6 Şubat depreminin ardından AFAD sisteminde görünmediği için uzun süre sokakta kalan; şimdi de kaldığı konteynırdan çıkarılmaya çalışılan Eser Okyay’ın ardından, Hatay’daki mağdur depremzedelerin sayısı artıyor. FİKİR’e konuşan Hataylı depremzede Toprak, ailesinin konteyner kentteki yaşamından bahsetti ve usulsüzlük iddialarını açığa çıkardı.
Görüştüğümüz Hataylı depremzede Toprak, Hatay’daki elektrik ve su kesintilerinin başladığı andan itibaren yetkililerle iletişim kurmaya çalıştıklarından bahsetti. Toros EDAŞ, AFAD, valilik ve belediye dörtgeni arasında git gel yapmak zorunda kalan mağdurlar bir türlü muhatap bulamıyorlar. Bir taraf konteynerlerin boşaltılması için depremzedelere zorbalık yaparken diğer yandan tahsis edilen evler bir bir yıkılıyor.
Yıkılan istinad duvarlarının zarar verdiği evlerin inşası yeniden yapılıyor. Ayrıca yoğun kar ve yağmur yağışıyla zarar gören zeminden ötürü birçok evin inşaatı da yeniden başlatılmış durumda. Çeşitli etkenlerin yanında bir de ihmalkarlık eklenince, depremzedeler ne yapacağını şaşırmış durumda.
FİKİR’e konuşan Hataylı depremzede, yetkililerden aldıkları cevapları ve deprem bölgelerindeki inşaat faaliyetlerinde gördüğü usulsüzlükleri anlattı.
Merhaba Toprak. Depremzedelere tahsis edilecek evlerin süresinden bahsedebilir misin? Ne zamandır konteyner kentlerde yaşıyorsunuz? Size vaad edilen süre neydi?
“AFAD ekipleri sık sık ne zaman çıkacaksınız diye sormaya geliyor.”
Merhaba. Öncelikle vadedilen süreyi söyleyeyim. Normalde 2025’in Eylül ayında bitmesi planlanıyordu. Biz halka söylenen oydu. Yetişmeyince Kasım ayına ertelediler. Kasım’da herkes evine geçecek, konteyner kentlerde kimse kalmayacak diye söylenildi. Fakat Kasım’da da yetişmeyince artık son olaraktan bunu yıl içine yaydılar ve 2025 bitmeden herkes evine geçmiş olacak dediler, konteynerlerde kimse kalmayacaktı. Hatta AFAD ekipleri vs. sürekli konteynırlara gelip, konteyner kentlerden ne zaman çıkacaksınız vs. gibi sorular soruyordu. Sonrasında Cumhurbaşkanı Hatay’a geldi. Orada belli başlı bölgelerde bazı depremzedelere evler verildi. Özellikle Antakya Merkez’de. Birkaç ev teslim edilse de tamamı yine 2026’ya aksadı. 2026 Nisan ayına kadar yeniden süre verdiler. Bu 3-4 ay daha gecikti. Bizim kaldığımız konteyner kentte normalde 1000’e yakın konteyner vardı. Birçoğu evlerine geçti veyahut insanlar kendi çabalarıyla yaptırdıkları evlere geçtiler. Bir kısmı kendisi ev yaptırmıştı. Onun dışında bir kısmı hala konteynerde kalıyor. Benim ailem de konteynerde kalıyor.
En çok sıkıntısını çektiğiniz durum nedir?
“Yaşanılabilir şartlar değil.”
2023 yılında konteynırlara ilk yerleştiğimizde bölgedeki tüm konteynırların zeminleri kar ve yağmur yağışlarından etkilenmiş olduğundan hasarlıydı. Birçok depremzede kendi imkanlarıyla konteyner zeminlerine fayans döşemek zorunda kaldılar. Bununla birlikte her kış yaşadığımız sorun, kar ve yağmur yağışlarından dolayı konteynırların içine su sızdırması. 2023’ten bugüne hala aynı problem söz konusu. Tavandan içeri su sızıyor.
Kışın sıkıntı yaratan başka bir yanı ise konteynerlerin su giderlerinin direkt konteynerlerin altına verilmesi.. Yani konteynerde bir çeşmeden akan su, herhangi bir kanalizasyon sistemine veyahut bir kuyu sistemine bağlı değil. Direkt konteynerin altındaki toprağa akıyor oradan çıkan su. Kışın toprağı donduruyor ve konteynerlerin altı çok soğuk oluyor. Yani mesela koltukta vesaire oturduğun zaman ayağını uzatamıyorsun. Neredeyse buz gibi yer, inanılmaz bir şekilde üşüyorsun. Ve çok zor ısınıyor. Zaten klimayla ısınıyor evler. Veyahut yazın klimayla serinliyor insanlar. Onun dışında bunların üstüne bir de elektrik kesintisi yaşayınca zaten direkt yaşanabilir şartlar değil. Bayağı insanları zora sokuyor. Çünkü bir tek ısınabildikleri alan konteynerlerin içi ve onun da klima sağladığı için elektrik gittiğinde insanlar soğukta kalıyorlar.
Bulunduğunuz bölgedeki su ve elektrik kesintileri ne durumda? Bu konu hakkında yetkililerle görüştüğünüzde nasıl bir cevap aldınız?
“AFAD kaymakamlığa, kaymakamlık belediyeye, belediye Toros EDAŞ’a…”
Şöyle ki şehir genelinde genel elektrik kesintileri yaşanıyor ve diğer ilçelerinde de yaşandığını duyduk fakat şöyle bir durum var, Hatay il genelinde konteyner kentlerin ve diğer bölgelerin elektriğini Toros EDAŞ sağlıyor. Fakat konteyner kentlerdeki elektrik arızalarına Toros EDAŞ müdahale edemediğini söyledi. Çünkü AFAD izin vermiyormuş ona. Arıza kaynaklı olmayan elektrik problemleriyle, genel kesintilerden kaynaklanan elektrik problemleriyle de AFAD ilgilenmiyormuş. Bize yapabilecekleri bir şey olmadığını söylediler. Kaymakamlık ve belediyenin de yapabileceği bir şey değilmiş. Bunun da Toros EDAŞ ile alakalı bir durum olduğunu söylediler. Kesintilerin ardından yetkililerle iletişime geçtiğimizde bize verilen bilgi bu şekildeydi.
Ailen tahsis edilecek ev hakkında görüşmeye gittiğinde nasıl bir durumla karşılaştılar?
“Evimize ne zaman geçeceğiz?”
İlk sordukları şey elbette yaşanılabilir bir ortamda güvenle ikamet etme kaygıları olduğundan, “evimize ne zaman geçeceğiz?” diye Antakya AFAD İl Bölge Müdürlüğü’ne sormuşlar. Normalde evler hazırdı. Biz de ne durumda olduğunu öğrenmeye gittik. Çünkü AFAD sık sık ne zaman çıkacağımızı sormaya kapımıza geliyordu, konteynerleri geri vermemiz lazımmış. İşte elektriği ve suyu kesilecek, içlerindeki klima alınacak vesaire diye bize boşaltma tarihimizi soruyorlar. Ailem en son, buradan çıksak geçebileceğimiz bir ev yok. Devlet bize ev vermediği sürede bizim buradan çıkmamız mümkün değil. Depremden sonra ağır hasarlıydı evlerimiz, dedi. İl AFAD Bölge Müdürlüğü’ne gitmişlerdi. Oradan yerel konteyner kent yönetimine iletmek için dilekçe talep ettiler. Çünkü belli tarih aralıklarıyla konteynerleri boşaltmak için insanların konteynerlerine gidiyorlardı. Bize böyle bir yazılı bir belge getirirseniz biz ona bağlı olarak sizi burada tutabiliriz dediler. Onun sonucunda kalabildiler yani konteyner kentlerde. Şu an hâlâ bekliyorlar işte.
Size temin edilecek evler ne durumda? Neden bu kadar uzun sürmüş?
“Yağışlardan dolayı çöken yerler var.”
Bize verilen evlerin olduğu bölgede yaşanan kar ve yağmur durumlarından sonra peyzaj çalışmaları zaten duruyor. Daha önce yapılan kısımlar da tekneye uğruyor, bozuluyor vesaire yollar. İşte birkaç yerde çöken yerler varmış. Babam kontrol ettiğinde öyle söylemişti yani.
Peki kız kardeşinin yeni evlendiğini biliyorum. Konteyner kentteki imkanlarla evlenmek nasıl bir tecrübeydi?
“Tahsis edilen evlerde de sorunlar var.”
Evet, yeni evlendi. Onlar da konteyner kentteydi, orada evlendiler. Sonra yeni verilen eve geçtiler. Ama şöyle bir durum var. Mesela kız kardeşimin eşi, direkt kendi evlerinde yaşadığı sorunlardan biri olarak prizlerde elektrik aksama anlamında çok düşük şalterler kullanıldığını anlattı. Normalde daha güçlü şalterler kullanılması gerekiyor ki gelen akımı evin içine yaysın.
Devletin depremzedelere tahsis ettiği yeni yapılan evlerden bahsediyorsun değil mi?
“Evi ısıtacak sistemi kendi ceplerinden ödeyip yaptırdılar.”
Evet, evet. Aynen. Mesela 16’lık denen bir şartel var. Bu 16’lık şartel normalde bir evin kaldırabileceği elektriği şey yapamaz yani, dağıtamaz eve. Ve deprem evinde bu kullanılmış. Normalde bunların 32’lik olması gerekiyor. Yani kullanılması gereken malzemelerden daha düşük bir malzeme kullanılıyor depremzedelere tahsis edilen evlerde. Yine aynı şekilde tesisat boruları vesaire de aynı şekilde. Sonrasında mesela evin suyunu ısıtmak için kullanılan bir sistem var. Termosifon sistemi diye bir sistem. Kardeşim ve eşi eve geçtikten 2 ay sonra falan termosifonları arzalanıyor. Ve birçok evde bunun arızalandığına dair şikayetler var. Zaten bu kışın yaşanıyor. Kasım’da evlendi benim kız kardeşim. Henüz eve geçtikten 2 ay sonra evin su sistemini, suyunu ısıtan sistem direkt hata veriyor, bozuluyor yani. Bunlar ister istemez kendi ceplerinden ödeyip evin su sistemini vs. tekrardan ısıtacak bir sistem yaptırmak zorunda kalıyorlar.
Çevrede bir sorun daha var. İnsanlar orada evin çevresine yapılan istinad duvarlarına güvenmiyor. Hatta şöyle söyleyeyim, benim kardeşimin kaldığı evde olan yatak odasının yanında istinad duvarı var. Yatak odalarında kalamıyorlar böyle bir tedirginlikleri oldukları için. Çünkü komşularından birkaç tanesinin ve kendi kaldığı evlerin üzerindeki birkaç evin istinad duvarı evin üzerine yıkılmış daha öncesinde. O yüzden böyle bir tedirginlik içerisinde olduklarından odalarında kalamıyorlar. Yani evi sağlamış olsalar bile çok daha yaşanılacak bir yer değil gibi tahsis edilen evler.
Aynı zamanda dediğim gibi ikinci sınıf, üçüncü sınıf malzemeler kullanıldığını söylüyor kız kardeşimin eşi. Çünkü kendisi evin içinde direkt yaşarken maruz kaldığı durumların sonucunda söylüyor bunları.
Peki yaşam şartları konusunda yeni evlerin yapımı ve bazı altyapı sorunlarını konuştuk. Başka bahsetmek istediğiniz bir şey var mı?
“Bekçiler usülsüzlük yapıyor.”
Evet. Bir usulsüzlükten bahsetmek istiyorum. Devletin sağladığı malzemelerin yolsuzluğunu yapan bazı bekçilerden bahsedeceğim.
Deprem bölgesinde yeni yapılan evler, yeni yapılan daireler şu şekilde yapılıyor: Örneğin bir bölgeye ev yapılması uygun görülüyorsa, alanın büyüklüğüne göre 20, 30, 40, bazen 50 daire yapılıyor küme şeklinde. Yani her bir kümede belirli bir sayıda daire oluyor. Ve her kümenin başına oradaki yapı malzemelerini koruması için, o bölgeyi koruması için ve hatta gözetlemesi için bekçiler atanıyor. Bekçiler genelde böyle taşradan, oradaki eşraftan seçiliyor. Ve benim şahit olduğum şeylerden birisi bu bekçilerin bu deprem evleri için ayrılan veya gönderilen yapı malzemelerinden arka kalanlarını kendi şahsi menfaatlerine uygun olarak kullandıkları konusu.
Burada bekçi kendisine ev yaptırıyor ve evin içerisinde kullandığı malzemeleri deprem evlerinden arka kalan malzemelerden kullanıyor. Yani devletimiz oradaki eşyalar, yapı malzemeleri vs. çalınmasın diye başına koyduğu adam, ilk başta hırsızlığı kendisi yapıyor. Normalde bu malzemeler deprem evi için tahsil edilen malzemeler. Deprem evinde kullanıldıktan sonra da açılmamış paletler geri gönderilir. Geri gönderilir ve faturası kesilir. Bu bütçe artık bir üste geri aktarılır. Bunun bu şekilde geri aktarılması gerekiyor fakat burada birkaç kişi malzemeleri kendi evinde kullandığı için, arta kalan malzeme yok oluyor.
Bir de bu malzemeler birinci sınıf malzeme değil. O da devletin ayırdığı bütçe ile ilgili. Her eve birinci sınıf kalitedeki malzemeyi satın alabilecek bir bütçe fakat burada daha düşük kalitede malzemeleri kullandıkları için, bu bütçenin tamamen kaliteli malzemeye ayrılmadığını söyleyebiliriz.
Bir de bu malzemelerden arta kalanlar geri iade edilmesin diye toprağa gömüldüğüne dair söylenti var halk arasında.
Toprağa gömmek derken?
“Kullanmadığı malzemenin hesabını vermemek için…”
Kolaya kaçan işçi, gönderilen malzemenin yarısını kullanarak geri kalan malzemelerin iadesi gerçekleşirken hesabını vermemek için bu malzemeyi ortadan yok etmek adına toprağa gömüyor.
Normalde bunu halk istiyormuş yani eğer bu malzeme gömülecekse bunu biz kullanalım diye. Fakat bu malzeme ne halka veriliyormuş artık, ne de geri satın alınıyormuş. Direkt toptancıya gönderilerek faturası kesiliyormuş. Çevrede bu malzemelerin geri iade edilmemesi için toprağa gömüldüğünü gören köylüler, mahalleliler var.
Peki hiçbir denetleme mekanizması yok mu?
“Denetlemeye gelen de usulsüzlük yapıyor.”
Zaten bence burada en büyük problem denetçiler. Birçok şey tam anlamıyla denetlenmiyor. Bunu ilk zamanlar binalardaki hasar kontrolünü yapan denetçiler de genel olarak bakıyorlar, kabataslak bakılıyor ve bir karar veriliyor, orta ya da ağır hasar tespiti yapılıyor. Bu şekilde evin yıkılıp yıkılmayacağına dair karar kılınıyor yani. Aynı şey ilerisi için de geçerli. Yani insanlar bu, nasıl desem, artık taşeron da olsa, müteahhit de olsa, bunlara bu emri veren kim bilmiyorum fakat daha üst merciye, vereceği hesapta sıkıntı yaşamamak için bu ortada kalan malzemeyi yok etmesi gerekiyor ister istemez. Ama denetlemek amacıyla oraya getirilen, kümelerin başına konulan güvenliklere de baktığımda, onlar da usulsüzlük yapıyorlarmış yani.
Demek ki denetlensek bile doğru yapılar tarafından, doğru kişiler tarafından denetlenmediğimiz müddetçe çok da denetleniyoruz denilemez.
“Liyakatsizlik…”
Kesinlikle. Yani bu noktada devletin bir bütçe ayırmasının hiçbir anlamı kalmıyor. Çünkü devletin bu konutların başına getirdiği insanlar veya anlaştığı firmaları vs. bu liyakatsizliği yaptığı zaman ortaya ayrılan bütçe, isterse normal bütçenin 10 katı olsun hiçbir anlam ifade etmiyor. Çünkü bütçe, yapılan işi karşılamıyor.
Editör değerlendirmesi…
Toplumun beklentilerinin karşılanmadığına ilk kez bu röportajda şahit olmuyoruz. 6 Şubat depreminde Türkiye’de büyük bir koordinasyon eksikliği yaşadık. Oldukça geç bir müdahale yapıldı. Bu durum, hem sahadaki kurtarma ekibini sekteye uğrattı, hem de enkaz altındaki insanlara geç erişmekle birlikte, büyük rakamlarda enkaz haberleriyle karşılaştık. Özellikle uzmanlar, merkeziyetçi afet yönetimi sistemine işaret ederek, bunun acil karar verme süreçlerini yavaşlattığını ve alternatif kurtarma ağlarının (STK, gönüllüler gibi) yeterince sahada yer almasını engellediğini ifade etti.
Medyada AFAD’ın deprem sonrası kritik ilk günlerde bazı bölgelerde hiç faaliyet göstermediği veya çok sınırlı kaldığı haberlerini gördük. Bu eleştiri, sahadaki basın mensupları, sivil toplum temsilcileri ve depremzedelerin gözlemleri üzerinden aktarıldı.
Bir Reddit kullanıcısı, bölgede görev yapmak isteyen çok sayıda eğitimli askeri personelin kışlalardan çıkarılmasına izin verilmediğini, bunun da sahadaki asker sayısının sınırlı kalmasına neden olduğunu aktardı.
Başka bir paylaşımda, yardım ve ekiplerin bölgeye ulaşmasının çok zor olduğu, yolların kapalı olması ve lojistik sıkıntılar nedeniyle kendi komşularını kurtarmak zorunda kaldıkları belirtildi. Bu tür deneyimler, çoğu zaman “yardımın çok geç geldiği” hissini güçlendirdi.
Devlet kurumları, özellikle İçişleri Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, farklı iddiaları yalanlamak veya açıklamak için resmi yayınlar yaptı.
AFAD ve askerlerin olay yerlerine sadece birkaç saat içinde ulaştığını, askerlerin çeşitli saatlerde farklı bölgelerde kurtarma çalışmalarında yer aldığını belirttiler.
Ayrıca bazı gündem paylaşımlarında devlet kurumlarının ilk andan itibaren yoğun şekilde sahada olduğu vurgulandı. Ne yazık ki bu günlerde Türkiye’de medya kısıtlanması da yaşandı. Telefon hatları çekmedi, sosyal medyaya erişim engellendi.
Tüm bu açıklamalar ve paylaşımlar akıllara pek çok soruyu getiriyor;
Deprem vergileri ne için kullanıldı?
Neden depremzedelere temin edilecek evlerde birinci kalite malzeme kullanılmadı?
Devlet, gönderdiği malzemelerin tamamının kullanılıp kullanılmadığını neden teyit etmiyor?
Ülkemizin doğu illerinde barınma güçlüğü çekilirken halkın sesi neden yeterince yetkililere gitmiyor?
Yoksa gidiyor da çözüm mü sağlanmıyor?
6 Şubat depremi, Hatay konteyner kent, depremzede barınma, AFAD konteyner tahliye, Hatay elektrik kesintisi, Hatay su kesintisi, deprem konutları teslim, deprem konutları denetim, inşaat usulsüzlük iddiası, barınma hakkı
