₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Whataboutism: Sen önce kendine bi bak

Tartışmalarda katlanılmaz bir tarz, anlamsız bir laf kalabalığı, tahammülü çok aşan bir kibir, soruyu yanıtlamak ya da kendince açıklamak yerine itici bir gölge boksu: “Peki ya sen?”

Herhangi bir konuda, argümanlar havada uçuşacağına, tartışmadan herkes verim alacağına karşımıza çıkan “çelik ayna” tarzına whataboutism deniyor ve bu aslında devletler, dolayısıyla iktidar nezdinde ciddi bir propaganda aracı. Esas konuyu manipüle edip dikkati dağıtarak adeta odadaki fili görünmez kılan bir yöntem.

Peki nerden çıktı bu terim? 

1974’te Kuzey İrlanda’da Tarih öğretmeni Sean O’Conaill, The Irish Times’a yazdığı bir mektupta IRA’yı savunanlar için “Her eleştirinin ardından hemen karşı tarafın günahlarını sıralayanlar.” diyor ve onlara “Whatabout’lar” ismini takarak kavramı dolaşıma sokuyor. Ancak bu kavram sıklıkla Sovyetler yöntemi olarak anılıyor çünkü Sovyetlere dönük yapılan insan hakları eleştirilerine “siz önce kendi ülkenizdeki siyahları ezmeyin sonra bize laf edersiniz” tarzı bir cevap veriyor.

Kavramın ortaya çıkışıyla ilgili yapılan politik eleştiriler bu yazının konusu değil. Bu nedenle kavram üretilirken yöne sürülen argümanları tartışmaya değer buluyorum ama bugün ele almak istediğim şey bu değil.

Whataboutism hakkında ilk düşündüğüm şey, ortaya atılan soruların oldukça da haklı görünmesi ve bunun kafa karıştırıcı olması. Tabii ki önce kendimizden sorumlu olduğumuza dair inancım devreye şu şekil özetleyebileceğimiz Kant ahlakının işimize gelen bir kısmını sokuyor: Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi kendine yapma kardeşim. Öyle bir eyle ki eylemin evrensel bir ahlaki doğru yaratsın özetle. Yani whataboutism tam da bunun tersi — eylemin evrensel bir ilke üretemeyeceğini bile bile, sadece o anki savunmayı kazanmak için argüman üretmek.

Örneğin; evet erkekler de şiddete uğruyor, ekonomik yük nedeniyle intihar vakaları genelde erkeklerde gözlemleniyor, gibi. Bunlar elbette sosyolojik gerçekler ancak sorun zaten olguda değil, direkt olarak işlevde. Bu tartışma sorunu çözme noktasından uzaklaşıp tartışmayı manipülatif bir hale getiriyor. Keza feministler erkekler şiddete uğramıyor demiyor, erkekliğin konforu sizi de vurur diyor aksine. -Bkz; “feminizm herkes içindir”.- Bu gerçekliği haklı olan diğer argümanı bastırmak için öne sürdüğümüzde de o tartışmayı işlevsiz bir döngüye sokmuş oluyoruz.

Bir diğer örnek aleni bir şekilde cezasızlık ve toplumsal cinsiyet karşıtlığı politikalarıyla arttığını bildiğimiz kadın cinayetleri için üretilen şu karşı argüman:“Türkiye’de kadın cinayeti var diyorsunuz, Avrupa’da da var!” Başka yerlerde de sorun olması, buradaki sorunu nasıl meşrulaştırır? Türkiye’ye özgü ya da değil, her gün kadınların öldürüldüğü bir ülkede buna dönük karşı argümanın üretilmeye çalışılması niyetten bağımsız nasıl okunabilir?

Feminist teoride buna “derailment” deniyor: raydan çıkarma. Belirli bir sorun konuşulurken konuyu başka bir yöne çekmek. Amaç çözüm üretmek değil, konuyu kapatmak. Genellikle o tartışmadan rahatsızlık duyan — çoğunlukla ayrıcalıklı — tarafın başvurduğu bir taktik. Erkekler de psikolojik şiddet görüyor. Erkekler de boşanmalarda haksızlığa uğrayabiliyor. Erkekler de intihar oranlarında ürkütücü rakamlara sahip. Bunların hepsi gerçek ve ciddi sorunlar. Ciddiye alınmaları gerekiyor.

Ya da direkt feminist alanda gördüğümüz “Trans kadınlar konuşuluyor ama cis kadınların sorunları çözüldü mü?” gibi önceliklendirme tartışmaları da bu yönteme dahil. Çünkü nihayetinde sadece konuyu saptırmaya dönük bir çaba var ortada. 

Ama şunu sormak gerekir: Bu gerçekler, tam o anda neden gündeme gelir? Neden o sorunlara ayrı bir alan, ayrı bir zaman, ayrı bir enerji ayrılmaz da tam da o konuya çözüm aranırken Çünkü bu bir iktidar yöntemi. 

Whataboutism, sıradan bir tartışma hatası olduğunda sinir bozucu ve bu tür insanlara karşı benim kendimce kullandığım yöntem dalga geçmek ya da direkt yok saymak. Karşımdaki kadar sinir bozucu olma becerim de olduğunu düşünüyorum. Ama konu siyasi iktidar ya da toplumsal olarak avantajlı kimlikler olduğunda yok saymak mümkün değil. 

Türkiye uluslararası düzeyde eleştirildiğinde mevcut iktidarın en çok kullandığı yöntemlerden biri bu. Ekonomik kriz için bile “peki dünyada enflasyon nasıl, dünya mutlu mu sanıyorsunuz” tipi argümanlarla karşı karşıya kalıyoruz. Bi dönem en alakasız tartışmada ortaya atılan “15 Temmuz’da neredeydiniz?” argümanı gibi.  

Bu yöntem, genellikle ciddi bir toplumsal kriz yaratıyor ya da bir toplumsal tepki oluşturuyorsa ilk kullanılan yöntem oluyor. Sadece Türkiye’ye özel değil, bu tüm dünya iktidarları için de geçerli. 

Ancak, elbette mücadelede araçlar benzeşir. Muhalefet de sık sık bu yöntemi kullanmaya başladı. 

Tam da bu noktada, ne yapmalı?

Kendi politik gündemini sürekli “karşı argüman” üretmeye odaklamak yerine var olan sorunun merkezden kaydırılmasını engelleyecek bir politik hat oluşturmak sanırım en önemlisi. Dile de kolay elbette, her gün itiraz edecek onca şeyin arasında bunu yapmak çok zor. Ancak “soru sormak” ile “whataboutism” arasında şöyle bir fark var: Her karşı soru bir saptırma değil.

Örneğin, Sokratik diyalog da sorular üzerine kurulur. Ama Sokrates’in soruları konuyu kapatmak için değil, açmak için sorulurdu. “Yani adalet nedir?” diye soran birine, “Sen hiç adil davrandın mı, sen önce dön bir kendine bak” demiyor da madem öyle hadi gel adaletten ne anladığımızı konuşalım, diyor. Hoş, bunu bir erkek yaptığında öyle bir mansplaning tehlikesiyle karşı karşıyayız ki o kısmını apayrı konuşmak gerekiyor maalesef. Feminist olmak da çok zor inanın 🙂

Fark şurada: Gerçek bir soru, muhatabı düşünmeye davet eder. Whataboutist soru ise muhatabı savunmaya iter. Biri diyaloğu ilerletir; diğeri keser. Çok da zor değil, niyet çoğu zaman belli eder kendini. Sezgilerimize, deneyimimize güvendiğimiz bir durum belki de bu: Soruyu soran, yanıtı gerçekten merak ediyor mu? Yoksa yalnızca konuyu mı kapatmak istiyor? Çünkü whataboutism merkezi değiştirir ve artık ortada kayıp argümanlar vardır. 

Dürüst olmak gerekirse,bence çoğu zaman ikili tartışmalarda kimse kimseyi ikna etmiyor ve çabalamıyor bile. Bu tartışma kültürü açısından çok büyük bir darbe. O savaşı kazanmaya çalışmak çoğu zaman enerjinin en verimsiz kullanımı.

Ama kamusal alanda — herkesin izlediği, duyduğu, okuduğu yerde — bu yöntemi fark etmenin ve söylemenin önemli olduğunu düşünüyorum. “Konu değişti” diyebilmek, bunu karşındakine değil odaya söylemek, tartışmayı zeminde tutuyor. Kazanmak için değil, tartışmanın nerede yapıldığını korumak için.

Belki büyük bir şey değil. Ama neyi, ne için için tartıştığımızı unutmamak çoğu zaman, her şey.

Muayene odasında cevapsız kalanlar: Regl ağrısı normal mi?

Muayene odasında cevapsız kalanlar: Akıntı-fitil-isyan döngüsüne mecbur muyum? 

Muayene odasında cevapsız kalanlar: Korunamamamız ve ağrılarımız normal mi?

whataboutism, whataboutism nedir, siyasal propaganda, politik iletişim, tartışma kültürü, dikkat dağıtma teknikleri, iktidar dili, medya okuryazarlığı, kamusal tartışma 



Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →