₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Meydana sığmayan kadınlar: İki engelli kadınla 8 Mart üzerine söyleşi

8 Mart geldiğinde meydanlar yine doldu. Sloganlar yükseldi, pankartlar açıldı, özgürlük ve eşitlik üzerine konuşmalar yapıldı. “Tüm kadınlar birlikte mücadele ediyor” denildi. Ama bu yıl da bir şey değişmedi: Engelli kadınlar, engelli LGBTİ+ bireyler ve engelli çocuğu olan kadınlar yine büyük ölçüde görünmezdi.

Bu yazı için bedensel engelli iki kadınla konuştuk: Sinem Y. ve Fatma C. Onlara 8 Mart’ı, kadın hareketini ve engelli kadınların neden çoğu zaman bu mücadelenin dışında kaldığını sorduk.

“Bazen en büyük engel merdiven değil, zihniyet”

Sinem Y., yıllardır kadın hareketini takip ettiğini ama kendisini çoğu zaman o alanın içinde hissedemediğini söylüyor:

“Her yıl aynı şey konuşuluyor. Rampalar yok, yollar erişilebilir değil… Evet bunlar doğru. Ama mesele sadece fiziksel engeller değil. Bazen en büyük engel merdiven değil, insanların zihniyeti. Çünkü çoğu yerde engelli kadın hâlâ mücadele eden biri olarak değil, korunması gereken biri olarak görülüyor.”

Sinem’e göre sağlamcı düşünce yalnızca muhafazakâr çevrelerin sorunu değil:

“İlginç olan şu: Kendini en demokratik, en ilerici olarak tanımlayan alanlarda bile bu bakış var. Sloganlar çok modern olabilir ama engelliye bakış çoğu zaman değişmiyor. Bir yerde yardım kampanyası varsa engelli hatırlanıyor. Ama konu politik özne olmak olduğunda birden ortadan kayboluyoruz.”

“Engelli kadınlar çoğu zaman bir başlık olarak bile yok”

Fatma C. ise kadın hareketinin içinde engelliliğin çoğu zaman ayrı bir mesele olarak görülmediğini anlatıyor:

“Kadın hareketinde patriyarka konuşuluyor, heteronormativite konuşuluyor, sınıf konuşuluyor. Ama konu engellilik olunca mesele genelde ‘duyarlılık’ başlığına sıkışıyor. Oysa engellilik tam da iktidar meselesi. Beden üzerinde kontrol meselesi.”

Fatma’ya göre engelli bir kadının yaşadığı patriyarka çoğu zaman daha farklı bir biçimde ortaya çıkıyor:

“Engelli bir kadın için patriyarka sadece erkek egemenliği değildir. Aynı zamanda hayatın hakkında sürekli başkalarının karar vermesidir. ‘Senin adına biz düşünürüz’ diyen bir sistemdir. Vesayet dediğimiz şey tam da budur.”

“Engelli LGBTİ+ bireyler iki kez görünmez”

Sinem Y., bir başka görünmezlik alanına daha dikkat çekiyor:

“Engelli LGBTİ+ bireyler çoğu zaman iki kez görünmez oluyor. Bir yanda heteronormatif toplum var, diğer yanda sağlamcı bakış. Sanki engellilikle cinsiyet kimliği ya da yönelim aynı bedende olamazmış gibi davranılıyor.”

“Bakım emeği kadınların sırtına bırakılıyor”

Fatma C. ise özellikle engelli çocuğu olan kadınların durumuna dikkat çekiyor:

“Bence en büyük görünmezlik orada yaşanıyor. Engelli çocuğu olan kadınlar çoğu zaman ev ile hastane arasında bir hayat yaşıyor. Ama bu durum politik bir mesele olarak konuşulmuyor. Hep bireysel fedakârlık gibi anlatılıyor. Oysa bakım emeği aslında sosyal devletin eksikliğinin kadınların sırtına bırakılmasıdır.”

Sonra çok çarpıcı bir gerçeği hatırlatıyor:

“Türkiye’de çok sayıda anne her gün aynı duayı ediyor: ‘Allah’ım çocuğumun canını benden önce al. Ben ondan önce ölürsem ona kim bakar?’”

Bu cümle yalnızca bir annenin korkusu değildir. Bu cümle, sosyal devletin yokluğunun, bakım politikalarının eksikliğinin ve sağlamcı toplum düzeninin özetidir.

Ama burada daha sert bir gerçek daha var. Bu dua aynı zamanda başka bir şeyin de göstergesidir: vahşi bir kapitalist sistemin.

Çünkü güvenli, kamusal ve insan onuruna uygun bakım merkezleri kurulmadığında; bakım hizmetleri piyasaya bırakıldığında; engelli birey “verimli değil”, “üretken değil” diye sistemin dışında bırakıldığında; o annenin önüne tek seçenek kalır: korku.

Ve o korku bazen bir duaya dönüşür.

Ama aslında o dua, bir annenin gönüllü olarak kendi çocuğunun katilini yetiştirmesini isteyen bir düzenin sonucudur. Çünkü sistem o çocuğa yaşayabileceği güvenli bir hayat sunmaz. Ona bakacak kamusal bir yapı kurmaz. Onu toplumun eşit bir parçası olarak görmez.

Dolayısıyla o dua, bir annenin çaresizliği olduğu kadar, bir sistemin suç ortaklığıdır.

“Bazen mesele görünmemek değil, sayılmamaktır”

Sohbet ilerledikçe konu şiddete geliyor. Sinem Y., Türkiye’de engelli kadınlara yönelik şiddetin çoğu zaman istatistiklere bile yansımadığını söylüyor:

“Türkiye’de kadın cinayetleri raporlanıyor ama çoğu zaman engellilik durumu kaydedilmiyor. Yani engelli kadın öldürüldüğünde bile çoğu zaman o veri görünmüyor.”

Basına yansıyan bazı örnekleri hatırlatıyor:

“Balıkesir’de zihinsel engelli Elnare Kızmaz’ın kemikleri bulundu. Antalya’da işitme engelli Nihal Babayiğit kayboldu, aylar sonra kemikleri bulundu. Manisa’da işitme ve konuşma engelli Emine Girginer yanmış halde bulundu. İzmir’de Feride Sayılır babası tarafından öldürüldü.”

Fatma C. bu noktada cümleyi şöyle tamamlıyor:

“Bu isimler yalnızca basına yansıyan birkaç örnek. Ama büyük ihtimalle çok daha fazlası var. Çünkü çoğu zaman kaydedilmiyor, sayılmıyor. Bazen mesele sadece görünmemek değildir. Bazen mesele öldürüldüğünde bile istatistiklere girememektir.”

“Unutulmak değil, özne olmak istiyoruz”

Sohbetin sonunda her iki kadın da aynı noktaya dikkat çekiyor.

Sinem Y. şöyle diyor:

“Bizim sorunumuz ‘unutulmak’ değil. Çünkü sürekli ‘engellileri de unutmayalım’ deniyor. Ama biz unutulmak istemiyoruz zaten. Biz özne olmak istiyoruz.”

Fatma C. ise 8 Mart için şu sorunun sorulması gerektiğini düşünüyor:

“Gerçekten herkes için bir mücadele mi kuruyoruz, yoksa sağlamların dünyasında kadın özgürlüğünü mü tartışıyoruz?”

Belki de 8 Mart’ın en politik sorularından biri tam da bu.

Çünkü bazen bir hareketin sınırlarını söylediği sözler değil, kimleri içine almadığı belirler.

Ve bazen en ağır şiddet yalnızca öldürülmek değildir.

Bazen en ağır şiddet, öldürüldüğünde bile istatistiklere girememektir.

Afet doğal, eşitsizlik politik: Engellilik deprem yönetiminde neden hâlâ görünmüyor?

“Engelli”yi silmek: Kartın adı değişti, hak dili zedelendi

Engellilik siyaseti: İktidarın inkârı, muhalefetin ritüeli ve bekleyen dernekler

#8Mart #KadınMücadelesi #EngelliKadınlar #EngelliHakları #BakımEmeği #ToplumsalCinsiyet #LGBTİ

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →