Fotoğraflar: Yücel Kurşun
“Çelişkiler, Olasılıklar ve Ütopyalar Arasında” projesinin Bergama’daki ilk günü; çocukların “Başka Bir Dünya” resim sergisi, enerji coğrafyaları paneli ve “İhtimal Eşikleri” sergi açılışıyla enerji dönüşümünü çevre adaleti, mülksüzleşme, emek, müşterekler ve sanatın kamusal rolü üzerinden tartışmaya açtı.
Türkiye’nin enerji dönüşümü çoğu zaman teknik bir başlık gibi konuşuluyor: Hangi kaynak kapanacak, hangi kaynak devreye girecek, hangi yatırım ne kadar enerji üretecek? Oysa Soma, Bergama ve Ayvalık hattında bu soru çok daha karmaşık bir yerden açılıyor. Kömürden çıkışın emeğe, yerel geçim biçimlerine ve hafızaya etkisi; yenilenebilir enerji yatırımlarının toprak, mera, tarım, hayvancılık ve yerel söz hakkı üzerindeki sonuçlarıyla aynı coğrafi kesitte buluşuyor.

Ne Yerde Ne Gökte Derneği tarafından yürütülen ve CultureCIVIC Kültür Sanat Destek Programı tarafından desteklenen “Çelişkiler, Olasılıklar ve Ütopyalar Arasında” projesi, bu kesişim alanını sanat, akademi, yerel hareketler ve kamusal tartışma üzerinden ele alıyor. Kasım 2025’te başlayan ve Temmuz sonuna kadar Soma, Bergama ve Ayvalık’ta sürecek proje; paneller, söyleşiler, atölyeler, film gösterimleri, kamusal alan ve mekân sergileriyle enerji dönüşümünün görünmeyen çelişkilerini tartışmaya açıyor.
İlk soru çocuklardan geldi
5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Bergama Kültür Merkezi’nde başlayan üç günlük programın ilk etkinliği, Soma, Bergama ve Ayvalık’tan çocukların resimlerinden oluşan “Başka Bir Dünya” sergisi oldu. Sergi, enerji üretmenin başka yolları olup olamayacağı, doğa ile insanlar arasında daha adil bir ilişkinin nasıl kurulabileceği ve daha adil bir dünyanın neye benzeyebileceği sorularını çocukların çizimleriyle görünür kıldı.
Bu başlangıç önemliydi; çünkü projenin sorduğu büyük soru yalnızca akademisyenlerin, sanatçıların ya da çevre örgütlerinin meselesi değil. Kömürden çıkışın, yenilenebilir enerji yatırımlarının, toprak ve mera kayıplarının, işçilerin geleceğinin ve yerel yaşamın nasıl kurulacağının çocukların dünyasına da değen bir tarafı var. “Başka Bir Dünya” sergisi, bu nedenle günün dekoratif bir açılışı değil; projenin ütopya fikrini bugünün içinden filizlenen bir olasılık olarak kuran ilk eşiği oldu.

Bilgi yerelle yeniden buluşabilir mi?
Program açılışında Gökçe Yeniev, Bergama çevre mücadelesini Türkiye’de çevre hukukunda emsal kararlar yaratan, yaşam hakkı savunusunu yerelden ulusala ve uluslararası alana taşıyan, köylülerin ve özellikle köylü kadınların siyasal özneleşmesini görünür kılan bir deneyim olarak hatırlattı. Bu nedenle projeye Bergama’dan başlamanın yalnızca tarihsel bir gönderme değil; bugünün Akbelen, Kaz Dağları, Ordu ve başka bölgelerde süren doğa ve yaşam hakkı mücadeleleriyle bağ kuran bilinçli bir tercih olduğunu vurguladı.
Yeniev’in konuşmasında öne çıkan başlıklardan biri “araştırma yorgunluğu” oldu. Soma’da kömürden çıkış ve enerji dönüşümünün işçiler ve köylüler üzerindeki etkilerini anlamaya dönük araştırma sürecinde sıkça karşılaştığı “Bunları yazıyorsunuz, yazıyorsunuz; peki ne değişiyor?” sorusunu aktardı. Bu soru, sosyal bilimlerin saha ile kurduğu ilişkinin etik sınırlarına, bilginin nereye döndüğüne ve yerel deneyimlerin yalnızca araştırma nesnesine indirgenip indirgenmediğine dair güçlü bir uyarıydı.
Proje de bu soruya yanıt arayan bir yerden şekillendi: Akademik bilginin bölgeden alınan deneyimleri yeniden yerelle buluşturması, hikâyenin sahibi insanlarla yeni bir diyalog zemini kurması ve bunu sanatın imkânlarıyla desteklemesi hedeflendi. Bu nedenle sanat, projeye sonradan eklenen bir unsur değil; sürecin kurucu parçalarından biri olarak ele alındı.

Çevre adaleti ve mülksüzleşme
Proje iki temel kavram etrafında kuruluyor: çevre adaleti ve mülksüzleştirme. Çevre adaleti, ekolojik dönüşümün maliyetlerinin ve faydalarının toplumda nasıl dağıldığını; yükü kimin taşıdığını, faydayı kimin elde ettiğini soruyor. Mülksüzleştirme ise tarımdan kömüre, kömürden yenilenebilir enerjiye uzanan dönüşümde insanların toprakları, geçim kaynakları ve yaşam alanlarıyla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini görünür kılıyor.
Bu nedenle “yeşil dönüşüm” burada kendi başına olumlu bir kavram olarak alınmıyor. İklim krizi gerçek ve fosil yakıtlardan çıkış zorunlu; ancak yenilenebilir enerjiye geçiş de yeni adaletsizlikler, yeni bağımlılıklar ve yeni mülksüzleşme biçimleri üretebiliyor. Projenin adındaki “çelişkiler” buradan doğuyor. “Olasılıklar”, Soma, Bergama ve Ayvalık’ta yıllarca mücadele etmiş insanların deneyimlerinde ve yerel dayanışma pratiklerinde beliriyor. “Ütopyalar” ise gerçeklikten kopuk bir hayal değil; bugünün sınırlarını aşmaya çalışan bir düşünme pratiği olarak kuruluyor.
Enerji coğrafyaları: Sınıf, müşterekler ve sanat
Günün paneli olan “Enerji Coğrafyaları: Toprak, Emek ve Yeşil Çelişkiler”, Ekin Çuhadar’ın moderasyonunda Murat Arsel, Fırat Genç ve Zekiye Buğurcu’yu bir araya getirdi. Panel, enerji dönüşümünün emek süreçleri, müşterekler, çevre adaleti ve sanat üzerinden nasıl tartışılabileceğine odaklandı.

Murat Arsel, Bergama çevre mücadelesiyle kurduğu uzun akademik ve kişisel bağı hatırlatarak, çevresel bir meselenin politikleşmesinin kendiliğinden gelişen otomatik bir süreç olmadığını vurguladı. Arsel, Endonezya’nın başkenti Jakarta’daki iklim uyum projeleri ve kıyı koruma uygulamaları üzerinden, iklim krizinin sınıf çatışmalarını nasıl daha karmaşık hale getirdiğini tartıştı. Bergama’nın hâlâ önemli bir örnek olmasının nedeni, yalnızca bir direniş ortaya koyması değil; bilgi, örgütlenme ve ortak anlam üretme kapasitesini kurabilmiş olmasıydı.
Fırat Genç ise mülksüzleştirme ve müşterekler kavramlarını İstanbul Tarlabaşı ve Diyarbakır Sur örnekleri üzerinden ele aldı. Genç’e göre mülksüzleşme yalnızca tapunun ya da evin kaybı anlamına gelmiyor; insanların komşuluk ilişkilerini, bakım ağlarını, gündelik dayanışma biçimlerini ve yaşadıkları yeri “yer” yapan ortak ilişkileri de çözebiliyor. Bu nedenle müşterekler, yalnızca ortak tarla, mera ya da su kaynağı olarak değil; birlikte üretilen, kullanılan ve anlam kazanan yaşam pratikleri olarak düşünülmeli.
Zekiye Buğurcu ise projenin sanat ayağını kişisel deneyimi ve üretim süreci üzerinden anlattı. 2007–2009 yılları arasında Soma’da yaşadığını söyleyen Buğurcu, yıllar sonra yeniden Soma’ya ve maden sahalarına gittiğinde açık maden alanlarının kendisinde “başka bir gezegen” hissi yarattığını ifade etti. Sanatın yalnızca estetik bir temsil alanı değil; karşılaşma, etkilenme ve ortak yaşantı alanı olabileceğini vurguladı. Buğurcu’nun konuşmasında “yavaş şiddet” ve “yavaş umut” kavramları özellikle belirleyici oldu.

Bergama’nın bugüne bıraktığı ders
Panelin tartışma bölümünde Bergama’nın çevre mücadelesi deneyimi yeniden gündeme geldi. Bergama eski Belediye Başkanı Sefa Taşkın, Bergama’daki siyanürlü altın madenciliğine karşı mücadelenin kendiliğinden ortaya çıkmadığını; çevreye duyarlı insanların, akademisyenlerin, mühendis odalarının, hukukçuların, basının, yerel yöneticilerin ve köylülerin ortak çabasıyla kurulduğunu vurguladı.
Taşkın’ın “Bergama paradigması” olarak tarif ettiği hat, birkaç temel öğeye dayanıyordu: Önce insanlar karşı karşıya oldukları tehlike hakkında bilgi sahibi oldu; ardından bu bilgiyi ortak bir mücadele gerekçesine dönüştürdü; hukuk ve basın bu mücadelenin parçası haline geldi; uluslararası dayanışma kanalları açıldı. Böylece farklı siyasi görüşlerden, inançlardan ve kökenlerden gelen köyler, yaşamı, toprağı ve geleceği koruma fikri etrafında yan yana gelebildi.
Bergama Çevre Platformu Sözcüsü Erol Engel‘in katkıları da bu hattı güçlendirdi. Mücadelenin arkasında uzun yıllara yayılan köy toplantıları, kasetlerle yapılan bilgilendirme çalışmaları, üniversitelerden ve meslek odalarından gelen destek, yerel yönetimin tutumu ve basının ilgisi vardı. Bu deneyim, çevre mücadelesinin yalnızca öfkeye değil; bilgiye, güvene, örgütlenmeye, sabra ve sürekli anlatmaya ihtiyaç duyduğunu gösterdi.

İhtimal Eşikleri: Yerle gök arasında bir sergi
Bergama’daki ilk gün, çocukların “Başka Bir Dünya” resim sergisiyle başladı; açılış konuşması ve panelle devam etti. Günün son etkinliği ise Odeon Pergamon Kültür Sanat Alanı’nda “İhtimal Eşikleri” sergisinin açılışı oldu.
Küratörlüğünü Günseli Baki’nin yaptığı sergide Berna Dolmacı, Hakan Kırdar, Selin Atik, Sezgi Abalı, Talha Demiral, Tunca Subaşı, Yücel Tunca ve Zekiye Buğurcu’nun proje kapsamında ürettiği çalışmalar yer aldı. Sergi, enerji dönüşümünü yalnızca teknik ya da ekonomik bir geçiş olarak değil; hafızayı, emeği, yaşam alanlarını ve canlıların birbirleriyle kurduğu ilişkileri yeniden biçimlendiren politik bir süreç olarak ele alıyor.
Serginin duvar metninde öne çıkan “yerle gök arasında” ifadesi, ilk gün boyunca tartışılan gerilimleri bir araya getiren güçlü bir eşik fikri kuruyor. Soma’da kömürün yeraltındaki karanlığı, Bergama ve Ayvalık hattında rüzgâr ve güneş enerjisinin yerüstündeki yeni müdahaleleriyle buluşuyor. Böylece enerji dönüşümü, yalnızca yeraltından yerüstüne çıkan bir kaynak değişimi değil; yeryüzüyle, emekle, canlılarla ve yerel topluluklarla nasıl ilişki kurduğumuza dair daha geniş bir soruya dönüşüyor.
Bergama’daki ilk günün ardından geriye kalan soru şu: “Yeşil dönüşüm” yalnızca enerji kaynaklarını mı değiştirecek, yoksa yerel halkın sözünü, emeğini, toprağını, hafızasını ve geleceğini de merkeze alan adil bir dönüşüm ihtimalini mi büyütecek?
Bu soru, 6 Haziran’da Soma’da “Bir Coğrafyanın Z Raporu” sergisi, “Türkiye’nin Aynası: Soma” belgeseli ve “Soma’da Enerji, Emek ve Gelecek” paneliyle derinleşecek; 7 Haziran’da Bergama’da “16 Ton” film gösterimi, kapanış forumu ve sanatçılarla sergi turuyla ortak tartışmaya devredilecek.
Enerji dönüşümünü yerinden okumak
Bu haber, enerji dönüşümünü yalnızca fosil yakıtlardan yenilenebilir kaynaklara geçiş olarak değil; yerel yaşamı, emeği, toprağı, müşterekleri ve karar alma süreçlerini etkileyen toplumsal bir dönüşüm olarak ele alıyor. Soma, Bergama ve Ayvalık hattı, Türkiye’de iklim politikalarının adalet sorusundan bağımsız düşünülemeyeceğini gösteren güçlü bir örnek oluşturuyor.
Bergama’nın bugüne bıraktığı ders
Bergama çevre mücadelesi, çevresel bir tehdidin toplumsal bir mücadeleye dönüşmesinin kendiliğinden olmadığını hatırlatıyor. Bilgi, örgütlenme, hukuk, basın, yerel yönetim ve dayanışma bir araya geldiğinde yerel hareketlerin etkisi büyüyebiliyor; ancak bugünün daha parçalı krizleri, bu deneyimin yeni koşullarda yeniden düşünülmesini gerektiriyor.
Sanatın açtığı alan
“Çelişkiler, Olasılıklar ve Ütopyalar Arasında” projesi, sanatın yalnızca yaşanan yıkımı temsil eden bir araç olmadığını gösteriyor. Çocukların “Başka Bir Dünya” sergisiyle başlayan ve “İhtimal Eşikleri” sergisiyle tamamlanan ilk gün, sanatın daha adil bir gelecek ihtimalini yalnızca anlatmadığını; onu birlikte düşünmek için kamusal bir alan açtığını da gösterdi.
Soma’dan Bergama’ya uzanan hat: Enerji dönüşümünün çelişkileri sanatla tartışılacak
1877’nin gölgesi geri mi dönüyor: Süper El Niño dünyayı ne kadar hazırlıksız yakalayabilir?
Siyaset her yerde, sonuç nerede: Hiperpolitik çağ ne anlatıyor?

