₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Bir insanın ayak parmağı ikinci bir hayat yaşayabilir mi?

Kanada’nın Yukon bölgesindeki Dawson City’de bir bara giden Ataman Avdan’ın önüne bir kadeh kondu. Kadehin içinde viski ve insana ait kurutulmuş bir ayak parmağı vardı. Avdan, ayak parmağını ilk gördüğünde beklediği gibi geri çekilmedi. Aksine merakı ağır bastı. Kadehi kaldırdı, ayak parmağı dudaklarına değdi ve içkisini içti.

Türkiye’de doğup Kanada’da yaşayan sosyolog Ataman Avdan için bu, yalnızca dünyanın en sıra dışı içkilerinden birini denemek değildi. Ona göre o anda, yaklaşık yüz yıl önce başladığı anlatılan bir hikâyeden, bu ritüeli yıllar boyunca sürdürenlere ve kendisinden önce bunu deneyen binlerce kişiye uzanan bir hikâyenin parçası oldu.

Dawson City’deki bu ritüelin adı Sourtoe Cocktail yani ekşi parmak kokteyli. 1973’te başlayan ve kentteki Sourdough Saloon’da sürdürülen gelenekte, bir shot içkinin içine gerçek, kurutulmuş bir insan ayak parmağı bırakılıyor. Ritüelin tek değişmez kuralı ise oldukça basit: İçkiyi hızlı ya da yavaş içebilirsiniz ama dudaklarınızın parmağa değmesi gerekiyor. Sourtoe Cocktail Club’ın bugün 100 binden fazla üyesi bulunuyor.

Downtown Hotel
Fotoğrafçı: Prof Ranga Sai, CC0

“Bunu gerçekten yapmalıyım”

Avdan, Sourtoe Cocktail’i Kanada’nın kuzeyindeki Yukon bölgesine yapacağı geziyi araştırırken öğrenmiş. Dawson City’ye ilgisinin arkasında ise yalnızca bu ritüel yok. Gold Rush döneminin ve o dönemi anlatan Jack London ile Robert Service’in izini sürmek için kente gitmeye karar vermiş.

Bir kente gittiğinde yalnızca görülecek yerleri gezmek yerine, başka yerde yaşayamayacağı deneyimleri aradığını söylüyor.

Sourtoe’yu duyduğunda da aklından geçen şu olmuş: Böyle uzak bir kuzey kasabasına kadar gelmişken, başka yerde karşılaşamayacağı bu deneyimi yaşamadan dönmemeli.

İlk tepkisi dehşet değil, merak olmuş.

“Bu ayak parmağı kimin?” diye düşünmüş. İnsana ait bir ayak parmağının neden viskinin içine konulduğunu, bu geleneğin nasıl başladığını ve insanların neden bunu yapmaya devam ettiğini merak etmiş.

İnternette ve kitaplarda bazı cevapları bulabileceğini biliyormuş. Ama bazı soruların yanıtının ancak deneyimlenerek alınabileceğini düşünmüş.

Sonunda bara gitmiş.

Kavanozdan çıkan ayak parmağı

Avdan, Dawson City’de oteline yerleştikten sonra ritüelin yapıldığı bara inmiş. Saat yediyi beklerken birkaç bira içmiş ve kendisini videoya alan Dan isimli biriyle tanışmış.

Saat 19.00’da “Toe Captain” olarak bilinen Terry Lee gelmiş. Görevi, ritüelde kullanılan ayak parmağını korumak, katılımcılara sunmak ve deneyimin sonunda sertifikalarını vermek.

Avdan önce başka bir katılımcıyı izlemiş.

Terry Lee masayı ciddi bir tören hazırlığı yapar gibi kurmuş. Tuz kavanozundan özenle çıkardığı ayak parmağı, Avdan’ın beklediğinden çok daha büyük ve siyahmış.

“Normal şartlar altında iğrenç” diye tarif ediyor o anı.

Fakat çevresindeki insanların bu deneyime duyduğu heyecanı gördükçe, ritüellerin neden yalnızca dışarıdan bakıldığında anlaşılmadığını düşünmüş.

Sıra kendisine geldiğinde kimliği kontrol edilmiş, adı yazılmış. Ayak parmağı yüzüne yaklaştırılmış ve ardından kadehin içine bırakılmış.

Masanın etrafındaki kişilerin ve Avdan’ın da soluğu kesilmiş.

Avdan içkisini içtiğinde viskinin tadının normalden daha yanık geldiğini söylüyor. Ayak parmağı dudaklarına değdiğinde ise ağzını istemsizce açmamak için dudaklarını sıkmış.

Sonra kadehi geri vermiş.

Duyduğu duygu tiksinti değil, mutluluk olmuş.

Çünkü yalnızca Dawson City’de yaşayabileceği bir şeyi gerçekten yaşamış.

“İğrenç” dediğimiz şey kime göre?

Sourtoe deneyiminin Avdan için asıl ilginç tarafı, insanların verdiği tepkiler.

Türkiye’deki arkadaşlarına ve yakın çevresine deneyimini anlattığında, karşılığında “Ben de yapardım” diyen çıkmamış. Çoğunun yüzü buruşmuş, bazıları daha fazla ayrıntı dinlemek bile istememiş.

Ama Avdan, bu tepkinin Türklere özgü olmadığını özellikle vurguluyor. Kanada’da doğup büyümüş arkadaşları da benzer şekilde tepki vermiş.

Dolayısıyla “iğrenç” dediğimiz şeyin yalnızca hangi kültürden geldiğimizle açıklanamayacağını düşünüyor.

Bu noktada İsveç’in Malmö kentindeki Disgusting Food Museum, yani İğrenç Yemekler Müzesi başka bir pencere açıyor. Müze, farklı toplumların hangi yiyecekleri tiksindirici bulduğunu bir araya getiriyor ve kendi açıklamasında da tiksinti duygusunun evrensel olmasına rağmen insanların tiksindirici bulduğu yiyeceklerin aynı olmadığını belirtiyor.

Müzede Türkiye’den tavukgöğsü ve şalgam gibi, Türkiye’de son derece sıradan kabul edilen yiyeceklerin de sergilenmesi bu çelişkiyi görünür kılıyor.

Türkiye’de tatlı olarak tüketilen tavukgöğsünün içinde gerçekten tavuk eti bulunması, başka bir kültürden gelen biri için şaşırtıcı olabilir. Şalgamın kokusu ve tadı da alışık olmayan biri için itici gelebilir.

Aynı şekilde, bizim için insan bedeninin bir parçasının içki bardağında bulunması son derece rahatsız ediciyken, Dawson City’de bu durum kentin hikâyesinin bir parçasına dönüşmüş durumda.

Buradaki soru belki de “Hangisi gerçekten iğrenç?” değil.

Bir şeyi iğrenç olarak tanımlamamızı sağlayan şey ne?

Parmağın anıtı
⁠⁠Fotoğrafçı: TravelingOtter
CC BY-SA 2.0

Bir ayak parmağının yüz yıllık hikâyesi

Sourtoe Cocktail’in bugün anlatılan köken hikâyesi de en az ritüelin kendisi kadar sıra dışı.

Dawson City’nin resmi turizm kaynağına göre geleneğin kökeni 1920’lere uzanıyor. Louie Linken isimli bir rom kaçakçısının, kardeşi Otto ile yaptığı yolculuklardan birinde ayağını dondurduğu, kangren oluşmasını önlemek için ayak parmağının kesildiği ve parçanın bir kavanozda saklandığı anlatılıyor.

Yıllar sonra bu ayak parmağı, Dawson City’de terk edilmiş bir kulübede Captain Dick Stevenson tarafından bulunuyor. Stevenson ve arkadaşları 1973’te Sourtoe Cocktail Club’ı kuruyor.

Fakat bugün kullanılan ayak parmaklarının tamamı bu ilk ayak parmağı değil.

Yıllar içinde bazı ayak parmakları çalınmış ya da yutulmuş. Bu nedenle kulüp zaman içinde bağışlanan yeni ayak parmakları da kullanmaya başlamış. Dawson City’nin resmi kaynağı, bugüne kadar 25’ten fazla ayak parmağının bağış yoluyla kulübe kazandırıldığını belirtiyor.

Bu noktada hikâyenin belki de en şaşırtıcı tarafı, insanların neden kendi bedenlerinden ayrılan bir parçayı böyle bir ritüele bırakmak istediği.

Sourtoe’nun hikâyesi, bedeninden ayrılan bir parçanın nasıl başka bir hikâyenin parçasına dönüşebildiğini de gösteriyor. Böylece insan öldükten ya da bedeninden bir parça ayrıldıktan sonra bile geride bir iz bırakabiliyor. Bir zamanlar yalnızca bedenin bir parçası olan şey, daha sonra bir kasabanın hafızasına ve binlerce insanın deneyimine dahil oluyor.

Üstelik bu hikâyenin adresi de sıradan bir bar değil. Sourtoe Cocktail, Dawson City’deki Downtown Hotel’in içindeki Sourdough Saloon’da yaşatılıyor. Kentin resmi turizm kaynakları da oteli ve salonu doğrudan Sourtoe Cocktail Club’ın adresi olarak gösteriyor.

Böylece bir insan bedeninden ayrılan parça, yalnızca bir ritüelin nesnesi olmaktan çıkıp bir mekânın, kentin ve yerel kültürün hikâyesine dönüşüyor.

2019’da İngiliz ultramaratoncu Nick Griffiths, 2018’de Yukon Arctic Ultra sırasında geçirdiği donma nedeniyle üç ayak parmağını kaybettiğinde, bunlardan ikisini Sourtoe Cocktail için bağışlamıştı.

Böylece bir insan bedeninden ayrılan parça, bir kentin hikâyesinin parçasına dönüşebiliyor.

Bu noktada hikâyenin Türkiye’deki karşılığı ise bambaşka bir yerde karşımıza çıkıyor: organ bağışı.

Türkiye’de insanlar öldükten sonra organlarını başka insanların hayatını sürdürebilmesi için bağışlayabiliyor. Burada da beden, ölümle birlikte tamamen bir “son” olmaktan çıkıyor; bedenden alınan organlar başka insanların yaşamının devamına katkı sağlayabiliyor.

Sourtoe ile organ bağışı elbette aynı şey değil. Biri yerel bir ritüelin parçası olarak bir beden parçasına yeni bir hikâye kazandırırken, diğeri başka insanların hayatını kurtarmaya yönelik bir tıbbi uygulama. Ancak ikisinin kesiştiği bir soru var: İnsan bedeni öldükten sonra neye dönüşür ve geride nasıl bir anlam bırakır?

Beden öldükten sonra ne anlatır?

Avdan’ın Sourtoe deneyiminden çıkardığı en güçlü düşünce de burada başlıyor.

Modern insanın ölümden ve ölü bedeninden uzak durduğunu düşünüyor. Günlük hayatın içinde bedenin ölümle ilişkisini mümkün olduğunca görünmez kıldığımızı söylüyor.

Oysa insan bedeni öldükten sonra da başka insanların hayatında bir anlam taşıyabiliyor.

Avdan için Sourtoe’nun anlamı da tam burada değişiyor.

Ayak parmağı dudaklarına değdiği anda yalnızca sıra dışı bir içki içmediğini düşünüyor. O ayak parmağının sahibinden, onu bulan kişiye, ritüeli sürdüren Toe Captain’a ve kendisinden önce aynı şeyi yapan binlerce insana uzanan bir zincirin içine girdiğini hissediyor.

Dawson City’de bir kadehin içine bırakılan insana ait bir ayak parmağı, bu nedenle Avdan için yalnızca bir “iğrençlik” nesnesi değil.

Bir beden parçası, bir kasabanın hafızası, bir ritüel ve bir insanın kendi sınırlarını test ettiği tek bir ana dönüşüyor.

Ve belki de Sourtoe’nun asıl sorusu, “Bunu içebilir misin?” değil.

Neye iğrendiğimizi, neden iğrendiğimizi ve sınırlarımızı ne zaman kendi isteğimizle aşabildiğimizi hiç düşündük mü?

Tanrı fikri toplumla birlikte nasıl değişti?

Sourtoe Cocktail nedir?

Kanada’nın Yukon bölgesindeki Dawson City’de, içkinin içine kurutulmuş gerçek bir insan ayak parmağının bırakıldığı yerel bir ritüel. Katılımın temel koşulu, içkiyi içerken dudakların parmağa değmesi.

Sourtoe Cocktail geleneği nasıl başladı?

Kulüp 1973’te kuruldu. İlk parmağın geçmişi ise yerel anlatıda 1920’lerde donma sonucu parmağını kaybeden Louie Linken’e bağlanıyor. Bu köken öyküsü, Dawson City’nin resmi turizm kaynağında bir efsane olarak aktarılıyor.

Ataman Avdan bu deneyimi nasıl yorumluyor?

Avdan, yaşadıklarını tiksinti, merak ve ritüele katılma duygusu üzerinden anlatıyor. Bir beden parçasının, sahibinden ayrıldıktan sonra da bir kasabanın hafızasında ve başka insanların deneyimlerinde anlam taşıyabileceğini düşünüyor.

Ege’den Endülüs’e notaların göçü: Akdeniz müziği ve flamenkonun saklı hafızası

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →