Derya Kömürcü: Koşullar İktidar Değişikliği İçin Oldukça Müsait

Yerel seçimlerin ardından Türkiye siyasetindeki dengelerin nasıl şekillendiğine dair önemli bir dönemeçte, Yöneylem Araştırma Genel Koordinatörü Doç. Dr. Derya Kömürcü, sonuçlarını kamuoyu ile paylaştıkları Türkiye Siyaset Araştırması Nisan 2024 araştırma bulgularını ve seçim sonrası Türkiye siyasetinin ana gündem maddelerini Fikir Gazetesi için değerlendirdi.

AK Parti buradan toparlayabilir mi? 

Aslında 14 Mayıs 2023 seçimlerinden önce söylediğim bir şeyi şimdi de tekrar edebilirim. AKP’nin toparlaması çok zor ama muhalefetin kaybetmesi mümkün. Şunu söylemeye çalışıyorum, AKP uzunca bir süredir seçmen desteği erimekte olan bir parti. Son iki seçimde oy oranı 15 puana yakın geriledi. Daha öncesi yeni rejimle birlikte parti vasfını yitirdi, topluma nüfuz edemiyor, kadro yetiştiremiyor, fazlasıyla Erdoğan’ın liderliğine bağımlı. O liderliğin de sınırları var. Zaten Devlet Bahçeli bunu sık sık hatırlatıyor. 31 Mart seçim sonuçları ve bizim araştırmamızın bulguları da gösteriyor ki yeni bir siyasi iklim oluşuyor. Bu siyasi iklim önümüzdeki dönemde bir iktidar değişikliği yaşanması için oldukça müsait koşullara işaret ediyor. Tam da bu yüzde iktidardan çok muhalefetin, sadece CHP değil, genel anlamda muhalefetin yaptıkları ve yapamadıkları esas belirleyici olacak diye düşünüyorum. 

1 Mayıs’taki görüntü bize ne anlatıyor? 

31 Mart sonrasında kamuoyunu gereksiz yere meşgul ettiğini düşündüğüm “Erdoğan yumuşar mı” tartışmasının bir gerçekliğinin olmadığını anlatıyor öncelikli olarak. Şu an içinde bulunduğumuz ve en sembolik halini 1 Mayıs’ta görebildiğimiz durum Erdoğan ya da Bahçeli şahıs olarak öyle istediği için değil, Türkiye’de 2015’ten sonraki süreçte inşa edilen rejimin varoluş ve devam etme nedeni olduğu için yaşanıyor. Buna bir de ekonomik krizin derinliğini, çok geniş toplum kesimlerindeki rahatsızlıkları ilave ettiğimizde yumuşamak bir yana daha da sertleşmesi muhtemel bir iktidar var karşımızda. 

CHP açısından 1 Mayıs bir yandan Taksim yürüyüşüne verilen destek, azımsanmayacak sayıda partilinin ve il-ilçe örgütlerinin seferber edilmesi ve nihayetinde Genel Başkan Özgür Özel ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun bizzat alanda bulunmasıyla bir süredir farklılaştığını gözlemlediğimiz, toplumsal muhalefetle dirsek temasını artıran CHP liderliğinin önemli bir adımıydı. Sonrasında hiçbir zorlama yapmadan alanda ayrılmaya yönelik eleştiriler de gayet anlaşılabilir. Dolayısıyla zaten bildiğimiz bir şeyi teyit etmiş olduk: CHP’nin söylem ve eylemlerinde anlamlı bir değişim yaşanıyor ancak değişimin de bir sınırı var. 

Burada bir hatırlatma yapmak isterim. 31 Mart seçim sonucu pek çok açıdan SHP’nin 1989’daki yerel seçim zaferine benzetiliyor. Gerçekten benzeyip benzemediği ayrı bir tartışma konusu, toplumsal muhalefetin 89’daki payını konuşmak gerekir öncelikli olarak, ama 1 Mayıs bağlamında SHP deneyiminden çıkarılacak en önemli ders şudur: SHP birinci parti olup iktidar olabileceğini somut olarak kavradığı andan itibaren iki ölümcül hata yaptı. Birincisi, toplumda hiçbir karşılığı olmayan amansız bir parti içi güç mücadelesi yaşanmaya başladı. Sol kanat tasfiye edildi, Kürt siyasetinin parti içindeki temsilcileri tasfiye edildi ve Deniz Baykal 1990 ile 92 arasında üç kez Erdal İnönü’ye karşı genel başkanlık yarışına girdi, üçünü de kaybetti. Sonunda da partiden ayrılarak 1992’de yeniden açılan CHP’nin başına geçti. SHP bu süreçte seçmen gözünde müthiş bir itibar kaybına uğradı. İkincisi ve birinciden daha önemli olan ise SHP için iktidar olma olasılığı belirdiği andan itibaren partinin SHP’yi SHP yapan bütün özelliklerinden vazgeçerek son derece ılımlı bir söylem benimsemesi, politika revizyonlarına gitmesi ve “devlet”i, sermayeyi, farklı güç odaklarını ülkeyi uslu uslu yönetebileceğine ikna etmeye çalışmasıdır. Bugüne dönecek olursak Türkiye, Erdoğan iktidarı altında uslu uslu siyaset yapılabilecek bir yer olmaktan fazlasıyla çıktı. Ülkenin sorunlarını, toplumsal sıkıntıları da göz önünde bulundurduğumuzda artık hiç kimsenin uslu muhalefet diye bir beklentisi olduğunu sanmıyorum. 

Sizinle yaptığımız bu söyleşinin ardından gerçekleşecek olan Erdoğan-Özel görüşmesine dair öngörülerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Bana göre herhangi bir hayırlı sonucun çıkmayacağı hayırlı bir görüşme bu. İki liderin görüşebiliyor olması önemli. Özellikle herkesin kendi kutbuna hapsolduğu bir siyaset ortamında Erdoğan ile Özel’in bir araya gelmesi, hoşlarına gitmeyebilecek konuları birbirlerinden duymaya tahammül edebilmeleri önemli. Ancak bunun ötesinde ne Erdoğan’ın dile getireceği başlıklar konusunda Özel’in ne de Özel’in dile getireceği meseleler konusunda Erdoğan’ın çok esnek, yapıcı ve hevesli olacağını beklemek için herhangi bir veri yok elimizde. Bana kalırsa bu görüşme Erdoğan açısından 31 Mart seçim yenilgisi havasını dağıtmak ve özellikle kendi seçmenlerine hâlâ buradayım, bu ülkeyi ben yönetiyorum demek için kullandığı bir fırsat. Öte yandan Özgür Özel açısından bu görüşme, kendi meşruiyetini tüm Türkiye’ye ve hatta uluslararası aktörlere göstermek açısından anlamlı bir hamle. Dahası Erdoğan’la görüşmek demek öyle ya da böyle Erdoğan seçmenlerinin radarına girmek demek. Zaten CHP’nin en zorladığı şeylerin başında da karşı mahalledekilerle konuşabilmek geliyor. 31 Mart’ta gördük ki bunu başarabilen CHP’li adaylar olmaz denilen yerlerde belediye başkanlıklarını kazandı. 

Borçların Gölgesinde Belediyecilik

 

Prof. Çarkoğlu: Erdoğan, Özel ile Görüşerek İmamoğlu’nu Ekarte Etti

Prof. Yılmaz: DPT, Belediyeler İçin Kritik Bir Rol Üstlenebilir

Prof. Karakaş: Belediyeler Şoförün Yanında Para Toplayan Muavin Gibi