₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Ukrayna yazı dizisi (2) | Yardım kisvesinde ipotek: Enkazın arkasındaki dosyalar

Bir ülkeye savaşta yardım edilmesi ilk bakışta temiz bir iş gibi görünebilir… Zor durumdaki Ukrayna küresel sahnede ayakta tutulur; tırlardan silahlar indirilir, Kiev’in hesaplarına paralar yatırılır, Batılı diplomatlar kürsülerde birbirinin sırtını sıvazlar. Saldırı altındaki bir halk için bu yardımlara karşı çıkmak, ekranlarda vicdan pusulasını kaybetmekle denk tutulur; fakat yapısal olarak baktığında o parıltılı yardım kelimesi asıl gerçeği gizler. Bu kelime, Ukrayna ile Batı arasındaki aşağılayıcı bağımlılık ilişkisini ve ezici minnet duygusunu yumuşatma işlevi görür. Bedava sandığın her kurşunun, Washington veya Brüksel’den gelen her doların altında, Ukrayna’nın geleceğine konmuş kapkara bir görünmez ipotek vardır.

Paranın sınırı, silahın süresi

Batı desteği Ukrayna’yı askeri olarak ayakta tuttu, evet; ama aynı anda onun kendi geleceği üzerindeki söz hakkını da elinden aldı. Güvenlik dışarıdan geliyorsa, o güvenlik kararları artık Kiev’deki meclisin yetki alanından çıkar. Para dışarıdan geliyorsa, yarının Ukrayna ekonomisi o parayı veren Batılı bankaların defterleri kapansın diye kurulur. Silah dışarıdan geliyorsa, savaşın ne zaman biteceğine o silahı gönderen Pentagon’un ya da NATO laboratuvarlarının stratejistleri karar verir. Yardım eden emperyal güç bekler, not alır, günü geldiğinde de faturasını bir düzen kurma hakkı olarak masaya sürer.

Emperyal düzen tam olarak böyle, işte bu kadar kirli işler. Kiev’e doğrudan asker göndermesine, kör göze parmak emirler vermesine gerek yoktur. Daha uzun ömürlü, daha sinsi bağlar kurar. Borcun diliyle konuşur, Ukrayna enerjisinin yönünü çevirir, güvenlik anlaşmaları imzalatır, yeniden inşa vaatleriyle ülkenin iliğini kemiğini kurutur… Batı’nın Ukrayna’yı doğrudan işgal etmesine gerek kalmaz; ülkenin nefes alma biçimini düzenlemesi yeterlidir. Savaş bittiğinde Ukrayna’nın hangi pazara el açacağı, yıkılan köprüleri hangi yabancı şirketlerin yapacağı, hangi reform adı altında hangi tarım topraklarının yağmalanacağı bellidir. Savaş bittiğinde bu sorular bitmez ve asıl sömürü işte o zaman başlar.

Şehirler yanarken açılan dosyalar

Savaşın en mide bulandırıcı taraflarından biri de burada zaten; enkazın hemen arkasında, dumanlar tüterken takım elbiseli adamların dosyaları belirir. Şehirler yanarken bunu söylemek ağır gelir, biliyorum ama gerçek bu kadar çiğdir. Kapitalist dünya Ukrayna’daki yıkımı yalnızca bir felaket olarak görmez; gelecekte üzerine çökülecek, sıfırdan düzenlenecek devasa bir kar alanı olarak görür. Bir yolun, bir fabrikanın havaya uçması, ulaşımın ya da üretimin kesilmesinden çok daha fazlasıdır. Finansmanı kimin sağlayacağı, işletmeyi kimin alacağı, hangi Batılı şirketin kasasının dolacağı kuvvetle muhtemel çoktan hesaplanmıştır; halk acının içinde debelenirken, Ukrayna’nın yarını masa başında başkalarının cüzdanına muhtemelen tahvil edilmiştir bile.

Bu yüzden Ukrayna’nın Batı’ya eklemlenme öyküsü, kendi içinde askeri kölelik, piyasalaşma, toplumun sınıfsal olarak çürümesi ve enkazın üstünde yükselecek olan o arsız inşaat kapitalizmini barındırır. Bu sözler fazla sert ve radikal görünebilir – görünsün; sert olan gerçekliğin, o bombaların ve anlaşmaların kendisidir. Ukrayna savaş koşullarında dış finansmana, dış silaha, dış diplomasiye bu ölçüde göbekten bağlandığında, egemenlik sadece kağıt üstünde bir süstür. Sarı-mavi bayrak yerinde durabilir, marşlar söylenebilir, parlamento açık kalabilir; fakat karar alanı tamamen felç olmuştur.

Güç siyasetinin çıplak yasası

Bu taraftan bakınca, Rusya’nın kaygısını da yalnızca bir propaganda çığırtkanlığı diye çöpe atmak tam bir kolaycılık, tam bir saflık olur. Kendi sınırına, Ukrayna topraklarına doğru her gün biraz daha genişleyen, namlularını burnunun dibine yerleştiren askeri-siyasi bir NATO bloku gören Rusya, bunu varoluşsal bir tehdit olarak okur. Bu, tarihsel olarak son derece net ve haklı bir reflekstir. Rusya’nın yaptığı askeri müdahale, Batı’nın Ukrayna üzerinden kurduğu o riyakar kuşatmayı sahada fiziksel olarak yarma eylemidir; zira büyük devletler, çoğunlukla çevreleriyle düşünür. Yakın alan, tampon bölge, kırmızı çizgi, askeri mesafe; bunlar güç siyasetinin kanlı kelimeleridir. Soğuktur, sevimsizdir ve dünya maalesef her zaman böyle dönmektedir.

Bu durum askeri müdahalenin içindeki o yıkımı temize çıkarmaz. Rusya da kendi çevresini tarihsel bir nüfuz bölgesi, kendi arka bahçesi olarak kavrama eğilimindedir. Bu da başka bir imparatorluk refleksidir, gizlemeye gerek yok. Ambalajı ne olursa olsun ortada sütten çıkmış ak kaşık bir taraf yok. Bir yanda Ukrayna’yı yuta yuta ilerleyen bir blok aklı, diğer yanda yakın çevresini Batı’ya kaptırmak istemeyen eski, öfkeli bir Rusya refleksi… Arada kalan Ukrayna ise kendini özgürleştirdiğini zannederken, iki ağır gücün birbirine sürtündüğü o kanlı temas yüzeyine dönüşür.

Netliğin getirdiği yıkım

Asıl felaket, Ukrayna’nın kendi halkını koruyacak gri bir siyaset üretememesinde saklıydı. Gri derken akıldan, hayatta kalma içgüdüsünden bahsediyorum. Kimi zaman hayatta kalmak, tam olarak seçmemeyi, bir denge unsuru olarak kalmayı bilmektir. Kendi iç çoğulluğunu koruyan, büyük güçlerin o zehirli diline fazla yaslanmayan, coğrafyasının sertliğini bilerek bağlarını tek hamlede kesmeyen sabırlı bir Ukrayna siyaseti gerekiyordu; ama bunun yerine, Batı’dan alkış almak uğruna, en menfi tabirle o kör netlik seçildi.

Burada eleştirilecek olan Kiev’deki devleti yönetenlerin akıl olabilir. Savaş içinde canı yanan insanlar, ahlaki bir cephe anlatısının, bir kahramanlık masalının içine hapsedilmiştir. Bu illüzyon, toplumun sırtına yüklenen gerçek maliyetleri gizleyen satılmış bir yönelimdir. Ukrayna kendini sürekli “özgür dünyanın sınırı, batının kalkanı” diye anlattığında dışarıdan şık alkışlar alır; ama içeride hayat yorulur, gençlik tükenir, kentler hayalet kasabaya döner, emek piyasası kırılır, borç büyür ve savaş kelimenin tam anlamıyla iğrenç bir normal haline gelir.

Yardım muhakkak gelir, ama yardımın arkasında karanlık bir gölge de sürüklenir. O gölge Ukrayna bütçesinin üstüne tüner; tarım toprağına, eğitim sistemine ve savaş sonrasında hangi işbirlikçi sınıfın zenginleşeceğine gelir. Cephede kaybetmeyen bir ülke, masada lime lime çözülebilir. Daha acısı, cephede deliler gibi direnen bir toplum, savaşın sisi dağıldığında kendi ülkesinin tapusunu ellerinde tutan yeni yabancı sahipleri seyretmek zorunda kalabilir.

Bu yüzden mevzu hiçbir zaman yalnızca kimden yardım alındığı olmaz; bu yardım, Ukrayna’yı başka merkezlerin hesabına daha sıkı bağlayan iyi giyimli bir bağımlılık ilişkisi üretir. Bu daha diplomatik, daha çok alkış alan, podyumlara layık ama yine de kelbe verilen tasmanın aynısı olan bir bağımlılıktır.

 Devam edecek…

Ukrayna yazı dizisi (1) | Sınır hattı: Jeopolitik körlüğün analizi

Yardım kelimesinin gölgesi

Bu yazı, savaş döneminde “yardım” kelimesinin yarattığı ahlaki rahatlığı sorguluyor. Öykü Arıca’ya göre mesele yalnızca Ukrayna’nın bugün nasıl ayakta tutulduğu değil; bu desteğin gelecekte ülkenin bütçesine, toprağına, emeğine ve karar alma kapasitesine nasıl döneceği.

Enkazın arkasındaki hesap

Yazının asıl sorusu savaş sonrasına uzanıyor: Yıkılan yolları kim yapacak, borçları kim tahsil edecek, yeniden inşa sürecinde hangi şirketler ve finans çevreleri belirleyici olacak? Arıca, savaşın yalnızca askeri değil, aynı zamanda büyük bir ekonomik yeniden düzenleme alanı olarak da görülmesi gerektiğini savunuyor.

Savaş sonrası ülke kimin olacak?

Bu yazı, okuru savaş yardımlarını yalnızca dayanışma ya da güvenlik desteği olarak okumamaya çağırıyor. Çünkü savaş bittiğinde geriye yalnızca yıkılmış kentler değil; borçlar, sözleşmeler, yeniden inşa planları ve halkın geleceği üzerinde kurulacak yeni güç ilişkileri de kalıyor.

Antoine Galland’ın İzmir’i: Bir kentin hafızası nasıl sökülüp taşındı?

Filistin’de dağın rüyası: Sessiz kodların, annelerin ve ateşin öyküsü

Öfke parlayabilir; siyaset yön kurar: Mutlak butlan tartışması neyi açığa çıkardı?

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →