₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Zamanı satışa çıkarmak: “Skip intro” çağında siyaset ve gündelik hayat

Modern bir siyasal zemin Marksizmin eşitlik düsturunun üzerine kuruluydu. Siyasal, ekonomik ve sosyal okumalar kapitalizmin çeşitli aşamalardan geçtiğini yıllar boyunca anlattı. Marksist teorisyenlerin en kışkırtıcı açıklamaları çoğunlukla kapitalizmin kuşatıcı boyutunun belirli aşamalara tabii olduğunu ve bunun insanlığı ve şüphesiz sosyalist modernist ilerici atılımlarını nasıl yok ettiğini açıkladıkları metinler olur. Bu bağlamda zamanla ilgili açıklamamın David Harvey’in zaman-mekan kavramsallaştırmasıyla ilgili olmadığını, dahası anladığımız anlamda bir zamandan, yani bir süreden söz ettiğimi belirtmem gerekiyor. Çünkü zamanı uzun süredir sonsuz geçmişten sonsuz geleceğe uzanan bir sürenin geçmesi olarak anlamıyor, bilimsel bilgi yumağı içerisinde mekansallıkla ilişkilendiriyoruz. Bu ilişkilenme zamanın göreliliği gibi bir dizi fizik teorisine açılıyor. Ancak süre yaşantımız içerisinde geçen ve (fizik yasaları gereği böyle bir şey mümkün olsa dahi) geriye döndürülemeyecek bir süreç olarak ele alınmalıdır. Ne kadar siyasal alanı ve onun pratiklerini en temel fizik yasalarıyla, örneğin termodinamiğin ikinci yasası olan “her şeyin zamanla düzensizleştiği” teziyle rahatlıkla açıklasak bile, bunu göz ardı ederek yalnızca geçen sürenin kapitalistleştiği tezi üzerinde durmayı tercih ediyorum.

Dijital serfler ve entelektüel çabalar

Kapitalist üretim ilişkileri Marx’ın ve Marksistlerin öngördüğü birtakım aşamalardan geçerek dolu dizgin bir şekilde tarihsel bir şema içerisindeki yolculuğuna devam ediyor. Bütün bir gezegen üzerindeki direniş hatlarının inşasına, bir retorik olarak “kendi mezar kazıcılarını yaratmasına” rağmen o kadar da engelle karşılaşmayan bir düzen kuruluyor. Ben bunu epey üzülerek ve gerçekliğe tekabül etmesini bekleyerek bir kuyruğu dik tutma çabası olarak görüyorum. Çünkü kapitalist üretim ilişkileri ve onun doğurduğu sermaye birikimi sanılanın aksine teknolojik gelişmelere tekabül etmeyecek şekilde büyüyor ve sorunları karşı konulamayacak ölçüde büyütüyor. Örneğin geçtiğimiz günlerde okuduğum bir habere göre yapay zeka teknolojilerinin kullanımı server’ları soğutmak için insanlığın yıl içinde kullandığı su kadar su tüketmiş. Yapay zekanın başlangıç aşamasında olduğu varsayımıyla hareket edersek suya erişimimiz ve sürdürülebilirlik konusunda ne kadar büyük bir mevziyi kaybettiğimizi öngörmek mümkün oluyor. Buna benzer onlarca olası sorun kapitalizmin aşamalarının önümüze getireceği sorunları bizim bulunduğumuz pozisyon açısından katlanabilir kılıyor. Çünkü pozisyonumuz çoğunlukla ya Yanis Varufakis’in teorize ettiği gibi dijital serfler olmakla ya da entelektüel bir çabanın içinde kalmakla özdeşleşiyor. Bunun çıktılarının bir kitap, bir Youtube yayını, bir reels olması da toplum içerisindeki pozisyonumuzu sağlamlaştırmaya yarıyor.

Bütün bunlar olurken yeni aşamada zaman/süre giderek kısalıyor. Çünkü bu aşama zamanı satışa çıkarmayı öngörüyor. 19. yüzyılın yıllara yayılan savaş ve çatışmaları yerini 20. yüzyılda süresi giderek azalan ve daha yoğun savaşlara bırakmıştı. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde ise bir devlet başkanı ülkesinin başkentinden birkaç saat süren bir operasyonla kaçırılabiliyor. Aynı zaman diliminde yıllarca süren bir savaşın sonunda hiçbir şeyin olmayacağının zannedildiği birkaç gün içinde devlet başkanı ve rejimi yıkılıyor, yerine bir HTŞ’li geçiriliyor. Önümüzdeki yıllarda buna benzer kısa savaşlar, çatışmalar ve darbeler göreceğimize eminim. Ancak bu sadece savaş sanatında kendine yer bulmuyor. Neredeyse her fazda kapitalist üretim ilişkilerinin zamanı satışa çıkarmayı önceleyen aşamasını ve dinamiklerini görmek mümkün.

“Skip Intro”

Reklam izletmek yarım yüzyılı aşkın süre içerisinde bir gelir modeliydi. Ancak reklamları atlamak zamana değer kazandırmak anlamına geliyor. Bu doğrultuda Spotify, Youtube Music gibi seçenekler hayatımıza girdi. Televizyon izlemek yerine dijital platformlara ödemeler yapıyoruz. Film başlarken “skip intro”ya basmak için kumandayı elimizde tutuyoruz. Altı yaşındaki kızım da bunu yapmayı öğrendi. Geçtiğimiz günlerde bir belediye yetkilisi Twitter’da uzun tweetleri okumadığını söyledi. Tek cümleli tweetlere bakıyormuş. “Sadede bir türlü gelemeyen” reelsları hızla geçme eğilimdeyiz. Çocuk yetiştirme, iş süreçleri ve sosyal yaşantımızla ilgili onlarca hap bilgiyle fasikülleri geride bırakıyoruz. Video içerikleri günler geçtikçe daha fazla “merhaba, hoşgeldiniz” başlangıçlarından sıyrılıyor, konuya hemen giriliyor. Sosyalist partiler dahi değişen algoritmaya uyumlu, kullanıcıyı ekranda tutacak dijital stratejiler geliştiriyor. Doğrudan propaganda yerine düzenin yapı sökümünü yapacak gri bölgeler yaratmaya çalışıyorlar.

Zaman sadece bizim için değerli değil. Neredeyse bütün iktidar odakları için de o kadar değerli. Devlet kurumları e-tebligatı bulduğundan beri ödemeleri daha rahat alıyor. Çünkü tebliğ etme sorumluluğuyla ilgili çok temel bir prensibi by-pass edebiliyorlar. Adreste bulunamayan borçlunun e-postasına bakma zorunluluğu diye bir şey uyduruldu. Ancak ne hikmetse bu zorunluluk insan hakları alanında çalışmıyor. Daha çok borçlar hukuku alanında uygulanıyor. Vergi dairelerinin önüne “belirli bir süreyle” araç park etmek serbest. Kentin başka bir noktasında yiyeceğiniz park ihlali cezası vergi dairelerinin önünde bir esnekliğe tabii tutuluyor. Zaman oralarda yurttaşların lehine çeviriliyor. Üstelik erken ödenen trafik cezalarında indirimler yapılıyor. Devlet yeterince kapitalistleşirse bütün evraklarda bunu yapmak mümkün olabilir.

Kapitalizm için slogan önerisi: Başka bir devlet mümkün!

Zamanın satışa çıkarıldığı muazzam bir dönemden geçiyoruz. Hepimiz buna tabiyiz. Üstelik New York Belediyesi binası dahil olmak üzere her yerde bir direniş hattı inşa etmemize rağmen zamana karşı savaş açmamız mümkün görünmüyor. Kendimize, İtalyan’dan başvuruyla alınmış Slow City ödüllü bir kent bulsak bile orada yaşarken zamanı yönetmeyi isteriz. Bu temel bir kusur olabilir.

Cem Yılmaz: Hakikat ile tevekkül arasında

British Museum Noel Baba’yı çalsaydı

Kentliler kentleri kurtarabilir mi?

Etiketler: zamanın metalaşması, dikkat ekonomisi, algoritmalar, dijital kapitalizm, yapay zekâ, veri merkezleri, su tüketimi, platform ekonomisi, siyasal hız, e-tebligat, UETS