Kentlerin Olmazsa Olmazı: Festivaller

Hemen her konuda, her yaştan her kesimden insana erişen festivaller, kentlerin olmazsa olmazı… Öyle ki bir kentin kültür sanat yaşamına bakarak o kentin nasıl nefes alıp verdiğini, nitelikli bir günlük yaşam kurup kuramadığını, o kentte yaşanan toplumsal ilişkilerin özelliklerini incelemek olası. Ve elbette Türkiye gibi tarihsel süreci boyunca pek çok kültürle iç içe yaşamış coğrafyalarda festival zenginliği, bu tür yapısal incelemeler için büyük şans. 

Elbette düzenlenen festivallerin sayısı, kültür sanat dolaşımının yoğunluğu ve gücü için temel bir gösterge olmaz. Festivalin baştan sona hazırlığı, üretime katkısı ve etkinliklere erişimin demokratik ve adil biçimde yürütülmesi büyük önem taşıyor. Üstelik bir festivali kapsamı ne olursa olsun baştan sona var edebilmek ve sürdürülebilir kılmak da hiç kolay değil. 

İbrahim Giritlioğlu, Atınç Olcay, Yakup Kemal Özekici “Bir Turizm Çeşitliliği Olarak Festival Etkinliklerinin Sınıflandırılması: Türkiye Üzerine Bir Değerlendirme” adlı çalışmalarında  Türkiye’de yılda toplam 1254 festival düzenlendiğini bulgulamışlar. (Bu çalışmadan sonra Türkiye’deki festivalleri içeren kapsamlı başka bir çalışmaya rastlamadık.)  “Kültür” temalı festivaller yılda 508 adetle en çok düzenlenen etkinlikler. Türkiye’nin çok kültürlü bir yapıya sahip olması kültür temalı festivallerin birinci sırada yer almasının muhteme nedeni.  Sonraki sıralarda 284 festival ile sanat, 205 ile yiyecek-içecek ve 127 ile spor temalı festivaller geliyor. 2016’da yapılan bu araştırmanın sonuçları sekiz yıl sonra niceliksel olarak değişiklik gösterebilir ancak festival çeşitliliği açısından Türkiye’de ekonomik sorunların son dönemde ciddi biçimde artmasına karşın büyük bir değişiklik olduğunu söylemek güç.

KENT VE FESTİVAL İLİŞKİSİNE DAİR

Festivallerin özellikle de kültür-sanat yaşamımızda bunca yer kaplamasından hareketle bu dosyada festival ve kent ilişkisini ele alıyoruz. Bir festivalin hazırlık süreci, karşılaştığı engeller, aldığı destekler, toplumdaki algılanışı üzerine hazırladığımız soruları alanın önemli isimlerine ve farklı festivallerin kurucu/ yöneticilerine sorduk. Sanat etkinlikleri konusunda birikimli isimlerden Yunus Özdemir ve Esat Aydın, Uluslararası Frankfurt Türk Filmleri Festivali Türkiye Koordinatörü Serap Gedik, Engelsiz Filmler Festivali yönetmeni Kıvanç Yalçıner, Mitoloji Festivali kurucu ve yürütücüsü Gülşah Elikbank ve Nilüfer Belediyesi Kültür Sanat İşleri Müdürü Nejla Aslan dosyamıza katkı sunan isimler oldu.

Sanat etkinliklerinin önemli isimlerinden Türkiye Halk Oyunları Federasyonu Mersin il temsilcisi, eğitimci  Yunus Özdemir, özellikle baharda kentlerin üretim ilişkilerinden kaynaklı yöreyle bütünleşmiş festivallerin bir bir gerçekleştirildiğini söyledi ve şöyle devam etti: “Diyarbakır karpuz festivali, Gaziantep Altın Fıstık festivali, Tarsus Üzüm Festivali ve son olarak Mersin’de düzenlenen uluslararası Narenciye Festivali gibi etkinlikleri sayabiliriz. Bu festivaller kentin sosyal yaşamından, kültürel ve ekonomik yaşamına kadar son derece büyük katkılar sağlamaktadır.”

Özdemir, festivallerin düzenlenmesinde farklı amaçlar olduğunu belirtti:Bazen üretim ilişkilerinden gelen gelir kaynaklarını artırabilmek bazen bölgesinde yaşayan üreticilerin ürettikleri ürünlerin dalında kalmaması adına hem üreticiye hem de halka ekonomik anlamda katkıda sağlamak gibi bir işlevi olmaktadır. Ayrıca birkaç farklı nedenle festival düzenlenir, bunları şu kategorilere de ayırabiliriz: Geleneksel ürün festivalleri, bazı illerin sosyo ekonomik ve kültürel yapılarından kaynaklı film festivalleri, müzik festivalleri, tekstil ve moda festivalleri gibi… Kendi illeriyle sembolleşmiş festivallerimiz vardır: Adana Altın Koza film festivali, Antalya Altın Portakal Film Festivali, Mersin Uluslararası Müzik festivali, Adana Sabancı tiyatro festivali… Kültür turizmi, kent ekonomisine katkı ve belli süreler içinde istihdam katkısı da yaratarak çok geniş bir toplumsal yarar sağlamaktadır.” dedi.

“HER FESTİVALİN HAZIRLIĞI HASSASİYET İSTER”

Festivallerin hazırlık aşamalarında yerel yönetimlerin desteğinin çok önemli olduğunu ifade eden Özdemir süreci şu şekilde özetledi: “Festivallerin düzenleme veya yürütme kurulu üyeleri, bazen valilik bazen de kaymakamlıklara başvurup ilgili belediyelerden destek talebinde bulunurlar. Belediyeler de belediye meclis kararlarıyla festivallere bütçelerine göre destek verme kararları alırlar. Tabii bu destekler her zaman yeterli olmamaktadır. Çünkü bazen düzenlenen festivallerde yer alacak sanatçı, yazar, çizer veya müzik topluluklarının söz konusu yerel yönetimin genel politik yapısına uygun olup olmamasına göre yeterli destek verilmeyebilir. Kültür Bakanlığınınsa yerel festivallere herhangi bir desteği söz konusu değil. Ancak Kültür Bakanlığı genellikle bakanlığın bakış açısına göre kendi festival çalışmalarını yürütmektedir.  Ayrıca ilk defa bu yıl geliştirdikleri Kültür Yolu festivalleri önemli bir bakış açısı katmıştır.”

Festivalin hazırlık sürecinin her zaman zor olduğunu söyleyen Özdemir bunu ilk anda seyirci beklentisine bağladı. “Birçok insan özlemle beklediği festivalin içeriğine göre, özlediği sanatçı veya toplulukları görebilme heyecanı yaşar.  Bu nedenle her festivalin hazırlığı çok büyük hassasiyet ve önem arz eder.  Ürün festivallerindeyse üreticiler, kendi ürünleri toptan satın alınacak mı heyecanını taşır.”

Festivalin maliyeti ise önemli konu başlıklarından biri. “Bir festivalin maliyeti çok görecelidir.” diyen Yunus Özdemir görüşlerini şöyle aktardı: “Öncelikle festivalin kimliği ve yapısıyla alakalıdır. Örneğin ürün destekli bir festival ise üreticinin o yılki ürününü ne kadara mal ettiğine bağlıdır.  Kültür sanat festivali ise o yıl getireceğiniz sanatçının ya da müzik topluluklarının popülaritesine göre değişkenlik gösterebiliyor. Bu bağlamda herhangi bir rakam telaffuz ederek bir maliyet söylemek mümkün değil. Ancak maddi olarak zorlanan anlar olur. Örneğin ödeme taahhüdünde bulunmuş herhangi bir kurum, kuruluş yerel yönetim vb. söz konusu taahhüdünü bazen belirtilen günden çok sonra ödemek durumunda kalabiliyor. İşte tam da bu zaman da çok ciddi sıkıntılar yaşanabiliyor.”

Festival tamamlandığında geriye hedef kitleye ulaşıp ulaşmadığı kalır. Yunus Özdemir’e göre “Harcanan emeğe, gösterilen çabaya ve çıkan maliyetlerin karşılanmasına son derece değiyor çünkü Türkiye’deki toplumsal amaçlı yapılan bütün etkinliklerin arasında festivaller herkese eşit olarak ulaşabilen en büyük sivil toplum organizasyonlarıdır.”

“HER GÜN BİR ÖNCEKİ LİSTELER DEĞİŞİR”

Bu yıl 11. kez düzenlenen Uluslararası Frankfurt Türk Filmleri Festivali Türkiye Koordinatörü Serap Gedik ise hazırlık sürecinin 6 ilâ 9 ay arasında değiştiğini belirtti. Gedik hazırlık sürecini şöyle açıkladı:  “Bu dönem film yarışmalarının hazırlığı, jüri tespitleri, mekân görüşmeleri, onur ödülleri için aday bulunması, gelecek konukların tespiti ve otel ulaşımlarının düzenlenmesi, Kültür Bakanlığı ile sponsor görüşmelerinin yürütülmesi ile geçen hareketli, bir o kadar zor ve sıkıntılı dönemdir. Her gün bir önceki günkü listeler değişir. Verilen sözlerden dönenler olduğu için her kalemde birden fazla  çözüm üretilir. Sinirlerin farklı gerildiği bir zaman dilimi denebilir.”

Festivalin ekonomisinin de şehir, ülke, süre ve kapsama göre değiştiğini belirten Gedik, “5 günlük bir festivalle 10 günlük festival kıyaslanamaz. O nedenle bir rakam söyleyemem. Bir festivalin maliyetini oluşturan birçok kalem gideri vardır. Bu kalemler ekonomik koşullara göre 6 ay öncesinden tahmini hesaplanarak  geçici bütçeler hazırlanır. Türkiye de her an fiyat farklılıkları oluşuyor. Örneğin gelecek oyuncunun uçak biletini 15 gün önce almanızla 3 gün önce almanız arasında büyük fark olabiliyor. Ama oyuncunuz setten izin alamayabilir veya son anda gelebilir. Bu en küçük örnek. Festivali düzenleyen yönetim kadrosu  en az hata ile bütçelerini oluşturmak için uğraşır. Yoksa maliyetler festival hazırlıklarını zora sokar.” diye açıkladı.

Kuşkusuz festival destekleri her alanda önemli. Desteklerin resmi kurum ve kuruluşların yanı sına  çeşitli iş dallarından sağlandığını söyleyen Serap Gedik, özellikle bakanlık bütçelerine değindi: “Kültür bakanlığının ayırdığı bütçe ile festival yapmak olanaksız. Tabii bölge belediyesi de destekliyor, bu destekler maddi ve ayni oluyor. Bu iki destek de istenen düzeyde bir festivale yetmez. Bölgedeki iş insanlarının desteklemesi şart. Bir de yerel firmaların destekleri oluyor. Belediye ve bakanlık haricindeki destekler bu kuruluşların reklamları için yapılan desteklerdir. Bu reklamlar çok önemlidir. Sadece kendi bölgelerinde değil ülkenin her yanında reklamları yapılmış oluyor. Bir de değişmediyse vergiden de düşülüyor.” dedi. Yerel yönetimlerin destekleri konusundaysa deneyimlerini “Belediyenin desteklemediği bir festival izinlerde büyük zorluklarla karşılaşacaktır. Bazı küçük belediyeler festivallere izin, şehir içi ulaşım, kendi mekânlarının kullanımı gibi ayni destek verebiliyor; bu 2 günlük küçük bir festival için cazip olabilir ama yapılan işe festival demek biraz zor.” şeklinde aktardı. 

“YÖNETİM DEĞİŞİRSE HER ŞEYE YENİDEN BAŞLAMAK ZORUNDASINIZ”

“Kapsamlı festivallerde belediye ve bakanlık desteğinin yeterli olmadığını” aktaran Serap Gedik, yerel yönetimlerin bu konudaki etkisini “Bakanlığın  festivallere bakış açısı hakkında bir şey diyemeyeceğim. Açılış öncesi yapılan sunumların yerine gelmesi konusunda çok titizler. Festival öncesi tüm akış bakanlığa gönderilir, incelemeler yapar, eksikleri isterler. Ona göre kurula girer. Zaten tek bakış açısından çok taraflı bir festivali  kurul kabul etmez diye düşünüyorum. Bunun dışında  baskı görmedim.” şeklinde açıkladı ve şöyle devam etti: “Bazı bölgelerde gördüğüm kadarıyla belediyeler her aşamasında var olmak istiyorlar. Bu da festival ekibini zorluyor. 4 -5 sene boyunca belediyeye sinemanın ne olduğunu öğretiyorsunuz,  sonra yönetim değişiyor. Her şey yeniden başlıyor ne yazık ki. Ama her belediye için bu geçerli değil.”

“Peki festival katılımları konusunda durum nasıl?” şeklindeki sorumuza “Festival katılımı birçok bölgede  çok iyi, bazı festivallerde ne yazık ki gösterimlerde ücret alınmaya başladı. Bu, seyirci sayısını etkiliyor. Ama bu düşüş çok değil.  Bence harcanan her emek sanat için değer. Sanatın olmadığı yerde insanlar mutsuz ve huzursuzdur. Bakış açıları dar ve yetersizdir.  Bence her festival yeterli olmasa bile sanat ile çevre insanını buluşturuyor. Çevre halkına farklı yaşamları tanıtıyor. Yeterli mi, tabii ki yetersiz  ama başka açıdan bakarsak festivaller olmazsa bu insanlara dokunmak için hiçbir imkânımız olmayacak.” şeklinde yanıt verdi. 

Festival organizasyonu konusunda çok deneyimli isimlerden Esat Aydın da bu çok yönlü işleve dikkat çekti. Festivallerin kent yaşamına ve toplumsal yapıya çeşitli katkılarda bulunduğunu belirten Aydın, “Ulusal ya da uluslararası sanat sahnesinde kültürel çeşitliliği ve sanatı teşvik ediyor. Yerel sanat ve kültürü ön plana çıkaran etkinliklerle kentin kültürel dokusunu güçlendirip değer yaratıyor. Festivaller kentlerin kültürel kimliğini de oluşturuyor ve çekiciliğini artıyor.” dedi. Aydın dünyadan pek çok örneğin verilebileceğini aktardı: “Örneğin, Edinburgh Festival Fringe, sahne sanatları odaklı dünyanın en büyük sanat festivallerinden biri.  Rio Karnavalı, Brezilya’nın kültürel zenginliğini ve coşkusunu yansıtan devasa bir sokak festivali. Dünya çapında Cannes Film Festivali, bizde de İstanbul Uluslararası Film Festivali, İstanbul Bienali var, farklı disiplinleri kapsayan uluslararası bir etkinlik… Efsane müzik festivali Barışarock amacı ve etkisiyle hâlâ aşılabilmiş değil. Ayrıca Balıkesir Edremit‘te yapılan  Zeytinli Rock Festivali de ülke gündeminin en önemli festivallerinden biriydi. Nilüfer Müzik Festivali, Bodrum’da Gümüşlük Müzik Festivallerini de pas geçmeyelim. Tüm bu örnekler sanatın toplum üzerindeki etkilerini ve farkındalığı artırmayı hedefleyen kenti kültürel anlamda zenginleştiren ve uluslararası sanat çevreleriyle etkileşimi artıran, yerel ekonomi ve turizmi canlandıran örnekler.” 

FESTİVALLERİN EN ÖNEMLİ SORUNU: MALİYETLER

Yerel yönetimlerinse festival destekleri yoluyla kendilerinin oluşturduğu politikaların tanıtımına yönelik bir unsur olarak gördüklerini belirten Esat Aydın, “bu sayede toplumsal katılımın artırılması da festivallerin başarılı bir şekilde organize edilmesinde önemli rol oynuyor. Bunu aynı zamanda kent ekonomisine katkıda bulunarak oluşturan tarafları da var yerel yönetimlerin.  Bu destekler genellikle finansal olarak festivallere bütçe ayırma, altyapı desteği sağlama, mekan sağlama, güvenlik önlemleri, izin ve organizasyon yardımı gibi şekillerde de olabiliyor.” şeklinde belirtti ve devam etti: “Ancak bazı durumlarda bu destekler yetersiz kalabiliyor, özelde Manisa Mesir Festivalini örnek verebilirim. Reklam ve tanıtım maliyetleri, güvenlik önlemleri, temizlik ve hatta atık yönetimi gibi konularda eksiklikler yaşanabiliyor. Bu tür eksikler festivalin başarısını ve katılımcı memnuniyetini olumsuz etkilemesin diye kentin merkezi yönetim paydaşları, valilik ve kaymakamlık birimleri, hatta kaynakları da ihtiyacı karşılamak için çalışabiliyor.”

Bir festival söz konusu olduğunda en önemli sorun maliyet sorunu. Aydın, bu konuyu şöyle açıkladı: “Festivallerin maliyeti genellikle festivalin büyüklüğüne, süresine, programına ve katılımcı sayısına bağlı. Yerel festivallerin maliyetleri, büyük uluslararası festivallere göre daha düşük tabii.  Maliyetin büyük kısmı genellikle altyapı hazırlıkları, mekân tahsisi ve düzenlemeleri, sanatçı ve ekipman giderleri, ağırlama ve konaklama gibi harcamaları kapsıyor. Tabii maddi olarak sıkıntılar yaşanmasının merkezinde, özellikle kamusal organizasyonlar için söylüyorum, festivalin gelir getirmemesi daha doğrusu gelir hedeflememesi var. Gerek kamusal gerekse ticari festival organizasyonu için de sponsorluk bulamama veya bütçe planlaması ile ilgili sorunlar her zaman öne çıkabiliyor. Bu sorunların üstesinden gelmek için katılımcılar arasındaki iletişim ve iş birliği güçlendirilmeli, sürdürülebilir finansman modelleri geliştirilmeli ve etkinlik planlaması detaylı bir şekilde yapılarak olası aksaklıkların haritalanmasıyla önceden önlenmeli.” 

“Festivale kim karar veriyor ve onay süreci nasıl işliyor?” şeklindeki sorumuza Aydın’ın yanıtı şöyle oldu: “Festivale karar verme süreci genellikle birkaç farklı aktör tarafından belirlenir. Türkiye’de durum malum; genellikle merkezi yönetim ve yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, organizasyon komiteleri ve yerel halk festivallerin gerçekleşmesine karar veren paydaşlar. Ancak paydaş dediğime bakmayın öyle masum bir durum yok, cumhurbaşkanından bakanına, valisinden kaymakamına, belediye başkanından bilumum tarikat-cemaat şeyhine, müridine, TÜGVA’sından TÜRGEV’inden, Ensar’ına İlim Yayma Cemiyeti’ne ve hatta hemşehri derneklerine varıncaya kadar ülkede onlarca yüzlerce festivalin, etkinliğin, konserin iptalinde oynadıkları rolü gördük. Balıkesir Sivil Toplum Platformu adıyla bir araya gelen bu yapıların önce Balıkesir’de sonra daha da ileriye giderek tüm Türkiye’de festivallerin yasaklanmasını talep ettiğini gördük. Başlangıçta masum görünen çıkışların yaşam tarzı belirlemesine hatta dayatmasına dönüştüğünü yaşadık. İktidar ideolojisi çerçevesinde şekillenen koca bir toplumsal yaşam organizasyonuna, kimi zaman zor kimi zaman rıza üretimi üzerinden giden asgari bir on yıl yaşadık, yaşıyoruz. Eskişehir’de Anadolu Fest, Zeytinli Rock Festivali, Nilüfer Müzik Festivali, Altın Portakal Film Festivali, ODTÜ’deki festival ve onlarca yüzlerce organizasyon iptal edildi. Apolas Lermi, Grup Yorum, Aynur Doğan, Melek Mosso, Mohsen Namjoo, Cem Adrian gibi onlarca sanatçının dinleyicileriyle buluşması engellendi.”

YEREL YÖNETİMLER FESTİVALE NE ÖLÇÜDE DÂHİL OLUR?

Peki yerel yönetimler festivalin hazırlık aşamasına ne ölçüde dâhil oluyor. “Yerel yönetimler genellikle izin verme, altyapı sağlama ve güvenlik gibi konularda önemli rol oynarlar.” diyen Aydın şöyle devam ediyor: “Bu tabii sağlıklı işleyen süreçlerde ya da demokratik değerler dikkate alındığında geçerli, günümüz Türkiye’sinde bundan çok fazla söz edemiyoruz maalesef. Festivaller genellikle yerel yönetimlerle işbirliği içinde planlanır ve uygulanır diyoruz ya, işte o yerel yönetimle aynı ideolojik formasyonu yakaladığınızda çalışan bir süreç oluyor.” 

Her festivalin kendine özgü zorlukları ve gereksinimleri var kuşkusuz. Aydın’a göre “Bilet fiyatlarının yüksekliği ve konaklama maliyetleri bazı katılımcılar için erişilemez olabilir. Festivalin daha geniş bir kitleye hitap etmesi için trafik sıkıntılarından ulaşım organizasyonuna, katılımcıların rahat ve sorunsuz bir şekilde festival alanına ulaşımını sağlamak adına önemli. Bu nedenlerle paydaşların esneklik ve çözüm odaklı hareket etmeleri önemli. İzin prosedürleri; finansman, mekân sınırlamaları, zamanlama ve hatta hava koşulları gibi faktörlere bağlı olmayabiliyor. Mevzu bir ideolojik-kültürel hegemonya ve yaşam tarzı belirlemeye kadar varabiliyor. Bu yüzden bazı festivaller, etkinlikler, konserler için izin almak veya gerekli kaynakları sağlamak oldukça zor olabiliyor. Festivallerin başarılı bir şekilde gerçekleşmesi için önceden detaylı bir planlama ve işbirliği de yetmiyor; ideolojik bir çerçeveyle de hareket, hatta mücadele etmeniz gerekiyor.”

siyasal pozisyonlanmaların etkilerini ortadan kaldırdığınızda dünyadaki her festival daha standart ve çözülebilir sorunlarla uğraşıyor. Güvenlik endişeleri, lojistik zorluklar, sponsor bulma süreci ve katılımın düşük olması gibi faktörler bunlardan bazıları. 

TEMA, KONU VE SANATÇILARIN BELİRLENMESİ

“Festivallerde yer alacak sanatçılar ve konular genellikle festivalin organizasyon komitesi veya sanat yönetmenleri-direktörleri tarafından belirlenir.” diyen Aydın “Karar sürecinde, sanatçıların popülerliği, tarzları, programın temasına uygunlukları ve izleyici profili, bilet satış potansiyelleri gibi faktörler göz önünde bulundurulur. Ayrıca, festivalin teması, hedef kitlesi ve bütçesi de bu kararlarda etkili olabilir. Bazı festivallerde izleyicilerin görüşleri de dikkate alınabilir. Bunun dışında yerel ve genel siyasette kültür tedarik politikaları da çeşitli şekillerde işleyebilir. Örneğin, Türkiye’de iktidar, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve yerel kültür ve sanat kuruluşları festivallere destek sağlayabilir ya da düz biçimde söylersem köstek olabilir.” şeklinde açıkladı. “Negatif bakarsak bütçe kısıtlamaları ve ideolojik farklılıklar festivallerin düzenlenmesinde sorun yaratabilir hatta yasaklanabilir. Pozitif bakarsak yerel ve genel siyaset kültür ve sanat alanına yatırım yaparak festivallere destek çıkabilir, sanatçıları teşvik edebilir. Sorunların çözümü için festivallerin daha kapsayıcı, sürdürülebilir, toplumun tamamını kucaklayan bir şekilde planlanması ve uygulanması gerekir.” Aydın’a göre ayrıca sanatçı seçiminde de adil olunmalı. Genç sanatçılar teşvik edilmeli ve yerel toplulukların temsili sağlanmalı.

“Festivallerin üretiminde bir tekelleşmeden söz edilebilir mi?” şeklindeki sorumuza ise Esat Aydın şöyle yanıt verdi:  “Evet, festivallerin üretim ve tüketim süreçlerindeki tekelleşme konusu sıkça eleştirilir. Festivallerin üretim ve tüketiminde belli bir tekelleşmeden söz edilebilir. Özellikle büyük sponsorların belirli sanatçıları veya etkinlikleri desteklemesi, bu alanda çeşitliliği ve yeniliği kısıtlayabilir. Yani belirli, etkili şirketlerin etkinlikleri domine etmesi gibi faktörler, festivallerdeki tekelleşmeyi oluşturan unsurlar arasında sayılabilir. Bu durum, festivallerin çeşitliliğini ve erişilebilirliğini olumsuz etkiliyor bence. Ayrıca ülkemizde barınma ve beslenme sorunlarını aşabilenlerimiz için bilet fiyatlarının yüksek olması ve belirli kesimlere hitap etmesi de eleştirilerin odak noktası. Bu da festival deneyiminin sadece belirli kesimlere ulaşmasına ve çeşitliliği kısıtlamasına neden olabilir.”

“YEREL AKTÖRLER KARAR SÜREÇLERİNDE MUTLAKA YER ALMALI”

Aydın’a göre “Festivallerin hazırlık ve karar süreçlerinde yerel aktörlerin önemli kararlara katılması ve fikirlerine başvurulması, festivallerin kent yaşamı ve toplumsal yapılar üzerinde etkili olmasını sağlar. Yerel ekonomiyi destekler.” 

Türkiye’de düzenlenen en önemli festivallerden biri olan Engelsiz Filmler Festivali direktörü Kıvanç Yalçıner’e nitelikli bir film festivalinin nasıl ortaya çıktığını sorduk. Hazırlık sürecinin aslında bir festival bittikten hemen sonra başladığını söyleyen Yalçıner, şöyle açıkladı: “Bir festival bittiğinde bir değerlendirme süreci oluyor. Neleri iyi, neleri kötü yaptığımız ya da beklediğimiz etkiyi alıp alamadığımız gibi şeyleri aramızda tartışıyoruz. Birtakım raporlar çıkıyor. Bunu bize destek veren kurumlar da istiyor zaten. Bu aşamalardan geçildikten sonra aslında bu süreç sonraki yılın tasarlanması anlamına geliyor. Yani bu raporlar sonraki festivalin tasarlanmasını etkiliyor. Son izleyicinin gelip salonda film izleyeceği organizasyonu, etkinliği, festivali aklımıza canlandırıyoruz, tasarlıyoruz, hayal ediyoruz. Şu sorulara yanıt arıyoruz böylece: Kaç salonda göstereceğiz? Şehirde hangi noktalarda olmak gerek? Kaç film gösterilecek? Nasıl bir program olacak? Kaç yarışma, kaç konuk olacak? Bunların tahmini bütçesi ne? Biz böyle bir maliyeti karşılayabilir, kaynak yaratabilir miyiz?

Arkasından tabii aksiyon alma zamanı geliyor ve öncelikle uluslararası kısa film yarışmasını açıyoruz. Filmler başvurmaya başlıyor. Yarışmanın bir ön seçici kurulu var. Bu kurul filmleri izliyor ve finale kalan filmleri belirliyor. Elbette bu başvuru süreci uzun bir süreç. Son iki yıldır iki-üç ay alan bir süreç. Arkasından, sonraki yıl festivalde ne tür temalar olacak ya da temaya yer verecek miyiz buna karar veriyoruz. Örneğin geçtiğimiz sene bir temamız yoktu ama önceki yıllarda pandemi döneminden de etkilenerek absürt ismini verdiğimiz bir temayla yapmıştık festivali. Hazırlık süreci, bu tür kararları verdiğimiz bir dönem oluyor ve bunların ilk başta planlamaları, telif hakları, çeşitli izinler, çeviri süreci, erişilebilirlik çalışmaları başlıyor. Bütün filmler gösterime hazır hâle geldikten sonra sahada oluyoruz.”

Tabii hazırlıklar bununla sınırlı değil. “Bir taraftan festivalin duyurulması, tanıtımı işleri var.” diyen Yalçıner diğer iş yükünü şöyle sıralıyor: “Tasarımlar, medya yönetimi, basın bültenlerinin hazırlanması, servisi, internet sitesi, sosyal medya gibi işlerimiz de var. Tabii ki festival sırasında konukların ağırlanması, bunların planlanması ve organizasyonu, gelmeleri, gitmeleri, konaklamaları, buradaki ağırlanmalarına ilişkin planlama da hazırlık süreci kapsamına girer zannediyorum.”

FESTİVAL HAZIRLAMANIN BİN BİR ZORLUĞU

Yalçıner’e göre aslında sürecin kendisi çok kaotik. Ve özellikle karar verme noktasında bir eşgüdüm tutturabilmenin önemli olduğunu belirtiyor. Bu konuda kendi festival deneyimlerini şöyle paylaşıyor: “Biz erişilebilir bir festival olma iddiasındayız. Görme, işitme, ortopedik engeli olanların da engeli olmayanlarla birlikte aynı salonda film izleyebildikleri bir film festivali yapıyoruz 12 yıldır. Burada en zorlandığımız konu erişilebilir mekânlar. Bu, bizim müdahale edemediğimiz bir alan. Bir filme sesli betimleme yaparak ve ayrıntılı altyazı koyarak görme, işitme engeli olanlar için erişilebilir hâle getirebiliyoruz. Fakat bunları doğal olarak, erişilebilir olmayan bir sinema salonunda yapamıyoruz. Dolayısıyla bu mekânları bulmakta zorlanıyoruz. Çok az sayıda alternatifimiz var ve bunların da başka programları olabiliyor. Mümkün olduğu kadar erken rezerve ederek bu sorunu aşmaya çalışıyoruz ama bu ciddi bir sorun.”

Yalçıner bu sorunun yalnız Ankara’da değil Türkiye’nin pek çok şehrinde yaşandığını belirtiyor. Çözümse ona göre “Yerel yönetimlerin, hükümetin bu konuya eğilmesiyle, buradaki sorunu çözme iradesi göstermesiyle gelecek. Aslında buna dair bir mevzuat da var. 15 yılı aşkın süredir uygulanmayan bir kanun, kafelerden toplu taşımaya bütün kamusal mekanların erişilebilirğe uygun olması için hazırlanmış bir kanun var fakat uygulanmıyor.”

Bu zorlukların dışında elbette başta bütçe sorunları geliyor. “Bir festivali her yıl sıfırdan fonlamaya çalışmak, para bulmaya çalışmak aslında bence en zor kısmı.” diyen Yalçıner şöyle ekledi: “Genelde festivali destekleyen kurumlar aynı. Festivali desteklemekten memnunlar ama bunu her yıl yeni başvurularla tekrarlamak gerekiyor. Yani tekrar bir sonraki festivalde yapmak istediklerini anlatmak ve bütçesini ortaya koyup, ihtiyacın olan desteği almaya çalışmak aslında bence en zor kısmı. Bu bence Türkiye’deki pek çok festivalin sorunu.”

ENFLASYON FESTİVAL BÜTÇELERİNİ DE KATLADI

Son yıllarda bir de enflasyon engeli var elbet. Festival bütçelerinin enflasyonla doğrudan ilintili olduğunu söyleyen Yalçıner bütçe ve destekler konusunda şunları aktardı: “2023’te yaptığımızla bu yıl yapacağımız arasında ciddi fark var. Filmlerin sesli betimlenmesi, ayrıntılı altyazısı, internet sitesi, Instagram, sosyal medya ve Braille alfabesiyle basılan kataloglar, erişilebilirliğe dayalı maliyetler çok ciddi bir rakam oluşturuyor. Bu anlamda sponsorlara ihtiyaç duyuluyor. İlk dört yılımızda sponsor firmalar vardı bizi destekleyen. Sonraki yıllarda daha çok büyükelçilikler, Avrupa Birliği Delegasyonu, yabancı misyonlar, kültür merkezleri, yurt dışı fonlar gibi kaynaklardan festivali finanse ettik. Eskişehir Belediyesi’nin de burada adını almam lazım. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi festivali 5. yılından beri destekliyor ve desteğini şehre gidemediğimiz pandemi döneminde bile kesmedi. Bu bir yerel yönetimin bir film festivaline verdiği önemi gösteriyor. Çankaya Belediyesi mekân desteği verdi. Daha önce Altındağ Belediyesi de Ulucanlar Cezaevinde yaptığımız gösterimler için mekânı bize sağlamıştı. Bunun dışında bir yerel yönetimden destek almadık.”

“BELEDİYELERDE BİR BAŞVURU MEKANİZMASI OLMALI”

Yalçıner’e göre önemli sorunlardan biriyse yerel yönetimlere başvurmak için gerekli altyapının olmayışı. Kıvanç Yalçıner bu konuda şu önerileri paylaştı: “Belediyelerde bir kültürel bir etkinlik düzenlemek istediğinde bir başvur mekanizması yok. Varsa bile mesela bir belediyenin bence şehirdeki kültürel etkinliklere  dair bir bütçe planlanması ya da bütçeden buna bir pay ayırması gerekir ve oluşturulacak heyetle tıpkı Kültür Bakanlığı’nın aslında yapması gerektiği gibi tarafsız bir değerlendirme kuruluyla, gelen başvuruları değerlendirir. Hangi etkinliğe, ne kadar bütçe ayrılacağını değerlendirerek destekleri belirleyebilir. Yani sadece Ankara’da bile pek çok festival yapılıyor. Ankara Film Festivali, Uçan Süpürge Gezici Film Festivali… Queer Fest, İşçi Filmler Festivali İstanbul’dan gelse de  uzun zamandır yapılıyor. Belediyelerin bu etkinlikleri desteklemesi gerek.  Ve sadece film festivalleri de yok, müzik festivalleri, tiyatro festivalleri, pek çok başka etkinlik var. Dolayısıyla yerel yönetimlerde bir mekanizma olmalı ve bu etkinlikleri organize eden insanlar objektif bir değerlendirme sürecinden sonra destek almalarını sağlayan bir sürecin çalışması lazım.”

Yerel yönetimler dışındaysa Kültür Bakanlığının desteği çok yeterli değil. Sadece Kültür Bakanlığı desteğiyle bu festivalin yapılmasının imkânsız olduğunu söyleyen Yalçıner, festivale katılımın da beklediği yerde olmadığını belirtti ve bunun nedenlerini şöyle açıkladı: “Toplam kapasitemizin yüzde 60’ı gibi bir dolulukla tamamladık bir önceki yılı. Elbette görme, işitme, ortopedik engeli olanlar var seyircilerimiz arasında. Ama o tarafta da katılım arzu edilen kadar değil. Bunun çeşitli sebepleri var. Görme, işitme, ortopedik engeli olanların bir film festivaline dâhil olma alışkanlığı yok. İlk yıldan beri festivali takip eden izleyicimiz var ama katılım sınırlı. Bir başka faktörse engellilerin katılımına ilişkin… Bugüne kadar işte davet edildikleri etkinliklerde daha çok konu mankeni olarak kullanılmış olmaları. Engelsiz Filmler Festivali de muhtemelen onlarda benzer bir çağrışım yapıyor. Bu algıyı kırmaya çalışıyoruz.

HERKESE ERİŞEBİLEN BİR FESTİVAL YARATMAK

Engeli olmayan izleyici tarafında ise Engelsiz Filmler Festivali isminden dolayı aslında festivalin engellilikle ilgili filmler gösteren veya sadece engelliler için yapılan bir etkinlik olduğu algısı var. İşte her iki durumu, her iki izleyici grubunu da iletişim çalışmalarıyla, festivalin içeriğiyle aşmaya çalışıyoruz. Bu hâliyle de harcanan emek, maliyet ve çabanın kat be kat amaca ulaştığını düşünüyorum. Çünkü bu ülkede yapılan tek erişilebilir film festivali en nihayetinde. Elbette bir aşama kat etmesi gerekiyor bir yere gelmek için.”

Festivallerin herkese eşit ulaşması da önemli bir konu. Engelsiz Filmler Festivali bu amaçla kurulmuş olduğu için Yalçıner nispeten başarılı olduklarını söyledi ve şöyle devam etti: “Ancak elbette kapsayıcılık çok geniş. Sadece engellilere erişim dışında ekonomik olarak erişilebilirliği önceleyen pek az festival olduğunu düşünüyorum. Bu da önemli bir kriter. Dolayısıyla burada bir bariyer var. Ama bunu aşan festivaller de var. Çok daha uygun fiyatlı, öğrencileri düşünen fiyat politikası uygulayan festivaller de var.”

Peki festivallerin, özellikle de büyük sermayenin desteğinden uzak bırakılarak kendi yağıyla kavrulmaya çalışan Engelsiz Film Festivali gibi butik festivallerin sorunlarını çözmek için neler yapılmalı? Yalçıner önerilerini şöyle aktardı:

Erişilebilir salonlar festivaller dışında da tekerlekli sandalye kullanan ya da hareket etmekte zorlanan insanların sinemaya gidebilmeleri açısından çok önemli. Bahsettiğim yasanın bir an önce yürürlüğe girmesi, toplu ulaşımdan kaldırımlara, kamusal mekânların mimari olarak bir an önce erişilebilir hâle gelmesi gerekiyor. Diğer konu da finans meselesi. Yani finansal sürdürülebilirlik ve bu kaynağın çok yıllı yaratılması. Burada da kurumsal kararlar söz konusu. Her bir kurumla buna dair, çok yıllı anlaşmalar yapmak istiyoruz biçiminde bir talep yükselebilir festivaller tarafından. Ama Kültür Bakanlığının böyle bir politikası yok. Yerel yönetimlerin de yok. Sponsorlukların, yani firmaların da yok. Bu konuya eğilmeleri gerek.”

“FESTİVAL BÜYÜDÜKÇE O KENTE DÜNYANIN HER YERİNDEN İNSAN GELİYOR”

Uluslararası Mitoloji Film Festivali Direktörü Gülşah Elikbank’a göre festivallerin varlığı kent için çok önemli. “Turizmin en güçlü alanının sanatsal üretim olduğunu düşünüyorum.” diyen Elikbank, bir festivalin kent için önemini “Bir şehrin baş rolde olduğu bir roman ya da film düşünün. Bu eğer iyi bir iş ise, içinizden hemen o şehri görmek gelir. Paris büyüsünü biraz da Paris’te geçen romantik filmlerden almaz mı? Orası aşıklar şehridir, bunu filmlerden biliriz. Festivallere yaklaşımı da yerel ve uluslararası olarak ayırmak gerek sanki. Yerel olarak film üretiminin farklı dallarında olan kişilerin aynı ortamda buluşması, fikir alışverişi yapması, belki sonrasında iş birliği yapması mümkün olabilir.” şeklinde açıkladı ve hazırladıkları festivalle ilgili deneyimlerini paylaştı: “Biz Uluslararası Mitoloji Film Festivali olarak tematik bir festivaliz. Bizimki gibi bir temanın özel takipçisi olanlar böyle festivallerle hem nitelikli yapımları izleyebiliyor, hem de türe dair daha derin bir bilgiye sahip olabiliyor, kendisi gibi o türü seven insanlarla bir araya geliyor. Kent yaşamındaki hareketlilik, yaratıcılık, birlikte yaşama ve üretme kültürü için festivallerin çok kritik bir önemi olduğuna inanıyorum. Uluslararası olarak da nitelikli bir iş ürettiğinizde ülkenizi temsil etmiş oluyorsunuz. Festival büyüdükçe farklı ülkelerden insanlar da sadece festival için gelmeye başlıyor. Bu karşılıklı bir kültürel alışveriş aslında.” 

Gülşah Elikbank da yerel yönetimlerin desteğini yetersiz buluyor. Bizde yerel yönetimlerin festivallerin önemini anlamadığını belirten Elikbank “Geçtiğimiz aylarda British Council’in Kültür Politikaları üzerine bir eğitimine katılmıştım, orada bize yurt dışındaki yerel belediye desteklerini anlattıklarında inanamadım. Oralarda festivali şehrin bir parçası görüyorlar, doğal olarak da ona göre bir bütçesi ve saygınlığı oluyor.” dedi ve şöyle devam etti: “Bir de biliyorsunuz, bizde başkan değişince her şey değişiyor. Sürdürülebilir bir işbirliği yapmak çok zor. Maddi güç belediyede olursa, söz sahibi olma oranı da yükselebiliyor bizde.” 

“BİR FESTİVALİ VAR EDEN, ÖZEL SEKTÖRDEN GÜÇLÜ SPONSORLARDIR”

İçerik konusunda iyi bir akademik kadro, danışma kurulu ve jüri ile sanat yönetmeni zaten elinizi güçlendiriyor.” diyen Elikbank açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Biz bu konuda hiç sorun yaşamadık. Belki de mitoloji temamız ve özellikle Türk mitolojisine ait üretimi destekleme arzumuz, bu fikre inanan insanları yanımıza çekti. Ama bütçeniz ne kadar yüksekse, festivalin içeriği o kadar geniş olabiliyor. Örneğin uluslararası konuk davet edebilmek, Euro kuru yüzünden oldukça güç hâle geldi. Aslında birçok insan Türkiye adı geçince sıcak yaklaşıyor yurt dışında ama biz onları davet etme noktasında o kadar rahat değiliz. Burada şunun altını özellikle çizmek istiyorum: Bir festivali var eden, özel sektörden güçlü sponsorlarıdır. Bizde şirketler sponsorluk konusuna daha çok barter olarak bakıyor. Soyut değil somut olmak istiyorlar. Oysa sanat soyut bir kavramın üzerine yapılan yatırımdır. Bunu şirketlere, girişimcilere anlatmaya gayret ediyorum.” 

Yaşanan sıkıntılar arasında filmlerin telifi önemli kalemlerden biri. Elikbank bu konuda şu gözlemleri paylaştı: “İstediğimiz filmlerin telifi bazen çok yüksek olabiliyor. Bazıları 2100 dolar örneğin. Onlar için önemli rakamlar değil ama biz onu 35 ile çarpınca epey bir rakam oluyor. Kültür büyük bir endüstri alanı fakat bizde henüz öyle görülmüyor. Sanki boşa harcanan bir para ya da sadece imaj olsun, diye şirketler işin içinde. Genç kuşağın sanatın her alanına farklılık ve canlılık getireceğine inanıyorum ben. Bir de zaten teknoloji ve dijitalleşmenin kaçınılmaz sonuçları olacak. Şirketler sadece farklı ve yaratıcı olanın ayakta kalabileceği o günlere yaklaşıyor. Sadece üç beş büyük şirketin vakıfları aracılığıyla fon vermesiyle de çözülecek bir konu değil bu. Bunun da bir yatırım olduğunu hem özel sektör hem de yerel yönetim ile hükümet anlamak zorunda.”

BİR BELEDİYE BİR FESTİVAL: NİLÜFER MÜZİK FESTİVALİ

Belediyelerle festivallerin bir arada hareket ettiği çok olumlu bir örnek de Nilüfer Müzik Festivali. Nilüfer Belediyesi Kültür ve Sanat İşleri Müdürü Nejla Aslan festivalin yapısını “2015 yılında, müzik festivallerinin yapılamama noktasına evrildiği bir atmosferde  ülkemizdeki boşluğu biraz olsun doldurmak gayesiyle yola çıktığımız bir festivaldi. Kısa sürede Türkiye genelinde müzikseverlerin yıl boyunca yolunu gözlediği, en gözde sosyalleşme alanlarından biri hâline geldi. Türkiye’nin ve dünyanın birçok yerinden müzikseveri Bursa’da buluşturan festival; kentin tanıtımına ve ekonomisine katkı sağlayan bir organizasyon. Festival Türkiye’de bir kamu kurumunun düzenlediği en büyük müzik festivali olma özelliği taşıyor.” şeklinde açıkladı. 

“Nilüfer Belediyesi, Nilüfer Müzik Festivali’nin düzenlenmesi için büyük bir çaba gösteriyor.” diyen Aslan, yerel yönetim desteğinin festivaldeki katkılarını “Balat Atatürk Ormanı’nın festival için hazır duruma getirilmesiyle başlayan süreçte iki sahne kurulması, atölye, kamp, eğlence alanlarının ve yiyecek, içecek stantlarının belirlenmesi gibi birçok detay üzerinde çalışılıyor. Alanın temizliği, festival personelinin, sanatçıların ve katılımcıların ulaşımının sağlanması da bu destekler arasında. Belediye, ücretsiz otopark ve shuttle hizmeti sunarken, engelli katılımcılar ve yakınları için de ücretsiz ulaşım sağlıyor. Ayrıca altyapı hizmetleri ve insan gücü desteği de karşılanıyor. Festival süresince doktor, hemşire, ambulans ve ilaç gibi sağlık hizmetleri hazır bulundurulurken, güvenlik konularında da belediyenin ilgili müdürlükleriyle işbirliği yapılıyor.” şeklinde açıkladı.

Kültür Bakanlığı’ndan herhangi bir destek almadıklarını, festivalin tüm organizasyon ve finansmanını yerel yönetimler ve özel sektörle işbirliğiyle gerçekleştirildiğini aktardı. Aslan “Nilüfer Belediyesi, yıl içinde gençlerden gelen bildirimleri gözeterek festivalin her aşamasında yer alıyor.” dedi. “Dileriz yerel yönetimlerin festivallerle kurduğu samimi ilişkiler çoğalır. Nitelikli festivaller üretmek için tüm yerel yönetimler canla başla çalışır.”