Milliyet gazetesinde bu bayramın Sovyetler Birliği ve onların “komünist peyklerinde” kutlandığı; Forum dergisinde Marksist Sosyalistler ve Koministler için İşçi bayramı olduğu ve Solcu işçilerin “dünya ihtilali” gayesiyle birleşerek bayram yaptıkları gün olduğu yazılıyor ve “1935’te Türk Kanun koyucusunun 1 Mayıs’ı ‘bahar bayramı’ olarak ilan edişinin sebebinin de, beynelmilel işçi hareketlerinin Türkiye’de de sınıf mücadelesi şuurunu yaratmak için böyle bir günü kendilerine mal etmesine meydan vermemekten ibaret olduğu” belirtiliyordu. 

Bu konuşmadan çok değil 26 gün sonra 27 Mayıs 1960’da ordu yönetime el koyacak, ardından bir dizi yasak yürürlüğe girecekti ama konumuzla doğrudan ilgili olay bu sefer darbecilerin örgütü Milli Birlik Komitesi’nin de 1 Mayıs Bahar Bayramı’nı kaldırarak yerine 27 Mayıs’ı Millî Birlik ve Hürriyet Bayramı yapmak için kanun teklifi vermesiydi. 

27 MAYIS DARBECİLERİ 1 MAYIS’TAN RAHATSIZ

“Devrim kanunlarını” hazırlayan komisyon bu talebe şöyle itiraz etmişti: “Mayıs ayında 1 Mayıs Bahar Bayramı ile 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı da vardır. Bu bayramların ihdas sebepleri malûm bulunmaktadır. Bilhassa 1 Mayıs dünya devletlerinde İşçi Bayramı olarak kabul edilmiş bulunması ve bugün memleketimizde de işçiye tanınma yoluna gidilen hak ve hürriyetler dolayısıyla bu bayramın kaldırılması mahzurlu mütalâa edilmiştir.” Bu sağduyulu cevap ile 1 Mayıs’ın aslında bahar bayramı değil işçi bayramı olduğunu hatırlatılıyordu darbecilere…

Temel hak ve özgürlüklere yaptığı vurgu yüzünden, ‘demokratik anayasa’ olarak nitelenen 1961 Anayasası’nın 46. maddesine göre, çalışanlar ve işçiler izin almaksızın, sendikalar ve sendika birlikleri kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten ayrılma hakkına sahiptiler. 47. maddede ise, işçilerin toplu sözleşme ve grev hakkına sahip oldukları belirtiliyordu. Aynı maddelere göre, devlet bu hakların kullanımını düzenleyen kanunları çıkaracaktı. Ancak işçilere 1 Mayıs bayramını bile çok görenlerin elbette bu kanunları çıkarmaya da pek gönülleri yoktu. Nitekim 28 Ocak 1963 günü başlayıp kesintilerle yaklaşık 100 gün süren efsanevi Kavel Grevi’nden sonra adeta mecburen kabul edilen 24 Temmuz 1963 tarihli Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt Kanunu’nun kabul tarihi olan 24 Temmuz, işçi sınıfına 1 Mayıs’ın yerine bayram olarak dayatıldı ve bu tarihten itibaren 1 Mayıs tam 12 yıllığına unutuldu. Halbuki Kavel grevine ilgisiz kalan ‘sarı sendika’ Türk-İş’ten ayrılan sendikacılar, 13 Şubat 1967’de DİSK’i (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) kurmuşlardı.

YIL 1975: TKP-DİSK ELELE GELENEĞİ CANLANDIRIYOR

İşçi sınıfının hafızasının canlandığını, 1 Mayıs 1975’de, Mustafa Suphi’nin TKP’sinin İsmail Bilen liderliğinde özellikle DİSK üyesi Maden-İş Sendikası’nda etkinleşmesiyle ilintili olarak DİSK’in girişimiyle Tepebaşı Gazinosu’nda yapılan salon kutlamasıyla farkettik. Ancak buna Adalet Partisi (AP) lideri Süleyman Demirel liderliğinde kurulan I. Milliyetçi Cephe Hükümeti’nin sıcak bakması düşünülemezdi. Nitekim 10 Haziran 1975’te basında AP’nin Uşak Eski Milletvekili Fahri Uğrasızoğlu’nun, bayram günlerinin çok fazla olduğundan bahisle dini bayramları kısaltma önerisi tartışılırken Necmettin Erbakan’ın Milli Selamet Partisi’nin (MSP) Tokat Milletvekili Hüseyin Abbas “Haftada 1 gün Cuma tatili için senede 50 küsur günün heba edilmesine göz yumulmamışken, bizimle hiç alâkası olmayan ve 1 Mayıs Bahar Bayramı adı altında ve aslında yalnız Sovyet Rusya’nın uyguladığı bayram gününü kaldıralım teklifini verecek ama teklif kabul edilmeyecekti. Böylece 1 Mayıs bir türlü işçi bayramı olamamakla birlikte bahar bayramı adıyla tatil günü olmaya devam edecekti.

1 Mayıs 1976’da, çeşitli sol örgüt ve partilerin liderliğindeki işçiler, emekçiler ve onların dostları, İstanbul Taksim Meydanı’ndaki 150 bin (bazılarına göre 400 bin) kişilik mitingle, resmen olmasa bile fiilen 1 Mayıs’ı enternasyonalist anlamda bir “işçi bayramı” yapmayı başardılar. 

Ressam Orhan Taylan’ın, DİSK yöneticilerinin talebi üzerine 24 saatte çizdiği ve AKM’nin üstüne asılan devasa 1 Mayıs afişi ile, müzisyen Sarper Özsan’ın 1974’te Bertolt Brecht’in Maksim Gorki’nin Ana romanından tiyatroya uyarladığı oyun için bestelediği 1 Mayıs Marşı, 1976’dan itibaren 1 Mayıs bayramının ülkemizdeki en önemli sembollerinden biri oldu.

“KANLI 1 MAYIS” 1977 VE SIKIYÖNETİMLİ 1 MAYIS’LAR

DİSK’in çağrısıyla bu sefer 500 bini aşkın kişinin katıldığı 1977’deki kutlamalar ise tarihe “Kanlı 1 Mayıs” olarak geçti, çünkü karanlık güçlerin açtığı ateş sonucu (bugünkü bilgilerimizle 34 değil) en az 41 kişi ya ezilerek ya da kurşunlanarak öldü, öldürüldü, yüzlerce kişi yaralandı. 

Ertesi yıl kitleler yine Taksim’deydi ancak bu sefer, DİSK’in bazı sendikalarının ve TKP eğilimli demokrat örgüt ve gençlik örgütlerinin ağırlığına karşılık, katılan sendikalı işçilerin oranı daha azdı. Yasaklı olan TKP’nin pankart açması DİSK içinde de tartışmalara neden olmuştu. 

Ülkenin büyük bir ekonomik krizle boğuştuğu, halkın temel ihtiyaç maddelerini temin için kuyruklarda çile doldurduğu, işçilerin hakları için grevlere çıktığı, 800’den fazla kişinin siyasi cinayetlere kurban gittiği 1979 yılının 1 Mayıs’ı, Kahramanmaraş Katliamı üzerine 26 Aralık 1978 günü 13 ilde ilan edilen sıkıyönetim koşullarında olsa da kutlanacaktı ancak Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından İstanbul’da yasaklandı, ayrıca o gün sokağa çıkma yasağı da kondu. Bunun üzerine, Türkiye çapındaki kutlamalar İzmir’de Konak Meydanı’nda yapıldı. İstanbul’da, yasağı protesto için sokağa çıkan yüzlerce kişi gözaltına alındı. 2 Mayıs 1979 tarihli Akşam gazetesine göre sadece İstanbul’da değil başta İzmir olmak üzere sıkıyönetim bölgesi dışında 17 il ve 9 ilçede 1 Mayıs törenlerle kutlanmıştı. Şunu da not edelim, o yıl “Milli Görüş” çizgisindeki Hak-İş, 1 Mayıs’ı geleneksel olarak “komünist bayramı” diye nitelemekle kalmamış, üstüne bir de Yahudi ve müşrik bayramı olarak lanetlemişti.

Sıkıyönetim Komutanlığı 1980’de İstanbul’da ve İzmir’de kutlama yapılmasını yine yasaklandı. Ama siviller askerlerden farklı düşünmüyordu. Nitekim DİSK’in 1 Mayıs’ı Taksim Meydanı’nda yapacağı bir mitingle kutlama kararını duyurması üzerine 18 Nisan’da Başbakan Demirel bir gazetecinin sorusu üzerine”bu memleketin sokaklarında Lenin’li, Stalin’li, orak-çekiçli bayrakla gezme hakkı kimsede yoktur. Türk büyükleri var. Türk bayrağı var herkes onu taşısın. Kimseyi bu memleketin sokaklarında Lenin’in, Stalin’in, Marks’ın resimleri ellerinde, orak-çekiçli bayrakla gezdirtmeyiz. Bu sadece benim görevim değil, her Türk vatandaşının görevi. Bunun hürriyetle falan alakası yok, bozgunculuğun ta kendisidir. Bu görevi yapmayı bizden herkes istemelidir. Burası Türkiye, burası bizim memleketimiz, devlet de Türkiye Cumhuriyeti devletidir” diyerek kadim zihniyeti pek güzel özetlemişti. Yine de DİSK, sıkıyönetim ilan edilmeyen Mersin’de kutlama yaptı. 

TERCÜMAN: “1 MAYIS ARTIK KABUS DEĞİL”

12 Eylül 1980 cuntasının ilk işi de 1 Mayıs’ı tatil günü olmaktan çıkarmak oldu. 2 Mayıs 1981 tarihli Tercüman gazetesinin başlığı asker-sivil mutabakatının halet-i ruhiyesini anlatıyordu: “1 Mayıs artık KABUS değil!” Haberde “Yıllar sonra 1 Mayıs’ı normal gün gibi geçirdik. Bütün yurtta hayat normaldi ve herkes huzur içindeydi. Fotoğrafta, komünistlerin 1 Mayıs Alanı adını vermeye kalkıştıkları Taksim Meydanı’nın dünkü huzurlu hali görünüyor” diye yazıyordu. Tercüman yazarı Rauf Tamer 1982, 1983, 1984, 1985 yıllarının 2 Mayıs’larında aynı minvalde yazılar yazmaya devam edecekti. 

1986 yılında ilk kez TBMM’de 1 Mayıs’ın bir hak olduğu konusu tartışılmaya başladı. Tartışmaları 1983 yılında siyasi parti faaliyetleri serbest bırakılınca, 6 Haziran 1983’te Erdal İnönü başkanlığında kurulan Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP) milletvekilleri açtı ancak 

“1 Mayıs’ı kutlamak isteyenlere Moskova yolu açıktır. Türkiye’de 1 Mayıs’ı kutlatmayız. Beceremezsiniz. Anayasa’yı çiğnetmeyiz. Anayasa’ya rağmen bayram yaptırmayız” cevabını aldılar. (1982 tarihli “darbe” anayasasına göre 1 Mayıs Bahar Bayramı idi.) 

İŞÇİ SINIFI YENİDEN ALANLARDA

1987’de yedi yıllık aradan sonra sendikalar öncülüğünde bazı milletvekilleri, aydın, sanatçı ve bilim adamları ile birlikte yaklaşık 1000 kişilik bir grup Taksim Anıtı’na 1 Mayıs şehitlerini anmak üzere çelenk bırakmak istediler. Polis sadece milletvekillerinin araçla anıta ulaşmasına izin verdi. 1 Mayıs 1988’de bir grup sendikacı Taksim meydanında 1 Mayıs’ı kutlamak için bir tertip komitesi oluşturmuş ve Valiliğe başvurmuştu. Tertip komitesinde olan Aziz Çelik’in anlattığına göre Valilik talebi reddedince, komite Sıraselviler’den Taksim’e yürümek istemiş, fakat sadece bir kaç milletvekili geçebilmişti bariyerleri. Geri kalanlar polis tarafından ağır biçimde coplanmış ve çiğnenmişti. 1 Mayıs 1989’da Taksim’de bir araya gelen kitleye de polis saldırdı. Bu sefer kan da döküldü ve Mehmet Akif Dalcı isimli bir işçi yaşamını yitirdi. 1 Mayıs 1990’da yine Taksim’e yürümek isteyenlere izin verilmedi. Çıkan çatışmada ODTÜ öğrencisi Gülay Beceren felç oldu. 

1996’da İstanbul’da 1980 sonrasının en kitlesel mitingi gerçekleştirildi. Kadıköy’ü dolduran yaklaşık 150 bin kişi toplandı ama yine açılan ateş sonrası üç kişi yaşamını kaybetti. İzleyen yıllarda da emekçiler ve emek dostları, Kadıköy ve ardından şişli Abide-i Hürriyet Meydanında, kitlesel katılımlarla yapılan kutlamalarda, bayramlaştılar, taleplerini dile getirdiler… 1 Mayıs 2007’de yaşananlar demokrasinin bu topraklara uğramaya henüz niyeti olmadığını göstermişti.

Nihayet 2008’de 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü olarak kabul edildi fakat AKP Hükümeti, Türk-İş, DİSK ve KESK’in 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama talebine izin vermedi. Buna rağmen 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak için toplananlar yoğun bir baskı ile gaz ve su ile karşı karşıya kaldılar. 2009’da 1 Mayıs resmi tatil günü oldu fakat DİSK ve KESK’in Taksim’de kutlama için girişimine yine izin verilmedi Ancak bütün engellemelere rağmen binlerce insan barikatları aşarak Taksim meydanına çıktı ve 1 Mayıs’ı kutladı. Böylece Taksim yasağı kırılmış oldu. 2010, 2011 ve 2012’de Taksim’de yığınsal kutlamalar yaşandı. Özellikle 2012 kutlaması devasa bir hükümet protesto eylemine dönüştü ancak hiç bir olumsuz olay yaşanmadı. Buna rağmen 2013 yılında AKP Hükümeti, 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasını önlemek için önce “inşaat var” bahanesine sığındı, ısrarın ciddiyetini anlayınca da 30 bin polisi Taksim’e çıkan yollara yığdı. Beşiktaş ve Şişli’de toplanan gruplara polis tazyikli su ve biber gazı sıktı. Gün bittiğinde, 72 kişi gözaltına alınmış, 25 eylemci, altı gazeteci ve 22 polis yaralanmıştı. 27 Mayıs 2013’te AKP Hükümeti’nin başı Erdoğan’ın adeta kişisel ısrarıyla Taksim’deki Gezi Parkı’nda Topçu Kışlası inşa etme girişimine karşı başlatılan Gezi eylemleri buna da tepkiydi. O tarihten sonra Taksim’de kitlesel kutlamalar yapılamadı.

Taniel Varujan’ın şiirine Osmanlı ülkesindeki ilk şiir deyince, sondaki Nezihe Yaşar şiirini de Türkçe ilk şiir diye nitelememiz iyi olur belki. Yazımızı Yaşar Nezihe (Bükülmez) Hanım’ın 1923’te yazdığı (muhtemelen bu konudaki ilk Türkçe ) şiirle bitirelim:

1 MAYIS

Ey işçi…
Bugün hür yaşamak hakkı seninken

Patronlar o hakkı senin almışlar elinden.

Sa’yınla edersin de “tufeyli”leri zengin
Kalbinde niçin yok ona karşı yine bir kin?

Rahat yaşıyor, işçi onun emrine münkâd;
Lakin seni fakr etmede günden güne berbâd.

Zenginlere pay verme, yazıktır emeğinden.
Azm et de esaret bağı kopsun bileğinden.

Sen boynunu kaldır ki onun boynu bükülsün.
Bir parça da evlatlarının çehresi gülsün. 

Ey işçi…
Mayıs birde bu birleşme gününde
Bişüphe bugün kalmadı bir mani önünde…

Sayende saadetlere mazhar beşeriyet;
Sen olmasan etmezdi teali medeniyet.

Boynundan esaret bağını parçala, kes, at!
Kuvvetedir hak, hakkını haksızlara anlat.

Özet Kaynakça: Mehmet Ö. Alkan,“Chicago’dan İstanbul’a, Haymarket’ten Taksim’e: 1 Mayıs tarihinin izinde…”, Toplumsal Tarih, Mayıs 2011, sayı 209, s. 18-26; Zafer Toprak, Türkiye’de İşçi Sınıfı 1908-1946, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2016; Ahmet Seren-Zafer Toprak “Türkiye İşçi Sınıfı ve Tarihte 1 Mayıslar (1906- 1925)”, Yurt ve Dünya, Mayıs 1977, sayı 3, s. 393- 412; Osmanlı’dan Cumhuriyet Türkiyesi’ne İşçiler 1839-1950, derleyenler: Donald Quataert & Erik Jan Zürcher, Erik Jan, İletişim Yayınları, 2007; M. Şehmus Güzel, Türkiye’de İşçi Hareketi 1908-1984, İmge Kitabevi, 2016; Yıldırım Koç, Türkiye İşçi Sınıfı Tarihi: Osmanlı’dan 2016’ya (Özet), Kuzgun Kitap, 2016; Sabahın Sahibi Var: 2004’ten 2011’e 1 Mayıs Alanı’nı Geri Alma Mücadelesi, derleyen: Rauf Kösemen, DİSK Yayınları, 2012; Ahmet Makal, Ameleden İşçiye: Erken Cumhuriyet Dönemi Emek Tarihi Çalışmaları, İletişim Yayınları, 2015; Meclislerde 1 Mayıs Tartışmaları, Petrol-İş Yayınları, 2009.