₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Ramazan sofrası ve tanrıların ironisi

On bir ay boyunca kapılar kapalıdır.

Bir ay gelir, sofralar kurulur.

On bir ay boyunca engelli birey “hane geliri”nin içinde bir rakamdır.

Ama Ramazan’da birden bire “kardeşimiz” olur.

İşte bu yüzden Ramazan sofralarının etrafında dönen bu politik gösteri bana eski mitolojileri hatırlatıyor. Çünkü insanlık tarihi boyunca tanrılar da bazen böyle davranırdı: önce insanları sınar, sonra onlara merhamet gösterirmiş gibi yaparlardı.

Mesela Zeus.

Tanrıların tanrısı… Olympos’un efendisi. Ama aynı Zeus, bazen insan kılığına girip yeryüzüne iner, insanların misafirperverliğini sınardı. Kapısını açana bereket, kapısını kapatana lanet verirdi.

Bugün bizim iktidarların yaptığı biraz buna benziyor.

On bir ay boyunca engelli bireyin hayatını belirleyen şey “hane geliri” oluyor. Devlet sana birey olarak bakmıyor. Sana bir insan olarak bakmıyor. Sana bir yurttaş olarak da bakmıyor. Seni bir hanenin içinde eritiyor.

Ama Ramazan geldiğinde aynı kurumlar sıraya giriyor:

“Engelli kardeşlerimize iftar verdik.”

Sanki yılın geri kalanında engelliler görünmez değildi.

Bu tabloyu görünce insan ister istemez bir başka mitolojik hikâyeyi hatırlıyor: Prometheus. Prometheus insanlara ateşi verdiği için cezalandırılmıştı. Çünkü tanrılar insanların güçlenmesini istemezdi.

Bugün de mesele biraz buna benziyor.

Engelli bireyin güçlenmesi istenmiyor. Çünkü birey olursa hesap sorar. Birey olursa hak talep eder. Birey olursa sadakaya değil haklarına konuşur.

Ama sistem istiyor ki engelli birey Ramazan sofrasında olsun, ama bütçe tartışmasında olmasın.

İşte tam bu noktada ironinin en keskin tarafı ortaya çıkıyor.

Bir engelli düşünün.

Market rafından ekonomik değeri olan bir şey alıp parasını vermeden çıktığını düşünelim. Hukuken bu bir suçtur.

Ama devlet aynı engelliye diyor ki:

“Sen birey değilsin. Sen hane gelirinin içindesin.”

Eğer birey değilsen, o zaman bireysel sorumluluk nasıl olacak?

Birey değilsen, hak nasıl olacak?

Birey değilsen, suç nasıl olacak?

Devlet seni birey saymadığı yerde, hukuk seni nasıl birey sayacak?

İşte bu çelişki Ramazan sofralarından daha büyüktür.

Bir başka soru daha var.

Kimsesi olmayan bir engelli düşünelim.

Bir arkadaşıyla, akrabası bile olmayan biriyle aynı evde yaşamak zorunda kalsa… devlet o insanın gelirini de “hane geliri” sayıyor.

Yani aslında şöyle diyor:

“Ya yalnız yaşayacaksın ya da yoksulluk paylaşacaksın.”

Buna rağmen Ramazan’da sofralar kuruluyor.

Ve en acı tarafı şu:

Dernekler, kurumlar, temsilciler… bu sofralara gidip fotoğraf veriyor.

Oysa mitolojide bile tanrılara karşı dik duran insanlar vardı. Prometheus bunun sembolüdür. Ateşi çalıp insanlara verdi.

Bugün de mesele aynı.

Eğer dernekler o sofralara gidip sadece kaşık sallarsa, sistem değişmez.

Ama o sofraya otururken “Biz sadaka değil hak istiyoruz” diyebilseler, işte o zaman Ramazan gerçekten bereketli olur.

Çünkü gerçek bereket bir ay sürmez.

Gerçek bereket adalettir.

Ve adalet yalnızca iftar sofralarında değil, yılın on iki ayında kurulursa anlamlıdır.

Meydana sığmayan kadınlar: İki engelli kadınla 8 Mart üzerine söyleşi

Sofra siyaseti ve omurga meselesi

Aşk kimin için?

Etiketler: engelli hakları, Ramazan sofrası, hane geliri, sosyal devlet, hak temelli yaklaşım, engelli yurttaşlık, sosyal yardım politikaları, adalet