Sosyolog Dr. Mert Kaya, büyük dedesi İshak’ın ve kardeşi İoannis’in izini sürerek, Müslümanlaş(tırıl)mış Rumların saklı kalmış hikâyelerini gün yüzüne çıkarıyor; “Ben, Eski Ben Değilim – Müslümanlaş(tırıl)mış Rumlarda Bellek ve Kimlik” (İstop Yayınları) okuru hem bir aile albümüne hem de Türkiye’nin suskun hafızasına bakmaya çağırıyor.
Kayıp bir kardeşlik hikâyesinden ülkenin hafızasına
“Büyük dedem İshak’a, kardeşi İoannis’e ve geride bıraktıkları herkese, başka kardeşler ayrılmasın, kalanlar birbirlerini hatırlasın diye…”
Fikir Gazetesi yazarlarından Mert Kaya’nın İstos Yayınlarından çıkan kitabı bu ithafla açılıyor. Bir sayfaya sığan bu cümle, aslında yüzyıllık bir kopuşun, bir sessizliğin ve geç kalmış bir buluşmanın özetini veriyor. İshak ile İoannis, Türkiye–Yunanistan Nüfus Mübadelesi’yle birbirinden koparılan binlerce kardeşten yalnızca ikisi. Biri geride kalıp Müslümanlaştırılarak yeni bir hayata savruluyor, diğeri Yunanistan’a mübadil olarak gidiyor.
Kaya, büyük dedesinin izini sürerken kendi aile hikâyesinin sınırlarını çoktan aşan bir alana adım atıyor: Müslümanlaş(tırıl)mış Rumların, yani resmî tarih ve toplumsal hafızada çoğu zaman adı dahi anılmayan bir topluluğun dünyasına.
Aile hikâyesinden toplumsal hafızaya
“Ben, Eski Ben Değilim – Müslümanlaş(tırıl)mış Rumlarda Bellek ve Kimlik”, bir yandan kişisel bir yolculuğun ürünü, diğer yandan uzun soluklu bir akademik çalışmanın sonucu. Kaya, yıllara yayılan saha araştırmaları, arşiv belgeleri ve sözlü tarih görüşmeleriyle, 1923 mübadelesinin “kalanlar” üzerinde bıraktığı izleri takip ediyor.
Kitap, Pontos’tan Anadolu içlerine, Bitlis’ten İzmir’e uzanan bir coğrafyada, kuşaklar boyunca aktarılan yarım cümleleri, “evin içinde başka, dışarıda başka” yaşanmak zorunda kalınan kimlikleri, din değiştirme baskısının açtığı derin yaraları anlatıyor. Tanıkların tereddütleri, suskunlukları ve yeniden hatırlama çabaları, okuru resmi anlatının dışına çağırıyor.
“Ben, eski ben değilim” demenin ağırlığı
Kitabın başlığındaki cümle, Müslümanlaş(tırıl)mış Rumların deneyimini yoğun bir şekilde topluyor: “Ben, eski ben değilim.” Bu cümlenin içinde hem zorla ya da baskıyla değiştirilen kimlikler, hem de yıllar sonra geçmişle yüzleşmenin yarattığı sarsıntı var.
Kaya, tanıkların kendi kelimelerine mümkün olduğunca yer vererek okuru şu sorularla baş başa bırakıyor: Din değiştirmek geçmişi siler mi? Aile içinde kuşaklar boyunca taşınan sırlar ve susmalar, bugün kim olduğumuzu nasıl şekillendirir? Aidiyet sınırları etnik, dini veya ulusal etiketlerle ne kadar açıklanabilir?
Mikro-tarih, sözlü tarih ve karşı-hafıza
“Ben, Eski Ben Değilim”, büyük anlatıların gölgesinde kalmış bir tarihsel deneyimi mikro ölçekte yeniden kuruyor. Kaya’nın sözlü tarih yaklaşımı, arşivlerin sustuğu yerlerde seslere kulak veriyor; farklı şehirlerde, farklı kuşaklardan insanlar, kendi hikâyelerini anlatırken, Türkiye’nin yakın tarihine dair alışıldık çerçeveler de sorgulanıyor.
Bu yönüyle kitap, yalnızca mübadele literatürüne değil; azınlıklar, kimlik, bellek ve vatandaşlık tartışmalarına da özgün bir katkı sunuyor. Okuru, “burası zaten bildiğimiz hikâye” rahatlığından çıkarıp kendi ailesine, mahallesine, şehrine yeniden bakmaya davet ediyor.
Bugünün tartışmalarıyla konuşan bir yüzleşme
Kaya’nın anlattığı dünya, sadece 1923’ün gölgeleriyle sınırlı değil. Zorla ya da örtük baskılarla şekillenen kimlikler, “makbul vatandaş” tarifleri, geçmişi konuşmaktan kaçınan bir siyasal kültür… Bütün bunlar, bugünün tartışmalarıyla doğrudan bağlantı kuruyor.
“Ben, Eski Ben Değilim”, tam da bu nedenle bir tarih kitabı olmaktan öte, bir yüzleşme çağrısı olarak okunuyor. Okur, İshak ile İoannis’in hikâyesini takip ederken, başka coğrafyalarda, başka kimliklerde ama benzer baskılarla şekillenmiş hayatları da düşünmeden edemiyor.
Mert Kaya, Ben Eski Ben Değilim, Müslümanlaştırılmış Rumlar, Müslümanlaş(tırıl)mış Rumlar, Türkiye Yunanistan Nüfus Mübadelesi, bellek ve kimlik, sözlü tarih, azınlıklar, İstos Yayınları, kitap tanıtımı
