1940’larda Köy Enstitüleriyle birlikte başlayan okullarda beslenme hizmeti verme sistemi, 2000’lere doğru kademeli olarak terk edildi. Böylece devlet, kamusal hizmetlerini hak temelli bir çerçeveden çıkarıp hibe/yardım gibi modeller üzerinden yapısallaştırmaya başladı. Bu anlayış bugün oldukça meşrulaşmış durumda ve maalesef yerel yönetimler tarafından da benimseniyor.
Özellikle yoksulluğun derinleşmesiyle birlikte, temel haklarından mahrum kalan insanları borçlandırarak ya da “yardım etme” anlayışıyla yönetmek, devlet–sermaye ilişkisi için muazzam bir araca dönüşmüş durumda. Bu tablonun en kritik boyutu ise çocuk yoksulluğu. Çocukların beslenme haklarından yoksun bırakılmaları ve günde bir öğün yemeğin devlet tarafından sağlanması gereken bir hizmet olduğu fikrinin bile politik gündemde yer bulamaması başlı başına bir sorun.
Türkiye’de 2023 TÜİK verisine göre çocukların %33,3’ü yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında. Derin Yoksulluk Ağı’nın çalışmasına göre ise İstanbul’da dahi çocukların %28’i günde bir kez bile protein içeren yemek yiyemiyor. Bu oranlar günden güne artarken, sosyal devlet anlayışından uzak, konuyu gündeme dahi almayan bir iktidarla karşı karşıyayız.
Yardım değil hak: Çocuk yoksulluğu yönetiliyor
Ekmek ve Gül’ün yaptığı çağrıyla birlikte TTB, Eğitim-Sen, Çocuk Hakları Derneği gibi kurumların da arasında olduğu binlerce imzacı, 19 Kasım 2025’te “okullarda her çocuğa bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek” sağlanması amacıyla dava açtı. Böylece devletin sağlaması zorunlu olan bir hizmet ve her şeyden önce bir insan hakkı için, devlete bizzat dava açılmış oldu.
Türkiye büyük bir “Olacak O Kadar” setine dönüşürken, dünyada bu konuda tablo epey farklı. Bazı ülkelerde sorunlar derinleşmeye devam ederken, pek çok yerde çözüm yönünde atılan somut adımlar hem eğitime erişimde hem de çocukların fiziksel ve zihinsel gelişiminde önemli sonuçlar yaratıyor. Sorunu da, çözüm imkânlarını da bu örneklerde görebiliyoruz.
Dünyadan okul yemeği modelleri
Dünyada en yaygın sistemler kabaca iki başlıkta toplanıyor:
-
Okullarda pişirilip dağıtılan sıcak servis yemekleri,
-
Aileye ya da çocuklara düzenli verilen gıda desteği ya da gıda kuponları.
Bu iki yöntem arasındaki temel fark, depolama ve gıda güvenliğini sağlamak için ayrılan bütçe. Ürünleri saklayacak, sıcak servis edecek ve sonrasında atıkları ayrıştıracak bir sistem bütçeyi aşıyorsa gıda kuponları devreye giriyor. Ancak okullarda beslenme hizmeti vermek için bütçenin “yetersiz” olduğunu söylemek gerçekten mümkün mü? Asıl tartışma tam da burada başlıyor.
Japonya: Beslenme eğitimi ve ortak sofra kültürü
Japonya modelinde öğrencilere doğrudan beslenme eğitimi veriliyor. Kalabalık masalarda birlikte yemek yenilerek toplumun yemek kültürü çocuklara ve gençlere aktarılıyor. Bu uygulamada bütçe bir “yük” olarak dahi tartışılmıyor; tıpkı Türkiye’de ilkokulda görülen Hayat Bilgisi dersi gibi müfredata eklenmiş, kamusal bir görev olarak ele alınıyor. Japonya’da bu uygulamaya katılım oranı %95’in üzerinde ve menüler ulusal standartlara göre belirleniyor.
Hindistan: Bir öğünle değişen eğitim rotası
Hindistan’ın bazı bölgelerinde çocuklara her gün gıda desteği sağlanıyor. Ülkenin genel soğuk zincir, besin depolama ve gıda güvenliği politikalarındaki eksiklikler zaman zaman ciddi zehirlenmelere neden olsa da, öğrenme kapasitesi ve çocukların sağlığında kayda değer gelişmeler elde edilmiş durumda. Özellikle kız çocuklarının eğitime katılma oranının %12 arttığı belirtiliyor.
Pek çok aile için kız çocuklarını okula göndermek ek bir maliyet anlamına geliyor. Bu yüzden kız çocuklarının evde bakım emeği için kullanılması ya da ev çevresinde çalıştırılması yaygın bir davranış. Okullarda verilen günlük öğün, evde bir kişi için daha yemek hazırlanmaması ve kız çocuklarının günün bir kısmını okulda geçirmesi demek. Bu da ailelerin kız çocuklarını okula göndermesi açısından önemli bir teşvik yaratıyor.
Brezilya: Yerel üreticiyle okul sofrası arasında takas
Brezilya gibi pek çok ülkede, özellikle yerel üreticilerle aileleri bir araya getiren ve devlet desteğini de devreye sokan günlük öğün sistemleri mevcut. Küçük yerleşim yerlerinde aile işletmelerinin fazla olması nedeniyle bu sistem, neredeyse devlet eliyle kurulmuş bir tür takas ilişkisine dönüşebiliyor.
Aile işletmelerinden ve yerel üreticilerden alınan ürünler hem gıda güvenliğinin denetlenebilirliği açısından avantaj sağlıyor hem de depolama, tazelik gibi konularda ekstra bütçe gerektirmiyor. Elbette okullarla ya da ilgili yönetimlerle yapılan anlaşmalar ve ihalelerdeki yolsuzluk ihtimali nedeniyle bu uygulamayı durduran örnekler de var. Ancak bütün bunlar, istendiğinde devlet tarafından denetlenebilir ve çözülebilir sorunlar.
ABD: Obezite gölgesinde yoksul çocukların tek öğünü
ABD’de obeziteye bağlı olarak günlük öğün sistemleri yaygınlaşmış durumda; ancak yoksul bölgelerde bu hizmetin kalitesi düşüyor ve birçok yerde doğrudan hizmet sağlanmıyor. Buna rağmen ABD Ulusal Okul Öğle Yemeği Programı yaklaşık 30 milyon çocuğa ulaşıyor.
Özellikle yoksul bölgelerde pek çok çocuğun günlük beslenmesinin %70’ini okuldan aldığı belirtiliyor. Bu oran, eğitimin devamlılığı açısından olduğu kadar çocukların yoksul bölgelerde suça sürüklenme riskinin azalması bakımından da önemli bir gösterge.
Okul beslenmesinin sayılarla dünyası
World Food Programme (WFP) tarafından yayımlanan State of School Feeding Worldwide 2022 raporuna göre dünya genelinde 0–17 yaş arası geniş tanımlı çocuk nüfusu 2,24 milyar. Bu çocukların 418 milyonu okul yemeklerinden yararlanıyor; bu sayının 2024 yılında 466 milyona çıkacağı öngörülüyor. Aynı rapora göre, ilkokul çocuklarının yaklaşık %41’i okul yemeği programlarından faydalanıyor.
UNESCO verileri ise nicelikle birlikte niteliğe dikkat çekiyor. Özellikle alt gelirli ülkelerde okul yemeklerinin besin çeşitliliğinin düşük ve çoğunlukla tahıla dayalı olduğu tespit ediliyor; gıda güvenliği ve besin değeri istenilen seviyeye ulaşmış değil.
UNESCO’nun Education and Nutrition: Learn to Eat Well raporuna göre okul yemekleri, öğrencilerin okula kayıt oranlarını %9, okula devam oranlarını ise %8 oranında artırıyor. Aynı zamanda öğrenme sonuçlarını da iyileştiriyor. Bu, gıdanın hem başarı hem de eğitime devamlılık açısından ne kadar belirleyici olduğunu gösteren önemli bir veri.
Okul beslenmesi yalnızca bir sosyal politika değil; sınıfsal eşitsizlikleri yeniden üreten yapının kırılabileceği temel alanlardan biridir. İşçi sınıfının çocukları, daha az beslenmiş biçimde eğitim sürecine katılır. Bu durum, ileride emek piyasasındaki konumlarını baştan belirleyen görünmez bir bariyer yaratır. Okullarda ücretsiz ve nitelikli gıdaya ulaşabilen öğrenciler için fiziksel ve zihinsel bir “eşitlenme” imkânı doğar.
Bütçe tercihi: Tank mı tabak mı?
Devletlerin okullarda bir öğün yemek hizmetindeki aksamaları gerekçelendirirken en sık başvurduğu argüman, maliyet ve sürdürülebilirlik. Özellikle lojistik, hijyen ve gıda güvenliği süreçlerinde aksama olmaması için ayrılması gereken maliyetin bütçe için ağır bir yük oluşturduğu iddia ediliyor.
Dünya genelinde okullarda beslenmeye ayrılan bütçenin bir kısmı fonlara, hibelere ve farklı programlara bağlı olduğu için tam olarak sistemli ve şeffaf bir veriye ulaşmak zor. Ancak WFP’nin State of School Feeding Worldwide 2024 raporuna göre “okul yemekleri için küresel yatırım” yıllık yaklaşık 84 milyar ABD doları seviyesinde.
Öte yandan Stockholm International Peace Research Institute (SIPRI) verilerine göre 2024 yılında dünya genelinde savunma / askeri harcamaların toplamı yaklaşık 2,7 trilyon ABD doları. Savunma harcamalarının büyüklüğü, okul yemekleri için ayrılan küresel bütçeyle kıyaslandığında, savunma harcamalarının okul beslenmesine ayrılan bütçenin yaklaşık 32 katına denk geldiğini gösteriyor.
“Ülkenin ihtiyacı–ayrılan bütçe” dengesi söz konusu olduğunda savunma için bu bütçeyi makul bulan ciddi bir toplumsal taban mevcut. Bu tabanın inşası, devletlerin savaş paranoyasını sürekli yeniden üretmesiyle, savaştan ve “savunmadan” başka çıkış olmadığını dayatmasıyla mümkün oluyor. Toplumlar yapay bir güvensizlik hissiyle baş başa bırakılıyor; karşılığında “koruma” vaadi sunuluyor. Böylece gerçek ihtiyaçlar değil, zenginleri daha da zenginleştiren bir savaş endüstrisi finanse ediliyor.
Bu noktada, her türlü sosyal hak ihlalinde karşımıza çıkan tablo bir kez daha netleşiyor: Sermayenin önceliği, halk yoksullaştıkça zenginleşmek.
Türkiye’de bir öğün hakkı neden ertelenemez?
Türkiye’de savunma harcamalarının yanına Diyanet harcamalarını da eklediğimizde, her gün ücretsiz bir öğün yemek talebinin ne kadar gerçekçi ve uygulanabilir olduğu daha net görülüyor. 2025 yılı için Diyanet bütçesi 130 milyar TL, savunmaya ayrılan bütçe ise 623,9 milyar TL olarak açıklandı. Türkiye’de tüm çocuklara her gün bir öğün yemek verilmesinin yıllık maliyeti ise çeşitli araştırmalara göre 150–200 milyar TL arasında hesaplanıyor.
Her koşulda, bütçenin yetersizliği ya da uygulamadaki zorluklar, çocukların en temel hakkından mahrum bırakılmasına gerekçe olabilir mi? Çocuk ölümlerinin ve çocuk istismarının bu denli arttığı bir ülkede, çocukların genç yaşta zorla işçileştirilmesi, evlendirilmesi, açlığa ve yoksulluğa terk edilmesi kabul edilebilir bir politika olamaz.
Dünyada 76 ülke ulusal okul beslenme politikasını halihazırda yürütüyor. Bu ülkeler, kendi aralarında ortaklıklar kurarak soruna –görünürde de olsa– yasal yükümlülükleri olan çözümler üretmeye çalışıyorlar. Türkiye ise henüz bu grupta bile değil.
Çocukların beslenme hakkı ertelenebilir veya tasarruf edilebilir bir hizmet değildir; doğrudan yaşam hakkının, eğitimin ve eşit yurttaşlık ilkesinin parçasıdır. Her okulda ve ilkokuldan lise eğitiminin sonuna kadar, her öğrenci için ücretsiz ve sağlıklı en az bir öğün yemek sağlanmalıdır. Bunun için yerel yönetimler ve ilgili bakanlıklar arasında koordinasyon kurulmalı; uygun maliyet ölçümleri ve bütçe planlamasıyla istisnasız sabit bir bütçe ayrılmalıdır.
Türkiye’de bunun için yapılan çalışmalara destek vermek, yalnızca bir “dayanışma jesti” değil, siyasal bir zorunluluktur. Dünya daha da kötüye giderken, çocukları istismardan, şiddetten, ölümden, geleceksizlikten ve yoksulluktan korumak için mücadele etmek hepimizin görevi.
Kantinciler Konuşuyor: Beslenme Krizinin Sorumlusu Biz Değiliz
Etiketler: çocuk yoksulluğu, çocukların beslenme hakkı, okul beslenmesi, okul yemeği programları, ücretsiz okul yemeği, bir öğün ücretsiz yemek, sosyal devlet, eğitim ve beslenme, UNESCO eğitim beslenme raporu, WFP school feeding, savunma harcamaları ve sosyal harcamalar, Türkiye’de çocuk yoksulluğu, Derin Yoksulluk Ağı, TÜİK çocuk yoksulluğu verileri, Dünya Gıda Programı, okul yemeği maliyeti Türkiye, Diyanet bütçesi, savunma bütçesi, sınıfsal eşitsizlik, eğitimde fırsat eşitliği, çocuk hakkı, beslenme hakkı, kamusal hizmet, Japonya okul beslenmesi, Hindistan okul yemeği programı, Brezilya yerel üretici okul yemeği, ABD ulusal okul öğle yemeği programı, Türkiye, İstanbul, Japonya, Hindistan, Brezilya, ABD, dünya geneli, küresel Güney, alt gelirli ülkeler, OECD ülkeleri, Birleşmiş Milletler, UNESCO, Dünya Gıda Programı (WFP), Stockholm International Peace Research Institute (SIPRI).
