₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Tribünde yükselen erkek sesleri: Irkçılık, mizojini ve faşizm

Amedspor-Bursaspor arasında oynanan futbol maçında Bursaspor taraftarları maç esnasında Kürt kadın siyasetçi Leyla Zana’ya sözlü hakarette bulundu. Taraftarlar tribünden Leyla Zana’ya tribünlerde ‘’slogan’’ adı altında küfür etti. Kadın örgütleri ve bazı sosyalist siyasi partiler konuya hızlıca tepki gösterirken İyi Parti ve Zafer Partisi gibi bazı siyasi partiler ırkçı saldırıdan taraf oldu. Bursalı iş insanlarının şirketlerinden içecek alarak fotoğraflar paylaştı. 

TFF Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu Bursaspor’a 4 ayrı suçtan 342.000 ₺ ceza verdi. Bunun üzerine İyi Parti Gaziantep Milletvekili Mehmet Mustafa Gürman Bursaspor’un başlattığı “Yanındayım” kampanyasına katılarak Bursaspor’a 342.000 ₺’lik bağış yaptı. Ve kulübün cezasını ödedi. Ayrıca Gürman, sosyal medya hesabından bağış dekontunu “Anlayana” yazarak paylaştı. Ayrıca birçok ünlü isim de “Uludağ” marka içeceklerle poz verme akımına dahil olarak meselede tarafını açıkça belli etti.

Üstelik bu Bursaspor tribünlerinde gördüğümüz ilk ırkçı saldırı değil. Taraftarlar daha önce sahaya “Yeşil” kod isimli kontrgerilla Mahmut Yıldırım yazılı pankartlarla ve Türkiye’de yakın geçmişimizin faili meçhul cinayetlerinin sembolü haline gelen “beyaz toros” görselleriyle çıktı. Uzun bir süre konuşulan bu saldırılara bugünlerde bir yenisini eklediler.  

Sınıf savaşımlarının ürünü olarak futbol

“Futbol asla sadece futbol değildir” bir klişe belki ama her zaman çok gerçek. Dünyada birçok ülkede futbol ve siyaset hep içe içe.

Futbolun topraklarına bakalım. İngiltere’de genellikle kırmızı takımlar işçi sınıfını, mavi takımlarsa kraliyet ailesini, kiliseleri temsil eder. Bir örnek vermek gerekirse Liverpool halkın, Chelsea zengin sınıfınındır. 

İspanya’da Barcelona Katalanların, Real Madrid ise kralın ve soyluların takımı olarak bilinir. Ayrıca faşist diktatör Franco da bir Real Madrid taraftarı olduğunu saklamaz. Bu iki takımın taraftar gruplarını anlamamız için iyi bir örnek.

İtalya’da Lazio aşırı sağ etrafında örgütlenen bir kilisenin, Roma ise göçmenlerin ve halkın takımıdır. Hatta Lazio ve aşırı sağ pratiklerinde taraftarın kendi takımlarında oynayan siyahi oyuncuları ıslıkladığı dahi görülmüştür. Yine bir İtalyan takımı olan Liverno taraftarları her maç başında 2. Dünya Savaşı’nda anti faşist Partizanlar’ın şarkısı Bandiera Rossa (Kızıl Bayrak) marşını söyler ve tribünde sık sık orak-çekiç sembollerine yer verir. Milan daha çok sendikalar ve işçilerin, İnter zengin ve soyluların takımıdır. 

Tüm bu örneklerden anlıyoruz ki futbol, ezilenler ve egemenler arasındaki bitmeyecek savaşın mevzilerinden yalnızca biri ve belki de en görünür olanı. 

Türkiye’de tribünler ve taraftar grupları

Elbette Türkiye’de dünyanın kalanı gibi futbol tribün efsanelerinden nasibini aldı. Ülkede bir çok kez taraftar gruplarının adını haberlerde gördük. İyisiyle ve kötüsüyle. 

Gezi İsyanı sırasında Fenerbahçe taraftarlarının Kadıköy’den attığı “Her Yer Taksim, Her Yer Direniş!” sloganı ülkenin tamamına yayılmış, Gezi İsyanı’nın sembolü olmuştur. Yine aynı zamanda Beşiktaş taraftar grubu olan Çarşı’nın Taksim’e binlerce kişiyle girdiği ve çatışmalara dahil olduğu görüntüler hepimizin malumu. Gezi İsyanı sırasında hayatını kaybeden Fenerbahçeli Ali İsmail Korkmaz için taraftarlar marş bestelemiş ve statta yüzbinlerle söylemişti. Van Depremi sonrası Çarşı grubu sahaya oyuncak ve kıyafet atarak depremzedelere kitlesel bir yardımda bulunmuştu. 

Hep iyi örnekler yok tabii ki. 2016 yılında Türkiye-İzlanda maçı Konya’da oynanırken 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda IŞİD’in bombalı saldırısında hayatını kaybedenler için saygı duruşu yapıldığı esnada taraftarlar ıslıkla protesto etmeye başladı. Hatta saygı duruşu sonrası statta  “Şehitler ölmez vatan bölünmez” ve “Ya Allah Bismillah Allahu Ekber” sesleri yükseliyordu. Bugünlerde Amedspor bugün kendi liginde şampiyonluk da almış olsa çeşitli taraftar gruplarının ırkçı saldırılarıyla defalarca kez karşı karşıya geldi. 

Tribünden yükselen mizojini

Taraftar gruplarını çoğunluğu erkek ve özellikle genç erkeklerden oluşan bir toplam. Bu toplam tribündeki öfkeyi çoğunlukla “kadın bedeni” üzerinden yansıtıyor. Karşı takıma edilen hakaretlerde kadın her zaman bir nesne haline geliyor. Oyunculuğunu beğenmedikleri futbolcu için “kız gibi oynuyor” söylemlerini sıkça duyuyoruz. Rakip takımın taraftarlarına ve oyuncularına cinsiyetçi küfürler ediyor hatta “tecavüz” imasında bile bulunmaktan kaçınmıyor. 

Tamamı erkeklerden oluşan Sivasspor oyuncuları sahaya “Doğal Olan Normal Doğum” yazılı bir pankartla çıkarak iktidarın kadınlara dönük özel baskı politikalarında bir taraf oluyor. 

Geçtiğimiz günlerde de Bursaspor tribünlerinde Kürt kadın siyasetçi Leyla Zana’ya yönelen sözlü şiddet uzun süre konuşuldu. Bu ırkçı saldırıyı HDK İstanbul Eş Sözcüsü Didem Yılmaz ile konuştum. 

“Futbol sahaları kışkırtılmaya hazır alanlar haline getirildi”

Yılmaz “Futbol uzun zamandır bir spor değil, adeta erkek egemen sistemin kendisini ifade etme araçlarından biri haline gelmiştir. Bugün spor kulüpleri yasadışı, mafyatik işlerin aklandığı bir hal almışken tribünlerse kinin, öfkenin ve düşmanca dilin kitlelere ulaştığı mecralara dönüşmüştür” diyor.   

Yılmaz’a Leyla Zana’ya dönük ırkçı saldırıyı ve futbol ve kadın düşmanlığını arasındaki ilişkiyi sorduğumda “Kürt özgürlük mücadelesine ömrünü vermiş Leyla Zana’ya dönük yapılan bu hakaret aslında bütün kadınlara ve lubunyalara yapılmış bir saldırı gibi düşünülmeli. Çünkü bu ülkede kadınlar ve lubunyalar bu çürümüşlüğün içinde kendini var etmeye çalışıyor.” diye yanıtladı.

“Amedspor siyasi ve sosyolojik bir olgu olmayı başardı”

Yılmaz, Amedspor ve Bursaspor arasında yaşananlar için “Amedspor Gülistan Doku’dan, Rojin Kabaiş’e, Rojova Kadın Devrimi’nden, Jîna Amini’ye birçok toplumsal olaya kayıtsız kalmadı. Hem sahada hem de tribünde ses yükselten bir mücadele aracı haline geldi. Bu durum kulübü ve hatta oyuncuları bile hedef haline getirdi. Bursaspor ise siyasi iktidarın saldırı aparatı haline gelmiştir. Amedspor bir halkın dinamikleriyle yol yürürken Bursaspor toplumla iç içe geçmiş bir kulüp değil, ırkçı zihniyetin bir silahıdır. Bu topraklarda futbol erkek egemen sistemin deşarj olma alanı haline gelmişse de Amedspor bu tutuma direnmekte ısrarcı” diyor.

Daha batıda, İstanbul’un Kadıköy’ünde bir takım, Fenerbahçe. Ülkenin en büyük taraftar gruplarına sahip. 4 büyüklerden biri. Fenerbahçe taraftar gruplarından Devrimci Fenerbahçeliler üyesi Ekin Can Alıcı ile konuştum.

“Çocuklar ölmesin maça gelsin!”

Sözlerine “Tribünde siyaset istemiyoruz” deyip beyaz Toroslarla koreografi yapanlar aslında sadece kendi siyasetlerini istiyor.” diyerek başlayan Ekin Can Alıcı;“Beyaz Toros, sadece Kürt illerinde değil, İstanbul’un göbeğinde faili meçhullerde kullanılmış bir simgedir. Gazi Katliamı’nı, devletin karanlık yüzünü hatırlatır. Bizim Fenerbahçeliliğimiz eşitliktir, özgürlüktür, kardeşliktir. Kurucularımız istibdat rejimine karşı bayrak açtı, başkanımız işgal yıllarında sürgüne yollandı. Jin Jiyan Azadi sloganının karşısında olmak, yaşamın karşısında durmaktır. Kim söylerse söylesin, içeriğine bakarız. Yaşamı, özgürlüğü, eşitliği savunuyorsa destekleriz. “Çocuklar ölmesin maça gelsin” dedik. Futbolcularımız da o pankartın arkasında durdu. Çünkü doğrusu buydu.” diyor.

Her gündemde sürekli tartışılan “Başka bir alternatif mümkün mü ?” sorusunu Ekin Can Alıcı’ya sordum. Başka bir tribünü inşa etmek için neler yapılması gerektiğini aktardı. Ekin Can Alıcı, örgütlenmeyi ve doğruda ısrarcılığı savundu.

Başka bir tribün mümkün, ama nasıl?

“Kadın düşmanı dilden uzak, dayanışmacı, piyasalaşmaya karşı duran bir tribün kültürü inşa etmeye çalışıyoruz. Futbolun değil paranın kazandığı bir düzene öfkeliyiz. Örgütlenmek, yan yana gelmek,doğruda ısrar etmek gerekir. Karşımızda çetelerin cirit attığı, devletin kaynaklarını kullanan bir sistem var. O yüzden biz kavganın içine düşmeden direnen bir çizgi kurmaya çalışıyoruz. Konuşarak,ama gerektiğinde boyun eğmeden. Başka bir tribün mümkünse,bu ancak tarihini bilen,ona sahip çıkan,o tarihten beslenip onu aşmaya çalışanlarla mümkün olur. Ve bu tarih bizde, Fenerbahçe’de fazlasıyla var.”

Bursaspor taraftarlarının tamamı bu ırkçı saldırıyı destekliyor mu? Elbette hayır. Alihan bu gençlerden bir tanesi. Öyle ki ırkçı zannedilmemek için tuttuğu takımı söyleme bile çekiniyor artık. 

“Futbol çocukluğumun eğlencesi değil artık”

Bursa’da doğmuş, büyümüş; çocuk yaşlarda babası ve abisiyle Bursaspor tribününde maç izlemeye giden Alihan ile konuştum. Alihan uzun süredir stadyuma gidip maç izlemiyor, çünkü bir Bursasporlu olarak tribünde yükselen seslerden rahatsız. Kendisini tribünden tamamen uzaklaştırmış. 

Alihan, “Bence herkes doğduğu şehrin takımını tutmalı. Bu yüzden Bursasporlu oldum. Küçükken de çok maça gittim, çok da eğlendim. Bu ülkede bir babanın çocuğuyla vakit geçirmesi lüks sayılır, babamla en azından maçlarda vakit geçiriyordum. Belki bu yüzden de çok seviyordum. Ancak yaşım büyüdükçe anladım ki, futbol yalnızca bir spor değil. Bugünlerde yaşananlardan dolayı çok üzgünüm. Zaten bir kaç yıldır hiçbir maça gitmiyor ve izlemiyordum. Hatta “Bursasporluyum” bile diyemiyorum. Çünkü bu meselede ırkçı ve faşist saldırıdan yana taraf değilim. Bir insanın bir kadına dönük, bir halka dönük hakaretleri onaylaması mümkün değil.” diyor. 

Arjantinli devrimci Che Guevara, futbol için “Futbol asla basit bir oyun değildir, futbol devrimin silahıdır” der. Biz bugün silahın kimin elinde olduğunu ve kime doğrultulduğunu tartışıyoruz.

Yazıya son verirken en çok da “başka bir tribün”ün mümkün olacağına inanmak istiyorum. Ve bir Beşiktaşlı olarak Gezi İsyanı sırasında Çarşı resmi hesabından atılan “Aranızda helikopter kullanmasını bilen var mı?” tweetini bir kez daha gülümseyerek hatırlıyorum.

 

Futbolun Ruhu Öldü mü?

Sporun Yüz Yıllık Bakiyesi: Kumbarada Ne Kaldı?

Atilla Türker ile söyleşi: Futbolun arka bahçesinde neler oluyor?

 

Futbol artık oyun değil: Bahis, rant ve kutuplaşma

 

Etiketler: tribün şiddeti, nefret söylemi, cinsiyetçi tezahürat, Leyla Zana, Somaspor Bursaspor maçı, PFDK cezası, TFF disiplin kurulu, Amedspor tepkisi, Uludağ gazoz tartışması, Mehmet Mustafa Gürban bağışı, spor ve siyaset, stadyumlarda ayrımcılık