Hayat Pahalılığı Her Kesimi Bit Pazarında Buluşturuyor

Bir salı sabahı, kuşluk vaktinin ardından koyulduk yola, bugün bit pazarına gidiyoruz. Buraya erken gelmek gerek çünkü satıcılar sabahın ilk saatlerinde, dört gibi gelip kuruyorlar tezgahlarını. Gün boyu satılacak ürünleri hazırlayıp yer yaygılarına ya da masalara diziyorlar. 

Aklımızda bir yığın soru var: Devir değişirken buralar kıymete bindi mi, belirgin bir değişimden söz edebilir miyiz, ekonomik çalkalanma bit pazarlarını nasıl etkiledi?

Ziyaret ettiğimiz bit pazarı, salgından sonra Bornova’da kurulmaya başladı. Önceleri haftada bir kez salı günleri açılıyordu. Ancak bir süredir pazar günleri de tezgâhlar kuruluyor. Buranın müdavimlerinde bir değişiklik yok, fiyatların artışı düşündürücü ama yine de bit pazarı ekonomisi güncel artışlarla kıyas kabul etmeyecek kadar uygun. Böyle olunca meraklısından ihtiyaç sahibine, buradan ürün alıp kendi dükkânında satmak isteyenden sırf gezmek için gelenlere kadar geniş bir ilgi oluşuyor. Canlı, kalabalık bir ortam burası.

Yere yayılmış sonsuz nesne arasında dolaşırken yirmi seneden fazla bit pazarlarında tezgâh açan Kartal abiyle karşılaşıyoruz. “Eskisi gibi değil” diyor. “Alım gücü bitti, bitirdiler daha doğrusu. Öyle müşteriler geliyor ki zengin, durumu bayağı iyi insanlar; esasen, ayakkabı ev eşyası filan alıyorlar vallahi.” 

Kartal Abi Bornova’daki bit pazarına üç yıldır geliyor. Pazarın haftanın her günü açılmasını istiyor. Büyükşehir ya da bölge belediyelerinden bütün bit pazarlarını bir araya getirmelerini talep ediyor. Ona göre belediye burayı denetlemiyor. Halbuki koşulların iyileştirilmesi gerek. Tuvaletler, çay ocakları daha iyi hizmet verebilir. 

Ekonomik kriz rağbeti artırmış ancak bit pazarındaki fiyatlara itiraz ediyor Kartal abi: “Genelde insanlar bit pazarında bile fiyatlar yükseldi diyorlar ama bende hep aynı yani. Beş lira on lira… Parçalar öyle. Bit pazarında A’dan Z’ye her şeyi bulmak mümkün, benim tezgâhta da eski de var yeni de. Oyuncak da var tencere de.”

Gerçekten de yere yayılı örtüde neler yok ki… Antika parçalar bile bulunuyor. Bu malzemeleri bir araya getirmek de kolay değil. Epey emek istiyor. “Sağdan soldan topluyoruz” diyor Kartal abi. “Kapıcılar genelde atmıyor. Onlardan alıyoruz, sonra ben gelmeden önce geziyorum. Hatta buradan bile aldığım olur.”

Kiralanan alana verilen ücretten memnun, işlerin iyi olduğunu söylüyor. 

Kartal Abiyi tezgâhı başında bırakıp içerilere doğru devam ediyoruz. Burada tek başına tezgâh açan da var, aile üyeleriyle birlikte satış yapan da. Hüseyin Topal, üç aydır eşiyle birlikte gelenlerden. Ayrı tezgâhları var.  Hüseyin Bey sadece tespih ve takı satıyor. Eşiyse hemen arkasındaki masada toka vb. aksesuarlar…  Kemeraltı’ndaki toptancıdan temin ediyorlar.  Onun farkı bit pazarlarında satılan ikinci el ürünlerin aksine sıfır satış yapması. Bu sebeple kriz daha çok etkiliyor. “Bir aldığımı bir dahaki sefere aynı fiyata alamıyorum ki” diyor ve ekliyor: “Ama yerde satışı yapılan ürünlerde bu durum daha farklı. Daha az etkileniyorlar bence.”

Müşteriler sizdeki ürünleri sıfır olduğu için pahalı buluyor mu sorumuza şöyle yanıt veriyor: “Tabii ama yine de gelmeye devam ediyorlar. Çoğu bakıp gidiyor. Mesela ne lazım? Tespih lazım. Sadece benden tespih alıp giden var. Benim devamlı müşterilerim var. Onlar da tespih hastası işte. Ama devamlı müşterilerim bile devamlı alamıyor. Yani hoşuna giden bir şey varsa alıyor ama sürekli alamıyor. Zaten çoğu da gezmek için geliyor buraya.”

“HER KESİMDEN İNSAN GELİYOR”

O da bit pazarındaki değişimle ilgili benzer şeyler söylüyor. “Ay sonunda antika pazarı oluyor örneğin, her kesimden insan geliyor. Zengin fakir fark etmiyor. Çok muhtaç insanlar da geliyor.”

Ancak değişmeyen şeyler de var. Hüseyin Topal’a göre insanlar eşya karıştırmayı seviyor. Alamayacak olsa bile ne var ne yok bakmak istiyorlar. “Yerde duran malzemeleri eşelemeyi çok seviyorlar. Genellikle de hırdavat ve giyim” diyor.

Geçim derdi dışında başka amaçlarla satış yapanlar da yok değil elbet. Ayşe Tekin onlardan biri.  Aslında güzellik uzmanı.  Salı günleri mesaisi sürüyor: “Sabah 6’da geliyorum, 1’e kadar durup iş yerime gidiyorum. Bu benim için bir ek gelir, bir hayır. İki kızımla birlikte çalışıyoruz orada.”

Bazen Tepecik’te kurulana gidiyor, bazen Turgutlu’ya. İki yıldan beri de Bornova’dakine geliyor. “Biz arkadaşlarımızdan toplanıp sokak hayvanlarına mama alıyoruz. topladığımız parayla” diyor. “Benim zaten yirmi beş tane kedim var. Ve de insanlardan daha çok seviyorum hayvanları. Hadi evdekileri kendim bakıyorum ama dışarıdakiler için de ayrı bir ek gelir olması gerekiyor.”

Daha önce gezmek için gelirmiş ama bu amaç aklına düşünce tezgâh açmaya karar vermiş. Geçmişteki bit pazarlarıyla bugünü karşılaştırır mısınız diye sorunca. “İnsanlar artık mağazaları unutmuş, direkt bit pazarlarına geliyorlar. Çok pahalı her şey.” diyor. Tabii bit pazarında da fiyatlar değişmiş. “Geçen yıl beş liraya bile verebiliyordun bir şeyi. Ama artık çok fazla yani elli liradan aşağı bir şey veremiyorsun. Zaten yer parası da çok fazla oldu.” diyor. Daha önce 40 lira olan yer ücreti, birden 70’e çıkmış. Şimdiyse 125 lira. 

Ayşe Tekin bir buçuk metrelik yere 125 liranın çok olduğunu belirtiyor: “Çok dar bir alan. Başka alan istersem daha yüksek oluyor hâliyle. E ben zaten beşe, ona satıyorum. Anca topluyorum zaten. Akşama kadar kalsa iyi ama öğleden sonra zaten kimse gelmiyor.” 

Tezgâhında genelde giysi var. Talep bu yönde. “Herkesin ihtiyacı en fazla şu anda kıyafet. Mağazada pahalı çünkü mağazanın yolunu herkes unuttu zaten. Bit pazarlarına daldık. Biz de öyle. Buradan satıp diğer taraftan kendimizi alıyoruz yerine göre. Mesela benim evde tabak, tencere hepsini bit pazarından karşıladım.” diyor. 

Bit pazarındaki ikinci el kıyafetlerin temizliğini dert etmiyor mu insanlar diye sorunca “Tabii ki çiziği, lekesi falan bir şeyler oluyor ama eve getirip önce sirkeli suda batırıyoruz onları. Yani bir dezenfektan yapıp kullanıyoruz.” diyor.

Malzeme teminiyse onun için sorun değil. “Kıyafet artık ne elime denk gelirse. Arkadaşlardan topluyorum.  Onlar sokak hayvanlarına mama aldığımı biliyorlar. Bunun dışında ne gelirse artık elime. Tas, tabak, tarak. Hepsi olur.” diyor. Sokak hayvanlarına mama almak için burada olduğunu bilen daimi müşterileri de var. 

Ayşe Tekin bit pazarlarının eskiden bir keyif mekânı olduğunu söylüyor. “Bu bir gezme ve keyif alma biçimiydi eskiden. Özellikle gençlerin bu yönde merakı var. Ama şimdi artık her şey ihtiyaç oldu. Ege Üniversitesi’nden doktorlar, hemşireler dahi geliyor. İnsanlar mecbur kaldı.” diyor. “Ben şimdi satış yaptığım için ayrılamıyorum buradan ama gezmesi hâlâ güzel. Çünkü hiç ummadığın şeyleri alabiliyorsun, bulabiliyorsun.” 

Yerel yönetimlerden bu alanda bir destek ve ilgi görmediğini söylüyor. Bit pazarlarıyla ilgili iyileştirmeler yapılabilir. “Çoğu insan buradan ekmeğini kazanıyor, çoluğuna çocuğuna bakıyor.” diyor. “Hani ben sokak hayvanlarına bakıyorum, o bile zor. Mama  dünyanın parası olmuş. Aile geçindirenler nasıl yapacak?”

Füsun Yağcı da hayvan hakları için mücadele ediyor. 150 köpeği var. Özellikle tekli padoklarda ve pansiyonda kalan köpeklerin masrafının ayda 100 bin lirayı bulduğunu söylüyor. Bu yüzden destek olmak için bitpazarına gelmeye başlamış.

“EN ÇOK GENÇLER RAĞBET EDİYOR”

Bir buçuk yıldır tezgâh açıyor. Daha önce başka yerlerde, kermeslerde stant kuruyormuş. Füsun Yağcı’ya göre bit pazarlarına gelen sosyo-ekonomik kitlede önemli bir değişim var ancak buraya en çok gençler rağbet ediyor. Ancak ekonomik krizin derinleştiği son bir yılda çok daha geniş kesimlerden insanlar geliyor.

Sattığı ürünlerin yarısı bağış. Arkadaşlarının, takipçilerinin eşyaları da var.  Bazen çöpten bulduklarını, buradaki esnaftan aldıklarını da ekliyor. Her şeyin fiyatı artıyor ama o çok da değiştirme taraftarı değil. Az çok belli satılabilecek nesnelerin fiyatları ancak o da mama fiyatlarından şikâyetçi. Ortamın daha düzenli hâle getirilebileceğini düşünüyor ancak yine de mevcut çalışmadan memnun.

Emre Şeker, kent genelindeki bit pazarlarını gezenlerden. Hemen her yerde tezgâh açmış. Üç yıldır da Bornova’ya geliyor.  Onun dikkat çektiği unsurlardan biri, buraya gelen kesim içinde esnafların da yer alması. Bunlar birbirinden çok sık alışveriş yapıyor. Ekonomik döngünün bir türü gibi görüyor bunu Emre Şeker. Ne aradığını bilen, kendi dükkânlarında satmak için gelenler, örneğin vintage mağazaları olanlar, kitapçılar, plak, cd satanlar… Bu alışverişin ekonomiyi canlandırdığı düşüncesini şöyle açıklıyor:

“Buradaki yaklaşık 500 esnafın 200 tanesi sadece birbirinden alışveriş yapıyor olsa esnafın birbirine kazandırdığı para günlük 100-150 bin lira bandında olur. Buna Aliağa’nın, Tepecik’in, Seferihisar’ı da eklersek  gerçekten kent ekonomisine büyük katkısı var.”

Ülke ekonomisindeki sıkıntılara rağmen her şeyin böyle ucuza alınabileceği bit pazarının olması Emre Şeker için çok önemli. Hem ucuz hem de kaliteli malzemeleri insanlarla paylaştığı için de gururlu. Tezgâhında hemen her şeyi bulmak mümkün. Playstation 3’ten saate, kül tablasından turntable’a, kitap tutuculardan semavere kadar türlü nesne yer yazgısında alıcısını bekliyor. 

Müdavimler söz konusu olunca pazarın kalabalık oluşu da anlaşılıyor. Pek çok alıcıyla yan yana düşüyoruz, kimi yerdekileri uzun uzun karıştırıyor, kimi aradığı özel bir şeyi bulmak için hevesli ve dikkatli. Bazısı da yaygılar arasında gezerken sadece göz atıp geçiyor.

Torbaları dolu bir müşteriyle karşılaşıyoruz: Seda Hasipek. Her hafta geliyor. Çünkü bir vintage mağazası var. Aslında bit pazarına gelişi kişisel zevk ve merakla başlamış. Sonra da işe dönüşmüş. Hangi ürünlere özel ilgisi olduğunu soruyoruz. “Kıyafet, aksesuar, ayakkabı ve çanta.” diyor. Burayı tercih etme nedeniyse şöyle: “Bit pazarları arasında en büyüğü burası şu anda. Ve en çok çeşit burada var. Ve tabii ki fiyatlar daha uygun.”

Kalite farkı olmuyor mu diye soruyoruz. “Yüzde yüz” diyor. “Eski ürünler kesinlikle çok daha kaliteli. Şu anda günümüzde her şey polyester, naylon. O yüzden de burada ipek ve çok Değişik güzel kumaşlar bulabiliyorum açıkçası.”

Seda Hasipek de buradaki değişimi sosyo-ekonomik gelişmelere bağlıyor. “Bir kere çok daha fazla talep var. Eskiden sosyo-ekonomik seviyesi daha düşük insanlar geliyordu. Ama fiyatlar inanılmaz arttı. Talep artınca fiyat da artıyor. Bit pazarı da arttı  ama yine de dışarıya göre tartışılmaz tabii ki.”

Bit pazarı gezimizi tamamlamak üzereyken Eski ve Yeni Eşyaları Değerlendirme Derneği sorumlusu Serpil Arslan’la buluşuyoruz. Arslan merak ettiklerimizi yanıtlıyor.

Ona göre bit pazarı kültürü ekonomiden bağımsız olarak kesinlikle değişmez ve özel bir kültür. “Dünyada bile bu var. Bütün illerde, ilçelerde, işte yabancı ülkelerde, Almanya’da, her yerde var yani. Bit pazarı bitmez yani.” diyor. Ancak pazarda tespit ettiğimiz havayı şöyle belirginleştiriyor: “Alım gücü düştü ve artık bu sene patlamaya başladı. İnsanlar artık evlerindeki eşyaları bile değerlendirmeye başladılar. Yani düne kadar şu konteynerin yanına koydukları eşyaları bugün gelip benden yer isteyip burada tezgâh açmayı bile düşünen insanlar oldu. Biz kendimiz de mutfak gereçlerini, kılık kıyafeti buradan temin ediyoruz. Öyle artık dar gelirli kimseler gelir düşüncesi de yok. Herkes geliyor. Üniversite öğrencileri mesela buradan alıp internetten satıyor.”

Peki isteyen herkes pazarda tezgâh açabilir mi diye sorunca “Tabii herkes açabilir” diyor Serpil Arslan. “Birkaç prosedürümüz var. İsimleri, soy isimleri, TC’leri alınıyor. Eğer sabit açmak isterlerse kimlik fotokopileri alınıyor. Kendilerine bir üyelik kartı çıkarılıyor. Ama günübirlik açtıklarında yer numaraları veriyoruz.”

Kontrol nasıl sağlanıyor diye soruyoruz. Şöyle açıklıyor Serpil Arslan: “O numarada kim oldukları belli. Herhangi bir olayda ‘evet bu insan buradaydı’ diyebiliyoruz. Devamlı gözlerimiz üzerlerinde, özellikle günü birlik gelenlerin. Çevre ilçelerde de açılabiliyor ama resmi olarak tek kuruluşumuz burası.”

Konu yerel yönetime geliyor. Herhangi bir sorun oluyor mu, beklentiler karşılanıyor mu diye soruyoruz. “Biz ödememizi yapıyoruz. Zaten esnaflar da yer ücretlerini muntazam ödüyorlar. Sorun olmuyor.” diyor. Ancak beklentiler konusundaysa şöyle ekliyor:  “Yukarısı brandalı. Kışın biraz sorun oluyor, yağmur yağdığında özellikle. Kendi çabamızla çözmeye çalışıyoruz. Işıklandırmamız var ama kapalı alanlarda artırılması iyi olabilir.  Gerçi buradaki yerleşim oldukça iyi, daha önceki yıllarda hep açık alandaydık, yağmura, çamura maruz kalıyorduk. En azından yağmur görmüyoruz, en azından ışığımız var. En azından herkesin standı, numarası belli. Tartışma da olmuyor.”

Tezgâh açanlarla ilgili şunları ekliyor: “Sadece burada geçinen insanlar var. Tek işi burada tezgahı açmak olan insanlar var. Her hafta geliyorlar yani pazar ve salı. Hani onların sabit yerleri var zaten. Günlük olanlarınkini gelmeyenlere veriyoruz.”

Peki eskiden nasıldı diye sorunca. “10 yıl önce bit pazarı gerçekten çok daha değerliydi. Şimdi de öyle elbette ama ekonomik durumdan dolayı yani bit pazarı esnafı  çoğunlukla mal bulamıyor. Mal bulamadığı zaman hurdacıdan ya da kapıcıdan almaya kalkıyor. Kapıcı çok yüksek miktarda para istiyor. Tabii onlar da buraya yansıtmak zorunda kalıyorlar. Fazlalık olunca da bu sefer müşteri eskiden bit pazarında 1-2 liraya aldığı ürünü şu an 20,30,50 lira gibi fiyatlara alınca şikâyet ediyor. Ama bu da gayet doğal artık. Yapacak pek bir şey yok.

Prof. Seyfettin Gürsel: İşsizlik, Yoksulluk Artacak

Prof. Korkut Boratav: Şimşek’in Politikaları Çok Daha İnsafsız…

Açlık ve yoksulluk sınırı açıklandı: Enflasyon arttıkça ücretler eriyor…