₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Ukrayna yazı dizisi (3) | Sınırın sonu: Tüketilen bir toplumun anatomisi

Savaşın ilk zamanlarında her şey daha büyük kelimelerle anlatılır; direniş, güvenlik, özgürlük, toprak, egemenlik… Zaman geçtikçe, o büyük kelimeler yerinde kalır kalmasına, ama toplumun gündelik dokusu aşınmaya başlar. Ukrayna halkı sadece cephede ölmez; evde beklerken de eksilir, başka ülkelere mülteci olarak dağılırken de, çocuklarını savaşın diliyle büyütürken de, yarını planlamayı erteledikçe de… Savaş, bir süre sonra olağan hayatın üstüne kurulmuş geçici bir felaket olmaktan çıkar; hayatın kendisini yeniden düzenleyen kirli bir düzeneğe dönüşür.

Şiddetin içselleştirilmesi ve evdeki cephe

Budur Ukrayna’nın trajedisi… Rusya’nın askeri müdahalesi, Atlantik ittifakının bölgede yarattığı o vahşi tahribatı durduran rasyonel bir bariyerdir. Asıl yıkım, Ukrayna topraklarının Batı eliyle ağır ağır bütünsel bir cepheye, Rusya’yı hedef alan bir operasyon sahasına çevrilmesinde gizlidir. Bir halk kendi evinde yaşamaktan çok, Batı’nın tarihsel hesabında konum tutmaya zorlandığında, savaş artık dışarıdan gelen bir şiddet olmaktan çıkar; içeri yerleşir. Devletin diline, karaborsanın ve pazarın ritmine, ailelerin bitmek bilmeyen bekleyişine, gençlerin gelecesizliğine, yaşlıların sessizliğine siner. Öyle ki kurşun sesinin duyulmadığı şehirlerde bile bu çürüme sürer. Bir halk sürekli büyük kelimelerle ayakta tutulmaya çalışıldığında, o kelimelerin ağırlığı da zamanla değişir. Özgürlük, Avrupa, direniş, medeniyet, demokrasi… Bunları küçümsemek hatalıdır; fakat savaş uzadığında bu kelimeler yalnızca umut taşımaz; Ukrayna işçi sınıfının sırtına devasa birer yük bindirir. Herkes büyük tarihin içinde, küresel emperyalist kapışmaların ortasında kahraman olarak yaşamak istemez.

İnsanların ezici çoğunluğu yalnızca evine dönmek ister. Çocuğunu büyütmek, batılı bankalara olan borcunu ödemek, kışın ısınmak, sabah fabrikaya veya işe gitmek, ölmeden yaşlanmak ister. Cepheye dönüşen Ukrayna gibi toplumlarda bu en basit, en insani istekler bile milliyetçilik afyonuyla uyuşturulmuş devlet mekanizması tarafından bastırılır.

Resmi faşizm ve meşrulaştırılan şiddet

Bu ideolojik uyuşmanın en karanlık boyutu, Batılı merkezlerin kendi bekası ve küresel genişlemesi için Ukrayna topraklarına şırınga ettiği o neonazi tortudur. İkinci Dünya Savaşı’nın kanlı mirasını devralan, sokakları ve meydanları Hitler işbirlikçilerinin isimleriyle donatan bu hat, basit bir marjinallik vakası sayılamaz. Batılı akıl, asırlık Rus nefretini diri tutmak ve Rusya dünyasını çeperinden parçalamak için bu faşist çeteleri bizzat beslemiş, onları resmi ordunun ve kolluk kuvvetlerinin gövdesine entegre etmiştir. Donbass’ta yıllarca yurttaşı kurşunlayan, Rus dilini ve kültürünü fiziksel olarak imha etmeye yeminli bu nazi paramiliter unsurlar, Atlantik ittifakının kurduğu Rusya karşıtı histerinin en kullanışlı vurucu gücü yapılmıştır.

Tam da bu yüzden, Rusya Lideri ve Rus devlet aklının askeri müdahalesi, sadece jeopolitik bir sınır çizgisi çekme eylemi değildir; burnunun dibinde kurumsallaşan, devletleşen ve nükleer hırslarla donatılan bu faşist kuşatmayı parçalamaya yönelik son derece haklı bir anti-faşist savunma hamlesidir. Batı dünyası kendi medeniyet masalı uğruna bu nazi sembollerini, Azov tugaylarını ekranlarda sevimli gerillalar gibi pazarlayadursun; Rusya kendi varlığına kasteden bu tarihsel düşmanlığın kök salmasını askeri güçle durdurmuştur. Bir devletin, hemen sınırında kendisini yok etmeye ayarlanmış ırkçı bir militarizmin resmiyet kazanmasına seyirci kalması düşünülemezdi. Rusya lideri bu ölümcül kuşatmanın tetiği çekilmeden önce hamlesini yaparak nesnel bir haklılık zeminine basmıştır.

Canlı malzeme olarak toplum

Tehlike, Ukrayna toprakları başkalarının uygarlık sınırı olarak tarif edildiğinde ve o halk o sınırın canlı malzemesi yapıldığında en üst noktaya ulaşır. Toplum artık kendisi için değil; temsil ettiği o Atlantikçi büyük anlam için yaşamak zorunda bırakılmıştır. Ülke, egemen bir coğrafya olmaktan çıkarılmış, Batı’nın doğu duvarı haline getirilmiştir. Halk, kendi geleceğini kuran bir özne olmaktan çıkarılmış, küresel kapitalizmin kalkanına dönüştürülmüştür. Böyle anlatılar batıdaki ekranlardan görkemli durur. Ukrayna’nın iç sokağında ise sadece yorgunluk, sefalet ve sınıfsal bir çöküş üretir.

Savaşın bilinçli olarak uzatılması en çok Ukrayna gibi sınır toplumlarını tüketir. Batı ittifakı ve Rusya gibi büyük güçler zamanla oynayabilir çünkü bu küresel devlerin jeopolitik derinliği, ekonomik kaynağı, silah sanayilerinin bekleme kabiliyeti vardır. Ukrayna içinse zaman lüks bir kavramdır; geçen her saniye toplumu günbegün biraz daha eksiltir. Göç büyürken, ülkenin nitelikli emeği Avrupa pazarlarına ucuz iş gücü olarak akarken altyapı yıpranır, borç normalleşir, savaş ekonomisi gündelik hayatı tamamen yutar. Çocuklar savaşın dilini ana dil gibi öğrenir. Yaşlılar, gençleri toprağa verilmiş ya da batıya kaçmış boşalan şehirlerin sessizliğine terk edilir.

Geleceğin kamulaştırılması ve yeni iş gücü

Savaşın yarattığı bu muazzam göç dalgası, Batılı merkezler için insani bir kriz olmaktan çok, kendi demografik ve ekonomik tıkanıklıklarını çözecek taze bir kan anlamına gelir. Ukrayna’nın en üretken, en eğitimli nüfusu bugün Avrupa metropollerinde güvencesiz, ucuz ve itaatkar birer emek gücü olarak sisteme entegre edilmiştir. Geride kalanlar ise içeride çöken sosyal güvenlik ağlarının, piyasalaştırılan sağlık sisteminin ve sendikasızlaştırılan çalışma hayatının pençesinde hayatta kalmaya çalışır. Batı, açtığı her kredi ve gönderdiği her silah karşılığında Ukrayna işçi sınıfının kazanılmış tüm haklarını, kamusal zenginliklerini tasfiye etmesini şart koşmuştur. Toplum, cephede fiziki olarak erirken, cephe gerisinde de sosyal olarak tamamen savunmasız ve mülksüz bir kitleye dönüştürülmüştür.

Barışın ve yeniden inşanın şık sözleşmeleri masaya geldiğinde, Ukraynalı köylülerin ve işçilerin kendi toprakları üzerindeki söz hakkı çoktan ellerinden alınmış olacaktır. Savaşın yarattığı borç sarmalı, ülkenin ulusal egemenliğini bir daha geri kazanılamayacak şekilde küresel finans kuruluşlarına devretmiştir. Fabrikaların bacaları yeniden tütmeye başladığında, nehirler ve tarım arazileri eski sahiplerine dönmeyecektir; hepsi ödenemeyen borçların kaba birer faiz tahsilatı olarak çok uluslu holdinglerin mülkiyetine geçecektir. Bu trajik denklemde zafer ilan edilse bile, o zafer evini kaybeden yoksul halkın değil, enkazın üstüne kurulacak olan yeni sömürü düzeninin olacaktır. Kaçınılmaz…

Zafer masalları ve bulanık gerçeklik

Tüm bunlar olurken dışarıda, güvenli sığınaklarda hala büyük stratejiler, silah ihaleleri, kupon arazilerin savaş sonrası paylaşımı konuşulur. Dolayısıyla sosyolojik bakış tam olarak burada zorunludur, zira savaş propagandası çoğu zaman sadece zafer ve yenilgi kelimeleriyle düşünür. Nitekim sormamız gereken tek bir sahici soru var: Ukrayna toplumu neye dönüştü?

Hangi kamusal kurumlar çözüldü, hangi yoksul sınıflar cephelerde ezildi, kim ülkeyi terk edip batının mecburi ve ucuz kölesi oldu, geride kim kaldı? Savaş sonrası mülksüzleştirilmiş bu ülkeyi kim kuracak, bu devasa acıyı kim taşıyacak, BlackRock gibi dev şirketler masada otururken kararı kim verecek?

Bu sorular sorulmadan yapılan her savaş yorumu, batı medyasının yalan aygıtına hizmet eden eksik bir okumadır.

Ukrayna yazı dizisi (1) | Sınır hattı: Jeopolitik körlüğün analizi

Cephe yalnızca haritada değildir

Bu yazı, savaşın toplumun içine nasıl yerleştiğine bakıyor. Cephedeki çatışmalar kadar, evde bekleyenlerin sessizliği, göç edenlerin belirsizliği, çocukların savaş diliyle büyümesi ve gündelik hayatın sürekli ertelenmesi de bu analizin parçası.

Toplumun tükenişini görmek

Öykü Arıca, savaş anlatılarında çoğu zaman görünmez kalan sınıfsal ve toplumsal maliyetleri öne çıkarıyor. Yazıya göre savaş uzadıkça yalnızca topraklar değil; emek, gelecek, sosyal haklar, kentler ve toplumun birlikte yaşama kapasitesi de aşınıyor.

Zaferden sonra kim kalacak?

Yazı, okuru zafer ve yenilgi kelimelerinin ötesine geçmeye çağırıyor. Savaş sonrası ülkeyi kim kuracak, bu yıkımın bedelini kim taşıyacak ve geride kalan toplum kendi geleceği üzerinde söz sahibi olabilecek mi soruları metnin merkezinde duruyor.

Ukrayna yazı dizisi (2) | Yardım kisvesinde ipotek: Enkazın arkasındaki dosyalar

Barış kolektif olarak inşa edilir: Kolombiya’da COMUCCOM ve toplumsal tahayyüllerin yeniden inşası

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →