₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Sessizliği bozan baret sesleri: Kınık dağlarını titreten maden işçilerinin hikayesi

Kuzey Ege’de yaklaşık 30.000 nüfuslu bir ilçe Kınık. Geçim kaynakları arasında hayvancılık, tarım ve maden var. Bu bölgede, Bakırçay Havzası’nda, farklı şirketlere ait çok sayıda maden var. Birbirlerine çok yakın bu madenlerde binlerce işçi her gün yer altında çalışıyor. Vardiyaları bitince işçi servisleriyle dağ köylerindeki madenlerden ilçe merkezine iniyorlar. Her gün önce en tepeye tırmanıyor, sonra da metrelerce yer altına iniyorlar. Madencilik sabahları işe giderken sevdiklerinle helalleştiğin, akşam eve sağ salim döndüğünde de şükrettiğin bir meslek. 

Kınık’ta Elmadere dağ köyünde bir maden Polyak. 2014’te açılmış. Bugünse Fiba Grubu ve Çinli bir şirketin ortaklığında çalışıyor. Polyak Maden işçileri, 20 Şubat Salı günü 1700 işçinin işten çıkartılması, haftalardır ödenmeyen maaş ve promosyonlar, toplu iş sözleşmesiyle sağlanan geriye dönük haklarını verilmemesi, kıdem, ihbar, tazminatlarının sözleşmesiz ve güvencesiz oluşu, alınmayan iş güvenlik önlemleri gerekçesiyle Bağımsız Maden İş Sendikası öncülüğünde iş durdurma eylemine başladı.

Direnişin 5. gününde Polyak Maden önüne gittim. Maden önündeki boş arazide ateş yanıyordu. İki sendika temsilcisi ateş başında bir yandan ısınmaya çalışıp bir yandan sohbet ediyordu. Biraz sonra Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ve örgütlenme uzmanı Başaran Aksu geldi. Ateşin üstünde kaynayan çaydanlıktan sıcak çaylar içildi, sohbetler edildi, direniş üzerine değerlendirmeler yapıldı. Sendikacıların telefonları neredeyse hiç susmadı. Hepsine büyük bir sabırla cevap verdiklerine şahit oldum. 

“Patron parasını, işçi canını ortaya koyuyor!”

Bağımsız Maden İş Genel Başkanı Gökay Çakır’la konuştum. “İşçiler eyleme karar verdikten sonra biz de sendika olarak işçi arkadaşlarımızı yalnız bırakmadık. Çünkü bizim sendika anlayışımızda bu yok. İşçiyi satamayız. Her zaman işçilerin yanında olduk ya da bir adım önünde olduk. Biz, işçiden aldığımız gücü işçiye vermek için onların yanında olmak zorundayız. Bağımsız Maden İş olarak ne pahasına olursa olsun, şartlar ne olursa olsun işçimizi yalnız bırakmadık. Benden önceki rahmetli genel başkanımız Tahir Çetin’de, benden sonra gelecek olan başkan da aynısını yapacak. Çünkü sendikamızın tüzüğü de, çizgisi de bu şekilde. Eylemimiz işçiler hakkını alana kadar devam edecek. Patronun yüzü 29 gün gülüyorsa maaşın yattığı 1 gün de işçinin yüzünün gülmesi lazım. İşverenler patron olarak parasını koyuyor ama işçi de bedenini koyuyor, canını koyuyor. Madende 7 kat yerin altına iniyor.”

“Bu madende herkes çalışamaz, kimse işçileri mağdur edemez”

Gökay Çakır, Polyak Maden’i için “Bu maden çok özel bir maden, Türkiye’de tek. Bu madeni herkes çalıştıramaz, bu madende herkes çalışamaz, kimse de işçileri mağdur edemez.” dedi. 

Başaran Aksu’ya “Bir maden işçisi için sendikalı olmak ne anlama geliyor?” diye sordum. “Sendika iyi bir kurum değil. Yani sendika nihayetinde kapitalizmi kabul eden, kapitalizm içerisinde bir uzlaşma arayan, yani aslında sömürüyü kabul eden, yani daha az sömürülelim diyen bir kurumsal yapı. Sanki kalıtsal ya da tanrısal bir  buyrukmuş gibi sömürü düzeninin sürmesi, holdinglerin sürmesi olgusunu, sermaye devletinin sürmesi olgusunu kabul eden bir kurumsal yapı. Yani sosyal demokrasi demek sendika. 70’li yıllarda dünyada da ülkemizde de görülen sendikalar da yok artık. Şimdi bütünüyle işletmelerin insan kaynakları departmanlarının uzantısına dönüşmüş, buradaki bir patronun değnekçisi olan sarı sendikalar var. Tepeden getirilmiş, işçiye dayatılmış ve aslında işçiye hiçbir şey anlatmamış olan insanlar var burada. İşte sendika dediğin o, işçiyi satmak. Yani sendikalı olmak deyince sendikalı olmak iyi bir şey olmuyor Türkiye’de. Sendikalar genelde çok büyük oranda işçileri mağdur eden, işçileri patronlara esir eden, patronlar adına işçilere takılmış bir kelepçe anlamına geliyor. Bu tarz sendikalar yani ‘sarı sendikalar’. Onun dışında bizim gibi mücadeleci sendikalar var. Az sayıda Türk İş’te ve DİSK’te böyle bazı sendikalar, bazı şubeler, işçi hareketinin genel kurumsal mücadele geleneğini yaşatan yerler var, grev yapan, direniş yapan az sayıda kesim var.

Genel manada sorduğunuz zaman olumsuz ama işçinin hakkını, hukukunu korumak konusunda da bir gayreti olan bu konuda mücadele eden bir yapı. Bizim açımızdan biz bu verili düzeni bu kurulmuş bütün bu sistematik yapıyı dağıtmayı işçilerin baş olmasını sağlayacak, ezilenlerin üretenlerin yöneten olmasını sağlayacak bir güzergahı adım adım uzun yıllar alsa da inşa edecek bir sürecin parçası olarak görüyoruz sendikalı olmayı.” 

İşçiler her sohbetimizde Bağımsız Maden İş, sendika yönetimi ve avukatları “Allah razı olsun onlardan” demeden anmadı. Birlikte verdikleri her kararı birlikte büyük bir özveriyle uyguladı, her an yan yanalardı. 

“Bizi satın alacak para henüz bulunmadı”

“Şimdi geldiği noktada onlarca mücadelenin içerisinden geçti bağımsız maden iş üyeleri. Onlarca bedeller ödediler. Bu yolda genel başkan Tahir Çetin’i, önderlerimizden Ali Faik İnter‘i kaybetti maden işçileri. Bedel ödemenin ne olduğunu bilir. Onlarca kez yargılandı sendika, sendika yöneticileri. Onlarca kez gözaltına alındı. Kumpaslar kuruldu, tehditler oluşturuldu, saldırılara uğradılar. Ama vazgeçmediler, korkmadılar, yılmadılar. Henüz bunları satın alınacak bir para bulunamadı yeryüzünde. Dolayısıyla bu mücadele sizin sorunuzun sorulduğu sendika derken eğer buna sendika denirse Bağımsız Maden İş de bir sendika.” 

Sendika temsilcisi Öncü Çetin’in arabasının arkasına bağlayıp taşıdığı incir odunuyla yaktığı ateş sabahın ilk saatlerinden güneş kızıllaşarak batıncaya kadar yanıyordu. Bu esnada gündüz vardiyası iş bıraktığı madenden alkışlarla çıktı, serseri (gece) vardiyası işçileri madene girdi. Madenden kapı girişine kadar olan yolu işçiler sloganlarla ve alkışlarla yürüdü. İşçileri taşıyan servisler kornalarla direnişe destek verdi. İşçiler maden önüne geldiğinde Gökay Çakır,  Başaran Aksu ve sendika avukatları Abdurrahim Demiryürek ve Mert Batur işçilere konuşma yaptı, sorularını yanıtladı ve son gelişmeleri aktardı. Sendika temsilcisi Volkan, gelen işçilere ilk müjdeyi “Polyak’ta Bağımsız Maden İş’in üye sayısı sarı sendikayı geçti” diyerek verdi. Büyük bir alkış koptu. Ardından ben de işçilerle sohbet etme imkanı buldum.

“Genç mezarı gördüm ama aç mezarı görmedim”

Sohbet ettiğim işçilerden biri “Rızkı veren Hüda’dır kul vesilesidir. Genç mezarı çok ama aç mezarı görmedim hiç hayatımda. Ha bugün ha yarın yatacak dediler. Elektrik, su, telefon faturalarını, kredi kartı taksitlerimden hiçbirini ödeyemedim” dedi. 

“Madencinin hakkı 30.000₺ mi?”

Maden işçilerini kendi aralarında konuşurken yakalıyorum. “Dünyanın en zor işini yapıyoruz. Her gün kelle koltukta çalışıyoruz. Evden çıkarken ailemizle helalleşiyoruz. Ne zaman ölüp kalacağımız belli bile değil. Oksijenin en zor olduğu yerdeyiz. Madencilerin haklarını kim yiyorsa zehir zıkkım olsun!” diyorlar. 

İşçilerin öden(e)meyen faturaları:

Bir işçinin yanına yaklaşıp “Siz de anlatmak ister misiniz?” diye sordum. Telefonunu çıkarıp bana Gediz Elektrik’ten gelen mesajı gösterdi. “Vadesi geçmiş borcunuzdan dolayı tesisatınıza kesme işlemi uygulanacaktır” yazıyor. “Var mı ablacım konuşmama gerek, sade ben değil, hepimiz aynı durumdayız. Çek bunun fotoğrafını gazetede paylaş halimizi görsünler” diyor. Fotoğrafı çekerek ateşin başına geri dönüyorum.

“Engelli çocuğum var, cebimde ilaç param yok”

Avukatların açıklamasının ardından kapının önünde bir işçi hızla yanıma geldi. “Ben az önce söyleyecektim de, engelli bir çocuğum var, ilaç param yok. Devlet desteği alamıyorum, ben evladım için içerideki paramı öyle ya da böyle almak zorundayım” dedi. Bu kısmı da eklememi birkaç kez tembihleyerek diğer işçilerin yanına, ateşe doğru yürüdü. 

Aynı gece hava sıcaklığı 2 dereceyi  buldu. Nöbete kalan avukatlar, sendika temsilcisi Öncü Çetin ve ben arabaların içinde sabah vardiyasını ve ardından başlayacak olan “Uzun Yürüyüş”ü beklemeye başladık. Arabada uyunan soğuk ve bol yağmurlu bir gecenin ardından sabah oldu. Uyanır uyanmaz kalan son incir odunlarıyla ateş yakıldı. Dayanışmaya gelenlerden kalan meyve suları içildi. Uzun Yürüyüş öncesi son hazırlıklar yapıldı. DGD-SEN Genel Başkanı Neslihan Acar, Tarım Sen Genel Başkanı Umut Kocagöz ve birkaç sendika temsilcisi simit ve poğaçalarla maden önüne geldi. Serseri vardiyası işyerinden sloganlarla çıktı, sendika temsilcileri son konuşmaları yaptı. Maden önünde toplanan işçiler baretlerini yere vurmaya başladı. Sabahın sessizliğini bozan baret sesleri Kınık dağlarında yankılandı. Sabah vardiyası yürüyüşe gidecek meslektaşlarıyla vedalaştı, alkışlar ve sloganlar ve iyi dileklerle onları uğurladı. Ardından Polyak Maden önünden Kınık Meydan’a kadar sürecek olan Uzun Yürüyüş başlamış oldu. 

“Bizi Polyak yıldıramadı, yollar mı yıldıracak?”

Hava soğuktu, yağmur henüz tamamen durmamıştı, işçilerin içinde oruç tutanlar vardı. Bir işçinin yanına gidip “Yol çok mu uzun?” dediğimde bana “Bizi Polyak yıldıramadı, yollar mı yıldıracak?” dedi. Hazırlanan pankartlar açıldı, bir işçi en öne Bağımsız Maden iş flamasıyla geçti, işçilerin önünde giden transit araca ses sistemi kuruldu, 2 işçi arkaya bindi. Biri Türk Bayrağı diğeri de Bağımsız Maden İş bayrağı açtı. Atılan ilk slogan “Polyak İşçisi Yalnız Değildir!” eşliğinde 2 vardiya işçi tek sıra halinde yaklaşık 20 km yolu dağlardan aşağı inerek yürümeye başladı. Yol boyunca ses sisteminden Grup Yorum, Selda Bağcan şarkıları açıldı. Yorum’un “Madenciden” isimli şarkısına sloganlar eşlik etti. Selda Bağcan “Yuh Yuh” kısmında işçiler içinden ilk kimi geçirdi bilemem, ama haklarını yiyen herkese çektikleri “yuh” ıssız köy yollarında bayağı ses getirdi. Ağaçlar beyaz çiçekler açmış, kuzukulakları yol kenarlarında bitmiş ama soğuk henüz Kınık’ı terk etmemişti. Ancak yürüyüş devam ettikçe önce ısınmaya hatta sonra terlemeye başladık. Yol boyunca Kınıklılar belirli aralıklarla işçilere su dağıttı, kek ikram etti. Tek sıra işçilerin yanından geçerken kornalarla, açtıkları şarkılarla desteklerini gösterdi. 

“Migros direnişini kazandık, çıktık geldik” 

Kınık’a girmeye son yarım saat kala DGD-Sen Genel Başkanı Neslihan Acar’la görüştüm. “Kınık’ta polyak işçilerinin, maden işçilerinin ücret ve hak kavgası için sürdürdüğü yürüyüşe katıldık. Migros direnişini kazandık, çıktık geldik buraya. Onun enerjisiyle, onun heyecanıyla bu yürüyüşte birlikteyiz onlarla. Bundan sonraki süreçte de maden işçilerin mücadelesini desteklemeye, birlikte yol yürümeye devam edeceğiz.” dedi. 

Yavaş yavaş Kınık’ın içine girdiğimizde esnaflar dükkanların önüne çıkıp alkışlarla yürüyüşe destek verdi, turşu fabrikasında çalışan kadınlar yürüyüşte olan eşlerini görmek için kapıya çıktı, okul bahçesinde oynayan öğrenciler yürüyüşte tanıdık bir yüz aramak için okul demirlerine yapıştı, madenciler alkışlar, ıslıklar eşliğinde Kınık Cumhuriyet Meydanı’na girdi. Yürüşe eşlik eden transite çıkan Başaran Aksu madencileri bekleyen kalabalığa doğru “Durumumuz güçlüdür. Zayıf değiliz, pısırık değiliz, korkak değiliz. Bunlardan korkmuyoruz! Her kim karşımıza çıkarsa ondan korkmuyoruz! Çünkü işçilerin, madencilerin, emekçinin haklı bir davası için dövüşüyoruz!” diye seslendi. 

“Sarı sendika, patron, hükümet bir masada; işçi değil!”

Gökay Çakır mikrofonu aldığında sözlerine kendisinden önceki Bağımsız Maden İş Genel Başkanı Tahir Çetin ve Ali Faik İnter’i anarak başladı. “Sarı sendikalar, patronlar ve ülkeyi yönetenler bir masada ama hiçbir zaman işçiler o masada değil. Hiçbir zaman da olmamıştır. Hepsini biz seçeriz ama biz o masaya oturamayız. İşçi kardeşlerim, bizim seçtiklerimizin hiçbir zaman bize faydası olmaz, onların faydası patronlara ve parayadır” dedi. 

Sendika temsilcilerinden oluşan bir heyet kaymakamla görüşmek için meydandan ayrıldı. Görüşmenin ardından yaptıkları açıklamada maaşların 27 Şubat günü yatacağının kaymakam tarafından bildirildiğini söylediler. 

Bugün 27 Şubat, hiçbir maaş yatmadı. Bağımsız Maden İş Sendikası patronlara 2 gün süre tanıdı. Aksi takdirde Polyak Madeni’nde yönetimi ele geçireceklerini duyurdular. Yapılan açıklamanın ardından sendika yöneticilerinin önde olduğu işçi grubu Polyak Maden’e girdi. Savcılık sendika yönetiminden Gökay Çakır, Başaran Aksu, Öncü Çetin ve Volkan Çetin hakkında gözaltı kararı verdi. Sendikacılar gözaltına alındı. 

“Ne zaman olsa geleceğim, kimseye fırsat vermeyin!” 

Gökay Çakır, gözaltı aracına binmeden hemen önce onu uğurlayan işçilere dönüp “Ne zaman olsa geleceğim, birbirinizden kopmayın, kimseye fırsat vermeyin!” dedi. İşçiler sendikacıların gözaltına alınmasını alkışlar ve sloganlarla protesto etti. 

İşçi sınıfı neden hâlâ belirleyici: Solun kaybı, sağın yükselişi

İş bırakma çağrısı yapan Umut-Sen’den Başaran Aksu: İşçi sınıfı kendi gücünü devreye sokmalıdır

Maden İşçileri Çayırhan’dan Yürüyor: Özelleştirme İstemiyoruz!

Başaran Aksu ile İşçilerin Gündemi ve Geleceği Üzerine…

Etiketler: Kınık Polyak Madeni, Polyak Maden işçileri, Bağımsız Maden İş, Polyak uzun yürüyüş, Kınık Cumhuriyet Meydanı, Bakırçay Havzası madenleri, maden işçisi maaş krizi, sendika gözaltı kararı

 

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →