₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Kutsanan yükün ardında: Görmezden gelinen kadın, görünmeyen bakım emeği

Anneler Günü diye önümüze konan şey çoğu zaman bir kutlama değil, bir örtüdür. Altına bakınca emeğin, yoksulluğun, yalnızlığın ve şiddetin çıplak gerçeği çıkar.

Bize sunulan anne çoğu zaman vitrin annedir. Ekranda gülümseyen, reklamlarda “fedakâr” diye parlatılan, sosyal medyada “kutsal” ilan edilen kadın… Ama o vitrinin dışında başka bir dünya vardır.

Akşam pazarının kapanışında kasalar devrilirken yere düşen sebzeyi toplayan anne vardır. Çocuğunun beslenme çantasını doldurmak için kendi öğününü eksilten anne vardır. Hastane koridorlarında saatlerce bekleyen, sistemin labirentlerinde sürüklenen anne vardır. Engelli çocuğunun hayatını tek başına taşıyan ama hiçbir resmi anlatıya tam olarak sığmayan anne vardır.

Bu düzen anneliği sevmez; anneliğin taşıdığı emeği sever. Görünmeyen emeği, ucuz emeği, sorgulanmayan emeği sever.

Omuzlara bırakılan dünya

Annelik çoğu zaman bireysel bir yorgunluk gibi anlatılır. Oysa bu yük, yalnızca kişisel bir dayanma meselesi değildir; yapısal bir ağırlıktır.

Bazı hayatlar sanki omzuna dünya yüklenmiş gibi yaşanır. Ama bu dünya gökyüzü değildir. Faturalardır, bakım sorumluluğudur, hastane kapılarıdır, okul eşikleridir, sosyal yardım kuyruklarıdır. Atlas’ın taşıdığı gök kubbe değil, gündelik hayatın kendisidir.

Engelli çocuğu olan anneler için bu yük daha da ağırdır. Onların hikâyesi çoğu zaman anlatılmaz; çünkü anlatılırsa sistemin boşlukları görünür olur. Bu yüzden sessizlik tercih edilir. Ama o sessizlik evlerin içinde bir çığlığa dönüşür.

Bir anne çocuğunun bakımını tek başına üstleniyorsa, sosyal destek alamıyorsa, engelli çocuğuyla yıllarca yalnız bırakılıyorsa bu bir başarı hikâyesi değildir. Bu, sistemin boşluğudur.

Fedakârlık diye sunulan ihmal

Bazen bir anneye ödül verilir. Sahne kurulur, alkışlar dökülür, “örnek anne” hikâyeleri anlatılır. Ama o ödülün arkasında başka bir gerçek vardır: Devletin, belediyelerin ve kurumların yapması gereken işlerin kadının omzuna bırakılmış olması.

Burada ödüllendirilen şey yalnızca fedakârlık değildir; çoğu zaman bir ihmal düzenidir.

Sistem kendi sorumluluğunu yerine getirmediği yerde kadının dayanma gücünü “erdem” diye sunar. Sonra da buna ödül der. O ödül bazen bir teşekkür değil, bir örtüdür. Bir çeşit ahlaki makyajdır.

Böylece devletin yapamadığını anne yapar, sosyal politikaların eksikliğini kadın tamamlar, kurumların boşluğunu birey doldurur. En sonunda o boşluğu yaratanlar sahneye çıkıp kadını ödüllendirir.

Bu bir takdir değil; sorumluluğun estetikleştirilmesidir.

Kutsal aile, yalnız kadın

Bir yanda “aile kutsaldır” diyen politik dil, diğer yanda kadınları yalnız bırakan çıplak gerçeklik vardır. Bu ikisi arasındaki çelişki tesadüf değildir; düzenin kendisidir.

Kadınlar hem yüceltilir hem de en çok yalnız bırakılanlar olur.

Cumartesi Anneleri kayıplarının fotoğraflarını taşırken, başka anneler nöroçeşitli ya da engelli çocuklarının geleceği için sessizce endişelenir. Bu ülkenin görünmeyen acısı çoğu zaman adaletin yokluğunda birikir.

Türkiye siyasetinde kadınlara dair kurulan dil de bu yapının dışında değildir. Kadın ya “kutsal anne” kalıbına sıkıştırılır ya da siyasal tartışmalarda aşağılayıcı, denetleyici ve dışlayıcı bir söylemin nesnesine dönüştürülür.

İktidar-muhalefet fark etmeksizin, kadın bedeni ve kadın davranışı sık sık politik dilin malzemesi haline gelir. “Ahlak”, “makbul kadın”, “hizaya sokma” gibi kavramlar etrafında kurulan bu dil, kadını özne olmaktan çıkarır.

Bu dilin en tehlikeli yanı, aşağılamanın ve şiddet çağrışımlarının normalleşmesidir. Çünkü söz normalleştiğinde baskı da sıradanlaşır. Kadına yönelik şiddetin toplumsal zemini biraz da burada kurulur: görünmeyen yükler, normalleştirilmiş ihmal ve meşrulaştırılmış söz şiddeti.

Tarikatların, erkek egemen yapının ve devletin görmezden geldiği alanlarda kadınların hayatı daralır. Bu daralma sadece ekonomik değildir; politiktir. Çünkü görünmeyen kadın hesap soramaz.

Takvime sıkıştırılan gerçek

Anneler Günü’nü konuşmak yetmez. Anneliği kuşatan sömürü düzenini ve ödül mekanizmalarıyla gizlenen ihmal sistemini konuşmak gerekir.

Eğer bir emek, bir acı ya da bir sorumluluk “özel günlere” sıkıştırılıyorsa orada bir manipülasyon vardır. Çünkü gerçek olan şey gün beklemez.

Bir şey 364 gün görünmez bırakılıp bir günlüğüne hatırlanıyorsa, bu hatırlama değil; yönetim tekniğidir.

Bazı özel günler mücadelelerin, direnişlerin ve toplumsal hafızanın içinden doğmuştur. Ama bugün çoğu zaman o mücadelelerin sertliği yumuşatılır; çiçekle, reklamla, indirimle, ödülle paketlenir. Böylece hesaplaşma duygusu törpülenir, yerine tüketilebilir bir duygu bırakılır.

Takvim burada masum bir zaman çizelgesi olmaktan çıkar. “Şu gün konuş, sonra sus” düzenine dönüşür.

Kadınlar Günü, Anneler Günü, İşçi Günü… Eğer bu günler yalnızca sembolik hatırlamalara indirgenirse, mücadele değil mücadeleyi paketleme biçimi kalır geriye.

Çünkü takvime sıkışan her şey zamanla politik olmaktan çıkarılır. Önce duygusallaştırılır, sonra tüketilir, en sonunda unutulur.

Sistem tam da bunu ister: Hatırlanacak günler, ama unutulacak gerçekler.

Oysa anneliği gerçekten konuşmak, kadınların sırtına bırakılan yükü hafifletmekle başlar. Bakımı aile içine hapseden değil, kamusal sorumluluk olarak kuran bir düzenle; engelli çocukların, yoksul ailelerin, yalnız bırakılan kadınların yaşamını “fedakârlık” anlatısına terk etmeyen sosyal politikalarla; kadını kutsal bir figür değil, hak sahibi bir özne olarak gören bir siyasal dille…

Anneler Günü ancak o zaman bir örtü olmaktan çıkar.

Bir hatırlama değil, bir hesap sorma ve yeniden kurma günü olabilir.

Anneler günü, fiyatlandırılan sevgi

Bir gün değil, bütün yılın yükü

Bu yazı, Anneler Günü’nü yalnızca duygusal bir kutlama olarak değil, kadınların omzuna bırakılan görünmez bakım emeğini örten bir vitrin olarak ele alıyor. Anneliğin kutsanması ile annelerin yalnız bırakılması arasındaki çelişki, yazının merkezinde duruyor.

Mesele fedakârlık değil, sorumluluk

Yazının asıl sorusu şu: Kadınların dayanma gücü neden sosyal politikaların yerine geçiriliyor? Engelli çocuğu olan annelerden yoksullukla baş etmeye çalışan kadınlara kadar birçok hayat, “fedakârlık” diye anlatılırken aslında kamusal sorumluluğun boşluğu gizleniyor.

Başka bir Anneler Günü mümkün

Anneliği gerçekten önemsemek, onu kutsal bir role hapsetmek değil; bakım emeğini kamusal, sosyal ve politik bir mesele olarak görmekten geçiyor. Bu yüzden yazı, çiçeklerin ve ödüllerin ötesinde, destek mekanizmalarını, eşitliği ve hesap sormayı hatırlatıyor.

Özgür çocuk mu, sınırları olan çocuk mu?

Ne zaman fazla olur? 

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →