“Engelli girişimcilerin kağıt üzerinde var olan hakları, uygulamadaki bürokratik ve hukuki bariyerlerle sistematik biçimde yok sayılıyor.”
Türkiye’de engellilik politikaları uzun yıllardır sosyal devlet söylemi üzerinden anlatılıyor. Ancak sahadaki gerçeklik, bu söylemin çoğu durumda yalnızca vitrinsel bir politik araç olduğunu gösteriyor. Engelli girişimciler, hakları varmış gibi gösterilen fakat fiilen erişilemez kılınan bir sistemin içinde görünmez eşitsizliklerle mücadele ediyor. Bu kapsamda Girişimci İş İnsanları Derneği Başkanı ve Saklı Kahvem markasının kurucusu Mustafa Şahin ile engelli girişimciliğin sosyo–ekonomik, politik ve hukuki boyutlarını konuştuk.
![]()
– Engelli bireylerin girişimcilik yapması sıkça desteklenen bir politika başlığı olarak sunuluyor. Sizin sahadan gözleminiz ne?
Kağıt üzerinde güçlü bir destek mimarisi varmış gibi gösteriliyor. Hibe programları, teşvikler, destek başlıkları… Ama pratikte süreçler tam tersine işliyor. Engelli birey girişimci olmak istediğinde daha karmaşık, daha keyfi ve daha incitici bir bürokratik süreçle karşılaşıyor. Destek var ama destekten yararlanma yolu başlı başına bir engel üretim mekanizmasına dönüşmüş durumda.
– Somutlaştırmak gerekirse bu görünmez engeller nerelerde
yoğunlaşıyor?
Birincisi bilgiye erişim. Engelli girişimciye yönelik düzenli, anlaşılır ve sürdürülebilir bilgi kanalları yok. İkincisi idari süreçler. Evrak yükü, keyfi uygulamalar ve yorucu prosedürler hem ekonomik hem psikolojik yıpratma yaratıyor. Üçüncüsü ise zihniyet sorunu. Engelli girişimci hâlâ riskli ve güvensiz başvuru sahibi olarak kodlanıyor. Bu bakış açısı değişmedikçe kanun varlığı bir anlam ifade etmiyor.
– Sosyal politika ile ekonomi arasındaki bağlantıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Engelli girişimcilik bir yardım alanı değil; doğrudan ekonomik üretim alanıdır. Türkiye’de hâlâ engellilik politikası merhamet ve lütuf diliyle yürütülüyor. Oysa mesele hak meselesidir. Engelli bireyin üretici özne olması sosyal adalet kadar ekonomik kalkınmanın da gereğidir. Yol açılırsa üretim artar, istihdam artar, toplumsal katılım güçlenir.
– Devlet kurumları ve hukuki süreçler açısından baktığınızda bu yaşananlar idari aksaklık mı yoksa daha yapısal bir problem mi?
Bu yalnızca idari bir aksaklık değil; yapısal ve politik bir sorun. Devletin ve kurumların kılcal damarlarına işlemiş ayrımcı zihniyet, engellinin hakkını kağıt üzerinde tanıyıp uygulamada etkisiz hale getiriyor. Bu bireysel hata değil; sistem tercihidir.
Bugün engelli birey ayrımcılığa uğradığında dava açması bile zorlaştırılıyor. Çoğu durumda “nefret unsuru” aranıyor. Nefret soyut bir duygu; ispatı bekleniyor ama ispatlanması neredeyse imkânsız.
Buna karşılık çok somut bir gerçek var; Pozitif ayrımcılığın uygulanmaması dahi kurumsal nefretin en açık kanıtıdır.
Devletin yapmakla yükümlü olduğu destekleri yapmaması, engelliyi ekonomik ve toplumsal hayattan bilinçli biçimde dışarı iten uygulamalar “kişisel hata” değil; politik bir tercihtir. Bu nedenle yaşananlar münferit değil, sistematik ve örgütlü ayrımcılıktır.
Analiz ve sistem eleştirisi
Bu tablo, engelli girişimciliği meselesinin yalnızca sosyal politika alanıyla sınırlı olmadığını; hukuk devleti ilkesine dair ciddi bir kırılma alanı yarattığını gösteriyor.
Hukuki boyut
Anayasa, uluslararası sözleşmeler ve özellikle BM Engelli Hakları Sözleşmesi, devlete;
engellinin eşit katılımını sağlamayı, ekonomik haklarını güvence altına almayı,
pozitif ayrımcılığı zorunlu bir kamu politikası olarak uygulamayı emrediyor.
Bu yükümlülükler yerine getirilmediğinde mesele eksiklik değil; hak ihlalidir. Hukuk devleti sadece kanun varlığıyla değil, o kanunun eşit uygulanmasıyla anlam kazanır. Bugün yaşanan tam tersi bir durumdur: Hak vardır, ama kullandırılmaz.
Sorunun kökünde devletin engelliyi hâlâ “yardım edilmesi gereken grup” olarak görmesi, hak öznesi olarak görmemesi var. Engellilik politikası vitrin alanı haline getirilirken dönüştürücü irade ortaya konmamaktadır. Bu durum engelli bireyi üretici özneden çok yönetilebilir sosyal figür konumunda tutan muhafazakâr bir politik yaklaşım üretmektedir.
Sonuç
Engelli girişimcilerin yaşadığı eşitsizlik; yalnızca sosyal değil, yalnızca ekonomik değil, doğrudan politik bir tercih ve hukuk devleti sorunudur.
Bu nedenle engelli girişimcilerin verdiği mücadele yalnızca geçim mücadelesi değil; eşit yurttaşlık, adalet ve demokrasi mücadelesidir.
Dünyaya vizyon satmadan önce İzmir’e erişelim: Kentlerimiz bakım turizmine hazır mı?
Engellilik siyaseti: İktidarın inkârı, muhalefetin ritüeli ve bekleyen dernekler
Etiketler: engelli girişimci, engelli girişimcilik destekleri, erişilebilir teşvik, bürokratik engeller, ayrımcılık, pozitif ayrımcılık, hukuk devleti, eşit yurttaşlık, sosyal politika, ekonomik katılım
