₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Yerel yönetime Gültepe’den bakmak: Dr. Turgay Gülpınar ile söyleşi

Bugün konuşulan “demokratik entegrasyon” fikrini, yalnızca bir barış dili ya da siyasal strateji değişimi olarak görmenin dışında yerelin, belediyelerin ve özyönetim tartışmalarının nerede duracağını sorgulayan bir kavramsal eşik olarak görüyorum. Anladığım kadarıyla ‘’demokratik entegrasyon’’, bu çerçevede, mevcut siyasal yapı içinde anayasal güvenceye dayalı, güçlü yerel demokrasi mekanizmalarıyla eşit ve onurlu bir ortaklık kurmayı öneriyor.

Buradan hareketle ‘’demokratik entegrasyon’’ kavramını, yerel yönetimler bağlamında yeniden düşünülmesi gerektiğini varsayarsak güçlü bir yerel yönetim ya da yerel özerklik talebi yok sayılmış olamaz. Sanki bir nevi biçim değiştiriyor diyebiliriz. Bugün asıl mesele şu: Demokratik entegrasyon fikri, yerel siyasette bir demokratikleşme hattı açabilir mi, yoksa yerel özerklik tartışması sistem içi bir uyum söylemi içine mi hapsolacak? Yerel yönetimler mevzusu hala çok hassas, çok güncel ve hatta çok enternasyonal bir noktada duruyor bence. Bunu hem yerel de hem de uluslararası düzeyde örnekleriyle görüyoruz.

Yerel Hükümet: Gültepe Bir Özerklik Deneyimi kitabı da bir örnek olarak yukarıda bahsettiğimiz meselelere işaret ettiği gibi belki de Türkiye yerel siyasetinde unutulmuş belediyecilik tarihini yeniden hatırlanmasını sağlıyor.

Türkiye’nin siyasal tarihine bakıldığında, yerel yönetimlerin alternatif siyaset üretme alanı olarak işlev gördüğü dönemler ve bu durumun merkezi iktidarı nasıl rahatsız ettiği açıkça görülebiliyor. 1970’li yılların toplumcu belediyecilik deneyimlerinden günümüze kadar uzanan bu süreçte, yerel özerklik talepleri farklı siyasal aktörler tarafından farklı gerekçelerle dile getirilmiş durumda.

Yerel yönetimlerde 1980 öncesi deneyimler, bugün yaşadığımız tartışmaları yeni bir perspektiften değerlendirme imkanı sunuyor. Kürt siyasetinin yerel özerklik taleplerinin Türkiye siyasetinde yalnız olmadığını, batıdaki sosyalist deneyimlerle ortak bir geçmişe sahip olabileceğini düşünmek, ufkumuzu genişletebilir mi?

Bu dosyayı hazırlarken şu anda Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi aynı zamanda Yerel Hükümet Gültepe: Bir Özerklik Deneyimi (1973-1980)  isimli kitabın yazarı Dr. Turgay Gülpınar’ın görüşlerini aldık.  

Unutulan miras: 1970’lerde yerel özerklik arayışları

Türkiye’de yerel özerklik tartışması dendiğinde akla gelen ilk örneklerin genellikle Kürt özgürlük siyaseti çerçevesinde şekillendiği bir gerçek. Ancak Gültepe Belediyesi deneyimi, bu algının sorgulanması gerektiğini gösteriyor.

Yerel Hükümet: Gültepe kitabı, 1980 öncesindeki toplumcu belediyecilik örneklerinden biri olan Gültepe Belediyesi deneyimini yerel özerklik üzerinden tartışmayı öneren bir kitap. Kitap, diğer özelliklerinin yanı sıra yerel özerklik kavramını 1980 öncesi Türkiye’deki alternatif belediyecilik tartışmaları üzerinden kurguluyor.

Bu yaklaşım, yerel özerkliğin sadece etnik siyasetin konusu olmadığını ortaya koyuyor. Turgay Gülpınar’ın da vurguladığı gibi: “1970’li yıllarda İzmir’de önemli bir işçi semti olan Gültepe’de, doğrudan belediye başkanının dilinden ‘yerel hükümet’ talebi yükselebilmekteydi. Merkezi yönetimin yerel siyasete ve belediyelere yönelik gayrihukuki baskıları karşısında Gültepe Belediyesi, Ankara hükümetine karşı son derece haklı gerekçelerle belediyelerin birer yerel hükümet olarak örgütlenmesi talebinde bulunabilmekteydi.”

Merkezin refleksi: Dün ve bugün arasındaki süreklilik

2016 sonrası kayyum atamaları politik bir tercihi yansıtıyor ve bu tercih tarihsel olarak yeni değil. 1970’li yıllarda da benzer bir yol izlenmiş.

Stratejik baskı: Mali güçsüzleştirme

Turgay Gülpınar, 1970’li yıllardaki baskı mekanizmalarını şöyle anlatıyor: “1977 sonrasında kurulan Adalet Partisi hükümeti döneminde muhalif belediyelere bütçeden yeterli pay ayrılmadı. CHP’li belediyeler mali açıdan zor durumda bırakıldı; personel maaşlarını ödeyemez ve hizmet üretemez hale getirildiler. Böylece başarısız ve desteklenmeye değmez yerel yönetimler görüntüsü oluşturulmaya çalışıldı.’’

Bu baskı ortamı, daha radikal taleplerin ortaya çıkmasına neden olmuş: “Bu baskı ortamı, toplumcu belediyecilik anlayışının daha radikal yorumlarını gündeme getirdi. Örneğin İzmir’de Gültepe’de belediye başkanı tarafından belediyelerin birer ‘yerel hükümet’ gibi örgütlenmesi gerektiği savunuldu; bütçe, personel ve gelirlerin yerel düzeyde belirlenmesi talep edildi.”

Neden müdahale? Alternatif model korkusu

Merkezi yönetimin yerel başarılara müdahale etme gerekçelerini Turgay Gülpınar şu şekilde açıklıyor: “Yerel yönetimler tarihsel olarak demokratik siyasetin bir okulu işlevi görür. Türkiye örneğinde ise bunun ötesinde, alternatif siyasetlerin de okulu haline geldiler. Bu durum, merkezi yönetim açısından bir endişe yarattı. Çünkü yerel yönetimlerin başarılı olması, halkın en temel hizmetleri kendisine en yakın idari birimden talep etme alışkanlığı geliştirmesi anlamına geliyordu.”

Alternatif siyaset üretme alanı olarak…

Türkiye’nin siyasal tarihine bakıldığında, yerel yönetimlerin hiçbir zaman sadece “hizmet üreten birimler” olmadığı görülüyor. 1970’li yılların toplumcu belediyeciliğinden günümüzün kayyum tartışmalarına kadar uzanan süreçte, yerel yönetimler sürekli olarak alternatif siyaset üretme alanı olarak işlev görmüş ve bu nedenle de merkezi iktidarların müdahale alanı haline gelmiş.

Bu tarihi okuma, günümüzde yaşanan tartışmaları yeni bir perspektiften değerlendirme imkanı sunuyor. Kürt siyasetinin yerel özerklik taleplerinin aslında Türkiye’nin siyasal geleneğinde köklü bir karşılığı olduğu anlaşılıyor. Gültepe’den Fatsa’ya, Diyarbakır’dan İstanbul’a kadar uzanan bu gelenek, farklı siyasal kimlikler tarafından farklı dönemlerde hayata geçirildiyse de temelde aynı ihtiyaçtan kaynaklanıyor: Demokratik katılım ve yerel özerklik.

Yeniden keşfedilecek potansiyeller

Aradan geçen yaklaşık kırk yıl, toplumsal hafıza açısından çok uzun bir süre değil. Tam da hatırlamaya ve bu örnekleri yeniden görünür kılmaya uygun bir tarihsel andayız ve bu umut verici.

Özellikle günümüzde yerel yönetimlerin başarılı örnekleri – Ekrem İmamoğlu’nun, Abdullah Zeydan’ın, Ahmet Türk’ün ve daha bir çok belediye başkanının başarısında – yerel siyasetin hâlâ güçlü bir dönüştürme potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor.

Yerel özerklik meselesi artık belli bir siyasal çevrenin talebi gibi okunamaz. Bu, doğrudan demokrasinin niteliğiyle ilgili bir mesele. 1970’lerin toplumcu belediyeciliğinden bugünün kayyum tartışmalarına kadar uzanan çizgi, yerel yönetimlerin Türkiye’de her zaman alternatif siyaset üretme alanı olduğunu gösteriyor.

Fatsa’dan Diyarbakır’a, İstanbul ve İzmir’e uzanan deneyimler kopuk değil. Farklı dönemlerde farklı aktörler tarafından hayata geçirilmiş olsalar da aynı ihtiyaca dayanıyorlar: Yerelde söz hakkı, katılım ve özerklik.

Bugün demokratik entegrasyon tartışmaları sürerken asıl soru şurada düğümleniyor: Yerel siyaset yeniden bir demokratikleşme hattı açabilecek mi? Yoksa yerel özerklik talebi sistem içi bir uyum söylemi içinde etkisizleştirilecek mi?

Türkiye’de demokrasi güçlenecekse bunun yolu yerelden geçiyor. Yerel siyaset, farklı kesimlerin buluşabileceği en somut ve en sahici zemin olmaya devam ediyor. Belki de geleceğe dair en gerçek imkân tam burada duruyor.

Sol Yerel Yönetimlere Neden Yöneliyor? II

Karadeniz’de Boran: Siyasetin Değişimi ve Yerel Yönetimler

Yeniden kamuculuk: Rant devri biterken yerel yönetimler için radikal siyasa manifestosu

demokratik entegrasyon, yerel özerklik, yerel yönetimler, belediyecilik, Gültepe Belediyesi, toplumcu belediyecilik, kayyum, demokratikleşme, yerel demokrasi, Turgay Gülpınar



Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →