Sosyal bilimlerden mezun olan ve akademide devam etmeyen pek çok kişi için alan olabildiğince kör ve verimsiz olarak görülür. Doğa bilimlerinin veya mühendisliklerin deneye ve gözleme bağlı sonuç ve birikimleriyle karşılaştırıldığında sosyal bilimleri eleştirmemek mümkün değil. Buna kongrelerdeki tebliğleri takip ettikçe daha fazla ikna olan kadrodanım. Çünkü makina mühendisleri her yıl yüzbinlerce asansörün bakımını yaparak milyonlarca insanın canını koruyor. Gıda bilimi yüzyıllara yayılan başarı sayesinde bulduğumuz gıdaları hızla tüketmek zorunda kaldığımız bir dünyaya bizi mahkum etmiyor. Geçtiğimiz günlerde Brezilya’daki bir enstitü fizik alanında bir türlü açıklanamayan çift yarık anomalisini gözlemcide gözlemlenen bir entropiyle açıklamaya karar verdi. Doğa bilimleri en zor dönemlerde dahi şaşırtıcı atılımlar yapıyor.
Buna karşılık sosyal bilimler halihazırda bildiklerimizi yorumlamanın çok ötesine geçemedi. Şüphesiz bilimi karşılaştırmanın rasyonel bir karşılığı yok. Ancak rekabet etmekle ilgili temel bir dürtü neden daha fazlasının var olmadığı konusunda hepimizi endişelendirmeli. Yoksa konu küreselleşme üzerine kalem oynatan Anthony Giddens’ın bir Lortlar Kamarası toplantısına Lamborghini’syle gitmesini sağlamak değildir herhalde. Çünkü (Giddens’ın tezinde anlattığı gibi) küreselleşmenin ilk çağlardan beri var olmasının ve bugün hızlandığı için onu algılamamızın bilime ve bilimsel bilgiye ne faydası olacağını anlamamız gerekmiyor. Bu fazlaca iyi niyetli bir çaba olurdu.
Sosyal bilimlerin kamuyla ilişkisi
Gezegen üzerinde doğa bilimlerinin fonlandığı pek çok proje var. NASA, Avrupa Uzay Ajansı, CERN bir çırpıda aklımıza gelecek organizasyonlar. Hayatımızı kurtaracak ve muhtemelen adını hiçbir zaman öğrenemeyeceğimiz sekiz düzine bilimsel proje var olmalı. Bunların ne kadarının sosyal bilimlerle doğrudan ilişkili olduğunu tahmin edebiliriz. Sıfıra yakın bir sayı. Ancak sosyal bilimlerin ayakta kalmasını sağlayacak şey kamu ve kamu faydasıyla doğrudan ilişkili olabilir.
20. yüzyılın belirli bir dönemini kapitalist ilerlemecilik ile sosyalist ilerlemecilik arasındaki büyük bir rekabetle geçirdik. Bu rekabet bittiğinde gezegeni keşfetme ve sözüm ona barışçıl bir küreselleşme zemini üzerine bilim inşa etme isteğiyle ilerledik. Küreselleşme siyasal bir düzlemin içinde liberalizmi ve onun mutlak zaferini simgeledi. Kısa süre sonra böyle olmadığı anlaşıldı, ancak bu sefer yazının selameti için bu safhayı gözardı edelim.
Arzunun yolculuğu
40’lı yaşlarının başında iki arkadaşın 8 saatlik bir araç yolculuğuna çıktığı bir ortamı düşünün. Bu yolculuk mental bir yorgunluğa denk gelmiyorsa muhtemelen araçta belirli bir yoğunlukta para kazanma formülleri üzerine fikir egzersizi yapılır. Bu durum bitcoin’e, sıcak paraya, arsaya, eve; sonraki saatlerde teknolojiye, küreselleşmeye ve yeni nesil iş fikirlerine uzanır. Sermaye birikimi elde etme ve kadro kurma arzusu lazım gelir. Yolculuğun sonuna kadar bütün imkanlar arzunun şehveti çerçevesinde zorlanır.
Aynı yolculuğu biraz manipüle edelim. 40’lı yaşlarında bir kişinin 8 saatlik araç yolculuğuna çıktığı başka bir ortamı düşünün. Araç sesi ve ona eşlik eden bir iç sesin varlığıyla geçirilmiş bir yolculuk. Teknolojideki gelişmelerle, veri bilimiyle, hatta sosyal bilimlerle bir düşünce pratiği elde ettiğimizi var sayalım. Olmaz ama bu pratik doğrudan kamu yararına çalışsın. Aslında böyle bir şey halihazırda var. Kamuoyu araştırma şirketleri siyasi partilerle çalışıyorlar. Sahadan veri topluyor, bunu analizliyorlar. Bu zaten yapıldı. O yüzden bizim işimize yaramıyor. Bize daha basit ve örneklem yaratabilecek bir formül gerekiyor.
Anlaşılmayan bir şarkının etkileri ölçülür mü?
Yolculuğun ilerleyen saatlerinde aklımıza şu formül geliyor: Artık yapay zekayla şarkı yapabilmek mümkün. Sözleri yazıyor, şarkının belireceği duyguyu işaretliyor, tuşa basıyorsunuz. Üstelik bu şarkıyı Spotify gibi mecralara yüklemek de mümkün. Spotify sunucularında barındırdığı şarkılara dinlenme başına ücret ödüyor. Nasıl olsa teori düzeyinde olduğumuz için cüretkar olalım. Gelecekte bunu çok yaşayacağız ama biz ön alalım. Çok popüler olacak İspanyolca bir şarkı oluşturalım. Bu İspanyolca şarkının sözleri son derece anlamsız olsun (İspanyolca biliyorsanız bilmediğiniz bir dil seçin). Bu şarkı daha fazla dinlendikçe dolaşıma daha fazla girecek, daha fazla dolaşıma girdikçe daha fazla dinlenecek.
Şimdi bu şarkının küresel etkilerini incelemeye çalışalım. Önce İspanya merkezli haber ajansları İspanyolca olduğu zannedilen, anlamsız sözler barındıran bu şarkının çevirisini yayınlayan haberler yaparlardı. İspanya’nın dünyadaki büyükelçilikleri bulundukları ülkelerdeki devlet görevlilerinin çocuklarını uyarırlar, bu şarkının İspanyol pop kültüründe yerinin olmadığını anlatırlardı. Sadece bu iki adım gerçekleştiğinde şarkı Spotify’da 100 milyon dinlenmenin üzerine çıkar, YouTube’ta yasaklanması ihtimaline karşı onlarca defa indirilip siteye tekrar yüklenir, DJ’ler şarkının mix’lerini çıkarırlardı. Kriz daha da büyürken bazıları bu şarkıyı ortaya çıkaran gizemli starı ararlardı. Bu arada İspanyol hükümeti Spotify’a başvuruda bulunur, şarkının mecradan kaldırılmasını isterlerdi. Küresel liberal dünya bu yasakçı tutum karşısında İspanyol hükümetinin meşruiyetini sorgulardı. İspanyollar delirirken başta İspanyol gençleri olmak üzere popüler kültürle ilişkilenen gruplar zevkten deliye dönerlerdi. Katalon ve Bask bölgeleri özerk meclisleri zaten İspanyolca diye bir şey olmadığını savunur, şarkıyı bölgelerinin sahiplendiğini belirtir; bu gizemli kahramana vatandaşlık vereceklerini beyan ederlerdi. Şarkı Spotify’da 1 milyar, YouTube’ta 3,5 milyar defa dinlendikten sonra CNI başta olmak üzere istihbarat örgütleri bu girişimi NATO’ya yapılmış bir siber terör saldırısı olarak değerlendirir, şarkıyı Spotify’a yükleyen kullanıcıyı bulmaya çalışırlardı. Küreselleşmenin etkilerini araştırmak için sosyal ağları ve hizmetleri manipüle edebileceğini düşünen bir sosyal bilimci kendini Madrid’te bir mahkemede yargılanırken bulurdu. Ruslar, Çinliler ve İranlılar bu ikiyüzlülüğün batının özgürlükler yanlısı olmadığını tariflemek için bir dizi açıklamada bulunurlardı. İnsanlık ortadan ikiye bölünür, New Yorker’da belediye başkanı Mamdani’nin konuyla ilgili iki tam sayfalık röportajı yer alırdı.
Bir yolculukta küreselleşmenin etkilerini bulmak için yaptığım bir fikir egzersizi Madrid’teki bir delikte son buldu. Zannederim ayda 289,99 Türk lirası ödediğim Netflix’teki İspanyol polisiye dizilerini izlemeyi azaltmam gerekiyor.
Sosyal bilimlerin kamu faydasını ise çoğaltmamız gerekiyor.
Zamanı satışa çıkarmak: “Skip intro” çağında siyaset ve gündelik hayat

