₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Afet doğal, eşitsizlik politik: Engellilik deprem yönetiminde neden hâlâ görünmüyor?

6 Şubat depremleri yalnızca kentleri yıkmadı; devletin kimi gördüğünü, kimi görmediğini de açık biçimde ortaya koydu. Engelli bireyler, felaketin ilk anından itibaren sistem dışına itildi. Arama kurtarma ekiplerinin engelli bireylerle ilgili neredeyse hiçbir bilgiye, eğitime ve hazırlığa sahip olmadığı da bu süreçte açıkça ortaya çıktı. Kurtarma, tahliye, barınma ve yeniden inşa süreçlerinin tamamı “ortalama insan” varsayımıyla yürütüldü. Oysa engellilik, tam da bu varsayımı bozan bir gerçekliktir.

Deprem sonrası kurulan çadır ve konteyner kentlerde erişilebilirlik yoktu. Rampalar yoktu, uygun tuvaletler yoktu, yönlendirme ve destek mekanizmaları yoktu. Bu tablo yalnızca teknik bir eksikliğe işaret etmiyor; engelliliğin hâlâ hak temelli bir mesele olarak ele alınmadığını gösteriyor.

Devletin sıkça dile getirdiği “herkese yardım ettik” ifadesi burada anlamını yitiriyor. Çünkü eşitlik, herkese aynı yardımı yapmak değildir. Eşitlik, farklı ihtiyaçları tanımak ve buna göre politika üretmektir. Afet sonrası uygulamalar, engelli bireyler açısından eşitliği değil, mevcut eşitsizlikleri yeniden üretmiştir.

Bu durum yalnızca deprem koşullarına özgü değildir. Gündelik yaşamın tamamına yayılan, çoğu zaman fark edilmeyen ancak sürekli tekrarlanan bir ayrımcılık pratiğiyle karşı karşıyayız.

Deprem deneyimi bir kez daha şunu ortaya koymuştur: Afetler doğal olabilir, ancak afet sonrası ortaya çıkan eşitsizlikler politiktir. Engelli bireylerin afet yönetimi ve yeniden inşa süreçlerinde sistematik biçimde göz ardı edilmesi, bir tercih meselesidir. Bu tercih sorgulanmadıkça, benzer hak ihlallerinin tekrar etmesi kaçınılmazdır.

“Engel olma, destek ol”: Ayrımcılığın sessiz biçimleri

İzmir Barosu’nda “Engel Olma, Destek Ol” başlığıyla düzenlenen söyleşi, bu görünmez ayrımcılık alanlarını açığa çıkaran önemli bir buluşmaydı. İzmir Barosu Engelli Hakları Komisyonu üyesi Avukat Suna Ağı ve Avukat Müjgan Bilgen Özen’in konuşmacı olarak yer aldığı etkinliğe; Kedi Otizm Derneği Başkanı Serap Dikmen ile Spina Bifida Derneği Başkanı Avukat Nurdan Anlı da katıldı. Bu birliktelik, engellilik meselesinin farklı engel grupları ve deneyimler üzerinden ortak bir hak mücadelesi alanı olduğunu göstermesi açısından ayrıca önemlidir.

Avukat Suna Ağı’nın dikkat çektiği “nazik ama ayrımcı söylem” kavramı, günümüz ayrımcılığını anlamak açısından son derece açıklayıcıdır. Engellilere ayrılmış bir park alanına “kısa süreliğine” park etmek gibi davranışlar, çoğu zaman masum gerekçelerle meşrulaştırılır. Oysa bu tür pratikler, engelli bireylerin bağımsız yaşamını doğrudan sınırlar. Ayrımcılık burada açık ve kaba değildir; gündelik, sessiz ve bu nedenle daha kalıcıdır.

Ağı’nın üzerinde durduğu bir diğer önemli mesele başarı kavramıdır. Başarının bireysel bir ulviyet ya da kişisel üstünlük olmadığını vurgulayan Ağı, başarıyı eğitim ve öğrenim araçlarına erişim üzerinden tartışır. İzlenebilir bir sınavda, uzun boylu bir kişinin kendi ihtiyacına uygun olmayan küçük bir sıraya oturtulması örneği, başarısızlığın çoğu zaman bireyden değil, koşullardan kaynaklandığını açık biçimde ortaya koyar.

Avukat Müjgan Bilgen Özen ise engelli kadınların tarihsel konumuna odaklanarak meseleyi daha derin bir bağlama taşır. İlkel çağlardan itibaren engelli bireylerin toplumsal destekle hayatta kalabildiğine dair bulgular bulunduğunu hatırlatan Özen, engelliliğin tek başına yaşamı imkânsız kılan bir durum olmadığını vurgular.

Ancak aynı tarih, engelli kadınlar açısından ağır bir sömürü ve dışlanma hikâyesi de barındırır. Engelli kadınlar, hem engellilikleri hem de cinsiyetleri üzerinden tahakküme maruz bırakılmış; tarih boyunca çifte dışlanma yaşamıştır. Üstelik modern dönemde dahi feminist hareketlerin uzun süre engelli kadınları mücadelelerinin doğal bir parçası olarak görmemesi, eşitlik iddiasının kendiliğinden kapsayıcı olmadığını göstermektedir.

Tüm bu anlatılar, engelliliğin yalnızca tıbbi bir “yetkinsizlik” olarak ele alınmasının neden yetersiz kaldığını ortaya koymaktadır. Bugün gelinen noktada sosyal model açıkça şunu söylemektedir: Engel bireyin bedeninde değil, toplumsal düzenlemelerde ve kamusal politikalarda üretilmektedir.

Engelli bireyleri ve engelli kadınları afet politikalarının, sosyal politikaların ve hak mücadelesinin merkezine yerleştirmeyen hiçbir yaklaşım, eşit yurttaşlık iddiasını gerçek anlamda karşılayamaz

6 Şubat depreminin 3. yıl dönümü | Hataylı depremzede konteyner kentlerin gerçek yüzünü anlattı

İNAT ile yaşamak üzerine: Depremlere nasıl hazırlanmalıyız?

Depremin ardından: Bir oyun odasında yeniden başlamak

Etiketler: 6 Şubat depremleri, engelli hakları, erişilebilirlik, afet yönetimi, konteyner kent erişilebilirlik, çadır kent, eşit yurttaşlık, ayrımcılık, nazik ayrımcılık, engelli kadınlar, sosyal model, İzmir Barosu Engelli Hakları Komisyonu

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →