₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Bir Şarkı, Bir Hikaye | Sixto Rodriguez ve “I Wonder”

Detroit, 1970. Motor şehrinin fabrika bacaları hâlâ tütüyor ama şehir çoktan çürümeye yüz tutmuş. Otomobil işçileri işten çıkarılıyor, sokaklar gerilim dolu, Vietnam Savaşı televizyon ekranlarından her gece kan kusuyor. Böyle bir coğrafyada, bir inşaat işçisi gitar çalıyor: Sixto Rodriguez.

Döneminin eleştirmenlerine göre Rodriguez, Bob Dylan ile Love arasında bir yerde durmaktadır. Sözleri şiirsel olduğu kadar keskindir. 1970 çıkışlı ilk albümü Cold Fact, Vietnam Savaşı’na, toplumsal eşitsizliklere ve Amerikan rüyasının temelindeki çelişkilere yönelik sert bir eleştiri olarak okunabilir. Prodüktörler Mike Theodore ve Dennis Coffey, bir dahi bulduklarını düşünmektedir.

Ne var ki Amerika, Rodriguez’i duymaz. Albüm ticari anlamda tam bir fiyaskodur. 1971’de yayımlanan ikinci albüm Coming from Reality de benzer bir akıbete uğrar. Plak şirketi Rodriguez ile yollarını ayırır. Üçüncü albüm yarım kalır. 1979 ve 1981’de Avustralya’da birkaç konser verdikten sonra Rodriguez, müzik endüstrisinden tamamen çekilir ve inşaat işçiliğine döner. Yıkım ekiplerinde çalışır, tavan aralarını söker, evleri yeniden inşa eder. Felsefe eğitimi almıştır; sosyal adalet, işçi hakları ve yoksullukla mücadele onun için yalnızca şarkı sözlerinden ibaret değildir. Detroit Belediye Başkanlığı’na aday olur, kazanamaz. Hayatı mütevazı, sessiz ve büyük ölçüde görünmezdir.

Ama geceleri hâlâ gitar çalmaktadır. Çünkü onun için müzik bir tercihten ziyade, nefes almak gibi varoluşsal bir pratiktir.

I Wonder: Sorgulayan adamın şarkısı

O gecelerden birinde, belki bir iş gününün yorgunluğuyla, belki pencereden Detroit’in loş ışıklarına bakarken, Rodriguez en bilinen şarkılarından birini yazar: “I Wonder”.

Şarkı, yumuşak bir tınıyla açılır. Ancak sözleri, dinleyiciyi doğrudan rahatsız edici sorular silsilesinin içine çeker. Rodriguez, toplumsal olarak üstü örtülen, bireysel olarak kaçınılan şeyleri sorar. Sorgulama eyleminin kendisini, bir direniş biçimi olarak konumlandırır.

I wonder how many times you’ve been had
(Kaç kere kandırıldın merak ediyorum)

İlk dize, sistematik bir aldanmanın izini sürer. Rodriguez burada yalnızca karşısındakine değil kendine de sorar. Plak şirketi tarafından terk edilmiş, Amerika tarafından görmezden gelinmiş bir müzisyen olarak “kandırılma” deneyimini bizzat yaşamıştır.

And I wonder how many plans have gone bad
(Kaç planın ters gitti merak ediyorum)

Planlar. Büyük hayallerle yapılan, “her şey yoluna girecek” diye başlanan planlar. Rodriguez’in iki albümü, iki başarısızlığı. Bir inşaat işçisinin avuçlarında kalan nasır ve sessizlik.

I wonder how many times you had sex
(Kaç kere seviştin merak ediyorum)

Bu dize, şarkının sıradan bir protest şarkı olmanın ötesine geçmesini sağlar. Cinselliğin, dönemin şarkı sözlerinde nadiren bu kadar doğrudan ele alındığı düşünülürse, Rodriguez’in cesareti daha iyi anlaşılır. Ancak bu dize aynı zamanda, şarkının Güney Afrika’daki kaderini de belirleyecektir: Apartheid rejimi, “I Wonder”ı bu gerekçeyle yasaklayacaktır.

I wonder do you know who’ll be next
(Sıradakinin kim olacağını biliyor musun merak ediyorum)

Burada soru, geçmişten geleceğe kayar. “Sıradaki kim?” sorusu, özellikle baskıcı rejimler altında yaşayanlar için varoluşsal bir nitelik taşır. Apartheid Güney Afrika’sında bu soru, her an kapıyı çalabilecek polis, her an gelebilecek bir ihbar anlamına gelecektir.

I wonder I wonder, wonder I do
(Merak ediyorum merak ediyorum, ediyorum işte)

Nakarat, bir fısıltı gibi tekrarlanır. Sorgulamanın kendisi, artık bir varoluş biçimidir.

Rodriguez, bu kez daha içe dönük sorulara yönelir:

I wonder about the love you can’t find
(Bulamadığın aşkı merak ediyorum)
And I wonder about the loneliness that’s mine
(Ve bana ait olan yalnızlığı merak ediyorum)

“Bana ait olan yalnızlık” ifadesi, Rodriguez’in kişisel tarihiyle doğrudan bağlantılıdır. İki albüm yapmış, eleştirmenlerce övülmüş ama kimsenin dinlemediği bir müzisyendir. Gündüzleri inşaat kalabalığının içinde, geceleri gitarıyla baş başa kalan bir adam.

I wonder how much going have you got
(Ne kadar dayanma gücün var merak ediyorum)
And I wonder about your friends that are not
(Olmayan arkadaşlarını merak ediyorum)

“Olmayan arkadaşlar.” Rodriguez, plak şirketiyle yolları ayrıldığında, prodüktörler başka işlere yöneldiğinde, “arkadaş” diye bildiklerinin çoğunun ortadan kaybolduğunu deneyimlemiştir. Bu dize, piyasanın ve ilişkilerin acımasızlığına dair bir gözlemdir.

Şarkı, bireysel olandan toplumsal olana doğru bir kırılma yaşar:

I wonder about the tears in children’s eyes
(Çocukların gözündeki yaşları merak ediyorum)
And I wonder about the soldier that dies
(Ölen askeri merak ediyorum)

Vietnam Savaşı tüm şiddetiyle devam etmektedir. Rodriguez, televizyon ekranlarından her gece akan görüntüleri şarkısına taşır. Çocuklar, askerler, ölüm. Adaletsizliğin iki farklı yüzü.

I wonder will this hatred ever end
(Bu nefret hiç bitecek mi merak ediyorum)
I wonder and worry my friend
(Merak ediyorum ve endişeleniyorum dostum)

Burada Rodriguez, yalnızca bir gözlemci olmaktan çıkar. “Worry” (endişelenmek) fiili, şarkıya kişisel bir kaygı katar. O sadece sormaz, aynı zamanda dertlenir. 

I wonder, I wonder, wonder don’t you?
(Merak ediyorum, merak ediyorum, sen merak etmiyor musun?)

Bu dize bir meydan okumadır. Rodriguez, dinleyiciyi sorgulamaya davet etmekle kalmaz, aynı zamanda onun bu sorgulamadaki konumunu sorunsallaştırır. “Sen merak etmiyor musun?” sorusu, aslında bir vicdan çağrısıdır.

Şarkı, başa döner. Ama bu kez sorular biraz değişmiştir:

I wonder how many times you been had
(Kaç kere kandırıldın merak ediyorum)
And I wonder how many dreams have gone bad
(Kaç hayalin yıkıldı merak ediyorum)

“Plans” (planlar) yerini “dreams”e (hayaller) bırakmıştır. Planlar somut, hayaller ise varoluşsaldır. Rodriguez, başarısız olan sadece takvimsel hedefler değil, insanın en derin anlam arayışlarıdır demek ister.

I wonder how many times you’ve had sex
(Kaç kere seviştin merak ediyorum)

Aynı dize tekrarlanır. Ama bu kez son soru kökten değişir:

And I wonder do you care who’ll be next
(Sıradakinin kim olacağını umursuyor musun merak ediyorum)

“Do you know” (biliyor musun) ile “do you care” (umursuyor musun) arasındaki fark, şarkının bütün ağırlığını taşır. İlki bilgiyle ilgilidir ve öğrenilebilir. İkincisi ise vicdanla ilgilidir. Rodriguez, artık “bilip bilmediğinizi” değil, “umurunuzda olup olmadığını” sorar. Sıradaki siz değilseniz, başkasının acısı sizi ilgilendiriyor mu?

I wonder I wonder, wonder I do
(Merak ediyorum merak ediyorum, ediyorum işte)

Şarkı, bir fısıltı gibi biter. Sorular havada kalır.

Rodriguez, “I Wonder”ı yazdığında henüz otuz yaşında bile değildir. Ama şarkı, bir bilgenin sabrı ile bir şairin yaralı dilini birleştirir. Yazıldığı dönemde, bir plak şirketinin arşivinde tozlanmaya, unutulmaya mahkumdur. Ta ki dünyanın öbür ucunda, hiç tanımadığı bir ülkede, bir direnişin kalbinde atana kadar.

Güney Afrika: Apartheid’in gölgesinde bir plak

Güney Afrika, 1971. Apartheid rejimi tüm şiddetiyle hüküm sürmektedir. Beyaz azınlık yönetimi, siyahi çoğunluğu her türlü hak ve özgürlükten mahrum bırakmıştır. Televizyon yayınları sıkı denetim altındadır. Yabancı müzik, özellikle protest içerikli olanlar, yasaklılar listesindedir. Radyolarda yalnızca rejimin onayladığı şarkılar çalınmaktadır.

Bu ortamda, kimsenin tam olarak bilmediği bir yolla, Rodriguez’in Cold Fact albümünün bir kopyası Cape Town’a ulaşır. Kimin getirdiği belirsizdir: Bir denizci mi, bir diplomat mı, yurtdışına çıkmayı başarmış bir öğrenci mi? Bilinmez. Ancak plak düşer, çalınır, elden ele dolaşır, kasetlere kopyalanır. 

Özellikle beyaz üniversite öğrencileri için Rodriguez, bir müzisyenden fazlasıdır. Apartheid rejiminin susturmaya çalıştığı her şeyi, Rodriguez şarkılarında dile getirir. “I Wonder”daki sorgulama, rejimin sorgulanmasına dönüşür. “Kaç kere kandırıldın?” sorusu, “bizi kaç kere kandırdılar?”a evrilir. “Sıradaki kim?” sorusu, “sıradaki biz olacak mıyız?”a dönüşür.

Rodriguez’in Güney Afrika’daki dinleyicileri için bir çarpıcı nokta daha vardır: Kimse onun yaşayıp yaşamadığını bilmemektedir. Bir rivayete göre, Rodriguez bir konser sırasında sahneye çıkmış, son şarkısını söylemiş, ardından bir çakmakla kendini ateşe vermiştir. İntihar etmiştir. Efsaneler, bir kahramanın ölümünü her zaman biraz şiirsel anlatır.

Gerçek ise çok daha sıradandır. Rodriguez, Detroit’te hâlâ inşaat işçiliği yapmaktadır. Yıkım ekiplerinde çalışmakta, bazen bir binanın çatısında, bazen bodrum katlarındadır. Akşamları gitarını çalmakta, bazen yeni şarkılar yazmakta ama kaydetmemektedir. Plak şirketiyle yaşadığı hayal kırıklığı, onu müzik endüstrisine karşı kalıcı bir mesafeye itmiştir.

Apartheid rejimi, “I Wonder”ı resmen yasaklar. Resmî gerekçe, şarkıdaki “I wonder how many times you had sex” dizesidir. Rejim, bu ifadeyi “müstehcen” bularak yasaklama kararı alır. Ancak dönemin tanıkları, asıl yasak sebebinin bu olmadığını kaydeder. Şarkı, insanlara sorgulamayı öğretmektedir. “I wonder will this hatred ever end” diye sormaktadır. Bir diktatörlük, nefretin bitmesini sorgulayan bir şarkıyı asla affetmez.

Yasak, beklenenin aksine, tam tersi etki yaratır. Yasaklanan her şey, daha çekici hale gelir. Gençler, “I Wonder”ı dinlemek için daha fazla çaba harcar. Kasetler daha gizli, daha hızlı çoğalır. Rodriguez, Güney Afrika’da bir yeraltı kahramanına dönüşür. İsmi fısıltıyla anılır. Albümleri, radyoda çalınmadığı halde, 1971’den 1997’ye kadar geçen yirmi altı yılda yaklaşık yarım milyon kopya satar.

Ve Rodriguez’in tüm bunlardan haberi yoktur.

1997: Bir web sitesi ve dijital avcılar

Yıl 1997. Apartheid rejimi çökmüş, Nelson Mandela cumhurbaşkanı olmuştur. Güney Afrika, kanlı bir dönemin ardından yavaş yavaş nefes almaya başlamıştır.

Cape Town’da bir plak dükkanı sahibi olan Stephen Segerman (herkes ona “Sugar” der, çünkü Rodriguez’in “Sugar Man” şarkısına tutkusuyla tanınır), müşterilerinden sürekli aynı soruyu duymaktadır: “Rodriguez öldü mü? İntihar mı etti?”

Segerman bu sorudan o kadar rahatsız olur ki, internette bir web sitesi açmaya karar verir. Adını koyar: The Great Rodriguez Hunt (Büyük Rodriguez Avı). Siteye, Rodriguez hakkında bildiği her şeyi koyar: Albüm kapakları, şarkı sözleri, duyduğu efsaneler. Bir de not düşer: “Bu adamı bulmama yardım edin.”

Aynı dönemde, gazeteci Craig Bartholomew-Strydom da Rodriguez’in hikayesini duymuş, araştırmaya başlamıştır. İkili bir şekilde birbirini bulur ve iş birliği yapar. Bartholomew-Strydom, ABD’deki plak şirketlerini arar, eski prodüktörleri araştırır, Rodriguez’in kayıtlarına ulaşmaya çalışır. Ancak plak endüstrisi, 1970’lerde kaybolmuş bir müzisyenle ilgilenmemektedir.

Segerman ise web sitesini büyütür. Bu yıllar, internetin henüz emekleme dönemidir. Google yeni yeni yaygınlaşmaktadır. Ama bir web sitesi, dünyanın öbür ucundaki bir meraklıya ulaşma potansiyeline sahiptir. Yeter ki doğru kişi görsün.

Ve görür.

Eva, Rodriguez’in kızıdır. Babasının adını internette aratır. Karşısına The Great Rodriguez Hunt çıkar. Şaşkınlıkla okur. Sitede, babasının sahneye çıkıp kendini ateşe vererek intihar ettiğine dair bir efsane anlatılmaktadır. Oysa babası, Detroit’te mütevazı bir evde yaşayan, inşaat işçiliği yapan, altmış yaşında sıradan bir adamdır.

Eva, siteyle iletişime geçer. Segerman telefonu eline aldığında inanamaz. Yıllardır aradığı adam ölmemiştir. Üstelik yirmi beş yıldır kendi şöhretinden habersiz, sade bir hayat yaşamaktadır.

15 Eylül 1997’de Segerman, Rodriguez’i arar. Telefonun diğer ucunda, efsanesini yıllardır dinlediği adam sakin bir sesle cevap verir. Segerman o anı şöyle anlatır: “Sanki bir hayaletle konuşuyordum.”

Kısa süre sonra Rodriguez, Güney Afrika’ya davet edilir. İlk konserinin biletleri saatler içinde tükenir. Sahneye çıktığında, binlerce kişilik dev bir salon ona “Sugar Man” diye bağırır. Rodriguez mikrofonu eline alır, sessizce şöyle der:

“Thank you for keeping me alive.”

(Beni hayatta tuttuğunuz için teşekkürler.)

Salonda herkes ağlamaktadır. Yirmi beş yıldır, bu adamın şarkıları onları hayatta tutmuştur. Şimdi o da onlara teşekkür etmektedir.

Searching for Sugar Man: Belgesel ve küresel şöhret

Rodriguez, Güney Afrika’daki konserlerin ardından bir süre daha sessizliğe bürünür. Ama bu kez farklıdır. Artık onu sevenler olduğunu bilmektedir. Yine de Detroit’teki evinde yaşamaya, inşaat işçiliğine devam eder.

2012 yılında İsveçli belgesel yapımcısı Malik Bendjelloul, Rodriguez’in hikayesini duyar. O kadar etkilenir ki, hemen bir belgesel çekmeye karar verir. Bütçesi oldukça kısıtlıdır. Hatta öyle ki filmde kullandığı bazı arşiv görüntüleri için telif ücretlerini ödeyemez ve bunları elle çizilmiş animasyonlarla geçiştirir. Ama ortaya çıkan eser bir başyapıttır.

Searching for Sugar Man belgeseli, Rodriguez’in hikayesini üç katman halinde anlatır. Birinci katman: 1970’lerin Detroit’inde başarısız olmuş, inşaat işçiliğine geri dönmüş bir müzisyenin hikayesi. İkinci katman: Apartheid Güney Afrika’sında yasaklı bir plak etrafında şekillenen bir direnişin hikayesi. Üçüncü katman: 1997’de iki meraklının bir web sitesi aracılığıyla bu iki dünyayı birleştirmesinin hikayesi.

Belgesel, 2012’de Sundance Film Festivali’nde gösterilir ve ayakta alkışlanır. Ardından En İyi Belgesel dalında Oscar kazanır. Rodriguez ödül gecesi törene katılmaz. Çünkü televizyonu yoktur ve haberi yoktur. Kızı Sandra arar ve “Baba, Oscar kazandın” der. Rodriguez şaşırır: “Ne Oscar’ı?”

Törenlere katılmaz, röportajlara pek çıkmaz, şöhretten bilinçli biçimde uzak durur. Ama konserler vermeye başlar. Dünyanın dört bir yanında, tüm biletleri tükenen salonlarda. Hep aynı alçakgönüllülükle, hep aynı sakinlikle. Sahneye çıktığında kravatını düzeltir, “Merhaba” der ve çalmaya başlar.

Bir röportajda, tüm bu geç gelen şöhret hakkında ne hissettiği sorulur. Cevabı, onun dünya görüşünü özetleyen en çarpıcı ifadelerden biridir:

“Benim hikâyem yoksulluktan zenginliğe giden bir hikâye değil. Yoksulluktan yoksulluğa bir hikâye ve bu durumdan memnunum. Diğer insanlar yapay bir dünyada yaşıyor ama ben gerçek dünyada yaşadığımı hissediyorum. Ve hiçbir şey gerçeğin yerini tutamaz.”

Rodriguez, kazandığı paranın çoğunu arkadaşlarına ve ailesine dağıtır. Aynı evde yaşamaya devam eder. Yeni albüm yapmak istemez. “Zaten iki iyi albüm yaptım” der. “Bir üçüncüsü onları geçemez.”

Son: Soru hâlâ ortada

8 Ağustos 2023’te Sixto Rodriguez, Detroit’teki evinde, seksen bir yaşında hayata veda eder. Ölüm haberi dünyaya yayıldığında, sosyal medyada binlerce paylaşım yapılır. Kimi “I Wonder” paylaşır, kimi “Sugar Man”. Kimi Rodriguez’in bir konserinde çekilmiş bir fotoğrafını koyar.

O gün, Spotify’da Rodriguez’in dinlenme sayısı yüzde 3000 artar. Yeni nesil onu keşfeder. Bir genç yorum yazar: “Bugün ‘I Wonder’ı ilk kez dinledim. 1971’de yazılmış bir şarkı nasıl bu kadar bugünü anlatabilir?”

Belgeseli izlemek için bu BAĞLANTIYI kullanabilirsiniz.

Hıdırellez ateşi: Birlikte umut etmeyi hatırlamak

Ne zaman fazla olur? 

Bir şarkının izini sürerken

Sixto Rodriguez’in “I Wonder”ı, kendi ülkesinde duyulmayan bir müzisyenin şarkısının başka bir ülkede nasıl politik ve duygusal bir hafızaya dönüştüğünü anlatıyor. Yazı, Detroit’in işçi mahallelerinden apartheid Güney Afrika’sındaki yasaklı plak dolaşımına uzanan bu beklenmedik yolu takip ediyor.

Soru sormanın gücü

Rodriguez’in hikâyesi, kültürün yalnızca piyasa başarısıyla ölçülemeyeceğini gösteriyor. Bir şarkı radyoda çalınmasa, listelere girmese, sanatçısı tarafından bile nereye ulaştığı bilinmese de insanların korkularına, yalnızlıklarına ve itirazlarına eşlik edebilir.

Bize kalan soru

“I Wonder” bugün hâlâ güncel duyuluyorsa, bunun nedeni yalnızca iyi bir şarkı olması değil. Rodriguez’in sesi, bilmek ile umursamak arasındaki farkı hatırlatıyor: Başkasının acısı, sıradaki biz olmadığımız sürece bizi ilgilendiriyor mu?

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →