Türkiye’de engelli hakları mücadelesi yıllardır konuşuluyor. Raporlar hazırlanıyor, çalıştaylar düzenleniyor, komisyonlar kuruluyor. Ama bütün bu hareketliliğin ortasında, tuhaf bir durağanlık var.
Belki de asıl soruyu hiç sormadığımız için:
Sistem, engelli topluluğunun hangi muhalefetini tanıyor ve hangisini dışlıyor?
Çünkü mesele yalnızca talepler değil; o taleplerin nasıl dile getirildiği, ne kadar sert olduğu ve ne kadar “rahatsız edici” bulunduğudur.
Oyalama sanatı: Süreç var, sonuç yok
Bir sorun dile getirilir. Ardından komisyon kurulur. Çalıştay yapılır. Rapor hazırlanır. Ama sonuç çoğu zaman değişmez. Bu mekanizmalar, katılım görüntüsü altında çoğu zaman şunu yapar: Zaman kazanır, tepkiyi dağıtır, mücadeleyi yumuşatır.
Mitolojiden bugüne: Bitmeyen döngü
Antik Yunan’da Sisyphos’un kayası nasıl her seferinde geri düşüyorsa, engelli hakları mücadelesi de çoğu zaman aynı döngüye sıkışır. Ama tarih bize şunu da gösterir: O taşı gerçekten yukarıda tutanlar, süreci değil sonucu zorlayanlardır.
Felsefi bir ayrım: Düzen mi, adalet mi?
Platon düzeni savunur. Ama gerçek mücadele, düzen ile adalet çatıştığında ortaya çıkar. Bugün engelli meselesinde de soru aynıdır:
Düzeni mi koruyacağız, yoksa adaleti mi zorlayacağız?
Ne yapıldığında gerçekten sonuç alındı?
Eleştiri kadar önemli olan şu: Peki bu öneriler hayata geçtiğinde ne oldu?
- Israr ve görünürlük kazandırdı → Americans with Disabilities Act (ABD)
ABD’de engelli hareketi, yıllarca süren protestolar, sivil itaatsizlikler ve doğrudan eylemlerle görünürlüğünü artırdı. En kritik anlardan biri, aktivistlerin kamu binalarına erişimi protesto etmek için merdivenleri sürünerek çıktığı eylemlerdi.
Sonuç: Süreç değil sonuç zorlandı ve kapsamlı bir yasa çıktı.
- Bağımsız örgütlenme kazandırdı → Independent Living Movement
Engellilerin kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olması gerektiğini savunan bu hareket, devletin “yardım eden” yaklaşımını reddetti.
Sonuç: Bakım merkezleri yerine bağımsız yaşam politikaları gelişti.
- Hukuki mücadele kazandırdı → United Nations Convention on the Rights of Persons with Disabilities
Engelli örgütleri, uluslararası alanda sürekli baskı kurarak devletleri bağlayıcı bir sözleşmeye zorladı.
Sonuç: Engelli hakları, “yardım” değil hak olarak tanımlandı.
- “Makul” dili reddetmek kazandırdı → Sokak hareketleri (Avrupa)
Birçok Avrupa ülkesinde engelli gruplar, bütçe kesintilerine karşı sessiz kalmadı; sokak eylemleri, işgaller ve doğrudan protestolar yaptı.
Sonuç: Geri adımlar atıldı, kesintiler kısmen geri çekildi.
Ortak nokta ne?
Bu örneklerin hepsinde üç şey var:
Süreçle oyalanmayı reddetmek
Görünür ve rahatsız edici olmak
Bağımsız hareket etmek
Yani sistemin sevdiği “makul muhalefet” değil, sınırları zorlayan muhalefet kazanım getirdi.
Son söz:
Engelli hakları mücadelesi, yalnızca hak aramak değildir. Aynı zamanda o hakların nasıl aranacağına karar vermektir. Eğer mücadele, komisyonlara ve çalıştaylara sıkışırsa, Sisyphos’un kayası gibi sürekli geri düşer. Ama eğer mücadele, sonucu zorlarsa, o taş bir gün gerçekten zirvede kalır. Ve o gün, sessizlik değil, değişim konuşur.
Afet doğal, eşitsizlik politik: Engellilik deprem yönetiminde neden hâlâ görünmüyor?
engelli hakları, erişilebilirlik, bağımsız yaşam, hak temelli yaklaşım, ayrımcılık, sosyal politika, engelli hareketi, kamusal alan, bakım politikaları, sivil toplum

